Kategoriler
Genel Konular

Kansere dair yürekten dökülenler

             İlk defa ne yazacağımı bilmeden oturdum klaavyenin başına.ana fikri şu olsun bunu anlatmaya çalışım dili yalın olsun ayrıntıya girmim..bütün kaygılardan plan ve programlardan uzak..Çünkü bir can söz konusu ve can söz konusuyken bütün plan ve programlar teferruat geliyor insana..can söz konusuyken sanki  dünyada bir sen birde canından endişe kişi kalmış gibi geliyor insana..can söz konusuyken duvarlar dile geliyo sanki  onunla geçirdiğin zamanı anlatıveriyo soluk soluğa  derdini paylaşarak..Süslü cümlelere gerek yok bir can söz konusuyken hele bu can onun canının vesilesiyle var olduğun babanın canıysa..bu can babanın canıysa bütün hayallerinin ideallerinin isteklerinin sonuna bir nokta koyuyosun..çünkü onun canının yanında hiçbir şeyin önemi kalmıyor..

          Evet babam 10 gün öncesinde başka bir sebeple gittiği doktordan  kanser riski olabilir sözlerini duyarak çıktı hastaneden ve birkaç güne pet diye kanser araştırmasına tabi tutulucak.Okuması yazması dinlemesi ne kadar kolay değil mi? On gün öncesine kadar bana da öyle geliyordu Allah şifasını versin deyip geçiveriyodum.Şimdi ise 10 günden beri ellerim bumbuz gözlerim ise hiç kurumadı.

         Babasızlık korkusu..babanın sesini bir daha hiç duyamama korkusu..ona bir daha dokunamama korkusu..onunla bir daha göz göze gelememe korkusu..onun nefesini hissedememe korkusu..hayatta yapayalnız güçsüz kalma korkusu..çünkü babam benim gücüm dayanağım attığım en sağlam adımım kendime güvenim idolüm idealim yaşamadan onun sayesinde edindiğim tecrubelerim o benim herşeyim..

       Böyle dediğime bakmayın ben babama en son doyasıya ilkokulda sarıldım doyasıya en son ilk okulda öptüm ve onu çok seviğimi en son 8 yaşındayken söyledim..yani biz daha başlamadan bitmemeli..seni çok seviyorum baba dediğim de herşey bitmiş olmamalı..

          Ve aslında dönüp arkamıza baktığımızda hafızamızı yokladığımız da her canlılın erken veya geç ölümü tadacağını biliyoruz..Ama bu hafızamızın o kadar kıyısında köşesinde derinliklerinde kalmış ve üzeri toz tutmuşki bu gerçekle karşı karşıya geldiğimizde duvara çarpmış gibi oluyoruz.Bu da ne yazık ki iman adına bazı şeyleri  içselleştiremediğimizin en büyük kanıtı.Keşke bende babamın dediği gibi “beni kanser öldüremez beni ancak ecelim öldürür kanserse bir vesile sebeptir” diyebilsem ve daha önemlisi bunu içselleştirebilsem..Ve son olarak şunu söylemek istiyorum inş. Bir gün de geç olmadan babamın yüzüne söyleyebilirim baba seni çoooooooookkkkkkkkkk seviyorum..

Kategoriler
Genel Konular

KURAN DA KADIN ERKEK EŞİTLİĞİNİN GERÇEK YÜZÜ

Eşitlik mi Yoksa Adalet mi?

