Kategoriler
Deneme Yazıları Genel Konular Şair Yazar

*** H A D R A *** BÖLÜM 1-10 – Siyahların Kadını – Sedat ERDOĞDU

*** H A D R A ***Siyahların Kadını- Yazan:Sedat ERDOĞDU

Siyahların Kadını – H A D R A – ARKASI YARIN -1.BÖLÜM

Ruhumun ince kavakları, nefesimin rüzgarıyla nazlı nazlı sallanıyor, arzularımın dalgası kıyılarımı yalayıp geçiyordu.Sevdanın karanlık girdabına doğru sürüklenen bedenimi, eşim Hüseyin’ in ateşli kollarına bırakırken, düşüncelerim düğümleniyor ve beynim allak bullak oluyordu.Bu akşam, suyu çekilmiş bir kuyu gibiydim.Sanki kuyumun içine kocaman bir taş atılmış, dakikalar sonra yere çarparak geniş yankılar uyandırıyordu.Sessiz çığlıklarım atlıyordu uçurumdan aşağı.Artık görmek istemiyordum, kederimden yüzü buruşmuş çarşafları…Gözlerim, yatak odamdaki duvarın çatlaklarında dolaşırken, ellerimle gece lambasının ışığını kapattım.Karanlık dünyama yol gösterecek bir yıldız aradı bakışlarım.Eşim Hüseyin’ le olan lezbiyen sevişmelerimizin finalini, her bayram günlerinde ve Suriye sınırından kaçak Türkiye’ ye giren sevgilim Abdülaziz’ de tamamlamanın uygunsuzluğunu yaşadım yıllar yılı…

Çocukluğum Suriye’ ye bağlı olan Afrin’ de geçti.Suriye’deki rejimden dolayı kazandığımız tarla ve bahçelerimizdeki ürünlerin büyük bir kısmına devlet vergisi adı altında el koyuyorlardı.Hıfzı Dedemden kalan arazilerimizin çoğu Kumlu ilçesine bağlı Hamamat köyünde bulunuyordu.Afrin’ le Hamamat arasında Kürt dağları vardı.Biz katırların sırtında keçi yollarını aşıp, Hamamat’taki arazimizden geçimimizi temin ediyorduk.

Türkiye ile Suriye arasındaki en büyük sorun Hatay meselesi idi. Musul petrollerinin Akdeniz’e açılan kapısı olarak görüldüğü için önem verilen Hatay’da 1. Dünya Savaşı sonunda İngiliz ve Fransızlar arasında büyük bir mücadele yaşanmıştı. 1921’de, büyük bir Türk nüfusu barındıran Hatay’da Ankara Andlaşması ile oluşturulmuş yarı özerk bir idare vardı. Bu anlaşma ile Fransızlara tanınan yönetim biçimi A – tipi manda yönetimiydi. Yani Fransa, Hatay’ı bağımsızlığa hazırlayacaktı. Manda yönetimi 1936’da sona erdi. Hatay’ın bağımsızlığı 1937’de Milletler Cemiyeti tarafından onaylandı ve Temmuz 1939’ da Fransa Hatay’ın Türkiye’ ye bağlanmasına razı oldu. Hatay üzerinde tarihsel hakları olduğunu öne süren Suriye, Fransa’ yı hiç affetmedi.

Abdülaziz çocukluk aşkımdı.Ben ondört, Abdülaziz onaltı yaşındaydık.Evlerimiz karşı karşıya olduğundan, ne zaman banyo edip saçlarımı taramak için terasa çıksam beni süzer ve büyüyünce benimle evleneceğini söylerdi.Biriktirdiği paralarla Halep’ ten aldığı gümüş çerçeveli ayna bana aldığı ilk hediyeydi.O’ nu çok seviyordum ve birbirimize evlenmek için söz vermiştik.Abdülaziz evlerinin çatısında güvercin besler ve onlara değişik takla hareketleri öğretmekten zevk duyardı.Bana da öğrettiği ıslık sesiyle güvercinler gelip benim omzuma konarlardı.Yazdığı aşk mektuplarını güvercinlerin ayaklarına bağlayıp bana gönderir ve ben okudukça mutlu olurdum.Benden dört yaş büyük ablam petrolcü bir Arapla evlenmiş Lazkiye’ de oturuyordu.
Babam bir gece ansızın anneme:
“ – Avrat çabuk eşyaların hepsini toplayın!… Hatay bağımsız Cumhuriyet oldu.Arazilerimizin çoğu Hatay Cumhuriyeti’ nde kaldı.Buradaki evi ve arazilerimin kullanma hakkını kardeşime verdim.Her yıl alacağı mahsülün yarısını bana verecek.Tabi devlet vergisinden bize sıra gelirse!..Hamamat’ daki yazlık evimize gidiyoruz, Oraya yerleşeceğiz!..” demesiyle ben ve benden iki yaş küçük erkek kardeşim Said, “- Biz gitmek istemiyoruz!..” diyerek ağlamaya başladık.Babamızdan yediğimiz iki tokatla ağlamayı kestik .Sabah olunca koşarak Abdülaziz’ e durumu anlattım.Çok üzüldü fakat beni her zaman görmek için sınıra geleceğini, güvercinlerle bana haber göndereceğini söyledi.Katırlara yüklediğimiz eşyalarımız ve koyunlarımızla birlikte Afrin Çayını ve Kürt dağlarını aşarak Hamamat’ a yerleştik.Biz yerleştikte sonra bir hafta içinde, Türkiye ile Suriye arasındaki sınır bölgesindeki tampon alana, yüzelli metre eninde mayın döşenmişti.

Yazan: Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN

ARKASI YARIN – HADRA – 2.BÖLÜM

Suriye’ ye giriş çıkışlar Cilvegözü sınır kapısından kontrol altında tutuluyordu.İki devletin antlaşmasına göre, karşı tarafta yaşayanların akraba olduğunuzu belgelememiz dahilinde, dini bayramlarda iki günlüğüne, geçiş izni veriliyordu.Ramazan bayramlarında Hatay’ dan Suriye’ ye geçişler, Kurban bayramında ise Suriye’ den Hatay’ a geçişler serbest bırakılmıştı.
Akrabalarımın yarısı burada, yarısı karşı tarafta kalmış ve ikiye bölünmüştük.Abdülaziz’ le anlaştığımız gibi, her Cuma günü saat tam ikide tel boyunda buluşur, haykırarak sevgimizi dile getirir, sarılamasak da göz göze uzaktan uzağa bakışırdık.Güvercinlere ıslık çalar, Yazdığı aşk mektuplarını büyük bir sevinçle açar okurdum.Aradan üç yıl geçti.Babam üç bayramdır annemi de yanında alarak karşı tarafa geçiyor, ben ve kardeşimi götürmüyordu.Abdülaziz’ i çok özlemiştim.Babam giderken yanında tekstil malları götürüp, oradan gelirken de katırların sırtında baharat, çay ve şeker çuvalı getiriyordu.
Köyümüzün en zenginlerinden, geniş arazileri olan Hamit Ağa’ nın oğlu Hüseyin, bir türlü peşimi bırakmıyordu.Kaç kez anasını bizim eve göndermiş benimle evlenmek istediğini söylüyordu.Babam da ısrarla Hüseyin’ le evlenmem için baskı yapıp duruyor, ben her seferinde red cevabı veriyordum.Anneme Abdülaziz’ i sevdiğimi ve Ondan başka kimseyle evlenmeyeceğimi söylemiştim.Annem de babama söylediğinde babam “- Zengin oğlan dururken Abdülaziz’ e asla kız vermem.Bu dünyada din de para, iman da para!…” diye tutturmuştu.
Yine bir Cuma günü, bulaşma saatimizde tel boyuna gittim.Hava kararıncaya kadar bekledim, Abdülaziz gelmedi.Öbür hafta, öbür hafta derken bir ay geçti.Kuşlar da gelmez olmuştu…Aklımı oynatacak gibi oldum.
Bayram yaklaşıyordu Anneme;
“ – Anne Abdülaziz ortalıkta görünmüyor, haber alamıyorum.Ne olur Afrin’ e beni de götürün!…”
“ – Babana sorayım kızım götür derse götürürüm.”
Babam anneme; “ – Göz görmeyince nasıl olsa gönül katlanır ve unutur avrat!…”, diyerek beni yanında yine götürmek istemedi.
“- Madem öyle Kız Anne, Abdülaziz’ den haber alamıyorum, onların evine uğra da bir haber getir olur mu? “
“ – Tamam yavrum sen hiç merak etme anası Ülfet’ e uğrar hal hatır sorarım.”
Annemin geleceği ve haber getireceği günü iple çeker oldum.Nihayet geldiklerinde sordum:
“ – Anne ne oldu, neden Abdülaziz bana güvercin uçurmuyor hiç?”
“- Kızım unut O hayırsız çocuğu, zengin bir kızla evlenmiş Halep’ e yerleşmiş!…” demesiyle oraya yığılıp kalmıştım. Bu ayrılık bana ölümden beterdi.Gözlerimde zifiri karanlık, beynimde karıncalar dans ediyordu.Bir an zaman durdu, dünya durdu, geceler sustu.
Gökyüzü, matem yıldızlarıyla süslendi .Denizdeki dalgalar gizledi ruhumun çığlıklarını.Nemrut ateşleri yanıp tutuştu, ciğerime ateş düştü…
Bir ayrılık vaktiydi; Seven,sevdiğine ihanet etti.Sanki bütün dünya üzerime geldi.Sinem üstünde göz göz yaralar açıldı .Yaşam sevincim, hayallerim tükendi.Kimselere güvencim kalmadı, kırıldı kolum kanadım…
Hüzün matemlerim kapandı ayaklarıma.Ay tutulmaları yaşadım, dilim tutuldu. Bahçede açan güllerim kangren oldu, göz kapaklarım kapandı, sisler sardı etrafımı.Artık hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı.
Nefret ve kin birbiriyle kankardeş oldular, artık Seni Seviyorum kelimesi bir anlam ifade etmiyordu.
Keşke ölmüş olaydım, keşke kıyamet kopsaydı, yerle gök bir olsaydı da göremeseydim bu günleri! …
Artık hayata iyice küsmüş ve içime kapanır olmuştum.Bir sabah, bahçedeki Zeytin ve nar ağaçlarını sulamak için giderken, peşimden gelen Hüseyin’ i görmedim.Arkamdan beni takip ederek birden iki elleriyle gözlerimi kapadı.” – Bil bakalım ben kimim?”

Yazan: Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN – HADRA – 3.BÖLÜM

Bütün kızgınlığımla dönüp O’ na bir tokat atacaktım ki kemerine sıkıştırdığı ve sırtına sakladığı bir demet kırmızı gülü, bana doğru uzattığı an, donup kalmıştım.Bir aslan pençesiyle atılıp, iki Kolunu boynuma dolayıp, dudağımdan öpmesiyle, kelimeler suskun, ruhumun elektrik telleri kopmuş, başka bir atmosfere kapılmıştım sanki.Petekten damla damla sızan ballar, mumları damlata damlata, birbirimizin avuçlarına konulmuş ateşler, dudağıma misafir olan tebessüm, gücümüzün son zehrini de harca*****, bitmişliğimi, umutsuzluğumu ve dayanılmaz sancılarımı alıp koynuma ve sahte sevinmişliğimi ifadede edercesine kırıldım aşklara….Abdülaziz’ e olan bütün nefretimle, Hüseyin’ le orada seviştim.
Artık Hüseyin’ in olmuştum ve evlenme isteğini kabul ettim.Anneme, Hüseyin’ le evleneceğimi söylediğim zaman, ailem çok sevinmişlerdi.Düğünümün, Kurban bayramında yapılmasını istedim.Düğünüme Afrin halkını da davet ettik.Düğün günü tüm Afrin halkı ve Hamamat halkı davul zurna eşliğinde sınırda buluşarak,güle oynaya tören yerine gelmişlerdi.Hüseyin’ in ailesi koyunlar çevirip, büyük bir ziyafet şöleni hazırlamışlardı.Gözlerim Abdülaziz’ in annesini ve kız kardeşlerini aradı durdu.Onlardan hiç gelen olmamıştı.Afrin’ den gelen çocukluk arkadaşım Hacer’ e sordum;
“- Ülfet Ana ve kızları neden gelmedi Hacer?”
“ –Kız Onlar nasıl gelsin, sana çok kızıyorlar.Abdülaziz geyik avında, kaza kurşunuyla arkadaşını vurdu.Şu an Halep’ de hapis yatıyor.Senin evleneceğini duymuş, hapisten kaçmaya kalkmış yakalanmış ve hücreye atmışlar.Ülfet halam Anana bunların hepsini anlattı.Anan olacak O karı, sana bunları anlatmadı mı yoksa? “
Bunları duyunca gözlerimden iki damla yaş süzüldü ve kendi kendime;
“- Aman Allahım…Yeryüzünde cennetin yok mu senin?Mutluluk, kapılarını bana hiç açmayacak mı?”
Başımı kuşkuyla gökyüzüne kaldırdım.Az önce masmavi olan gökyüzü, Siyaha dönmüştü.Abdülaziz’ in hediye ettiği aynaya yüzümü çevirdim” -Siyahların Kadını Hadra!…” diye seslendim.Rimellerim, beyaz gelinliğime akmıştı.Ağladığımı gören kadınlar;
“- Gelin bu; hem ağlarım….hem giderim der!… “ diye selendiler.
Geceleri eşimle her sevişmelerimizde sanki Abdülaziz’ le sevişiyordum.Ben artık yalancı bir dünyanın, dertleriyle, ıstıraplarıyla iç içeydim.Sevdanın dikenli yollarında, fenersiz, kılavuzsuz büyük bir gayretle yürüyordum.
Günler ayları kovaladı, kusmalar başlayınca hamile olduğumu öğrendim.Eşim hamile olduğuma çok sevinmiş ve bana gözünün nuru gibi bakıyordu.Bir dediğimi iki etmiyor ne istersem alıyordu.Birlikte Antakya’ daki kapalı çarşıya alışverişe gittik.Doğacak çocuğumuz için alışverişler yaptık.Artık geçmişi unutmaya kararlıydım.Bundan böyle tüm sevgimi eşime ve doğacak çocuğuma verecek , mutlu olacaktım.
Bir çocuğumuz oldu, adını Sara koyduk.Sara, dünya güzeli bir kızdı.Hüseyin, adeta beni unutmuş kızına tapıyordu.Artık sıcak odamızın penceresinden, gökten ahenkle düşen yağmur tanelerinin mutlu sesini dinliyorduk…Solmuş şiir defterimde, yarım kalmış güzel mısralardı mutluluk…En olmadık zamanlarda, eşimden aldığım, ufak bir hediyeydi mutluluk…Belki de Mutluluk, kendi belleğimdeydi.Bütün kötü şartlara rağmen , beynimin dehlizinden tutup, çıkarmalıydım mutluluğu…
Sara beş yaşına girmişti.Doğum günü için babası Antakya Kapalıçarşı’ ya hediye almak için gitmişti.Dönüşte geçirdiği trafik kazası sonucu Antakya’ ya hastaneye kaldırılmıştı.Olayı duyunca, bütün aile perişan bir halde hastaneye koşturduk.Acil ameliyata almışlardı.Ameliyattan çıkan doktor, hayati tehlikesinin olmadığını sadece sol kalça kemiğinin zarar gördüğünü söyledi.Tanrıya şükrettim.Bütün dualarım kabul olmuştu.Ölürse yaşayamazdım. Çok seviyordum.Narkozun etkisi geçince, gözlerini açan Hüseyin bütün ailesini baş ucunda görünce gülümseyerek baktı, kollarını açarak yaşamanın verdiği sevinçle kızına ve bana sarıldı.İki kızdan sonra bir erkek evladı olan kayınpederim ve kayınvalidem Allah’ a şükür için Hacca gittiler.Allah evlatlarını onlara ve bize bağışlamıştı.Geçirdiği iki ameliyattan sonra Hüseyin ayağa kalktı ve artık yürümeye başlamıştı.Bir yıla yakın hastalığından dolayı birlikte olamadık.Gündüzleri Pamuk tarlalarında ırgatların topladıkları pamuk balyelerini traktörlere yükletip, çırçır fabrikalarına gönderiyor ve çok iyi para kazanıyordu.Akşamları yorgun argın eve geliyor, kızıyla oynayıp beraber gülüp eğleniyorduk.Beraber yatmıyorduk artık.Kazadan dolayı hep ayrı yatakta yatıyorduk.

