Kategoriler
İnternet Dünyası Ivır Zıvır Kişisel makaleler

Sözcükler boşa yankılanırsa çevremde…

Ailenizin makalecisi, yanlızlık hissederek sizleri selamlıyor..

Mahallenin delisinden kaçarken Makaleci.Com ‘a rastlayan bir şizofrenik delinin hikayesidir bu. Sözcüklerini boş boş yankılanmış olarak görmüş birinin..

Hani boşluklar olur da insan kendini anlayamaz ya.. Ya da hani uykuda iken kendini aniden boşlukta sanıp düşeceğini zannetmem.. Hah ! işte tam oyle bir ruh halinde Mesut.. Sözleri, boşa sanki!

Herkesin kendi kafasını alıp işlerine sımsıkı sarıldığı deli bir dünyada işini gücünü bırakıp makale yazmaya calısan biryazarist oluvermişim.. her ne kadar nette zamanım az olsa da..

Uykusuz gecelerimde ise teşkilata silah eğmenin hazin hüznünü yaşıyorum. İçtimasız gecelerime isyan ediyorum senin gibi komuta edilmeyen ordumla..

Her ne ise. Ben bu yazıyı Makaleci.com ve Yazarist.com için yazdım. 3. kişiler de alıp yayımlamasın, sağda solda görüyorum, cinlerim tepeme çıkıyor, daha bir umudum kırılıyor hayata karşı. Yaşama hevesimi elimden almaya çalışan “blog hırsızları” veyahut “emek” hırsızları..

Sözlerimi gecenin bir yarısı kucağımda bilgisayarım, yatağımda senin boşluğun ile noktalıyorum. Bir gün bu boşluka olursun diye de her gece dua ediyorum. Yazılar da yazıyorum. Yazılar, yazılar… Sensiz çalışan kalemim, bir fincan nescafem ve sensizlik.. Muhteşem üçlü =)

Hoscakalın.. Mesut Mert Budraç

Kategoriler
Spor

NBA.com: ABD en zor maçında! Bravo Türkiye’m..

Ailenizin makalecisinden selamlar.
ABD Profesyonel Basketbol Ligi’nin resmi internet sitesinin bugün Türkiye ile ABD arasında oynanacak Dünya Basketbol Şampiyonası final maçıyla ilgili değerlendirmesinde, ABD’nin “en zor maçına çıkacağı” yorumunda bulunuldu. Tabi bizim de göğsümüz kabarmadı değil..
Basketbol Millitakımımız Fiba 2010 dünya şampiyonasında muhteşem derecede başarı gösterdi.  12 Dev adam, Nba’i de korkuttu. Ve yapyığı açıklamada Final maçında olacak ABD-TÜRKİYE maçı için “bd için Türkiye zorlu rakip, Abd en zor maçında..” dedi.
ABD’nin seyirci dışında da bu şampiyonada karşılaşmadığı kadar güçlü bir ekiple oynayacağı kaydedilen yazıda, Türk Milli Takımı’ndan övgüyle söz edildi.

“Türkiye, ABD’nin bu turnuvada karşılaştığı tüm takımlardan daha iyi” ifadesi kullanılan yazıda, Türkiye’nin hücumda da savunmada da etkili olduğu belirtildi.

Türkiye’nin yüzde 43’lük isabet oranıyla turnuvanın en iyi 3 sayı atan takımı olduğuna dikkat çekilen yazıda, Türkiye’nin rakiplerinin ABD’ninkilerden daha fazla top kaybı yaptığı hatırlatıldı.

Başarılar Türkiyem!
Yazarist – ShezophreeN sadece Makaleci.Com için yazdı.
Kategoriler
Günlük hayat

Nefes Ve İnsan

Merhabalar, Nefes alabilen insan topluluğu’na selamlar =)

Efendim; bir insanın günde ortalama  86400 kez nefes aldığını biliyor gibiyiz. Biliyorsak, şu soruyu sorayım sizlere: Aldığımız nefesi bile geri veriyorsak, bize ait olan nedir?

Cevabınız: ” Heh heee; tabiki yatlar katlar, arabalar ferrari oh!” ise büyük bir yanılgının içinde olduğunuzu belirtmek isterim. Bakınız: Kefenin cebi yok..