Kur’an birbirini tamamlayan eşlerden bahsederken zevc kelimesini kullanır. Arap dilinin dev dil ansiklopedisi olan Lisanu’l-Arab’ da “zevc kelimesine bakıldığında, bu kelimenin içerisinde kullanıldığı birkaç örnek cümlenin başında şu cümle gelmektedir.”Zevcâ na’lin: ayakkabının iki eşi…”(Aktaran:Mustafa İslamoğlu,2010:56)  buradan yola çıkarak kadın ve erkekten oluşan eşleri bir çift ayakkabı örneğinde tahlil edecek olursak; Kadın mı üstün, erkek mi üstün diye bir sorunun çok anlamsız olduğunu görürüz. Bunu büyük dilci İbn Manzur’un örneğine taşırsak: “Ayakkabının sağ teki mi solundan üstün, sol teki mi sağından?” (Aktaran: Mustafa İslamoğlu, 2010:56) diye sormaktan ne farkı var? İsterseniz deneyin. Sol ayakkabıyı sağ ayağa, ya da sağ ayakkabıyı sola giyin. Bu durumda hem ayağa hem de ayakkabıya zulmetmiş olursunuz. Bunların birbirlerine üstünlük iddiası, sadece anlamsız değil, aynı zamanda komik kaçar. Evet, yan yana koyduğumuzda eşittirler. Fakat bu eşler birbirine eşit olsa da birbirinin tıpkısı ve aynısı değillerdir. Eşler arasındaki eşitlik, farklılık zemini üzerinde boy veren bir eşitliktir. Farklıdırlar; birbirinin yerini tutmayan, fakat birbirini tamamlayan eşitlerdir.

Tıpkı ayakkabı örneğimizde olduğu gibi, erkek ve kadın da birbirinin yerini tutmayan, birbirini tamamlayan eş ve eşitlerdir. Bu yüzdendir ki; “Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar”(İsra 84). Kadını erkekleştirmeye çalışırsanız, tıpkı sağ ayakkabıyı sol ayağa giymek gibi hem kadına hem de erkeğe zulüm etmiş olursunuz. Erkeği kadınlaştırırsanız da öyle(İslamoğlu, 2010:56).

Eşitlik mi, yoksa adalet mi tercih edilir? “Girift bir makine da kendi yerinde çok büyük görevler yapan bir dişliyi, aynı makinedeki bir başka makinedeki bir başka dişliye benzemiyor diye yerinden alıp, onun gibi yapmaya çalışmak, hem her iki dişlinin görevini aksatmak hem de makineyi bozmak demektir. Çünkü bu her iki dişlinin de kendi yerinde çok önemli görevleri vardır. Hiçbiri diğerisiz olamaz. Ve bu onların birinin diğerinden mutlak üstünlüğünü de göstermez”(Beşer, 1987:12). İki şeyin birbirinden farklı olduğunu söylemek, birinin diğerinden üstün olduğu anlamına gelmez ve bundan da kadının aşağılandığı sonucuna varılmaz.

Kainatta Allah (cc) her şeyi çift yaratmıştır. Bu çiftlerden her birinin diğerine, bütün yönleriyle eşit olduğunu söylemek mümkün değildir. “Her şeyi çift (erkek ve dişi) yarattık ki düşünüp ibret alasınız”(Zâriyât, 49). Zerrelerden bitkilere, hayvanlar ve insanlar arasındaki erkeklik-dişiliğe kadar her şey çifttir ve birbirine muhtaçtır. Pozitif negatife, elektron protona, gece gündüze, yaz kışa, yeryüzü gökyüzüne, erkek kadına, kadın erkeğe muhtaçtır.  Bu itibarla, eksik olan erkek ve kadın bir araya gelerek birbirlerini tamamlayacaktır. Dolayısıyla kadın ve erkek birbirinin eşiti değil, aksine birbirinin tamamlayıcısıdır.

Allah Resulü bir hadislerinde bu gerçeği şöyle ifade ederler: ‘İnnema’n-nisâ şekâikur’r-ricâl (Kadınlar erkeklerin yarısıdır) (Ebû Dâvut, Taharet, 94). Buna göre, insan olma yönüyle kadın ve erkek eşit yarımlardır. Ama hiçbir zaman biri diğerinin aynı değildir. Yani bunların fıtratları ruhî ve psikolojik yapıları tamamen farklıdır. . Bu birinin diğeri üzerindeki üstünlüğüne işaret etmez. Hiçbir zaman kadın fizik ve ruh bakımından erkeğe eşit olamayacağı gibi, erkek de ona eşit olamaz. Ne erkek kadının biyolojik olarak daha gelişmiş bir şekli, ne de kadın erkeğin az gelişmiş bir tipidir.