ARKASI YARIN

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN – HADRA – 4.BÖLÜM

Bir gece yarısı arzularım kanatlanmıştı.Eşimin yatağına sokularak sevişmeye başladım. Amacım eski aşk dolu günlerimizi yeniden yaşamak ve O’ na sevdiğimi hissettirmekti.Hüseyin, benim okşamalarıma karşılık, ruhsuz ve hissiz bir şekilde sırt üstü öylece yatıyordu. Ellerimi bacaklarının arasına attım okşadım… okşadım… uyanmıyordu, göğüslerimin uçlarını dudak aralarına gezdirdim saatlerce seviştik.Sevişmenin her pozizyonunu denedik birleşme olmuyordu.Hüseyin gözyaşları içinde durumu bana anlattı;
“- Hara!…Canım sevgili karıcığım, seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun. Sensiz yaşayamam.Ben artık bundan böyle canlı cenazeyim.Kazadan sonra, kalçamdaki bazı damarların zedelendiği ve erkeklik organımda sertleşme olayının bittiğini, ikinci ameliyattan sonra doktorlar söylediler.Utandım ve durumumu sana anlatamadım affet!…”
Duyduğum olay karşısında şok olmuştum, parmaklarımı Hüseyin’ in saçlarında gezdirdim.O’ na ikinci bir acı yaşatmamak için, bir şey olmamışçasına sevişmeye başladım.

Kasıntılı apartman pencereleri gözlerine, bakamadım bu kentin.Aşkın vurgusunu teninde hissettiğim sevgilim.Senden başka çıkış yolum yok…Baharları dirilten uçuk zaman göğüslerim, yaşadığını kanıtlamamın bir anlamı yok…Filizlenen dallarıma konuyor terleyen serçeler, hasret rüzgarlarınada yollarımı yitirmişim.Acılarımda boğulup korkularımla çıplak gezinmişim. Saçlarında güneşi topladım, dudağının barajında boğuldu benliğim. Eskiden siyah rengi severdim.Hüzün için siyah, koyu matem siyah…Artık giyeceklerim hep beyaz olmalı, bundan böyle aşkın rengi beyazdır sevgilim….

Kızımla çarşıya alış veriş için çıkmıştık.Suriye plakalı son model siyah bir jeep yanımızda durdu.Arabanın camını açıp, bana doğru kızgın kızgın bakan Ülfet Ana’ dan başkası değildi.Arabayı da Abdülaziz’ in kardeşi Mahmut kullanıyor ve babası da önde oturuyordu.
Ülfet Ana camdan bana seslendi;
“ – Hadra!…Nasılsın kızım mutlu musun?”
“- Ülfet Ana hoş geldiniz.Sizi gördüğüme çok sevindim.Hayırdır Hamamat’ a neden geldiniz?”
“- Oğlum Mahmut’ a kız istemeye.Mahmut’ la senin görümcen Ayşe birbirlerini sevmişler, babasından kızı isteyeceğiz.Akşama döneceğiz hadi binin sizi de götürelim!…”
“- Siz gidin Ülfet ana biz Hüseyin’ le birazdan geliriz…”
Eve gidince Hüseyin’ e telefonla haber verdim.
“- Hüseyin, Kız kardeşini istemeye Suriye’ den dünür geldiler.Çabuk gel sizinkilere gidiyoruz!…”
“- Tamam Canımın içi birazdan geliyorum.”
Şık kıyafetlerimiz giyerek arabamızla kayınpederlerin evine gittik.Gelen misafirlerle tek tek tokalaştıktan ve eşimi tanıştırdıktan sonra, ben hemen mutfakta kahveleri hazırlamakta olan Ayşe’ nin yanına sokularak sordum;
“- Ayşe, dünürcüler gelmiş Suriye’ den…Nasıl buldun, nereden tanıştınız evlenecek misin?”
“- Ben mahmut’ u seviyorum Hadra ablacım.Ben geçen yıl bayramda Suriye’ ye gittiğimde tesadüfen Halep’ te kapalı çarşıda tanıştık.Çantamı kapkaççıların elinden kurtardı.Sonra oturup yemek yedik.Bir yıldır da mektuplaşıyoruz ve birbirimizi çok seviyoruz”
“- Ülfet ana çocukluğumda bizim komşuydu, Mahmut’ un bir ağabeyi daha olacak sanırım dur adı neydi?”
“- Abdülaziz ağabey…Hapisteydi daha yeni çıktı.Kazayla öldürdüğü arkadaşının ailesine büyük miktarda kan parası ödediler, hapisten yeni çıktı.Tam sekiz yıl hapis yatmış!…”
“- Peki evlendi mi?”
“- Anasının göstermediği kız kalmadı evlenmiyor…”
“- Peki sen Suriye’ ye gelin mi gideceksin?”
“- Hayır Mahmut burada iş yerleri açacak buraya yerleşecek.Türk vatandaşı olmak istiyor…”
Öğrenmek istediklerimi öğrenmiştim.
“- Demek Abdülaziz hala beni seviyor ve unutmamış”, diye içimden söylendim.
“ – Bunların durumları da iyi değildi böyle lüks arabayı nasıl almışlar ki?”
“ – Arazilerinde büyük bir petrol damarı bulundu, Çok zenginlediler .Halep’ de ve lazkiye’ de petrol istasyonları var.”

Yazan: Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN

ARKASI YARIN – HADRA – 5.BÖLÜM

Kayınpederim, Ayşe ile Mahmut’ un evlenmelerine izin vermişti.Ramazan bayramında nişan için bizimkiler Suriye’ ye gittiler, ben Sara’ nın hastalığını bahane ederek gitmek istemedim.Kurban bayramında düğün Türkiye’ de yapılacaktı.

Akan kanlar, kırılan kalpler, dağılan hayatlar….Gözlerimden düşen damlalar, söndüremez içimde yanan izmaritleri.Önüne geçilmeyen karanlık bir tünel içindeyim.Hayatımın labirent sokaklarında, bir çıkış kapısı arıyorum… Seslerini duyabiliyorum içimdeki oynak duygularımın…Şu köşede, ilk yaz akşamında kalan çocukluğum durmalı…Bu köşede, damdan düşmeliyim boylu boyunca…Kara dutlarıyla kirlenmeliyim şu ağaca çıkıp, bulutsuz gecelerden bir yıldız çalmalıyım…Kendimi aramaya çıkmalıyım dar sokaklarımda…İçimdeki çocuğu, kurtarmalıyım bataklıktan.Ben çocukluk tutkularımın günahıyım…Çıkıp bir köşeden “- sobe!…”, de bana…Hep kendimi aradım , bana hediye verdiğin gümüş çerçeveli aynada.Oysa çözüm bendeymiş…Yaşadığım ilkbahar, acılar ve mutluluklar göz kırpıncaya kadar… Sen sonsuz huzur gibisin…Bırak artık kalbim saklanmayı, seni nerde olursan ol bulacaklar… Afrin nehrinde çağlıyor duygularım. Hayır olmaz, bana ne giydirmeye çalışıyor sunuz?Çıkarın üzerimdeki şu siyah elbiseyi!…Ben beyaz severim, bilmiyor musunuz?..

Mahmut’ un Türk vatandaşlık isteği kabul oldu ve Hatay’ ın Reyhanlı ilçesinden güzel bir villa satın aldı.Hamamat’ tan da üçyüz dönüm pamuk arazisi satın alarak, eşim Hüseyin’ le birlikte ortak pamuk tüccarlığı yapmaya başladılar. Bayram günü yaklaştıkça, sanki gelin olacak kız benmişim gibi kalbim küt küt atmaya başladı.”- Acaba Abdülaziz kardeşinin düğününe katılacak mı?Gelirse ben ne yaparım, O’ nun yüzüne nasıl bakacağım?” , diye kendi kendime sorular sormaya başladım.
Ayşe’ nin çeyizlerini, Reyhanlı’ da aldıkları eve güzelce yerleştirdik.Daha sonra düğünün yapılacağı Hamamat’ a geri döndük.Hüseyin ve Mahmut Cilvegözü sınır giriş kapısına , düğüne gelecek misafir ve akrabaları karşılamak için gittiler.
En güzel elbiselerimizi giyinerek, gelecek misafirleri beklemeye başladık.Davul ve zurna sesleriyle süslü arabalarla gelen konuklar şölen alanına doğru yaklaşırken, pencereden gözlerim Abdülaziz’ i arıyor ve kalbim yerinden çıkacakmış gibi küt küt atıyordu.
Nihayet O’ nu yıllar sonra görmüştüm.Saçlarının yanları hafiften ağarmış, tüm çekiciliği ve ihtişamı ile göz dolduruyordu.Hüseyin, Mahmut ve Abdülaziz birlikte güle oynaya eve girdiler. Eşim seslendi;
“- Hadra, koş gel misafirlerimiz geldi.Elimdeki şu paketleri de al!…”
Abdülaziz eğilmiş deri çizmelerini çıkarıyordu kafasını kaldırıp beni görünce birden irkildi;
“- Hoş gelmişsiniz!…’, diyerek elimi uzattım.
Eşim seslendi;
“- Tanıştırayım bu eşim Hadra, bu arkadaş da Mahmut’ un ağabeyi Abdülaziz!…”
“- Tanıştığımıza memnun oldum”, dedim.
Suratı asık bir ifade ile
“- Ben de tanıştığımıza memnun oldum”, diye söylendi.
Bu sırada kızım Sara koşarak babasına sarıldı.Kızımın olduğunu da görünce Abdülaziz çok duygulandı.Öylece şaşkın şaşkın bakakaldı….Bir kahve içimi içeride oturduktan sonra, şölen alanına geçildi.
Düğün alanına gelen kalabalık, çalan müzikle halay çekmeye başladılar.Eşim beni de kaldırdı.Biz kalabalıkla halay çekerken eşim elimi bıraktı ve koşturarak Abdülaziz’ in yanına giderek zorla O’ nu da halayın içine çekti.Abdülaziz’ in bir elinin parmağı eşimde, diğer elinin parmağı benim parmaklarıma kenetlenmişti.Parmağını bırakarak ellerimi avuçladı. Vücudum heyecendan tir tir titriyordu.
Halay bitti ve takı merasimine geçildi.Gelin ve damada takılan takılardan sonra, damadın ağabeyi, gelinin ağabeyi ve eşleri oyuna kalkacaklar diye gelen anons üzerine, Abdülaziz, ben ve eşim, şölen alanında oynamaya başladık.Gözlerimi kaçırıyordum aşkın gözlerinden.”- Allahım kimse anlamasın sevdiğimi” diye yalvarıyordum içimden.Biraz oynadıktan sonra, onları meydanda bırakıp kimseye sezdirmeden, evin arkasındaki ağaçlık alana kaçtım.Peşimden gelen Abdülaziz beni arayıp bulmuştu.

Yazan: Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN
ARKASI YARIN – HADRA – 6.BÖLÜM

“- Neden Hadra…Neden?..Hani birbirimizi ölünceye kadar sevecek ve bekleyecektik?”
O’ na başımdan geçen bütün olayları anlattım.Eşimi bir anne , bir kardeş, bir abla gibi sevdiğimi fakat kendisine olan aşkımdan asla vazgeçmediğimi söylediğim zaman dünyalar kendisinin oldu.Dudağı uzandı Dudağıma…

Hasretin duman duman yükselirken göklerde, balıklar buram buram ter dökerken denizlerde, siyah bakışlarınla, sen ey siyah yabancı, Uzaklardan çağrı oldun bedenime…Gecelerce yutkunduğum sevgilim, bacak aramda soldurdum tomurcukları, ben tutkularımın esiriyim, bekleyemedim yabancı çağrışımları…Gözlerim seğiriyor, sevdalı yüreğimde nice ahlar var…Senin dudağında bahar, bende eyvahlar günakkar…Getirsin seni bana, azgın ve hoyrat rüzgarlar…Kuytularımda demleniyor kelebekler, varsın yağsın üstüme üstüme sağnak yağmurlar ve açılsın dikenli gül tomurcaklar…

Orada onunla deliler gibi sevişmeye başladık, birden karşı ağaçların arkasından bir ses duyar gibi oldum.Abdülaziz sesin geldiği yerdeki ağaçlık alana gidip baktı.Kimsenin olmadığını söyledi.Tekrar sevişmeye devam ettik ve orada O’ nun oldum.Hemen üstümüzü toparlayıp, ayrı ayrı düğün alanına gittik.
Düğün bitince, alkışlarla gelinle damadı Reyhanlı’ daki evlerine yolcu ettik.Abdülaziz sınırdan bir gece iki gündüz izinle gelmişti, ertesi gün gidecekti.Eşim, Abdülaziz’ e dönerek;
“- Bu gece bizim misafirimizsin, seni başka yere göndermem!…” dedi.
Abdülaziz’ e bakamadım ve korkuyla yüzümü yere çevirdim.Düğün bitince, Kızım Sara’ yı çok seven dedesi alıp kendi evlerine götürdü.
Birlikte eve girdiğimizde, eşim salona yer yatağı hazırlamamı ve temiz çarşaflar sermemi istedi.
Çeyiz sandığımı, evlendiğimden beridir hiç açmamıştım.İlk defa o gün Abdülaziz’ le evlenmek için hazırladığım ve hiç kullanmadığım işlemeli yatak çarşafını serdim.

İğdelerin vakti zamanı geldiği zaman, naftalin kokuları dolduruyordu çeyiz sandığımı.Başı öne eğik kumru kuşları süzülüyordu yastıklarımdan.Parmak uçlarıma batırmıştım kaç kez iğne oyalarımı, kaç kez kan sızıyordu yanağımdan.Gözlerim, başı bulutlu dağlara yaslanmış, iğde kokuları yayılıyordu kaneviçelerimden…Arzularımın dantel perdelerini aralıyorum, karanlık gökyüzüne en parlak yıldızları sıralıyorum şimdi.Nakışlar işleyip satıyorum, sevdanın el değmedik tezgahlarında…

Eşim çoktan uyumuştu, beni uyku tutmuyordu.Yatağımda bir sağa, bir sola dönüp duruyordum.Sessizce yatağımdan kalkarak salona doğru yöneldim.Kapıyı hafif araladım Abdülaziz’ in de uyumadığını arzu ile beni beklediğini görünce soyunarak yanına uzandım.