O zaman bu dünyada bize ait olan şeyin ne olduğunu araştırmaya çıktı ailenizin makalecisi. Galiba bu dünyada bize kâr kalan tek bişey var: “Mutluluk, huzur..” -2 olduğunu düşünen muzip arkadaşlara aşk olsun =)

Nefes dedik.. İnsan her gün bilinçli bilinçsiz nefes alıyor.. Küçükken nefeslerimi sayardım, annem konusturunca unutur, başa alırdım =) Delice ve çocukca ama, =)

Efendim bayram bayram yine sizere yazma gayreti içinde oldum.
Dipnot: Bu yazı sadece, sadece ve sadece makaleci.com için yazıldı. Teşekkürler ! =)

Kategoriler
Web Site Tanıtımları

Yazarist

Yazarlar Ülkesi

Merhabalar. Ailenizin Makalecisinden, sevgiler, saygılar.
Hayatı bloglamaya başladığımız andan beri, yazarist olduk.. Aldık elimize kalemi kağıdı, bloglamaya başladık hayatı.. Toplandık bir kaç yazar, yazarist olduk. Yetinmeyip gönüllü yazarlarımızı da aldık kadromuza. Yazarist.Com, yazarlar ülkesi olma yolunda.

Amacımız, daha çok yazara ulaşarak kişilerin sanal ortamda kendilerini yazdığı bloglar ile ifade etmesine olanak sağlamasıdır. Bu amacımıza ulaşabilirsek, ne mutlu bize. Bizler, sizin düşüncelerinizi yayımlıyoruz. Hayattan bloglar, yazılar yazmanıza olanak sağlıyoruz.

Bu konuda her ne kadar makaleci.com’u örnek almıssak da asıl olarak bir webmasterin dünyasından bloglamaları hedef aldık. Daha önce ruhsal bunalımlar geçiren bir kişiliğin yazılarını yayımlasak da artık daha geniş kitleye ulaşmak istiyoruz.   Bizlere desteklerinizi göstermenizi isteriz.

Yazarlığı, blogcuları, ve yazarlığa gönül vermiş herkesi bekleriz. Teşekkürler.

ShezophreeN / Mesut BUDRAÇ – Saygılar sunar. Yazarist!

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat Öğrenci Konuları

Üniversite’yi yeni kazanan öğrencilere tavsiyeler

Selamlar. Ailenizin makalecisi, -O bir halk kahramanı- ShezophreeN “Mert Mesut BUDRAÇ” bugün bu soruya açıklık getirecek.. galiba!

Liseden çıkıldı, üniversiteler kazanıldı. E hali ile, öğrencilerimize birkaç tavsiyede bulunmak istedim..


Sorun şu: Efendim, üniversite denen zorlu maraton sonrası rahata kavusacağımı sandığım, aslında hayatın zorluğunu üniversiteye gittiğimde daha iyi anlayacağım bir sınavı geride bıraktım. Bana ne gibi tavsiyelerde bulunabilirsiniz?

Öncelikle, bu eğitim sürecinin hiç bir zaman kampüsün çimlerinde uzanıp ellerde gitar etrafta kızlar şarkı türkü söylemekten ibaret olduğunu sanmayın.

Orada artık ders çalışmayız fikriniz varsa, unutun.. Kendi araştırmalarım ve gözlemlerim sonucunda şu kelimeyi rahatlıkla kurabilirim: “Bir Eşşeğe bile (afedersiniz ama tabiri caizse,) üniversite okutursanız, hiç çalışmayan eşek, oturur ders çalışır..” Lise dönemindeki o tembel haylaz, artık yerini vize ve finallerde yüksek notlar almaya calısan bir öğrenciye bırakır.. Tabi adam gibi bir bölümde okuyorsanız..

Gıcık hocalar tanıyacaksınız, aslında onlar gıcık değiller. Gıcık olan başka şeylerdir, gidince anlayacaksınız.. Gıcık öğrenciler de.. Tip tip kişiler vardır, tip tip insanlar.. her insan kendi bazında değerlidir. Onları yadırgamayın, ne kadar değişik olsalar da..