Kadınla erkek arasındaki psikolojik farklılık kendini çocukluk çağından itibaren göstermeye başlar. Erkek ve kız çocukların oyuncakları farklıdır. Bir kız çocuğu en çok oyuncak bebekleri sever. Henüz evlilik nedir bilmediği o yaşlarda, bebeklerini bağrına basar, öper, elbiselerini değiştirir, beşikte sallar ve uyutur. Günün büyük bir kısmını onlarla geçirir. Erkek çocuk ise, taksi, uçak, tabanca gibi oyuncaklara daha fazla rağbet gösterir. Bu çocuklar büyüdüklerinde bu defa, sohbetleri değişir. Erkeklerin toplantılarında daha çok, iş hayatı yahut politika konuşulurken, kadınlarda ön sırayı ev eşyaları ve örgüler alır. 

 Bu iki cinsin zafiyetleri de farklılık gösteriyor: Erkekte, tahakküm ve baskı hastalığı mevcut. Kadında ise, gösteriş ve desinler belâsı. Kadında sezgi gücü, erkekten çok kuvvetli. Değişikliğe ondan daha çok ihtiyaç duymakta, yenilik ve heyecana daha açık. Vücut büyüklüğü itibariyle ve güç ile kuvvet yönünden, kadın erkekten genellikle daha geri. Bunun neticesi olarak, sığınma ihtiyacı kadında kendini daha fazla hissettiriyor.

Tam da bu noktada birbirinden farklı olan, ancak birbirini tamamlayan eşler arasında eşit davranarak fıtrata zulmetmek mi yoksa adaletli davranarak fıtrata uygun dağılımlar yapmak mı doğrudur. Kadının hayatının zorluklarına tahammül edecek, ağır işleri görecek, makineleri ve yükleri indirip bindirecek gücü var mıdır? Bu işlerin kadına yaptırılması tabii ve doğal olana karşı çıkmaktan başka bir anlam taşımaz.

Kategoriler
İslam Dini

İslam da çok kadınla evlilik

İslamiyet de birden fazla kadınla evlenmeyi müsaade eden ayet Nisa süresinin 3. ayetidir. Eğer (kendileriyle evlendiğiniz takdir de) yetimlerin haklarına riayet edememekten korkarsanız beğendiğiniz (veya size helâl olan) kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın; yahut da sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için en uygun olanıdır.Bu ayetten de anlaşıldığı üzere  tek eşle evlilik en uygun olandır. Ardından gelen Üzerine düşüp uğraşsanız da kadınlar arasında âdil davranmaya güç yetiremezsiniz; bâri birisine tamamen kapılıp da diğerini askıya alınmış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir, günahtan sakınırsanız Allah şüphesiz çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir (Nisa:129) bu ayette bunu tasdiklemektedir.Yani bu hüküm, yapılması gerekli bir görev değil, zaruri durumlarda kullanılabilecek bir izindir.İnsanın eşleri arasında fiili ve kalbi ile denklik yapıp, tam adil olması mümkün değildir.Erkeğin yedirme , giydirme , mesken davranış ve sevgi gibi konularda hiçbir ayrım yapmaması şarttır. Nitekim Peygamber Efendimiz  Bir erkeğin nikahında iki kadın bulunurda aralarında adaleti gözetmezse kıyamet gününde  bir tarafı düşük , felçli olarak gelir(Tac Tercemesi , c. 2,s:581.) Erkeğin her konuda eşit davranmaya gücü yetse bile sevgi konusunda eşit davranması olanaksızdır.