Varsın kırılsındı iğde dalları, seninle güzeldi nefes almak.Geçmiş günlerim yürüyordu ağır-aksak.Yaşamak mı ölmek miydi, yeniden aşkla beraber olmak…Gece Yolculuğumuz hiç bitmeyecek gibiydi.Saatleri yıllara süzüyordu kum saati, bizi güvercin kanatlı günlerimize götürecek sanıyordum.Oysa …şimdi yorgun düşeceğimizi kimseler fısıldamamıştı kulağımıza.Taç yapraklarım sarıldı çiçeğime, ümitlerin bohçasını aldım sırtıma.
İğdelerin vakti geldiği zaman, ölüm buydu…Belki bir direniş, belki bir yolculuk, belki de bir kavuşmaktı bu…Gözlerim yıldızlara takılıp kaldı, şimdi ne kadar mesud olduğumu hissediyordum.Sisli ufuklar gözlerimin önünden uçup gidiyordu…

Tekrar sessizce yatak odamın yolunu tuttum.Eşime baktım uyuyordu ve yanına uzandım.Yüzünü bana dönerek;
“- Biliyorum!…”, dedi.Hüseyin’ in gözlerinde yaşlar vardı ve çok ağlamıştı.
“- Neyi biliyorsun?”, dedim.
“- Sizi arka bahçede sevişirken gördüm!…”

Yazan: Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN

ARKASI YARIN – HADRA – 7.BÖLÜM

Susuyorum derin derin.Oysa nasıl da konuşmak istiyorum….Gözlerim Hüseyin’ in gözlerine takıldı kaldı.Gölgeler uzamaya başladı duvarlarımda ve bakışları ihanetini “ –Anlıyorum!..” der gibiydi…Hafif bir gece esintisi, çayırlarımı dalgalandırarak yüzümü okşadı… Gökyüzünün sonsuz karanlığında mazimi ararken; seyircilerini hayal kırıklığına uğratan usta bir oyuncunun sahnede yapayalnız kalışını hissettim.Uzun uzun düşünüp hatıralara dalmak istiyordum.Yüreğim, antika bir vazo gibi kırılıp dökülmüştü.Ne zor şey kafatasımın kemik parçalarını bulup, yerine oturtmaya çalışmak…Beynimdeki zincirleme sorulardan bunaldım, yüzümü pencereye dayayıp, karanlığa zehrimi kustum.Bir anda Hüseyin’ in göz ucuyla beni izlediğini ve ”- Ne düşünüyorsun?” der gibisinden yüzüme tuhaf tuhaf baktığını hissettim…Göçmen kuşlar bile yollarını bulabilirken, ben sevdanın yollarında yolumu kaybetmiş gibiydim. Bütün gücümü topla***** seslendim;
“- Bu belki sana saçma gelecek, fakat sana anlatmak istiyorum!.. Adına aşk koyduğumuz parantez içindeki o boşluğa, ben iki sevdayı da sığdırdım.Beni sevdiğin ilk günden beri, senden hep kaçtım.Sonradan sevdim seni, ruhumun yanılgısıydın.Hayat bana acımasız yüzünü, seni sevdiğim an gösterdi. Şimdi olmam gereken yere gönder beni…Ya çek silahı vur beni!… namusunu temizle, ya da kalbinden çıkarıp at beni!.. Öyle soğudum, öyle donup kaldım ki bakışlarında , kesip atsan da kalbimi, en ufak bir acı hissetmem.Yıllardır biriktirdiğim siyah hüzün tanelerimi, ayaklarınla ez, avuçlayıp iç sularımı istiyorum…
Bir el istiyorum;saçlarımı okşasın…Bir göz istiyorum; “-Gitme kal!..” diye yalvarsın…Başımı omzuna yaslayıp, ağlamak istiyorum sevdiğim…Ne kadar da birbirimize muhtacız ve ne kadar da çaresiziz, birbirimizden öksüz… Abdülaziz’ e olan vuslatlarımın toplamıdır ömrüm ve sen varsan dönüyor bu dünya… O varsa manalı bu hayat,,, Senin yokluğunda her şey ölesiye muamma…”

Bütün geçmiş hayatımı Hüseyin’ e olduğu gibi anlattım.Şimdi içimdeki ıssızlıktan, hüzünden, yoğun acıdan farklı olarak bir eziklik hissetmeye başlamıştım. Güzel bir hayat, kızımız için kurduğum hayaller, okuyacağı okullar, mutlu bir gelecek avuçlarımda yok olmak üzereydi.Her şey Hüseyin’ in iki dudak arasındaydı…

“- Yarın kızımı da yanıma alıp gideceğim, artık senin yüzüne bakamam.Avukatıma boşanma dilekçesini veririm…Senden son bir isteğim var, Abdülaziz uyanınca haberin yokmuş gibi davran ne olur!…Senin olayları bildiğini öğrenirse ben kahrolurum yaşayamam…”
Hiç konuşmadan sırtımızı dönüp yatağa öylece uzandık.Hiç beklemediğim bir anda gülümsedi ve kollarını açarak dudağımdan öpünce, aramızdaki buzların eridiğini ve O’ nun ateşiyle yanıp kül olmak istediğimi hissettim.Bitmeyen bir akşamdı, sabahı zor ettik.

Sabah olunca kahvaltıya geçtik.Hüseyin’in gözlerindeki Abdülaziz’ e olan kızgınlık, Abdülaziz’in gözlerinde kendini ele vermemeye çalışan faili belli suçluluk, bende ise bastırmaya çalıştığım pişmanlık, yüzlerimizden okunuyor gibiydi.Hüseyin’ in Abdülaziz’ e seslenmesiyle korkularım ve endişelerim uçup gitmişti…Hüseyin, olaylardan hiç haberi yokmuş gibi davranarak muhabbet etti .
“ – Gardaş nasıl, dün gece rahat uyuyabildin mi”
“- Yıllardır bu kadar güzel, bu kadar mesut bir uyku uyuduğumu hatırlamıyorum…
Beni sevdiği ve kaybetmek istemediği gözlerinden ve hareketlerinden belli oluyordu.Gözlerimi kaçırdım gözlerinden, ayrıldık orada bir elveda demeden…
Hüseyin,Abdülaziz’ i sınır karakoluna kadar yolcu etmek için arabaya binip beraberce gittiler.

İhanet dağlarından çığ olup düştüm üstüne, bu kendime son defa gelişimdi, suçüstü yakalandım, Karaları sürmeledim kirpiklerime… şüpheleri uyandı filizlerimin, tehditleri avuçladı kirli ellerim, aklıma düşsen yalnızlık oluyorum, aklımdan gitsen kan kusuyorum, ben kendimi kaybettikçe sana doğru yol alıyorum.Beyazına yenik düştü siyah yanlarım, biliyorsun ki ben SİYAHLARIN KADINIYIM.Az kullanılmış intiharlar denedim bakışlarında, ben kendi kaderimi kendim karalıyorum…Yaşamak için geç bir zaman , ölmek için daha çok erken….

Yazan: Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN

ARKASI YARIN – HADRA – 8.BÖLÜM

Aradan üç ay kadar bir zaman geçti.Tekrar hamile olduğumu anladım.Bunu Hüseyin’ e anlatmalıydım.Eğer karnımdaki bebeği aldır derse, mutluluğumuzun sürmesi için aldırmaya kararlıydım.
“- Hamileyim!..”
Çocuğun kendinden olamayacağını biliyordu.Sessiz sessiz beni süzmeye başladı.Üzerimde çaresiz bir insanın bakışlarını seziyordum.
“- Biliyorsun çocuğumun babasının kim olduğunu.Eğer doğacak çocuğumu aşağılayacak ve Sara’ dan ayrı tutacaksan, aldırmak istiyorum…”
“- Hayır Hadra, çocuğu aldırmayacaksın.Benim çocuğum olacak ve beni baba bilecek.Abdülaziz’ e asla anlatmayacaksın !..Allahın verdiği canı Allah alır, ben senin yaptığın davranışın bir günah olduğunu düşünmüyorum.Sevmek günahsa, dünya günahkar…Senin de elbet yaşama isteğin ve arzuların olacaktır.Bu arzular ve istekler kızım Sara’ ya ve bana utanç vermesin, başımızı yere eğecek davranışlar olmasın ne olur!….Biliyorum senin ne kadar vefakar, sevgi dolu bir yüreğin olduğunu.Sana güveniyorum … ”
“- Canım benim; Seni seviyorum fakat Abdülaziz’e hala aşığım.Sende artık bunu biliyorsun.Bu kalp eğer benimse, senede iki gün dahi olsa aşkımı yaşamak istiyorum.”
“- Tamam canım, senden ve çocuklarımdan asla vazgeçmem.İyi gününde ve kötü gününde her zaman yanındayım.Benim iktidarsız olduğumu Abdülaziz biliyor mu?”
“- Hayır, senin gururunu incitmek istemem…Bunu bir ben bir de Allah biliyor!..”
Günler mutluluk içinde geçip gidiyordu nihayet doğum zamanı gelmişti.Bir oğlum oldu ve adını kayınpederimin ismi, Seyid koydum.Kayınpederim oğlan torunu oldu diye çok sevinmişti fakat ertesi gün Kayınpederimin ölüm haberiyle çok üzülmüştük.”-Dünya ne garip…Bir Seyid gitti, bir Seyid geldi…”, diye söylendim.Ablası Sara, kardeşini çok seviyordu ve adeta Ona tapıyordu.Oğlum üç aylık olmuştu. Hüseyin, oğlumdan uzak duruyor ve O’ nu sevmeye hiç yanaşmıyordu.Misafirler geldiği zaman seviyor görünüyordu.Bir gece oğlumun ağlama sesleri kesilmedi. Hüseyin alnına baktı ve oğlumun ateşler içinde yandığını, acil dlarak hastaneye götürmemiz gerektiğini söyledi.Arabaya bindik, kızımı ninesine bırakarak hızla Antakya’ ya hastanenin yolunu tuttuk.Doktorlar ağır bir enfeksiyon geçirdiğini, eğer bu geceyi atlatırsa yaşayacağını söylediler.Hüseyin vicdan azabıyla kıvranıyordu.Oğlumun yanından bir dakika ayrılmadı. Seyid’ in yaşaması için dualar ediyor ve eğer yaşarsa Seyid’ i çok seveceğini, namaz kılıp hacca gideceğini, duvara vurarak söyleyip duruyordu.Sabah olunca oğlum gözlerini açarak Hüseyin’ e gülücükler atmasıyla, Hüseyin çocuğu kucakladı doya doya öpmeye başladı.Bir hafta sonra hastaneden çıkardık ve çocuklara türlü oyuncaklar alarak evimizin yolunu tuttuk.
Ruhumun ince kavakları, nefesimin rüzgarıyla nazlı nazlı sallanıyor, arzularımın dalgası kıyılarımı yalayıp geçiyordu.Sevdanın karanlık girdabına doğru sürüklenen bedenimi, eşim Hüseyin’ in ateşli kollarına bırakırken, düşüncelerim düğümleniyor ve beynim allak bullak oluyordu.Bu akşam, suyu çekilmiş bir kuyu gibiydim.Sanki kuyumun içine kocaman bir taş atılmış, dakikalar sonra yere çarparak geniş yankılar uyandırıyordu.Sessiz çığlıklarım atlıyordu uçurumdan aşağı.Artık görmek istemiyordum, kederimden yüzü buruşmuş çarşafları…Gözlerim, yatak odamdaki duvarın çatlaklarında dolaşırken, ellerimle gece lambasının ışığını kapattım.Karanlık dünyama yol gösterecek bir yıldız aradı bakışlarım.Gördüğüm bir rüyayla uyandım…Rüyamda Abdülaziz bana güvercinle mektup yolluyordu.Bu gün günlerden Cuma günüydü…”- Hayırdır!…” dedim.Eşim işe gidince, gördüğüm rüyanın etkisiyle tel boyuna doğru yürüdüm.Eski günleri hayal ederken, bir güvercin gelip kondu omzuma.Sevinçle ayağındaki mektubu açıp okudum.Abdülaziz Karşı tarafta bana bakıp gülümsüyordu.Koşarak mayınlı alanı geçti ve bana sımsıkı sarıldı.
“- Hasretine dayanamıyorum Hadra…Ya sen gel, ya ben geleyim yanına?…”
Şaşırarak sordum;
“- Mayınlı alanı nasıl geçtin? Sana bir şey olacak diye, az daha ödüm kopuyordu!..”
“- Sabah erken saatlerde mayınlı alana iki katır saldım, mayınlara basan katırlar bana yol açtı.Geçeceğim yoldaki şu kocaman taşları kırmızı yağlı boya ile işaretledim!… ”
Eşim Hüseyin’ le olan lezbiyen sevişmelerimizin finalini, her bayram günlerinde ve Suriye sınırından kaçak Türkiye’ ye giren sevgilim Abdülaziz’ de tamamlamanın uygunsuzluğunu yaşadım yıllar yılı…

Abdülaziz Annesini ve babasını üst üste kaybedince, kendisini Suriye’ ye bağlayan unsurların da ortadan kalktığını söyleyerek, Halep ve Lazkiye’ deki işlerini fes etti ve Türk vatandaşı oldu.Antakya’ ya yerleşti. Yıllarca bana olan sevgisinden evlenmemişti.Ben de O’ nu hala seviyordum ve hala O’ na aşıktım.Defalarca eşimden ayrılıp kendisiyle evlenmemi istiyordu fakat ben Hüseyin’ i yalnız bırakamazdım.Ayrılırsam, Vicdan azabıyla yaşayamazdım.Abdülaziz bazen kardeşi Mahmut’ a ziyarete gelir ve misafir olarak kaldığı günler olurdu.Kızımı ve oğlumu kendi çocukları gibi çok sever, her gelişinde onları hediyelere boğardı.Oğlum Seyid’ le çok iyi anlaşıyorlardı.Seyid, Abdülaziz’ e “-Abdülamca” diye hitap ederdi.Birlikte ata biner, tenis ve basketbol maçı yaparlardı.Hüseyin bunların mutluluğunu görünce çok mutlu olur hiç kıskanmazdı.Kıskançlık ve nefretin uğursuzluğa , felakete yol açacağına inanıyordu hep.Bazen aralarına katılır birlikte iddiasına futbol maçı yaparlardı.Kızım Sara, İstanbul Hukuk fakültesinin son sınıfındaydı, hedefi savcı olmaktı.Seyid Lise son sınıfta okurken, Üniversiteye hazırlık için Antakya’ da dershaneye gitmek istediğini söyledi.Babası O’ nu dershaneye yazdırdı.Her Cuma günü öğleden sonra dolmuşla Antakya’ ya gidiyor, iki gün Abdülaziz’ in evinde kalıyor ve Pazar günü akşamı dolmuşla geri dönüyordu.Beş kişilik bir aile gibiydik.Abdülaziz, eşimin en sıkışık olduğu zamanlarda Hızır gibi imdadına yetişiyor ve büyük mal varlığını bizlerden esirgemiyordu.