Kariyer bazlı düşünürsek, çoğu şirket üniversitenin adına bile tav oluyor. bazı okullardan mezun olanlar diğerlerine nazaran kafadan 1-0 önde başlıyor. bu fark kapanır mı kapanmaz mı bilmiyorum ama anladığım kadarıyla o kişinin elinde biraz. yurt dışı programlarına dahil olmaya çalışın, klüplere üye olun, sosyal sorumluk projelerine katılın. en önemlisi yabancı dil kasmaya çalışın.

Katılım zorunluluğu olmayan dersler olacaktır, “nasılsa zorunlu değil” deyip gitmemezlik etmeyin.. Kaybeden siz olursunuz, haberiniz olsun.

Not sistemini (AA-FF,) daha iyi öğreneceksiniz. Gitmeden de araştırığ öğrenin. Okuyanlar da sonra öğrendi tabii.. Vizeler, Finaller neymiş, göz gezdirin. Çan Eğrisi neymiş, onu da öğrenin. Tabi yaşadıktan sonra sövmeseniz de.. =)

Arkadaşlıklara dikkat ediniz.. Zira arkadaş ipi ile kuyuya inmek, intihar gibidir. “Arkadaşını söyle, sana kım olduğunu söyleyeyim..” Bu sözü burda daha iyi anlayacaksınız. Arkadaşını satma olayları yaşanır, başınıza gelirse şaşmayınız. “Aman Dikkat!”
Evlerden ırak bir durum ise, ev arkadaşlığı.. Bu kişilerin çok sağlam olması gerekir. aksi takdirde yaşadığınız üniversitede eğer saygın çevreniz varsa sizlere zarar verebilir. Onları iyi seçmelisiniz.

“The Bıg Bang teory” dizisini izlemişsinizdir, bakın da örnek öğrenci görün derim. Üniversite eğitiminde hala aynı ev arkadaşları ile 4 yılı beraber geçiren bu dizi karakterleri gibi bir grup öğrenciye daha rastlamadım.. Yani ev arkadaşınız bile tehlike arz ediyor.

Bunca şeyden sonra “aslında yazmadıklarım da var” üniversite eğitiminin kötü olacağı kanısına varmayın. Hayatınızın belki en güzel anıları burada geçecek.. Maceralar diz boyu… Lise’nin o ergen hali, tavrı, olayları yaşanmaz burda.  Burda, kotanız yükselecek adeta…

Gitmeden önce, Anneniz size bavulunuzu hazırlamanızda yardımcı olacak. Herkes size “gidici” gözü ile bakacak ve herkes sizden bir başarı bekleyecek.. Ailenizin göz bebeği olacaksınız bir nevî. Efendim kazanan arkadaşlara hayırlı olsun..

Aslında bu konu hakkında yazılacak çok şeyim var ama.. “Zaman!”

Dikkat edin, Çalışın, Kendinize iyi bakın. Hayırlı olsun sizlere..
ShezophreeN – Mert Mesut BUDRAÇ – makaleci için yazdı. Alıntı da olsa kullanmamanızı isterim. Teşekkürler, esen kalınız.

Kategoriler
Film Görüşleri Günlük hayat Kişisel makaleler

A beatiful mind “Akıl oyunları”

Muhteşem zeka, Mantığın karizmaya dönüştüğü an… Matematiğin sonsuz hali.. John Nash.

Filmi izleyeli bayağı oldu, ama bende bu film “Mutlaka izlenilmesi gereken filmler” kategorisinde. Bence herkes bir defa izlemeli.

Filmin Konusu:

En iyi film (drama), en iyi erkek oyunucu (Russell Crowe), en iyi yardımcı kadın oyuncu (Jennifer Connelly), en iyi senaryo, en iyi müzik, en iyi kurgu, en iyi makyaj dallarında toplam 8 dalda Oscar’a aday gösterilen “Akıl Oyunları”nın senaryosu, The New York Times muhabiri Sylvia Nasar’ın yazdığı biyografiye dayanıyor. Kitabı senaryolaştıran ise Akiva Goldman (Oscar adayları arasında). Ron Howard’ı sinemaseverler “Apollo 13” filminden hatırlayacaklardır.