İslamiyet’ten önce hiçbir sınır getirilmeyen evliliğe İslamiyet bazı sınırlar koymuş ve bu sınırlar dahilinde çok eşle evliliğe izin verilmiştir.İlk olarak cahiliye devrinde istediği kadar kadınla evlenebilme hakkı olan erkeğe sayı sınırı getirilmiştir. İslamiyet bir erkeğe en fazla 4 kadınla evlenme serbestliği vermiştir.Nevfel b. Muâviye, beş kadınla evli iken İslâm’a girmişti. Nebî (s.a.s) ona; “Dördünü tut, diğerinden ayrıl” (eş-Şevkân, a.g.e., VI, 149) buyurmuştur . “Nikâhım altında sekiz kadın olduğu halde Müslüman oldum. Nebî (s.a.s)’e giderek, durumu anlattım. Bana: Onlardan dört tanesini seç, buyurdu” (Ebû Dâvud, Talâk, 35). İkinci olarak adalet şart koşulmuştur. Son olarak da ‘ Adalet gözetilmeyecekse bir tane ile yetinme mecburiyeti’ (Ailede ve toplumda kadın syf 151)  vardır.

Bunların yanı sıra şunu da söylemek gerekir ki İslam hukukunda evlenmek akdi yapılırken kadın, kocasının üzerine evlenmemesini şart koşabilir. Kadın uygun görürse evli bir erkekle evlenmeyi kabul eder.Uygun görmezse bu evliliği gerçekleştirmez.Ayrıca ilk hanım evlenirken üzerine evlenilmemsi şartı koşmuş ise ikinci evliliğe müsaade yoktur.

Peygamberimizin kızı Hz. Fatıma , kocası Hz. Ali’nin ikinci bir kadınla evlenmek istemesine karşı çıkmıştır.Peygamberimizin terbiyesinde büyüyen Hz.Fatıma’nın kocasın ikinci evliliğine karşı çıkması caiz olmasaydı Allah Resulu onu ikaz eder , kocasının arzusuna boyun eğmesini emrederdi.Halbuki durum öyle olmamış bilakis kızının üzüldüğünü gören Allah Resulu damadı Hz. Ali’nin bu arzusundan vazgeçmesini istemiş, eğer vazgeçmezse ancak Fatıma’yı boşadıktan sonra evlenebileceğini bildirmiştir.

İslamda tek evlilik esas çok evlilik ise istisnadır.Ona ancak ihtiyaç ve zaruriyet hallerinde başvurulur.İslam hiç kimseye çok eşliliği farz kılmadığı gibi bunu teşvik de etmemiştir.Ancak genel veya özel sebepler dahilin de taadüd-i zevcat diye adlandırılan çok eşliliğe izin verilmiştir.Bazı yerlerde ve zamanlarda erkek nüfusunun azalıp kadın nüfusunun normalin üstünde bir şekilde artması dahilinde bu evliliğin yapılması zaruriyet arz edebilir.Tıpkı bu olayın örneği İkinci Dünya savaşında erkeklerin azalmasıyla ile yaşanmış , yaklaşık on kadına karşılık bir erkeğin düşmesi kadınları fevkalade sıkıntıya sokmuş , bu neticede  onların erkek ithalini düşünmesine bile yol açmıştır.Ardından kadının  zevcelik vazifesini görmesine mani olacak tedavisi olmayan bir hastalığının olması , çocuk yapamaması gibi nedenler sıralanabilir.

İslam‘daki taadüd-i zevcata ağır hücumlarda bulunan Avrupa bütün bu saydığımız zaruretleri tek bir şeyde halletmek istedi: ”zinaya göz yummak” .Zina,nikahsiz birliktelikler, babası belli olmayan çocuk:  meşru nikaha , meşru zevceye , meşru evlada tercih edildi.Avrupada kadın erkek sayısında ki bu dengesizliği metreslerin erkek hayatında ve malında meydana getirdikleri tahribatı, zinanın çoğalması ile cinayetlerin çocuk düşürmelerin fazlalaştığını gören düşünürler taaddüd_i zevcat hakkında olumlu davranmaya başlamışlardır.