Yazan: Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN
ARKASI YARIN – HADRA –9.BÖLÜM

Bir hafta sonu Antakya’ ya alışveriş için gideceğimi söyledim.Hüseyin’ den arabanın anahtarlarını alarak yola çıktım.Abdülaziz’ le şehre her gidişimde buluşuyor, aşkımızı tazeliyorduk.
Bırakmıştık kendimizi zaman denen coşkun ırmağa, yastıklar terliyordu ateşimizin sıcaklığından, nağmelerde yaşatıyorduk şarkılarımızı, çorak topraklarımızdan yaban gülleri derliyorduk…
Evin anahtarlarından birisi de oğlumdaymış.Dershanesi erken tatile giren Seyid, bizi yatak odasında sevişirken yakalayınca deliye döndü…Utancımdan yedi kat yerin altına girdiğimi hissettim.Kanım çekilmişti damarlarımdan.Öfkelenen Seyid küfürler saçarak, salonun duvarında asılı duran tüfeği kaptı, Abdülaziz’ e ateş açarak kapıdan fırlayıp gitti…
O’ na “- Dur yapma! O adam senin baban” , diyemedim…
Hemen acile telefon açarak, ambulansla Abdülaziz’ i hastaneye götürdüm.Doktorların şikayeti üzerine gelen polisler, hakkımda soruşturma başlattılar.Abdülaziz’ e” -Bir şey söyleme!..” diye yalvardım. Suçu üzerime aldım .Abdülaziz sağ omzundan yaralanmıştı, hemen ameliyata aldılar.Gelen polisler beni tutuklayıp emniyete götürdüler.
Emniyette verdiğim ifademde;
“- Oğlum Said, Antakya’ da dershaneye gidiyordu.Hafta sonları aile dostumuz olan Abdülaziz’ in evinde kalıyordu.Ben de Antakya’ ya alışverişe gelmişken oğlumu görmek istedim ve Abdülaziz Bey’ in evine gittim.Oğlum yoktu, içkiliydi bana tecavüz etmeye kalktı, ben de vurdum, namusumu korudum!…” diye yazılı ifade verdim.İfadem alındıktan sonra Cezaevine gönderdiler.
Olayı telefonla öğrenen Hüseyin, Avukatla birlikte Cezaevine geldi.Emniyette söylediğim yalanları Hüseyin ve avukata da anlattım.Tabi ki Hüseyin hiçbir sözüme inanmadı.O’ na oğlumu sordum.
Seyid’ in evde odasına kapandığını hiç dışarı çıkmadığını söyledi.Demek ki oğlum gördüklerini ve yaşanan olayları kimseye anlatmamıştı… İçimden bir “-oh…” dedim.
Cezaevinde üç ay kaldım.Günler ay olmuş geçmek bilmiyordu…Aklım Abdülaziz’ de kalmıştı.Avukatıma sorduğumda, şikayetçi olmadığını, içkiliyken tecavüze kalkıştığını kabul eder bir dilekçe yazıp beni kurtarmaya çalıştığını anlattı.Fakat Kamu davası olduğundan dolayı mahkeme gününe kadar tutuklu kalmam gerektiğini söyledi.Kızım Sara olayı duyunca Yanıma ziyaretime geldi.Olanlara bir türlü inanamıyordu;
“- Ya anne, Abdülaziz amca bunları sana nasıl yapar, inanamıyorum…Demek yıllarca koynumuzda yılan beslemişiz…Nefret ediyorum bu adamdan, ilk gördüğüm yerde suratına tüküreceğim!…”
“- Sakın yapma kızım, içkiliydi ve kendinde değildi.Ben gereken dersi verdim!..Sen şimdi eve git!.. Babana ve kardeşine benim yokluğumu aratma güzel kızım.Sizleri çok seviyorum.Kaderimde bu günleri görmek de varmış…”
Bakışlarımı karanlığa çevirdim , sırtımı dayadım soğuk duvara.Demir penceremde bir ışık aradım …
”-Ne zaman gözlerim güneşin ilk ışıklarıyla kamaşacak, ne zaman yağmurlar altında yürüyeceğim ve içime huzursuzluk veren bu kara kutudan ne zaman kurtulacağım Tanrım? “

Bir gün, mektup geldi dediler.Zarfın üzerine baktım güvercin resimleri uçuşuyordu.Abdülaziz’ den geldiğini hemen anladım ve sevinçle açıp okudum;
Hadra…Epey oldu seninle görüşmeyeli.İki sevdalının en yi bakışma yeri olarak yolluyorum bu beyaz kağıt pencereyi…Seni öyle özledim ki…Yüreğimi uzatıyorum sana.Bu mektupla kucaklıyorum ve konuk oluyorum yattığın ranzana.Al bu gece mektubumu koynuna, hayallerinde resmimi iyi ağırla.Benim yerime bu mektup sıkıyor şimdi sıcak ellerini.Yazdığım kelimeler benim yüreğim, yapıştırdığım pulda dudak izlerim var.Harf kervanlarım düştü çöl yollarına, su serp yanan şu deli bağrıma…En yakın zamanda kavuşmak umuduyla…Seni çok Seviyorum…

Yazan: Sedat ERDOĞDU
ARKASI YARIN

ARKASI YARIN – HADRA –10.BÖLÜM

Mahkeme günü gelip çatmıştı.Adliye binasındaki duruşma salonuna girdiğimde eşim, kızım ve Seyid yan yana oturmuş duruşmayı bekliyorlardı. Seyid’ in nefret dolu bakışlarını üzerimde hissettim.Hakim’ in ve Savcının sorduğu sorulara, daha önce emniyette verdiğim ifadenin aynısını anlattım.Mahkeme salonunda benim anlattıklarım, memur tarafından tutanakla kaydedildi.Avukatım beni güzel bir şekilde savundu.
Sıra Abdülaziz’ e gelmişti;
“- Evet hakim bey, Hadra’ nın söyledikleri aynen doğrudur.Ben o gün çok içkiliydim ve ne yaptığımı bilmiyordum.Hadra’ nın eşinin kız kardeşi, benim erkek kardeşimle evlidir.Yakın akraba sayılırız.Oğlu Seyid Antakya’ da dershaneye gidiyor ve hafta sonları yanımda kalıyordu. Hadra Hanım olay günü, oğlunu ziyarete gelmişti.Evde oğlunu görmek için bekliyordu.Ben de içkili olduğumdan, tecavüz girişiminde bulundum ve ne yaptığımı inanın bilmiyorum.Asıl suçlu benim.O kendi namusunu korumak için tüfeği ateşledi…”
Seyid hakime bağırarak;
“- Bunların ikiside ahlaksız ve yalan söylüyor Hakim bey.Bu şerefsizleri uygunsuz vaziyette ben yakaladım.Artık bu kadına “- Anne!..” demek bile istemiyorum.Babamı aldatan ve aile şerefimizi iki paralık eden böyle namussuz bir kadına ben”- Anne” diyemem.Şu ahlaksız adamı yıllarca “-Amca” bildim.Hiç mi utanmadınız babamı aldatmaya ve hiç mi vicdanınız sızlamadı mı?
Şu karşımda duran yılanı ben vurdum.Bu kadın bu olayda suçsuz, fakat Allah katında ve bizlerin önünde suçludur.Beni tutuklayın, değilse elimden tekrar bir kaza çıkacak ve bu alçak adam tahtalı köyü boylayacak!..”
Olayları öğrenen mahkeme heyeti ve aile çevremiz, şaşkınlık içindeydi.

Ölmek istiyordum…Eğer ölürsem karalarınızı değil, bayramlıklarınızı giyinin…Gözyaşlarınız karışmasın toprağıma, rahat uyuyamam.Son bir defa gülüşlerinizi duyayım ne olur!..Ne mezar taşım olsun isterim, ne de gül fidanlarımı sulayın…Karalar bağlamış anlımdan boncuk boncuk terlerimi silmeyin!…Bir kız çocuğu yaşardı Afrin’ de bir zamanlar…Sevdalar ekerdi gönül tarlasına…Gizli gizli buluşurdu sevgilisiyle, düşleri yanıp gitti çakılan bir kibritle…Bir deli fırtına savurdu, hem seni… hem beni …yaşarken cehenneme!..

“- Hakim bey son kez bir şey söylemek istiyorum, yazılı verebilir miyim?..”
“- Tabi buyrun verin!…”
Hemen orada Yazdığım mektubu, hakim Bey’ e uzattım.Mektubu uzun uzun okudu ve bana dönerek sordu;
“- Bunları açıklamak zorundayım, mahkemeye sunulan yazıları ihbar kabul ederiz…”
Hakim, Abdülaziz’ e dönerek;
“- Seyid, senin oğlun!..”
Başım dönme dolap gibi dönüyordu, birden olduğum yere yığılıp kaldım.Gözlerimi açtığımda kızım ve Abdülaziz baş ucumda bekliyorlardı.Hüseyin, iktidarsızlığının duyulması ve erkeklik gururunun verdiği utançla orada perişan bir vaziyette, kaderine lanet okuyordu.Oğlum büyük bir şok içinde Cezaevine girmişti.Bunca yaşanan olayın suçlusu kim di?Sevda mı suçlu, yoksa kader mi?…Bir imzaydı bizi suçlu kılan.Kızım Sara tahsilinin verdiği olgunlukla karşıladı bizim sevdamızı.Babasına sarılarak ağlamaya başladı ve bana hitaben;
“- Boşanmalısınız Anneciğim!..Toplumumuzun örf ve adetlerinin verdiği yazısız kurallar var ve bunlara uymak mecburiyetindeyiz!..Abdülaziz Amca hala seni seviyor, belli ki sen de O’nu çok seviyorsun.Ben de babamı çok seviyorum.Seyid de Cezaevinden çıkınca kendi öz babasını çok sevecem eminim.Bundan böyle biz beş kişilik bir aileyiz kimse mutluluğumuza gölge düşüremeyecek!..”
Duruşma sonucu benim tahliye kararım yazıldı ve ben Abdülaziz’ in yanına yerleştim.Hamamat’ a gitmeye yüzüm varmadı. Hüseyin, le boşanmaya karar verdik ve tek celsede boşandık .Boşanmamızın ardından Abdülaziz’ le nikahlandık.Nikaha kızım da katıldı ve bize manevi desteğini esirgemedi.
Kırgınlık, karamsarlık, yılgınlık …Artık bütün hüzünlü duygular, kalbimin şöminesinde öyle cayır cayır yanıyordu ki dumanları beynimi uyuşturuyordu.Kendimi bir kelebek kadar özgür, beyaz martılar kadar hür ve mutlu hissediyordum.Oğlum Cezaevine her ziyarete gidişimde beni görmek istemiyordu.Duruşma günü oğlum, yaralama olayından az bir ceza aldı.Hüseyin ve kızım ziyarete gidişlerinde O’na olayları ve Abdülaziz’ le evlendiğimizi anlatmışlardı.Bundan sonra Yargı da yargıç ta Seyid’ ti….
Tahliye olacağı gün, Abdülaziz, Hüseyin, Kızım ve ben büyük bir heyecanla kapıda beklemeye başladık.Oğlumu çok özlemiştim ve çok seviyordum.Demir kapı açılıp elinde bavulla dışarı çıktığında, Abdülaziz ve benim suratımıza hiç bakmadı.”- Babacığım!..” diyerek Hüseyin’ e sarıldı ve daha sonra da ablasına sarılarak hasret giderdi.Üçü sırtını dönüp arabaya doğru gidiyorlardı ki ,birden geri dönüp kollarını açtı ve “- Anneciğim!..” diyen sesini işittim.Gözlerimden yaşlar sel olup akmaya başladı.Seyid Abdülaziz’ e bakarak;
“- Affet beni Abdülamca, seven AFFEDER!…Hepinizi çok seviyorum fakat babamdan asla vazgeçemem!..” Bu söz üzerine Hüseyin, oğluyla daha çok gururlandı…

– S O N –
Yazan: Sedat ERDOĞDU

Kategoriler
Deneme Yazıları Yazar

***DELİ DELLENDİ*** BÖLÜM 1-14 Sedat ERDOĞDU

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :1***Yazan :Sedat ERDOĞDU***

Özel aracımla otobanda giderken, aşırı yağan yağmurdan dolayı aracım kaydı ve bariyerlere çarptım.Arabamın ön farlarını yakarak yola çıktım.Elimde şemsiyem, beni İstanbul’ a götürecek bir araç beklemeye başladım.Saatlerce yağmur altında bekledim.Taksiler hızla önümden geçiyor fakat kimse almıyordu.Hava da kararmak üzereydi.Nihayet uzakta arabamın farlarını gören bir otobüs beni fark etti ve durdu.Muavin otobüsün kapısından sarkarak sordu;

“- Nereye gidiyon hemşerim?…”

“- İstanbul Harem’ de ineceğim, boş yeriniz var mı?…”

“- Çık, atla!…Otobanda buldun bir otobüs, bir de boş yer var mı diye soruyon.Bayram nedeniyle araba full dolu, şansından az ilerde bir bayan yolcu indi.Şu bayanın yanı boş.Eğer müsaade ederse, yanına oturursun!…”

Otobüsteki yolcu bayan seslendi;

“- Otur Kardişşş.Ne olacak adam mı yicezzz yani!…”

Sessizce yanına oturdum.Yanımdaki genç kızı süzmeye başladım.Üzerinde mini etekli seksi bir elbise, kulaklarında kocaman altın halka küpeler vardı.Hayret!…Kulak memeleri yırtılmadan bu küpeleri nasıl taşıyordu?…Kumral uzun saçlarının ortasına kocaman bir gül toka kondurmuş, uzun kirpiklerine sürdüğü rimelleri otobüsün sıcağından hafif akmıştı.Dudağında kırmızı ruju ve yanağında pembe föndeteni ile nerden baksan ilginç bir tip olduğunu belli ediyordu. Ağzında bir okka sakız, şişirip şişirip patlatıyordu.Patlattığı ile kalsa yine iyi…Bir eliyle sakızı ağzından dışarı doğru sündürüp, sonra tekrar dilinin altına kaydırıyordu.Tıpkı geviş getiren hayvanlara benziyordu.Ulu orta sakız çiğneyenlere oldum olası gıcık olurdum.Oturup evlerinde çiğneseler ne güzel olurdu!…İçten içe söylenmeye başladım;

“- Şansa bak!.. Hay allahım…Nerde bela varsa, gelir beni bulur!…”

Çorapsız uzun bacakları ile arada bir ayaklarıma sürtünüyordu.Araya mesafe koyup yana kayma çabalarım boşa çıkmıştı.Ben yana kaydıkça, üzerime üzerime geliyordu.Sonunda koltuktan ara koridora düşecek hale geldim ve pes ettim.Hava kararmış, otobüsün ışıkları sönmüş, yolcular kulaklıklarını takmış, videoda film izliyorlardı.Ben uyuma numarası yaptım ve gözlerimi kapadım.Birden bacaklarımın arasında gezen elini hissettim ve heyecana kapılarak kısık sesle ;

“- Dur ne yapıyorsunuz?Gören filan olur!…” dedim ve elini ittim.

Bana bakıp kıs kıs gülmeye başladı.Ağzındaki sakızı çıkarıp, sağ bacağına yapıştırdı;

“- Sen bakire misin?…”diye sordu.Ben utana sıkıla;

“- Sana ne?…” dedim.

“- Adın ne senin kardişşş…?”

“- Bana kardeş deyip durma lütfen.Nerden kardeşin oluyorum senin?İsmim de Hakan.Senin adın ne?…diye sormayacağım.”

“- Sor…sor!..İsmim Sacide…Peki otobanda ne işin vardı, su samuru gibi öyle?… yağmurdan da pek ıslanmışsın hısım.Yanıma yaklaş da senle biraz ısınalım.İstersen arabadan inince benim eve gel de, iki tek atıp ıslatalım!…Ha…ne dersin civanım?… ”

“- Zaten sayende yeterince ısındım.Çok sürtündün alev alacağım!…Arabadan bir ineyim, arkama dönüp bakmadan kaçacağım!… ”

“- Ne o, beğenemedin mi şerrr-refff-siz?…Bak şu güzelliğe…” dedi ve göğüslerini dışarı fırlattı.Ben iki gözüm yana kaymış bir şekilde, kızın memelerine bakmaya başladım.Elimle elbisesini çekiştirerek;

“- Kapat şunları.Şerefimle de oynama.Sen başıma bela mısın nesin ya..!” diye söylendim.