John Nash, çok zeki, yakışıklı ve Princeton’un matematik bölümünün en parlak yıldızıdır. Ancak bir süre sonra hayal dünyasına sürüklenir. Kendi isteği dışında zorla tedaviye tabi tutulur. Davranışları giderek tutarsız bir hal alır. Güzel karısı onu çaresizlikten terk eder. Gidecek hiçbir yeri yoktur, sokaklarda amaçsızca dolaşır. Çocukların alay ettiği bu adama karısı Alicia ve matematik topluluğu göz kulak olmaya çalışır. Kim der ki bu adam bir matematik dahisidir?

Ron Howard’ın perdeye yansıttığı öykü, yaşanmış bir olaydan yola çıkıyor. Perdede dünkü ve bugünkü matematik dahisini izliyoruz. “Delilikle dahilik arasındaki ince çizginin her iki yanını da yaşayan John’un aslında en büyük başarısı şizofreniyi yenmesi değil, çünkü zaten yenemiyor” diyor yapımcı Graser, “Zafer, Nobel kazanması da değil. Asıl zafer, aklının, ruhunun ve zekasının, şizofreninin karşısında ayakta kalabilmesi” diyor.

Gençliğinden beri yalnızlığı seven, atılgan, küstah, kimsenin çözemediği matematik denklemlerini çözen, espri anlayışı biraz kıt John Nash’ı perdede Russell Crowe canlandırıyor.
Genç ve hasta Nash ile yaşlı ve hastalığın üstesinden gelmiş Nash’ı, aralarında yine de bir bağ kurarak başarıyla canlandıran aktör, Oscar’ın da en büyük adayı.
Şizofren bir kişiyi perdede canlandırmak için akıl hastanelerini gezmesi önerilince Russell Crowe reddetmiş “New York gibi bir kentte yaşıyorum. Çok çeşitli akıl hastalıklarını gözlemlemek için Pazar günleri şöyle bir yürüyüşe çıkmak bile yeterli” diyor.

BOL ÖDÜLLÜ FİLM
“Akıl Oyunları” 8 dalda Oscar’da aday gösterilmesine karşın, şu ana kadar birçok ödülün sahibi oldu. Altın Küre’de en iyi film, en iyi erkek oyuncu (Russell Crowe) ve en iyi yardımcı kadın oyuncu (Jennifer Connelly) ödüllerini alan film, Amerikan Yazarlar Derneği (WGA) ödüllerinde de filminin senaristi Akiva Goldsman da en iyi uyarlama senaryo dalında ödül aldı.
Sinema dünyasının en prestijli ödüllerinden BAFTA’da (İngiliz Film Akademisi) ise Russell Crowe en iyi erkek oyuncu, Jennifer Connelly ise en iyi yardımcı kadın oyuncu dallarında ödül kazandı.

Daha önce kitap halinde olan bu yapım daha sonra film oldu. Filmini de izledim, kitabını da büyük bir beğeni ile okudum..

Ata Demirer’in BKM Stand up gösterisini hepiniz izlemişsinizdir. Orda, “Mümin abinin yanından bir çıktığım; Aman tanrım Emrahım!” Sözleri geldi aklıma.. Ve ben de bu filmi izledikten sonra bi baktım, john Nash oluvermişim..

Saygılar sunarım.
ShezophreeN – Mert Mesut BUDRAÇ

Kategoriler
Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler

Tarafsız habercilik anlayışı, ne kadar doğru?

Medya.. Yani; alışıla gelmiş ve süregelen sloganları ile “Tarafsız Yayıncılık”… Hal bu ki, tarafsız yayımcılık, zor.. öyle her babayiğit gazeteci bunu yapamaz.

Kılıçdaroğlu’nun Bingöl mitinginde yaşananlar, anayasa değişikliği referandum gündeminde “her nedense artık” çoğu “Tarafsız Yayımcılık” yapıyoruz diyen medya unsurlarında yer dahi almadı.. Oysa bu, büyük olaydı.