İnsanlık bir erkekle bir kadından yaratıldı.Bir erkekle birkaç kadından değil.Nefsani düşüncelerle yapılan çok eşle evlilik, böyle bir başlangıca sahip olan insanın yaratılışına ters düşer.İslamiyet ancak kadının izni dahilinde zaruriyet halinde yapılan çok eşli evliliklere izin vermiştir.İslam toplumuna özgü olmayan çok eşle evliliği İslamiyet dörde çıkarmamış taaddüd-i zevacatı 8-9’dan  4’e indirmiştir.Dört sınırını koyarken de adaleti koşul koymuştur.Çok kadınla evlilik ilk anda sanıldığı gibi erkeğin cinsel hayatına hizmet eden bir müessese değil aksine kadın cinselliğini korumak, zinanın önüne geçmek kadından ahlak dışı bir şekilde yararlanılmasını engellemek  amacıyla ortaya konulmuş makul bir çözüm yoludur. Taaddüd_i zevcat dünyanın bir çok yerinde resmen kaldırılmış olsa da realitede de devam etmektedir.

Kategoriler
İslam Dini

İslamiyet de kadın erkek eşitliği

         Ben kendimi bildim bileli kadın erkek eşitliği problemi gündemde..Buna bağlı olarak feminist hareketler , bunun sorumlusu olarak Müslümanlığı islamı görmeler , kadınların kendilerini ispat çabaları, bu konuya yönelik kitaplar dergiler haberler..bu problem bendende yaşlı..beni bırak annemden, annemin annesinden ve hatta onun annesinden…Çünkü bu problem kadın problemi değil insanlık problemidir ve bu yüzdendir ki ilk insanla birlikte bu problemin temelleri atılmıştır..Öyle bir temel ki, günümüze kadar, modern insan diye tabir ettiğimiz bu konuda islamı suçlayan toplumun önüne tüm canlılığını koruyarak çıkmıştır.Evet yanlış duymadınız bu kendilerini modern diye tanımlayan bireyler kadın erkek eşitsizliğiyle islamiyeti bir tutmakta buna islamiyetin getirdiği yasakların sebep olduğunu düşünüp savunmaktadırlar..düşünüyolar kelimesinin yanına savunuyoları koyma gereksinimi duydum çünkü cahillikten mi yoksa art niyetlerinden midir bilinmez avaz avaz gazatelerde dergilerde programlarda bu düşüncelerini hiçbir öze dayandırmadan savunmaktadırlar..öz den kastım: bir cümleyi okursun anlarsın ve o cümleyi hiçbir geçmişle , gerçekle özdeşleştirmeden yorumunu yaparsın..teoride anlamış olursun ama aslından özünden uzaktırsın..çekirdeğe gitmek yerine çekirdeğin etrafında oyalanırsın..velhasıl bir cümleyi anlamak demek o olayın ne kastettiğini ne için öyle dediğini, ne için bazı şeyleri yasaklayıp bazı şeyleri önerdiğini yani o cümledeki hikmeti maksatını anlayabilmektir..aksi taktide; Bektaşiye, “Neden Namaz kılmıyorsun” diye sormuşlar. Bektaşi’de “Kur’an’da namaza yaklaşmayın ayeti var” cevabını vermiş. Soranlar, “Ama o ayetin başında içkiliyken namaza yaklaşmayın ifadesi var” deyince, Bektaşi, “Ben hafız değilim” cevabını vermiş. Bu kıssayı hayatına geçerin binlerce insandan biri olmaktan öteye gidemezsin..