“- Korkma yavru kuş, yemezler….Domuz gribi de yok bende.Biz haftada iki defa sağlık kontrolüne gidelim, vergimizi tıkır tıkır ödeyelim…Sonra da devlet gelip binamıza park yapmak istesin. Olacak iş değil.Nah gelip işte( eliyle apış arasını göstererek) buraya park etsin!…”

“- Sen nerde çalışıyorsun?…”

“- Zürafa sokakta…”

“- Ne iş?…”

“- Yedi gün veriyorum!…”

“- Caco Cola yok mu?…Sadece yedigün mü var?…Ben Cola içerim!…”

“- Ay ne salak şeysin sen.Daha anlamadın mı cicim.Ben Genelevde çalışıyorum.Çalışma ruhsatı almak için kuyruğa giren binlerce kız var.Ben en şanslı kızlardanım.Her gün altı-yedi bin kişiye iş veriyoruz!…”

“- Pardon!…Sizde bir tuhaflık olduğunu sezmiştim zaten.Yaptığınız işi, meslek olarak mı görüyorsunuz?…Sanki normal bir iş yapıyor gibisiniz ve yüzünüz de hiç kızarmıyor maşallah!…Bu işi yapacağına git kendini denize at veya sokakta limon sat!… Genelev kavramı, hangi adla gelirse gelsin, genelev devlet tarafından yürütülüyorsa, kadının devlet tarafından orospulukla köleleştirdiği veya bu tür kölelik biçiminde, diğer kadın-köle sömürü biçiminin,(örneğin genelevlerdeki pezevenklik kurumunun) yasal olmasa bile, desteklendiğini gösterir.Her gün onlarca erkeğin altına yatmak, kolay bir meslek olmasa gerek?…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :2***Yazan :Sedat ERDOĞDU***

“- Bana laga luga yapma!…”

“- Valla ne diyeyim, insanda biraz utanma, arlanma duygusu olur.İnsanın bir kere ar damarı çatlamaya görsün.İşte senin gibi, her önüne gelen erkeğe verir!…”

“- Ben genel vericiyim lan.Kan grubum da arsız!…Bana bak, kafamın tasını attırma!… Utanmıyorum ulan, U-tan-mı-yo-rum…Var mı diyeceğin?…Beni bu hale getirenler utansın.Şimdiye kadar çok akıl veren oldu da, kan veren olmadı.Herkes emici şerrrr-refff-sizim… Gazetelerde star diye okuduğun şöhretli sanatçılar, her gün eşya değiştirir gibi sevgili değiştiriyorlar .Bazıları da “- Evlenmeden vermem!…” diyor.Evlenip evlenip koca eskitiyor.Bunların yaptıkları ne oluyor kardiş…?Şöhretlinin damındaki gül de, bizimkisi diken mi?…Herkeste var kara kutu, kara delik!…Cep delik cepken delik, kevgir misin be kardeşlik?… Kes sesini de otur oturduğun yerde hırbo…Bir daha benle konuşma!…” dedi ve sırtını döndü.

“- Sanki senle konuşan var.Sen konuşuyorsun cak cak…” dedim ve ben de O’ na sırtımı döndüm.Aradan bir saate yakın zaman geçti.Otobüsün camına doğru yüzünü dayadı.Az sonra birden, gizlice ağladığını duydum.Aslında O’ nu hiç incitmek istemezdim, bilmeyerek kalbini kırmıştım.Vicdanım sızladı ve elimi eline doğru kaydırdım;

“- Özür dilerim, barışalım istersen?…İnan seni istemeyerek kırdım.Neden ağlıyorsun?…”

“- Senin sözlerin beni ta içten yaraladı.Kim ister bu hallere düşmeyi?…”

“- Nasıl oldu anlat istersen.Biraz için açılır…”

“- Neyi anlatayım?…Nasıl dellendiğimi mi?..”

“- Hayat hikayeni anlat.Nasıl düştün bu fuhuş bataklığına?…”

Sacide bakışlarını öne eğdi ve anlatmaya başladı;

“- Ufak bir Akdeniz Köyünde dünyaya geldim.Üç kardeşin en küçüğü bendim.İki ağabeyim evlenmişlerdi.Hep beraber kocaman evimizde yengelerimle birlikte yaşıyorduk.Ağabeylerim ve babam elma bahçelerimizden sağladıkları gelirle, geçimimizi sağlıyorlardı.İlköğretimi bitirdim ve babama okuyacağım diye direttim.Çok inatçı bir kızdım.Babam yufka yürekliydi ve siroz hastasıydı.Abilerime inat okumamı istedi.Liseye at arabasında, köyümüzdeki çocuklarla birlikte, 8 km.uzaklıktaki kasabaya gidip geliyorduk.Köyümüzde okuyan tek kız bendim.Okuyup hemşire veya doktor olup, babamı iyileştirecektim.Ben onaltı yaşındaydım.Kasabada oturan babamın yakın arkadaşı Halil amcanın oğlu Necati’ yi seviyordum.Necati benden dört yaş büyüktü.O da beni seviyordu.Okulun öğle yemek aralarında, gizlice buluşup konuşuyorduk.Yine bir gün dere kenarında Necati ile sevişiyorduk.Kasabaya beraber gelip gittiğimiz, aynı köyden okul arkadaşım, büyük amcamın oğlu Bilal’ ın bizi gördüğünü fark etmemiştim.Bilal benden iki sınıf üstteydi.Devamlı gözü bendeydi ve serseri ruhlu bir çocuktu.Küçüklüğümden beri tanıdığım ve ağabey dediğim için, asla hakkında kötü bir şey düşünmüyordum.Bilal benim Necati ile seviştiğimi, köyümüzden gelen erkek okul çocuklarına, ballandıra ballandıra anlatmış.Bir gün at arabası, okuldan bizleri almaya kasabaya gelmemişti.Bilal;

“- Hadin len yürüyerek gidelim.Hava da ne güzel…” diye konuştu.Ben olacaklardan habersiz, nasıl olsa amcamın oğlu da yanımızda diyerek teklifi kabul ettim.Kasabadan uzaklaştık, dere kenarına gelince amcamın oğlu Bilal ve diğer çocuklar, bana planlı bir şekilde saldırarak tecavüz ettiler.Tam beş kişiydiler.Çocukluğumu, hayallerimi, telimi duvağımı elimden aldılar.Gözlerimi açtığımda anladım ki bir daha bu hayatın dahası olmayacaktı.Beni böyle yıkan, yaşadıklarımdan ziyade bunları yapanların içinde, amcamın oğlunun elebaşı oluşuydu.

Ne kadar süre olduğunu kestiremediğim bir müddet baygın yattım.Uyandığımda başıma gelen bu olay yüzünden ölmeyi istedim olmadı.O an hissettiğim utanç, bu günkü hayatımın temeli oldu.Öylece kalakaldım.Kulağımdaki sesler uğultuya dönüşmeye, yüreğim daralmaya başladı.Son kez geri dönüp bakmak istedim.Baktığım her yerde alevler fışkırıyor, ineklerin ve tavukların sesi imdat dercesine göğe yükseliyordu.Durdum…Yaşamak bu mu diye düşündüm.Ya orada ölmeliydim, ya da köye dönmeliydim.Geri döndüm ve öldüm de…Ama şerefimle değil, şerefsizce…Evimizin önüne geldim.Artık bir daha hiç kuramayacağım hayalleri kuruyordum.O an hayatın karesi dondu.Öyle kapılardan geçtim, bambaşka diyarlara gittim.Hayallerimde Sacide gelin oluyordu.Anası iyiceydi artık.Yengelerim kına geceleri düzenliyorlardı.Sonra…Sonra hepsi de birer aç kurt gibi üzerime yürüdü.Gözlerimi açtığımda anladım ki bir daha bu hayatın, dahası olmayacaktı.Beni böyle yıkan, yaşadıklarımdan ziyade bunları yapanların içinde, amcamın oğlunun elebaşı oluşuydu.

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :3***Yazan :Sedat ERDOĞDU***

Eve gittiğimde olayı kimselere anlatmadım.Ertesi gün hasta olduğumu söyleyerek okula da gitmedim.Benim okula gitmediğim bir gün, Necati köye geldi.Bahçemizdeki çeşmeden su doldururken O’ nu birden karşımda gördüm.Eliyle işaret ederek beni çağırdı;

“- Sevgilim bir haftadır okula gelmiyorsun?…Seni çok özledim,” dedi.Heyecandann panikledim ve yalan söyledim;

“- Çok hastalandım Necati.Zaten okulda kapanmak üzere, devamsızlık yapsam bile sınıfımı geçiyorum.O yüzden okula gelmedim.Sen neden geldin?…Aman kimseler görmesin!… Köyümüzde dedikodu olur, abimler kızarlar sonra!…”

“- Yarın Askere gidiyorum aşkım.Gelir gelmez seni isteteceğim ve evleneceğiz.Bana söz ver!…”Utançla Gözlerimi yana kaydırdım.Gözlerimden sicim gibi yaşlar akmaya başladı;

“ – Söz tabi…Senden başka kimseyi sevmedim ve sevmeyeceğim.Güle güle git, sağlıcakla gel Necati…” dedim.Sevdiğime son defa sarılarak, veda ettim.Yaz tatili boyunca evimizden dışarı adım atmıyordum.Bir yere gideceğim zaman, annemle birlikte gidip geliyordum.Amcamın oğlu ve diğer dört gencin yüzlerini bile görmek istemiyordum.Ne zaman onları görsem, yavşak yavşak yılışıp gülüşüyorlardı.Fakat yaptıklarını anlatmamdan çok korktuklarından, yanıma dahi yaklaşamıyorlardı.Hepsinden ölesiye nefret ediyordum.Okullar açıldığı zaman, babama okula gitmeyeceğimi söyledim.Babam hayretle yüzüme baktı;

“- Hayret bi şeysin be gızım.Okuyup dokto veya hemşire olmak isteyen sendin ya gari!…İstemeyosan gitmez, gelin oluu evde çocuk bakasın!…”

Gelin olmak mı?…Hıh..Gelin olmak kim, ben kim?…Hayallerim tamamen tükenmişti.Karnım gittikçe büyümeye başladı.Karnımdaki çocuğu çok düşürmeye çalıştım, başaramadım.Köyümüz yöresine ait basma şalvar don giyerek, hamile olduğumu son güne kadar sakladım.Herkesin tarlaya çalışmaya gittiği bir gün, doğum sancılarım başladı.Evde kimsenin olmadığını sanıyordum ve tek başıma çocuğu doğurup yok etmeye kararlıydım.İnlemelerimi duyan yengem koşarak yanıma geldiğinde, hayretler içinde hamile olduğumu öğrendi.Hemen ocakta sıcak su kaynatarak elleriyle doğumumu gerçekleştirdi.Bu sırada annem eve geldi, yengem olanları anlattı.Annem;

“- Gızım bu çocuk kimden?…Yoksa Necati’ den mi?..Vay soyu sopu devrilecise….Kızımı ne hale sokmuş bu it soyu…Şu anda askerde.Haftaya izne geleceğini söylevemişti anası.İstemeye gelecekleni söylediydi…Namusumuz iki paralık olmadan hemen evlenive…Evlenive de namusumuz kurtulsun gari!…”

“- Yok ana Necati’ den değil…”

“- Ne… gı sen nettin?…Necati’ den değil de kimden gızım?…Abenler gelmeden söyleve…”

Olanları anneme anlattığımda annem şoka girmişti.Yengem ağabeylerime olayları anlattığında, iki ağabeyim amcamın oğlu ile birlikte dört genç çocuğu, ahıra kapatarak falakadan geçirmişlerdi.Yediği dayakların etkisi ile amcamın oğlu benimle evlenmeye razı oldu.Babam hasta olduğundan, çocuğu ondan sakladık.Yengemin çocuğu olmuyordu, çocuğu yengem aldı.Olanlardan amcamların haberi hiç olmadı.Köyde anlı şanlı bir düğün yapıldı.Evlendiğimiz ilk gece arkadaşlarından utanan Bilal, zifaf odamızda silahıyla kendini alnından vurdu ve intihar etti.İlerleyen günlerde hep suçlandım.Geri döndüğüm için hiç affedilmedim.Annem bir yandan, yengem bir yandan beddualar ediyorlardı.”-Ne vardı herkes gibi sen de evde oturup goca bulup evlenseydin olmaz mıydı?…Okucan dedin, bak ne hallere godun bizi…” Ailemde herkes beni suçluyordu.Ağabeylerim ”- Lekeli yaşamayı nasıl yakıştırıyorsun?… “ der gibi bakıyorlardı yüzüme.Ama bana ölme fırsatı da vermiyorlardı.Askerliği biten Necati kasabaya geri dönmüştü.Necatim’ den utandım kardiş…Sevdiğimin yoluna karşılamaya gidemedim.Oysa O gelecekti çalgılı çengili düğünümüz olacaktı.Geldiğinde babama ; “- Sacide neden gelmedi?…” demiş.Babam evlendiğimi, evlendiğim ilk gece amca oğlum Bilal’ in gerdeğe girmeden intihar ettiğini anlatmış.Cevap verememiş.Babası Necati’ yi kolundan sürükleyip;

“- Sana kız mı yok oğlum?…” demiş.

Necati bu; durur mu?…Benim deli sevdalım.Onca günleri Sacide’ nin hayaliyle geçirmiş.Annesini de önüne katarak beni istemeye geldiler.O’ nu gördüğüm an hayatta yaşanacak her acıyı çektiğimi düşündüm.Ama ne yazık ki gördüğüme sevinemiyordum.Sonunun Bilal gibi olmasından kokuyordum.Beni hala zifaf gecesine girmemiş bakire kız sanıyordu.Oysa ben O’ na sarılmak, “- Benim suçum, günahım yok!…” demek için neler vermezdim.

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :4***Yazan :Sedat ERDOĞDU***

“- Senle evlenemem Necati, ne olur anla beni.Ben bakire değilim…”

Necati’ nin dünyası bir anda başına yıkılmıştı sanki.Anasını beni istemeye getirdiğine bin pişman olmuştu.Alnındaki terleri koluyla sildi ve bana bir tokat patlatarak , arkasına bile dönüp bakmadan çekip gitti.Biliyordum ki köyde hiç kimse namussuz ve iffetsiz bir kadınla evlenemezdi.Sonra kasabadakiler ne derdi?…Babamın hastalığı ilerlemişti ve bir sabah O’ nu yatağında ölü bulduk.Evdekilerin cenaze işleri ve gelenlerle uğraşmaktan, bir süreliğine benimle uğraşmaları zaman almıştı.Bu arada ben de kızım Nergis’ le ilgileniyordum.Kızıma çok bağlanmıştım.Kızımı tüm köylülerden saklamıştık.Babamın yedi mevlüdü okunmuştu o gece büyük yengem yanıma geldi ve gözlerimin içine derin derin baktı;

“- Ne diyeceğini anladım yenge!…” dedim.Boynuma sarıldı;

“- Sacide yaktın gı kendini…” diye ağladı.Suçumu düşündüm.Daha on yedi yaşındaydım ve kendimce hayatın tüm acılarını yaşamıştım.Belki de ağabeyimin benim için düşündüğü son, benim isteyip de yapamadığım kurtuluş olacaktı.Yengem arkasını döndü ve yüzüme bakmadan;

“ – Ağan sabah seni dereye götürüvecek.Anana söyleme duymevesin sakın!…” dedi;

”- Benle vedalaşmaya gelecek misin yenge?…” dedim.Bir an öylece baktı;

“- Senin için dua edeceğim edivecem gari Sacide…” dedi.Ve son kez sarılıp yanaklarımdan öptü.Biliyor musun, bu benim son öpülüşüm oldu.

O gece hiç uyumadım.Ne gariptir ki öleceğim için hiç korkmadım.Yalnızca bebeğimi düşündüm.Bunca aydır benimle bir tek o vardı.Bana o korkunç olayı hatırlatsa da, nihayetinde benim bebeğimdi o.Yalnız değilsin, ben de bu acı kaderine ortağım diyordu.Günler geçtikçe sadece O’ nu düşünüp, sonunun ne olacağını görmekten korkar olmuştum.Elbette ki herkesler gibi onu kundağına sardığım gibi köy meydanından kasıla kasıla geçemezdim.Ya da büyütüp okula yollayamazdım.Ama ben O’ na kıyamazdım da…O yüzden ağabeyimin benim için düşündüğü sondan hiç korkmadım.

Gün ağarmaya başlamıştı.Bir ara ağabeyimin Kuran okuduğunu duydum.Zavallı ağabeyim kardeş katili olacaktı.Ben kurtulacaktım ama O, belki de bir ömür boyu yanacaktı.

Ayak sesleri kapıma yaklaştı.Sonra biri dışarı çıktı.Sonun yaklaştığında düşündüğüm tek şey, ben ölürken bebeğimin ne hissedeceğiydi.Acaba onunda benim kadar canı yanacak mıydı?…İşte bu ölmekten daha korkunç bir düşüceydi benim için.Yengem kapıyı açtı;

“- Ağan kapıda seni bekliyo…Çocuğunu da kucağına al ve çık!…” dedi.Son bir kez aylarımı geçirdiğim çilehaneme baktım.