Olay şöyleydi: sayın kılıçdaroğlu, hayır mitingi için gittiği Bingöl’de protesto edilmişti. Daha 20 dakika bile konuşmadan, halkın yuhalamalarına ve galeyanına maruz kalan Chp lideri, mitingi yarıda keserek Tunceliye yol almıştı.. Olay internet haberciliğinde geniş yankı buldu, ancak televizyon haberciliği, nedense bu olayı gereksiz buldu. Ama neden? Yaklaşan seçimlerde halkın psikolojisini bozmamak için mi? Buna Tarafsız habercilik diyorsanız, tarafınızın ne olduğunu görmeyen bir körsünüz demektir.

Takip ettim, olay bazı Tv kanallarında gösterildi, ancak bazı büyük ve sol olduğuna kesin kanaat getirdiğim diğer Tv kanalları, Chp liderinin direkt olarak tunceli’ye gittiğinden bahsettiler.

İşte Türk Televizyonunun tarafsız haberciliği bu.. Tarafını alttan alttan yürüten bir televizyondur.. Bazılarının beyin yıkama işlemleri ile habercilik yaptıklarını sanan medya gruplarıdır..

Kategoriler
Toplumsal Konular

Ruhsal bunalım geçiren kaç kişiyiz ki..

Ruhun bedenden ağır olduğum anlardan biri de şüphesiz ki “gece”dir.. Gece ayrı bir hüzün kaplar kalbimi. Kararır kalbim. Çıkıp gezmek, eğer varsa bir fincan yağmur altında ıslanası geliyor insanın. ya da yoksa bir avuç bela.. Delirmemek elde değil sanki.. Uyuyamamak da cabası. ne uyku giriyor göze, ne de yaşama sevinci kalıyor “gönlünde..” yahu bir insanın hayatta hiç bir işi doğru gitmez mi? diye sorular türüyor beyinde..

Derin ve ışıltılı bir rüzgar esti “o gece”.. Yere bakarak yürüyen bedenim aniden durdu, elim sırtımdaki gitar kılıfına gitti gecenin bir yarısı, uzun kavaklar altında. Yere bağdaş kurdu bacaklarım. Ve o gün gitarı elime aldığımda, gözlerim kapalı, gitarımın tınısı ile mırıldanmaya başladı bedenim..

Ağır derecede durgun, ve kalp atışlarımın sert olduğu “o an”da, aklıma “sen” geldin. Mırıldanma, yerini sözlere bıraktı ansızın. Sonra hayatımda “sen”siz ne varsa çıkarıverdim hayatımdan. İçinde bir “sen” olmayan hiç bir şey kalmamıştı. Artık her şeyim “sen”din. Ani bir sıçrayış, çıplak ayaklarımdaki acı, sinirlerimden basıma kadar inledi sanki.. Ayağı kalktım, gitarımı olduğu gibi yere bıraktım. Teller isyan etti bedenimin sen”li birlikteliğine.. Melodiler bana küstü, iyi çaldığım solo parçalar da küstü bana.. Artık çalamaz hale gelmişti parmaklarım.. Notalar, ellerimde tutuklu kalıyor, ne yaparsam yapayım çalamıyordum.. Oysa ben, her şeyimde “sen varsın” sanıyordum.. notalarımda da..

O gece eve bayağı bi geç gittim. Sokakta taksici ve köpeklerin olduğu bir vakitti. Nereye gideceğimi bilmiyordum sanki, bir an ambulans sesinin acı çığlığını duyana dek.. Acı siren! Her yerde savaş sanki.. Sığınacak bir kucak aradığımda, evdeki “lowe u” battaniyemi buldum. ona sarıldım deli gibi rüzgar eden balkonumda. Sonra bilgisayarımı aldım kucağıma, oturdum yazdım.

Aklım geldi başıma. Mutfaktan bir kahve yaptım. Fincanı yüzüme dayadım. ve o sıcaklığı, yarimin elinin sıcaklığı olarak hissettim yüzümde. Fincan isterse 100 derece sıcaklıkta olsun, (olmayan) yarimin ellerinin sıcaklığından daha sıcak, çekici, ilgili, güzel, tatlı, . . . olamazdı.

Shezophreen, ruhsal bunalım geçiriyor sensiz. Ve biz, bunalım geçiren kaç kişiyiz? <<<