      İslamın kadın erkek eşitiği konusunda ki çizdiği çizgiyi daha net görebilmek için İslamiyet öncesi toplumlardaki kadınların durumlarını ortaya koymalıyız..karşılaştırma yaptığımız taktirde islamiyetin bu konuda sergilediği tavırın , islamiyeti suçlayan kişilerin düşüncelerinden çok uzak olduğunu görebiliriz.İslamiyet öncesi kız çocukları utanç sebebi sayılırlar ve bu yüzden diri diri toprağa gömülürlerdir..yasak meyveyi yemeye yöneltenin Havva olduğunu düşünüp kadına şeytan gözüyle bakarlardı..kadınların miras hakkı yoktu..kadına hiçbir konuda danışışmaz..danışılmak bir kenara kadına konuşma hakkı bile tanınmıyordu..islamiyet öncesinde kadın kız çocuğu , anne , eş olarak hiçbir değeri kıymeti yoktu.İslamiyetle birlikte kadın yerlerden alınıp göklere çıkarılmış , tabi hakları olan söz hakkı ilim hakkı boşanma hakkı miras hakkı gibi bir çok hakkı eline verilmiş ve Avrupa kadını insan yerine dahi koymazken İslamiyet kadını adeta kutsallaştırılmıştır.Cennet annelerin ayakları altındadır. Sizin en hayırlınız eşlerine(kadınlara) karşı iyi davrananınızdır. Bunun yanı sıra kuran ayetlerinde kadın ve erkeğe birlikte hitap etmiştir..Emir ve yasaklarda, ödül ve cezalarda , Allah ın rahmeti ve azabında hiçbir şekilde cinsiyet ayrımına gidilmemiş..Kadın olsun erkek olsun siz hepiniz birbirinizdensini(3:195)

        İslamiyette dünyada ki her şey emanettir kendi marifetimizle bizim olmamıştır düsturu hakimdir..ırk soy sop ırk..cinsiyette bunların içindedir..kişinin kendi dahilinde olmayan meziheyetlerle övünmesi ahmaklıktan başka bir şey değildir..Övünmek veya dövünmek yersizdir..İslamiyet bu dusturuyla ayrımcılığı bastan ve kökünden kaldırmıştır.

Kategoriler
Kişisel makaleler

Mutsuzluğun, Acının Tarifi Ve Çözümü

Acı..mutsuzluk..hayal kırıklığı..sıcaktan birden soğuğa geçersin ya.. zirveden birden yere düşersin ya da iplik birbirine dolanır karmakarışık olur çözemezsin de kesmek zorunda kalırsın.. sayfaları çevirirken kağıtlardan biri parmağını keser..belki dışarıdan gözükmez o kesik..kanamaz bile…ama acısı sadece parmağında durmaz bütün vücudunu sarıp sarmalar…küçüktür ama öyle hissettirir ki kendini ince ince sızlayışlarıyla..dışa akıtmadığı kanı içine akıtırda yakar sanki..kasıp kavurur bütün hücrelerini..damarlarına kadar hissedersin acısını..unutturmaz kendini…ben de buradayım hiç beklemediğin bir anda canını acıtabilirim diye avaz avaz bağırır sanki..gerçektende öyle değil mi sayfaları hiç aldırış etmeden çevirirken hiç beklenmedik bir anda akıtır kanını içine..inceden inceden sızlatır..küçüktür ama tüm dikkattin algın ordadır artık..sonra daha önce o kesik acısını yaşamamış birilerine gösterirsin gülüp geçerler çok bilmiş bir edayla kanamıyor bile derler..onlar bilmezler mikrobun kanla dışarı çıktığını..ve böylelikle yaranın daha çabuk iyileşeceğini..acısını dindirmek için sarıp sarmalarsın..insanlardan bulamadığını bir bez parçasında bulmak istercesine..sıkı sıkı sarıp boğup öldürmek yok etmek istercesine..ama nafile..bir kere işlemiştir bedenine..ruhunu esir almıştır..sana düşen tek şey ise teslim olmaktır..çünkü onun karşı koyamayacağı tek ilaç zamandır…