“- Anamı görecek miyim yenge?…” dedim.

“- Hayır!…” dedi.Hiç itiraz etmedim.Galiba görmemek daha iyiydi.Evden çıkınca yengem çabucak kapıyı kapattı.Sanki bu gidiş sahnesini görmek istemiyor gibiydi.Sevindiği ihtimalini bugün bile düşünmedim zaten.

Ağabeyim hiç konuşmuyordu. O önde, ben arkada, bir müddet yürüdük.Dere kenarına gidebileceğimiz en uzun yoldan gidiyorduk.Eğer ağabeyim isteseydi, çoktan oraya varmıştık.Ama ağabeyim yolu uzattıkça uzatıyordu.Sonunda dere kenarındaydık. Birden arkasına dönüp;

“- Bu çocuk kimden?…” diye sordu.

“- Bilmiyorum.Bana ilk tecavüz eden Bilal’ di.Bayılmıştım, sonra hepsinin tecavüz ettiğini hayal meyal hatırlıyorum!…” dedim.Çocuğu kucağımdan aldı ve yere bıraktı.Sonra ellerimi

iki elinin arasına alıp;

“- Gonca gülüm sana kıymak zorundayım!…Namusumuzu iki paralık ettin!…” diye feryat etti.Öylece bir zaman yüz yüze gelmeden ağlaştık.Sonra cesaretimi topladım;

“- Tek hayalim şereflice ölmekti ağabey…” dedim.”- Bu güne nasipmiş…” Mermiyi silahına yerleştirirken gözyaşlarını görebiliyordum. Sonra gözlerime baktı;

“- Gonca gülüm ben sana kıyamam!…” dedi.Oysa bilmiyordu ki bugün benim ferah kapısına en yaklaştığım gündü.O kendince bana kıyamadı ama, ben hayatım boyunca bir daha mutluluğa bu kadar yaklaşmadım.

”- Ah Sacide… Allah’ ın takdirine bak.Ben ne zamandır çocuk hasretiyle yanıyorum.Rabbim bana bir bebek nasip etmedi.Oysa sen ne haldesin!…”

Evet, yüce Allah onlardan esirgediği yavruyu talihsiz bir şekilde bana nasip etmişti.Elbette ki O’ nun hikmetinden sual olunmazdı.Ama ben bu nimet mi, lanet mi olduğunu kestiremediğim şeyin bedelini çok ağır ödedim.

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :5***

Evde bebeğimi kimseler sevip koklayamadı.Hadi ben suçluydum, O yavrunun ne günahı vardı? O hiç bu rezil dünyaya, böylesine rezil bir şekilde düşmek ister miydi?..Meselenin evveliyatı her ne olursa olsun, sonuçta O da bir candı.O’ nun da büyümeye, koşmaya, bu kalabalık dünyanın içinde, en az diğer kullar kadar var olmaya hakkı vardı. Belki de bunlar on yedi yaşındaki bir genç annenin, babasız bir çocuk doğuran bir annenin yegane teselli cümleleriydi. Zaten bu düşünceler sadece benim beynimin labirentlerinde saklı kaldı.Kalkıp da ağabeyime; “- Bu çocuk senin benim kadar insan, ne var kabullenemeyecek?…” diyecek halim yoktu.

O gün hayatımın, kaderimin rotası belirlendi.Sabaha kadar bebeğimi birine vereceklerini düşünerek ağladım.Kızımın bir babası yoktu, şimdi de annesi olmayacaktı. O an için bana yaşanacak en acı şey budur gibi gelmişti. Ama ben yine yanıldığımı anladım.

Yere bıraktığım bebeğim sürekli ağlıyordu.Sesi soluğu çıkmayan bebeğim, olacakları sezmişçesine ağlıyordu.Gözlerime bakıyordu ve küçücük bebeğimin gözlerinden yaşlar süzülüyordu.Bu onun ilk gözyaşlarıydı…Dünyaya ilk isyanı, baş kaldırışı, merhaba deyişiydi belki de.Acılara, yalnızlığa, insan olmaya merhaba der gibiydi.”- Bebeğimi koru!…” diyordum Allah’ıma.”- -Bana ne yaparsan yap fakat, bebeğime bi şey olmasın Allahım!…”diyordum.

Yüzüme baktı ağlıyordu.Duygudan eser bulunmayan yüzü acıdan yanıyordu.O an anladım ki kızımla ilk ve son gezişimizdi bu toprakları.Hiç durmadan ağlayan çocuk bir anda kesti ağlamayı.Kucağımdan deredeki sulara bakıyordu.Birden ağabeyim

“- Ver şunu!…” dedi.

“- Vermem…Bu çocuğun ne zararı var sana?…” diyebildim sadece.Zorla aldı bebeğimi kucağımdan…Hayatımı, canımı, ilk oyuncağımı aldı hayatımdan….

İşte ben o gün böyle oldum.O gün söndü aklımın ışıkları.Yavruma ne mi oldu?…Gözlerimin önünde boğdu bebeğimi ağabeyim.Dereye defalarca soktu, çıkardı.Her çıkarışında yüzüne baktı.Ben kaskatı kesilmiş olayı seyrettim.Sesim çıkmadan seyrettim.Bir korku filmi seyreder gibi…Bir katilin suç ortağı gibi, sadece seyrettim.Tek damla gözyaşı dökemeden, tek kelime edemeden.En sonunda gözleri açık o kara gözleri göklere bakar halde ve mosmor kaldı Nergis’ imin.Boğdu onu ağabeyim.Çünkü o bir piç kurusuydu…Çünkü yaşasa bile hergün boğacaklardı onu…Çünkü babası belli değildi.

O an Rabbim bana yardım etti.Bebeğimle beraber benim aklımı da aldı benden.Sonra İstanbul’ a kaçtım.Günlerce parklarda yattım.Gelen vurdu, giden vurdu şerrr-refff-sizim…Şimdi de böyleyim işte…Anladın mı?…Böyle doğdu deli Sacide….” Diyerek benim bağrıma vurmaya başladı.İki kolunu tuttum ve dudaklarını dudağıma getirip O’ nu öpmeye başladım;

“- Bak!…Hep sen öpüyordun milleti.İşte yıllar sonra seni öpen biri çıktı karşına.Bundan böyle seni bırakmayacağım.Var mısın benimle adrenalin yaşamaya kardişşş?…” dedim.

Aklımda olan işleri yapabilmem için böyle güzel bir deli kıza ihtiyacım vardı.Aradığım kız kendi ayaklarıyla çıkıp gelmişti.Gün ağarmaya başlamış, otobüs Harem’ e yaklaşmıştı;

“-Sacide, seni o bataklıktan çıkaracağım gülüm.Ver bana şu Zürafa sokaktaki adresini ve telefonunu kayıt edeyim!…” Sacide adresi ve telefonu bir çırpıda söyledi ve ekledi;

“- Pezevenkler bırakmazlar kardişş…Çıkarsalar da çok para lazım… “

“- İki gün sonra yanındayım tatlım.Ben gelmeden eşyalarını hazırla seni çıkaracağım!…”

“- Nereye…? Çin’ e fason mal satışına mı götüreceksin lan beni hıyar?…”

“- Yok güzelim….Dünya turuna çıkacağız.Dalga geçtiğimi zannetme.Geldiğimde kafa kağıdını hazırla.Bakarsın uzay turuna da çıkarız…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :6***

“- Hadi kardişşş, gazetede Hıncal Uluç’ un köşe yazısını okuyorum.İşin bittiyse defol git!…”Müşteri Sacide’ nin üzerinde sevişirken, Sacide gazete okumakla meşguldür.Müşteri boşalmıştır fakat gitmek bilmez;

“- Yarım saat daha kalsam olmaz mı?…Vallah çok beğenmişem, muamelenden hoşlanmışam.Bizim köydeki eşşekten iyisen!…”

“- Ulan beni eşşekle bir mi tutuyon şerrr-refff-siz dümbük.Hayvan haklarını savunan panter karılar duymasın.İkinci posta iki katı.Git aşağıdan iki marka daha al gel!…”

“- Biraz indirim yap bugün, vallah param kalmamış…”Sacide elindeki gazeteyi adamın kafasına vurmaya başladı;

“- Defol ulan, burası hayır kurumu mu sümsük?…” dedi ve adamı üzerinden fırlattı.Sonra aşağıya seslendi;

“- Sıradaki gelsin!…”Bu sırada kapıdan içeri girdim ve çalışan bayanlardan birine sordum;

“- Affedersiniz Sacide hanım burada mı çalışıyor?…”

“- Evet, üst katta.Oda no 303…”Koşar adımlarla merdivenlerden yukarıya doğru çıkıyordum ki pala bıyıklı bir adam seslendi;

“- Hop!…Sıraya gir!…Buraya her önüne gelen, elini kolunu sallaya sallaya giremez hemşerim.Önce kasadan marka alman lazım.İlk defa mı milli olacaksın?…”

“- Şey…Ben Sacide Hanım’ la görüşecektim.”

“- Sacide’ ye bak…Ne zaman Hanım olmuş da haberimiz yok lan bu deli karı?…Sacide Hanımı görmek parayla hemşerim, iyi seçim.Yalnız sevişirken dikkat et, serçe parmak kırılmasın!… Delidir ne yapsa yeridir!…Akraban mı?…”

“- Şey…Evet.”Pala bıyıklı yukarıya doğru bağırdı;

“- Kız Sacide…Akraban gelmiş, aşağıya bir göz at!…Hani lan akraban yoktu senin, orospu?…Bak bakalık tanıyor musun?…”

Bu sırada merdivenden iç çamaşırı ve ağzında bir okka sıkızı ile Sacide göründü.Beni gördüğüne çok sevindi.Gözlerinin içi gülüyordu;

“- Hoş geldin Hakan…Senin geleceğini hiç zannetmiyordum lan…Helal olsun sana delikanlı çocukmuşsun şerrr-refff-sizim.Sen bir çay içerken, ben de hazırlanırım gideriz…”Patronu Raci seslendi;

“- Nereye gidiyorsun, benden habersiz lan kaltak?…”Ben söze girdim;

“- Sacide’ yi buradan tamamen çıkarıyorum.Artık benim yanımda kalacak!…”

“- Yok ya?…Biz O’ nu büyütelim besleyelim,koluna altın bilezik takıp meslek sahibi edelim, sonra da elin adamına sunalım ha?…Yok öyle yağma hemşerim…Ederi 40 bin dolar.Ödeyemezsin de, ödersen mal senindir.Al hayrını gör…”Bu sırada genelevde çalışan kadınlardan biri elinde deodorant salona parfüm sıkmakla meşguldü.Patron kızarak söylendi;

“- Yeter ulan parfüm sıktığın.Ver şu parfümü!…Ozon tabakasının bile anasını bellediniz.Sayenizde kocaman bir kara delik açıldı.Bıktım artık etrafımda delik görmekten lan yeter!…”Sacide söze girdi;

“- Ama patron yıllarca benim etimden, sütümden, tüyümden yararlandınız.Özgürce yaşamak benim de hakkım.Yurdum hatunlarının hemen hepsinin cinsel aktiviteye vaginismusluymuşçasına soğuk bakmasının sonucu er kişinin yapacağı kaçınılmaz eylemi, işi anlatan cümlenin anlatım bozukluğu dut yemiş hali gibiyim. Aleksandr amcamız ne diyor; Evlilik kurumu var oldukça fuhuş da yaşayacaktır. Fuhuşu sürekli destekleyen ve besleyen kimlerdir biliyor musun? Namuslu geçinen iyi aile babaları, kusursuz kocalar, sevgi dolu erkek kardeşler. Bu kişiler paralı fuhuşu yasal hale sokacak ve savunacak yolları ve nedenleri hep icad edeceklerdir. Tersi durumda fuhuşun, eşlerinin ve çocuklarının yatak odalarına kadar gireceğini biliyorlar. Onlar için yasallaşmış fahişelik öteki erkeklerin cinsel arzularını kendi yatak odalarından uzaklaştırmanın bir yoludur. Hem sonra yasallaşmış fahişelik, bu şerefli aile babalarına, gizlice gidip kadınlarla yatma zevkini de sağlıyor. Daha iyisi can sağlığı! Hep aynı yemekten yemek sıkar biraz…Verin kafa kağıdımı da kuşlar gibi özgür olayım.Ben özgür seks yapmak istiyorum artık!…Hem ben bu kadar ucuz muyum kerhaneci başı.Aslında benim ederim, dolarla bilem ölçülmez.Yüz bin yuro bile benim gibi havalı dilbere az gelir. Bu çocuk nerden bulsun 40 bin dolar parayı?…Acı biraz, kredi kartına taksit yap!…Ben on sene dışarda çalışır öderim patruş…”

“- Ne diyon lan sen?…Kim bu deyyus Aleksan Malaksan?…Bi çakacam görcen vaginüsü, magirusu şimdi.Mal-i Sigorta kapsamındasın ona dua et!… Görüyon değil mi hemşerim, fahişeler ile filozoflar arasında pek bi fark yok!…”

“- Bak Kerhaneci başı, sigortamı da tam yatırmıyorsun galiba.Geçen gün arıza yaptım, eczaneden aldığım ilaçların parasını tam ödedim.Motorun bile amortismanı var, benim yok.Benim motordan neyim eksik?… Daha emekli olmama, bu gidişle dörtbinbeşyüz iş günü var!…”

“- Tamam tamam…Ben gerekli parayı bankadan çeker, size öderim.Sen hazırlan Sacide bir saat sonra geliyorum seni almaya tatlı kuş!…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :7***Yazan :Sedat ERDOĞDU***

Bir saat içinde parayı bankadan çektim ve Kerhaneciye teslim ettim.Paraları otomatik makinada bir çırpıda sayan Raci;

“- Tamam hemşerim.Vallahi hiç parayı getireceğinden umudum yoktu.Al mal senindir.Bu da kafa kağıdı, hayrını göresin!…” dedi ve nüfus cüzdanını kasadan çıkarıp, bana teslim etti.Sacide seslendi;

“- Sana ev alacağım, eşya alacağım diyerek borçlandırdığın senetleri de ver bakalım Raşi!…Ulan pezevenk bi düdüğünü gördük, başka bi şeyini görmedik!…”

“- Ha tamam..Unutmuşum kız onları.İyi ki hatırlattın.Al bakalım, elinle yırtasın.Artık bağımsız ülke oldun Sacide kızım.Kuşlar kadar özgürsün.Eğer dışarda tutunamazsan, işin hazır, bizi unutmayasın!…İstediğin zaman gelebilirsin.Sanatın var, elin işe yatkın ve beceriklisin!…”

.” Bana dönerek;”- İşte evladım böyle…Kızlarımız bizi çok severler, hepsi de hamarattırlar!…”

Sacide’ nin bir bavul dolusu eşyasını elime aldım ve arabayı park ettiğim yere doğru yürüdük.Arabanın bagajına eşyayı koydum ve ön kapıyı açtım;

“- Buyursunlar Madam Sacide Hanım!…Bundan sonra ver elini uzay turu…”

“- Ulan Hakan, bu kadar parayı nerden buldun lan?…Banka filan soymadın değil mi şerrrr-reffff-siz!…”

“- Ben doğuştan zenginim güzelim.Aklım zengin.Ev-vet… faka-boka bastın, banka soydum nerden bildin?…”

“- Beni üzerine alacak mısın?…”

“- Bu da nerden çıktı şimdi, tabi bundan böyle beraber yatacağız ve beraber kalkıp işe çıkacağız…”

“- Ne iş?…”

“- İnce iş!…Ben bilgisayar mühendisiyim.Bana derler Hızlı erişim Hakan!…İnternet üzerinden Robin Hood’ culuk oynuyorum.Zenginden alıp, fakir Hakan’ a dağıtıyorum.Bir bayana ihtiyacım vardı ve tam zamanında seni buldum.Çıkar şu ağzındaki sakızı da, bak sana ne yapman gerektiğini anlatacağım.”

“- Hakan’ cım bana aşk dolu sözler söyle hayatım.Çoktandır hasret kaldım böyle güzel sözlere!…”

“- Hadiiii bismillah!…Tamam, tamam söylerim tatlı kuş.Sacidem seni ram’ inin alamayacağı kadar çok seviyorum. Zipsiz, zapsız olduğun gibi… Seni ilk gördüğüm anda damla sakızı çiğneyişine formatlandım. Bana öyle bir sistem transfer ettin ve yaklaştın ki, hiç bir komut artık beni senden ayıramaz. Seninle çoklu ortamlar da dahil, her ortamda mutlu olabileceğimi biliyorum. Senin megahertz’in beni de ateşliyor. Bakışların beni taa derinden scan ediyor. Sana çok güveniyorum, bu bakışlarımı başkasına forward etmeyeceğini de çok iyi biliyorum. Ben, seni üzerime alacağım Sacide. Sana söz; hiçbir şey insert etmeyeceğim.Dr. Norton’ dan randevu aldım, ikimiz de usulen bir virus taramasından geçeceğiz. Merak etme!…Hiç bilmediğim software’ lerle ilişkim olmadı. Senin için Raci, hardware’ lerin taş gibi diyordu, ancak biliyorsun ki benim için software güzelliği hardware güzelliğinden önde gelir. Sacide, seninle biz çok dvd’ler seyredeceğiz. Sana doğum gününde 24 hızlı rewritable dvd alacağım. Pembe slotlu kasamız, içinde nurtopu gibi hard disklerimiz olacak. Tatillerimizde ikimiz de birer windows gezgini olacağız. Daha sonra da ver elini internet. Sana güzel görünmek için öyle çok çalışacağım ki, üç hafta sonra karşına yirmibir inch plazma ekran gibi çıkacağım. Ondan sonra istersen beni duvarına bile asabilirsin. Akşamları dizlerinin üzerinde bir laptop gibi yatacağım. Asla uyku moduna geçmeyeceğim Sacide. Biz seninle ışıkları kapatıp kucaklarımızda klavye sabahlara kadar erenet.net ‘te chat edeceğiz. Ancak ilk yıllarda senden biraz ilgili olmanı isteyeceğim, onun için screen saver, standbye modu vs. anlarsın ya açık dikkatli olmanı isteyeceğim. Salonumuzun baş köşesine babamın eski 10 megabaytlık bilgisayarını koyacağım, malum şark köşeleri bana hep çok Sıcak gelmiştir, yanına da 5,25 lik disketler. O biçim nostalji olacak. Hatta yılbaşı akşamları tetris falan oynayabiliriz. Kendimizi hep geliştireceğiz, zaman hangi ram’i gerektiriyorsa uyacağız. Birbirimizden fikir download’unu bir gurur meselesi yapmayacağız. Aramızda ayrı gayri olmayacak, herkes birbirinin sörfüne saygı duyacak. Zenginlerin sitesini crack ettim, anasını da hack edeceğim. Ben geleneklere sadık kalmak istiyorum şeker Sacide’ ciğim. Sana amazon.com dan hamarat parmağına beş taşlı pırlanta yüzük, kulaklarının taşıyamayacağı büyüklükte avize elmas küpeler siparişi verdim bile.Gecelerimizde real player çalacak… Home page’ inlerini, her baytını öpüyorum, CPU’m daima seninle olacak sevgilim!…”

“- Ulan neler diyorsun sen şimdi bana şerrr-reff-siz…Söylediklerinden tek kelime anladıysam Arap olayım!…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :8***

“- Hakan lan, bu şato gibi ev sizin mi?Allam bak ağzım açık kaldı, içine sinek sıçacak!…Bütün sülaleniz bu evde mi yaşıyor anacım?…”

“- Hayır, ben yalnız yaşıyorum.”

“- Nasıl yani?…Baban veya annen sana göz kulak olmuyor mu oğlum?Kaybolursun lan bu şato gibi evde!…Of şerrr-reff-si-zimm şu havuzun güzelliğine bak, boyumu geçermi lan bu? Olimpik yüzme havuzu gibi…Bak fazla yüzme filan bilmem, boğulursam bana yüzme öğretirsin ha!…Şişme araba lastiği filan varsa, belime dolar onunla yüzerim anacım.Ayrıca havuzuna işersem, bana kızmazsın değil mi?…”

“-Neden kızayım.Bende senin tuvaletinde yüzerim ödeşiriz!…Ayrıca sakızını şişirisin balon gibi, seni boğulmaktan kurtarır!…Benim de senden arta kalan bir tarafım yok tatlı kuş…Ben ve benden iki yaş küçük kızkardeşim, küçük yaşta yetim kaldık.Dikilmedik bir kulak arkamız kaldı.Babam hava subayı idi.Güneydoğu’ da PKK ile savaşırken roketatar tarafından vuruldu ve teröre şehit düştü.Annem; yeşil ışıkta karşıdan karşıya geçerken, trafik terörüne kurban gitti.Ben ve kız kardeşimi, amcam ampül Hasan büyüttü. Amcam radyo, televizyon ve bilgisayar tamircisiydi.Bize bakmak için hiç evlenmedi.Okul tatillerinde O’ na yardımcı olurdum.En büyük zevkim internet Cafelerde internete girmekti.Ondört yaşımda elektronik aletlerin her zerresini, harfi harfine ezberledim.Babamdan kalan maaşla, amcam ampul Hasan bizleri okuttu.Ben bilgisayar programcılığı üzerine mühendis çıktım.Yüksek tahsilim biter bitmez, bana burs sağlayan çok ünlü bir işletmenin muhasebe kayıtlarını, alım satım işlerini bilgisayar üzerinden giriyordum.Alış veriş yaptığımız bütün müşterilerin hesaplarını bilgisayarda kayıt altına aldım.Yağmurlu bir gün, kopan elektrik teline basan amcamı da, bok yoluna kurban verdik.Kızkardeşim o yaz Oksford’ u kazandı.O’ nu okutabilmek için çok para lazımdı.Benim aldığım maaş ancak geçinmemizi sağlıyordu.Büyük müşterilerin hesaplarından internet üzerinden ufak tefek harcamalar yapmaya başladım.Biriktirdiğim paraları kardeşime yolluyordum.Öyle bir hale geldi ki, servetim boyumu aştı.Param vardı, her şeyim vardı, fakat mutlu değildim.Sen çıktın karşıma, anlattığın hikayenden çok etkilendim.İkimiz de düzüle düzüle, düzmeyi öğrenmiştik.Şimdi birlikte dünya turuna çıkacağız ve zengin ülkeleri düzeceğiz.Bir post kart çıkarma sistemi geliştirdim.Bankamatik kartları basacağım ve sen şekilden şekile gireceksin.Önce kendine bir çeki düzen vermen gerekecek.Sen artık asil ve zengin bir iş kadınısın.Hareketlerini ona göre kontrol etmelisin.Yemek nasıl yenir, çatal, bıçak nasıl tutulur, bunları adabıyla bilmen gerek.Yarından itibaren, zerafet ve diksiyon derslerine başlayacaksın. Altı ay yabancı dil okulunda ingilizce öğreneceksin!…Özellikle bir bankada ingilizce neler konuşulur bunları bilmen gerek!…

İnternetten sana resimlerini göstereceğim, parasının hesabını bilmeyen, zengin kadınların yerine geçeceksin ve tek seferde büyük alışverişler yapacaksın.Anladın mı tatlı kuş?…”

“- Oki dasti…Ay ben orta okulda ingilizce öğrenmiştim.Vat is yor name?…My nemis Sacide!…Havar yu?…pensil kalem demek.Nasıl biliyor muymuşum?…”

“- İşte bu güzel.Çok çabuk öğreneceksin anlaşılan…Fakat bu anlattıklarımı sakın kimselere anlatma!…Duyulursa sen kerhaneye, ben hapishaneye!…”

“- Ay olur mu…Kazanacağımız para ile köyümüze okul yaptırıp herkeslere hava atmazsam, nah şurdan şuraya gitmem!…Kesseler söylemem şerrr-refff-si-zimmm…”

“- Okulun adı hazır.Deli Sacide İlkokulu…”

“- Hayır…Kızımın adını koymak istiyorum.” Sacide’ nin gözlerinden iki damla yaş yere düştü; “- Kızım yaşayamadı bari ismi yaşasın.NERGİS İLKÖĞRETİM OKULU…”

“- Malımızın zekatıyla, okul yaptıracağız oh…Hay sen aklınla bin yaşa Sacide Hanım.Sevaba gireceğiz sayende…”

“- Kes şamatayı da çay bardakların nerde?Sana şöyle ellerimle bir çay demleyeyim, havuz başında içelim…”

“- ulan bide evin kızı olacaksın, hayret bişey ya!.Banyoda değil ya bu meret.Mutfaktadır git bak!…”

“ – Ya mutfak nerde söylesene?…Burada ben kaybolsam kendimi bulamam, labirent gibi ev!…”

“- Gel benimle sana mutfağın yerini göstereyim.”

Sacide mutfağı görünce kendinden geçti.Buzdolabının içinde ne ararsan vardı.Çaydanlığa çayı koydu.Un ve yumurta şekerin yerini öğrendi.El çabukluğu ile kek yapmak için hamur hazırladı.Fırını açmak için uğraştı ve açamadı;

“- Ulan bu fırın nasıl açılıyor?…Kek yaptım, fırına koyayım çayla iyi gider…”

“- Açıl susam açıl!… diyosun açılıyor tatlım…”

“- Ulan beni kekleme bak gelirsem!…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :9***

“- Şey… ben para çekecektim…”

” – hangi hesaptan?…”

” – Herhalde kendi hesabımdan!…”

” – Tamam hanımefendi de sizin hesap no.su kaç, vadeli mi, vadesiz mi?…İsminiz neydi?…”

“- Benim kendimin mi?…”

“- Yok ebenin!…”

“- Ebemi bu işe karıştırmayın lütfen memur bey.Öleli seneler oldu.Allah günahlarını affetsin, mekanı cennet olsun!… Buyrun banka kartım, burada hesap numarası yazıyor.”

“- Neden bankamatikten çekmiyorsunuz ki?…”

“- Çekeceğim miktar çok fazla, bankamatik bin ytl. den fazla vermem diyor!…”

Ekranda kartın limitine bakan banka görevlisinin dudakları uçukladı.;

“- O…Sayın Mübeccel Hanımefendi.Hoş geldiniz!…Kartınızda yüklü bir miktar var, birazı bankamızda faizde dursun efendim.İleride lazım olur, yine çekersiniz!…Size çay, kahve söyleyeyim.Sıcak, soğuk ne içersiniz?…”

“- Hepsini ödemeye bankanızın gücü yetmeyebilir.Ben paramın binde birini çekeceğim.100 bin ytl.”

“- Tamam efendim kasada o kadar para var.Siz çayınızı içinceye kadar, ben de kimlik bilgilerinizin fotokopisini çekeyim.Şuraya bir imza atarsanız sevinirim.Meblağ büyük rakam olunca, bunları yapmak zorundayız.Sizden özür diliyoruz.”

“- Aman efendim, özür ne demek!…Bu sizin asli göreviniz.Buyrun kimliğim…”Sacide internet üzerinde gördüğü, zengin kadın Mübeccel TAMTAKIR’ ın şekline bürünmüştü.O’ na gerçeğinden ayırt edilemeyecek derecede, sahte kimlik belgesi hazırlamıştım.İnternette Mübeccel hanımla eşine ait tüm ev ve iş telefonlarını kendi cep telefonuma yönlendirdim.Banka görevlisinin Mübeccel hanımın daha önceden verdiği telefon numarasından , eşini arayacaklarını bildiğim için, önceden tedbirimi almıştım.Bankada çalışan görevli memur telefon açtı;

“- Alo kim siniz?…Bu sırada ben bankanın dışında telefona cevap verdim;

“- Buyrun ben Tahir TAMTAKIR…”

“- Affedersiniz, ben bankadan arıyordum.Mübeccel hanımın eşi olup olmadığınızı öğrenmek için aramıştım…”

“- Evet beyefendi ben eşiyim.Eşim ne kadar para isterse çeksin.Ben O’ nun keyfinin kahyası değilim!…” dedim ve kapattım.Bankadan içeri girdim ve bekleme salonunda Sacide’ yi süzmeye başladım.Sacide rolünü çok güzel oynuyordu.Hiç şüphe yaratmadan paraları aldı ve çantasına doldurdu.Ondan önce ben dışarı çıktım ve arabaya doğru yürüdüm.Ardımdan geldi ve bozuntuya vermeden gayet ciddi bir şekilde öne oturdu.Biraz ilerledikten sonra arabayı sağa çektim ve O’ nu öptüm;

“- Sacide sen neymişsin de haberimiz yokmuş?…Valla fıstık gibi olmuşsun.Rolünü de çok ustaca yaptın, sana helal olsun.Seni izlerken, az daha gülme krizinden gidecektim.Paraların hayrını göremeyecektim.Hiç teklemedin, etrafa iyi hava attın doğrusu…”

“- Orospuluk parayla öğrenilmez, artık ben bir küçük hanfendiyim hayatım.Paralı orospuluk nasıl oluyor bir görelim!….Köyümüze okul yapmak için gerekli başvuruları hazırla Hakan’ cım!…Geri kalanını borç ver sana faiziyle öderim.Köye gittiğimde beni tanırlar mı dersin?…”

“- Seni ben bile tanımakta zorlanıyorum tatlı kuş.Eski Sacide’ den eser kalmadı.Kaşlarını aldırıp kalem çekmişsin.Şu alnına bak, Esenboğa havaalanı gibi!…”

“- Aman şekerim, ben Mübeccel’ im…”

“- Ben köyünüze gider gerekli girişimleri kendi adıma başlatırım.Milli Eğitime de başvuru yapmam lazım.Gerekli prosodür neyse hazırlarım, sen merak etme.Okul inşaatı bitene kadar açılım yapalım, ne dersin?…Açılışı sen yapar, Milletvekili ile birlikte kırmızı kurdeleyi kesersiniz.İngilizcen de süper ilerledi.”

“-Yes şerrr- refff-si-zimmm…. Nereye açılalım?…”

“-Hanımefendi konuşmana dikkat et.Sen artık bir Madamsın.Birleşik Arap Emirliklerinin en büyük, lüks ve çağdaş olanı Dubai’ ye gidelim.Son 20 yılda bu topraklardan petrol çıkarılmaya başlamasıyla Dubai’nin yapısı değişmeye başlamış.Bölgenin finans ve iktisat merkezi olması büyük rol oynuyormuş.Gümrüksüz devasa alışveriş merkezleri burayı kısa zamanda alışveriş cenneti yapmış.İlgi çekici palmiye şeklindeki yapay ada ve dünya şeklini alan takım adalar ı dünyadaki herkesin dilinde.Başlıca bölgeleri ise Jumeriah ve Deira. Şehir dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biriymiş. Şehirde lüks oteller bulunmakla birlikte, dünya’nın en ünlü şarkıcıları şehirde konser vermekteymiş.Haftaya Tina Turner konserine de gideriz.Ayrıca buradaki bankalarda para çok….Okey mi dasti?…”

“- Okey derim.Daha sonra ekvator kuşağını da gezelim ne olursun!…Afrika yerlileriyle dans etmek, Fillere binmek istiyorum hayatım…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***BÖLÜM :10***

“- Olmazsa olmazlar olmasa, hiç para kazanamayacağız sevgilim. Dubai bankalarından çektiğimiz paralarla artık kumbaramızda üç milyon dolar paramız oldu.Hesapladım da ben bu parayı siktin sene bir milyon kişinin altına yatıp, ağız kokusunu çeksem kazanamazdım.Bununla yedi sülalemiz istifade eder.İngilizceyi de baba dili gibi söktüm ama, ne dersin?..”