Kategoriler
Genel Konular

KÖŞE BAŞLARINDAKİ ERLER

KÖŞE BAŞLARINDAKİ ERLER
Sokaklar; bir sağ bir solo koşuşturan bambaşka düşünceleri hayalleri istekleri olan, hayata bakış açıları çok farklı bir yığın insanla dolu.alevisi sunisi lazı çerkezi kürtü türkü açığı çarşaflısı zengini fakiri ahlaklısı ahlaksızı…sokaklar kültür kaynaşmasının birinci şahidi en iyi tanığı.. işte bu sokaklar, caddeler, köşe başları öyle insanlara tanıklık ediyolar ki..ahir zamanda nadir bulunan insanlar..o insan yığının içinde parmakla gösterilecek kadar az olan insanlar… caddelerin şaşasına kapılmadan ,başı önde hızlı adımlarla yürüyenler..bu insanların diğer insanlardan büyük bir farklılığı var; bu insanların bir amacı bir gayesi bir davası var..dava onların davası değil ALLAH ın davası..Dava ,ALLAH gibi eşi benzeri olmayanın davası olunca, bu davayı derdi omuzlarında taşıyanlarda yüceliyor.Sırtalarınki yüke rağmen..işte bu yükün üstesinde tamamen geldikleri anda ALLAH katında en yüce makamlara yükselecekler..Kim mi onlar?Onlar her yerde istanbulda izmirde vanda erzurumda amerikada afrikada..her köşe başında…ama onlara bu yetmiyor onların amacı GÜNEŞİN DOĞUP BATTIĞI HER YERE ULAŞABİLMEK..bir canlının nefes alıp verdiği her yere yetişebilmek..İşte onlar insan yığının içinde oralara yetişebilmek için koşuşturuyolar belkide son nefeslerini koşuştururken verecekler ve onların son nefesleri başka birinin ilk nefesi olacak…
Sokaklar kirli ,sokaklar çamura batmış ,sokaklar leş kokuyo…sokaktaki insanlar muhakkaki hizmet erlerine çamur atacak kirletecek kokutacak önüne engeller serecek yıldırmaya çalışacak…onlar üzerlerindeki çamurları göz yaşıyla temizler temizlemez kendilerine çamur atana Allah ı anlatmaya giderler…işte onlar bu küçücük kalplerine Allah ın davasını sığdıracak kadar büyük gönüllü insalardır..bu da her değil er kişinin işidir…(ALLAH BİZİ O ER KİŞİLERDEN EYLESİN AMİN..)
Kategoriler
Kişisel makaleler şiir edebiyat

KALABALIKTA YALNIZLIK

yalnızlık ölümcül yalnlızlık…

kalabalığın içinde kimseye sesini duyuramadığın dokunuşlarını hissettiremediğin  yalnızlık…

karanlığın içine gömülüp yıldızlarla başbaşa kaldığın yalnlızlık

gecede kaybolmak bir günü 48 saat olarak yaşamaktır yalnızlık

çaresiz ümitsiz ve yorgun gözlerle ne aradığını bilmeden bakmaktır etrafa yalnızlık

bilsede aradığını bulamamak…

gözyaşlarının içine aktığı sessiz ve derinden ofların çekildiği çıkılamayan ve dibi gözükmeyen  kuyudur yalnızlık

çölde susuz kalmak gibi bir şeydir,  aranan bulunduğunda ise geçmişi unutup kana kana su içmektir ve susuz nasıl yaşadığına şaşırmaktır yalnlızlık..

susuz nasıl yaşayamaz insan yanlızkende öyle dönmez dünyan…

                                                                    ALLAH KİMSEYİ SUSUZ BIRAKMASIN…

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Makale Yazıları - Yarışma Toplumsal Konular

Dönüp doloşıp gelinecek tek nokta Anne

                  Kimisi; kapısından içeri adım attığımızda karşılaştığımız iç acıtıcı manzarası, ağır bir kokusu olan büyük bir hastanenin konforlu odasında,

kimisi; çatısı damlayan tek odalı evin kırık dökük kanepesinde gözünü açtı bu hiç tanımadığı dünyaya.

           Nerede ne şekilde doğacağına, anne babasının kim  olacağına dair bir seçim hakkı olmadı hiç birimizin. Ailemiz ayrı,maddi imkanımız ayrı, kaderimiz ayrı… Her şeyin ayrı olduğu bu dünyada her bebeğin, her çocuğun,her yetişkinin ortak payı, vazgeçilmezidir anne.

           Herkesin annesi kendine göre şehrin, ülkenin hatta dünyanın en iyi, en fedakar, en şevkatli,en kıyımsız, en güzel varlığıdır. Anne dünyanın en güzel kucağına sahip kadını. Bizi dünyada en fazla sevebilecek insan, sevgisini elinden kalbimize yollayabilen, bakışlarıyla içimizi ısıtabilen ve bunu yaparken de bakışlarımızın gölgesinden içimizi okuyabilen kusursuz bir insandır anne. Hayatta bizi sadece biz olduğumuz için seven tek insandır belkide.

Anne bir çocuğun dünyası demektir. Gözünü onun huzur dolu kucağında açar ve hayata gözlerini yumana kadar onun kucağında olmak ister. Anne kucağında açılmış o gözlerin sahibinin, annesini toprak olmuşken gördüğü anda dünyası başına yıkılır. Çünkü anne sonsuza kadar yaşanması istenen tek varlıktır.

Kategoriler
Kişisel makaleler

Doğanın Gücü mü? Photoshop’un Gücü mü? Allah’ın Gücü mü?

Doğanın mı photoshop un mu insanın mı (çoğaltılabilir) yoksa Allah ın eseri mi bu resimler.Aslında hepsi aynı kapıya çıkıyor.Doğa kimin eseri insan kimin eseri insana photoshop yapabilme zekası veren beyin kimin eseri.Dağda ,taşta, havada, karada, denizde her baktığımız santimde onu görebilmemiz için bunun gibi mucizelere gerek yok dimi.Mücizenin ta kendisidir dağ taş deniz…Hatta mücizenin ta kendisidir badem büyüklüğündeki o gözlerimizle bütün tabiatı görebilmemiz…Allah ın bir mucizesini ,izini görmek için aynaya bakmamız yeterli..

Kategoriler
Günlük hayat Türkiye üzerine

İŞSİZLİK

2000 li yıllar: modern, teknolojinin zirve yaptığı, milenyum çağları. İstanbul Bey efendileri, iş kadınları, sitede büyümüş çocuklar, evcilleştirilmiş; kulübelerinden çıkmamış hayvanlar, son model arabalar, cep telefonları, göğe merdiven dayarcasına yapılan yüksek binalar.
 
Bu 2000 li yılların görünen yüzü. Ya sıvası bile yapılamamış tuğlalardan örülü, çatısı damlayan tek odalı evler, çalışmaktan elleri nasır tutmuş elleri öpülesi bir sürü insanların yaşadığı arka sokaklar…
Evlerin de elektriği bile olmayan bu insanların tek ışıkları gökyüzündeki yıldızlar, tek çıkış yolları çalışmak çalışmak çalışmak…elleri çalışmaktan nasır tutmuş bireyler günümüz Türkiye sin de şanslı sayılıyorlar ya bu imkana bile sahip olamayan bir yığın insana ne demeli.eğitimlisi eğitimsizi tembeli çalışkanı genci yaşlısı…
yetmiş milyon insandan kaç kişi takım elbiseli kaç kişinin eli nasır tutmuş kaç kişi boşta…
Milenyum çağındaki Türkiye de birey(nüfus) yığınla ama birey başına düşen milli gelirde ülkemiz bu kadar cömert olamıyor??? Ekonomik kriz , vasıfsız eleman, sınırlı iş alanı, devlet milyonlarca neden.Çalışmak isteyen birey elleri nasıl tutsa da sonuna kadar çalışır ya nasır tutacak ele bile sahip olamayan bireyler.doğuştan mı işsizler!!!
Velhasıl, doğuştan var olan imkânlarımızı sonuna kadar kullanmalı bir işin ucundan da biz tutmalıyız ki Türkiye‘mize milenyum çağını gerçekten yaşatalım