“- Sen bir harikasın…İnan can sıkıntıma iyi gelen, langırt gibisin aşkım…Fakat yine de senin eski doğal hallerini özlüyorum.”

”- Aman Hakan o kadarda değil artık, bırak biraz çevremize güzel gözükelim.Çevremizi kirletmeyelim aşkım.”

” – Güzellik mi? Sen buna güzellik mi diyorsun? Ben seni “çevremizi temiz tutalım” eyleminde, çöp tenekesi kılığına girdiğin şeklinle sevdim kızım!..Elbisendeki leopar kürkünü, hayvan severler görmesin!…”

”- Ay iyi de ömrümün sonuna kadar çöp tenekesi olarak dolaşacak değilim ya Hakan.Hem ona bakarsan sende hakiki deri ayakkabı giyiyorsun. Kim bilir hangi hayvanı öldürüp, derisinden ayakkabi yaptılar.Senin hayvan yerlerde sürünüyor zavallı.Benimkisi hiç olmazsa boynuma sarılmış dolaşıyor.”

– Ya Sacide bana masal anlatma tamam mı?… Daha dün inci kolye takıyordun. incilerin nereden çıktığını anlatmama gerek yok herhalde.”

” – Ay bunu bilmeyecek ne var canım.İncili ağacının meyvesinin, çekirdeği sanırsam…Hem sen dünkü Fener maçında yaktığın sis bombasının çevreye verdiği zararı, havaya verdiği kirliliği görmemezlikten geldin ama, doğrusu şimdi söylemeden edemiycem.Fener-Galatasaray maçı var diye bana acele ettirdin, elmas küpelerimi Dubai’ deki otel odasında unutmuşum.Hep senin yüzünden…”

– Hah şuna bak.Restorantta otururken çıtlatıp çıtlatıp yere attığın kabak çekirdeklerine ne demeli?…Yerden toplayıp, çöp kutusuna ben atmıştım herhalde!… Maç bitti, aslan üçün birini aldı.Keyfim yerinde doğrusu, bozma gül keyfimi…”

“- Ay Hakan’ cım okul inşaatı ne alem?…”

“- Hızla ilerliyor bitmesine az kaldı.Biz dünyayı bir tur daha atalım, gelince okul bitmiş olur.Müteahhit dün benden yine para istedi, gönderdim.Son derece modern bilgisayar sınıfları hazırlanıyor, yazı tahtaları bile akıllı tahta olacakmış.Tebeşir kullanmaya son.Bu kış mevsiminde İstanbul çekilmez, sence şimdi nereye gitmeli?…”

“ – Ekvator kuşağına gidelim!…Bu akşam sinemalarda “ I know what you did last summer- Malumat-ı eylem-i nevbahar ” , “ Titanic – Tekne-i devasaiye”, “Dört nikah bir cenaze- Car izdivaç yek mevta” filmleri oynuyor gidelim mi?…”

“- Hayranım senin şu Türkçe çevirilerine.Yok ya…Sıkıntıya gelemem.Bu gece Sezen Aksu’ nun Maçka’ da konseri varmış, gazetede okudum oraya gidelim.Kalk hazırlan!…”

“- Ay Sezen’ i ben de severim fakat artık yabancı takılıyorum.İngilizcem genişliyor.”

“- Kimleri dinliyorsun?…”

“ -Spice girls – baharadül avrad, pink floyd – pembe muvakkithane, sugababes – sübyan-ı şeker, the beatles – haşaratü l hamam, iron maiden – bakire-ül (tövbe estafurullah) teneke…Türk müziğinden, mor ve ötesi – eflatun vü berisi, hepsi – topyek un, manga – cüdded-ü aksa-i şark ve kim bunlar – merak-ül beşer…”

“- Ulan Sacide Türkçeyi bile terçüme eder hale geldin.Ne diyeyim…”

Arabaya bindik yolda lüks cipimizi gören trafik polisi bizi durdurdu;

“- Sağa çek bakayım!…”

”- Buyrun memur bey, ne vardı?”

“- Ehliyet ve ruhsatınızı rica edecektim…”

“- Buyurun ehliyetim ve ruhsatım.Kaskosu, trafik sigortası, taşıt pulu hepsi tamam…” Her şeyin tamam olduğunu gören trafik polisi illa ki ceza yazmaya kararlıdır.Arabanın egzosuna baktı;

“ –Egzozunda patlama var.Çevreye zarar veriyorsun…”

”- Abi be, sen al şimdi şu 100 YTL yi beni görme.Bak şimdi yanımda manita var.”Sacide seksi bakışlarıyla polis memuruna baktı ve gülümseyerek göz kırptı;

“- Tamam…Fakat çevreye çok zarar vermeyin ha!…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***11.BÖLÜM ***

”- Hakan yoksa artık beni sevmiyor musun?Çok ihmal ediyorsun…”

“- Şu an bilgisayarda Kantır oyunu oynuyorum şeker.Oyunun yeni versiyonu “ tetikçi”. Sessiz ve yakalanmadan tüm düşmanlarınızı tek atışta yok edip, gizli görevi tamamlamak zorundayım.Yapmam gereken, doğru zamanda nişan alıp ateş etmek. Sessiz ve yakalanmadan tüm düşmanlarımı tek atışta yok edip, gizli görevi tamamlamam lazım. İki işi birden yapamam, daha sonra gel!…”

“- Beni oyunun bittiği zaman ki sevme ihtimalin ne derece?…”

“- Sevmekten kastın ne?…”

“- Ne demek kastın ne Hakan?…”

“- Sevmenin bir sürü şekli şemali var demek.İlahi aşk, platonik aşk, şehvetli aşk, tutkulu aşk, karşılıksız aşk, vesaire vesaire…”

“- Oyunun bittiğinde, beni şehvetle sevmenin ihtimali var mı diyorum?…”

“- Aklın fikrin sevişmekte.Günde üç kere, üç öğün yemek üstüne, yeter artık Sacide.Ben hap mıyım?…Bugün okyanusta dalgalarla kucaklaşmaktan, her yanım tutuldu şeker…”

“- Ne yaparsın, alışmış kudurmuştan beter.Ümit ağbi ne diyor;”- Alışmak sevmekten daha Zor geliyor…” diyerek şarkı söylemeye başladı.Sonra küserek arkasını döndü .O’ nun gönlünü almak için birlikte film izlemek istedim;

“- 6.His filminin dvd.sini aldım izleyelim mi?…”

“- Bişey anlamam.İlk beş bölümünü izlemem gerek canım!…Yurdum insanını özledim.Buradan Türkiye televizyonları çekiyor mu Hakan?…Aç da azıcık Türkçe müzik filan dinleyelim, Afrika tam-tamlarını dinlemekten gına geldi canım!…” Uydu aracılığı ile Türkiye televizyonlarını açtım;

“- Hah işte bu kanal dursun.Hadi…hadi… hadi…Fatih Ürek’ in yılan dansını izleyelim.Ben çok seviyorum bu çocuğu, çok efendi.Hiç değilse kızlarla filan, gece eğlencelerinde sarmaş dolaş görmüyoruz!…”

“- Tamam hayatım, resepsiyona telefon aç da biraz egzotik tropikal meyveler getirsinler!…”

“- Ay… içim, dışım muz ve ananas oldu şeker…Elma ve armutu buradakiler turist sanıyorlar.Gezmediğimiz hangi ekvator ülkesi kaldı cicim?…”Tebdili mekanda ferahlık vardır “, derler.Başka ülkeleri gezelim sıkıldım bu Kenya’ daki Kikuyulardan.Her tarafta aslan, kaplan zürafa…Kendimi hayvanat bahçesinde dolaşıyorum zannediyorum!…”

“- Sırada Kongo ve Zaire var. Kongo’ da çok ilginç kabile toplumları varmış.Ormanlarda Pigme kabileleri yaşıyormuş. Çoğu Fransız olan Avrupalılar büyük kentlerde oturuyormuş. Afrikalılar genellikle Bantu dillerini oluşturuyorrmuş. Kongo’ nun resmi dili Fransızca ve halkın büyük bölümü Hıristiyan’ mış.”

“- Sen nerden biliyorsun bunları şeker?…Daha önce hiç gittin mi?…”

“- Google arama motorumda hepsi yazıyor tatlış.Bir ülkeye gitmeden önce, mali, idari ve sosyal durumlarını ve bankalarının iç atmosferini kontrol ediyorum canısı!…”

“- Şeker ben bu ekvator ülkelerini çok sevdim.Kış günlerinde, yaz mevsimini yaşıyoruz ne güzel.Dolanıp dolandırmadığımız, ekvator ülkesi kalmadı gibi.Endonezya’ da ne günler geçirdik hatırlasana.Endonezyalılar Sumatra ve Bornea adalarının iç bölümlerinde yaşayan kabilelermiş, Ba-li’ deki gelişmiş Hindu kültürünü kuran insanlar ve Cava’ nın uygar Malaylar’ ı gibi bir çok değişik halktan oluşuyor.Dilleri de bir acaipti.Hemen hemen bütün grupların anlayabileceği Malay dilinin bir lehçesiymiş.Nüfusun büyük bir çoğunluğu bizim gibi Müslüman.Hıristiyanlar ve Budacılar da var.Bali ve Lombok adalarının halkı ise Hindu dilini benimsemişler.Endonezya’da Malay olmayan en büyük grup Çinli tüccarlar.Endonezya halkının çoğu küçük köylerde yaşıyor.Evleri gördün, genellikle bambudan yapılmış; çatıları saman, yaprak ve kamışlarla kaplıydı.Ne güzeldi değil mi hamakta uyumak ve güneşin batışını izlemek?…”.

”- Ben Brezilya’ yı tek geçerim.Karnavala katılıp nasıl çılgınca dans edip eğlenmiştik.Mulotto denen beyaz-siyah karışımı ile mestizo denen beyaz yerli karışımı halkı çok ilginçti.Halkın hemen hemen tümü Katolikti…”

“- Ya Kolombia’ ya ne demeli. İspanyol kökenli beyazlar , Avrupalı, Afrikalı, mulottolar karışımı bir ülke.Kıyı kesimlerinde kölelerin soyundan gelen siyahlar çok yoğundu.Keşfedilmemiş iç kesimlerde 300 bin dolayında Yerlinin bulunduğunu duyduğumda fazla dolaşmaktan vazgeçmiştim.Yamyamlara yem olup, paraları harcayamamaktan korktum doğrusu…”

”- Ay Singapur’ da çok güzeldi.Çekik gözlü geyşalara bayıldım.Singapur’da yaşayan Çinliler ,Malaylar ve Hintliler çok misafirperver insanlardı.Budacılık, Konfüçyüsçü-lük, Taoculuk, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Hindu dininden başka çeşitli inançlar da yaygınlık kazanmış.Büyük çoğunluğunu siyahların oluşturduğu halk, yaşamını tarım ve balıkçılıkla kazanıyor. Nüfusun yarıya yakın bölümü yol ve ırmak kenarlarındaki küçük köylere dağılmış.Irmağın içindeki otelimizde macera dolu günler yaşamıştık…”

“- Evet…Her güzel şeyin, mutlaka bir sonu vardır.Yakında Türkiye’ ye döneceğiz.Telefon açtım inşaat tamamen bitmek üzereymiş.Bir ay sonra teslim edeceklerini söylediler…”

“- Yaşasın çok mutluyum.Sana; bütün bu güzellikleri bana yaşattığın için, sonsuz teşekkürler canım….”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***12.BÖLÜM ***

”- Okulların açılmasına az bir zaman kaldı Sacide.Okul tamamen bitti ve okulun levhasını da senin söylediğin şekilde tabelaya “NERGİS İLÖĞRETİM OKULU” yazdırıp, astırdım.Okulun açıldığı gün, sen de ilçe milletvekili ve Kaymakam ile birlikte kırmızı kurdelayı keseceksin.Köylüler;”-Bu yardımsever kadın kim?” diye çok merak ediyorlarmış.E… söyle bakalım, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?…”

“- Açılışı yapmadan üç gün önce köyüme gitmek istiyorum.Evimi, anamı, kardeşlerimi çok özledim.Üç gün doğduğum evde, misafir olarak kalmayı düşünüyorum…”

“- Ne?…Delirdin mi sen?…Ya seni tanırlarsa?…”

“- Beni tanımak mı?Hıh…Ben artık eski Sacide değilim şekerim.Aynaya bakınca ben bile kendimi tanıyamaz oldum.Onlar mı beni tanıyacaklar?…”

“- Sacide ne yapmaya çalışıyorsun allasen?…”

“- Sacide değil, Melike…Lütfen bundan böyle bana Melike diye hitap et!…”

“- Tamam şimdi müteahhite ve köy muhtarına telefon açıyorum.Yarın seni ilk uçakla gönderiyorum.Seni havaalanında karşılayacaklar.Ben üç gün sonra açılışa yetişeceğim tatlım.”

Okullarını yaptıran hayırsever Melike Hanım’ ın geleceğini öğrenen tüm köylü vatandaşlar seferber olmuş, merakla köy meydanında, gelecek arabayı bekliyorlardı.Müteahhit ve köy muhtarı Şehrin havaalanından Melike’ yi karşıladılar ve köye gitmek üzere yola koyuldular.Nihayet beklenen müteahhitin taksisi köy çeşmesinin önünde durdu.Müteahhit hızla araçtan inerek Melike’ nin kapısını nezaketle açtı.Melike arabadan köylülerin alkışları eşliğinde indi.Etrafına şöyle bir göz gezdirdi.Çocuklar haricinde, etrafındaki bakışların çoğu tanıdıktı.Gözleri annesine takıldı kaldı.Annesi ne kadar da yaşlanmıştı.Ağabeyleri ve yengeleri kendisini alkışlarken, geçmiş günlere daldı gitti ve gözünden bir damla yaş döküldü.Okuyup hemşire veya doktor olup, babasını iyileştirecekti.Hayalleri kumdan saray gibi yıkılıp gitmişti.Tecavüze uğrayan kendisi, ailesi tarafından suçlanan kendisiydi.İstemeden doğurduğu yavrusunu, ağabeyi gözleri önünde suda boğmuştu.Çocuktu, acizdi ve elinden hiç bir şey gelmiyordu.Oysa şimdi çok parası vardı, güçlüydü.Parayla hayallerini geri alabilir, kırılan kalbini onarabilir miydi?…Bir anda köy muhtarının sesiyle kendine geldi;

“- Sayın Melike Hanım gızım.Köyümüze hoş geediniz.Yarının çocuklarına güze bi miras bırakıyonuz.Sizin gibi yadımseveler oldukça, bu memleketin sıtı yere gelmez gari…Demi köylülerimiz?…”Köylüler alkışlar içinde, hep bir ağızdan “- Evet…” , diye cevap verdiler.Melike;

“- Sağolun köylü vatandaşlarım.Beni alkışlarınızla ihya ettiniz.Ben dört göbek öte, sizinle akraba oluyorum.Soy ağacımı çıkardım ve dedemin dedesinin, dedesinin dedesinin, bu köyde doğduğunu öğrendim.Köyümüze bir hayır yapmak istedim.Baktım köyümüzde okul yok ve çocuklar mağdur oluyor, ben de okul yapmaya karar verdim.Duydum ki çocuklar ilçeye gitmek için sabah erkenden yola düşüyor ve sekiz kilometre yol gidiyorlarmış.Aileler bu yüzden kız çocuklarını okula göndermek istemezlermiş.İsterim ki köyümüzde kızlar okusun, okumayan çocuk kalmasın.Doktor olsunlar, hemşire olsunlar, öğretmen olsunlar…”Köy muhtarı;

“- Kızım gel köy misafirhanesinde bi çayımızı içive gari?…”

“- Yok dede, ben köyü dolaşmak istiyorum!…”Muhtar ve müteahhitle birlikte önde, köylüler arkada köyü dolaşmaya çıktılar.Kendi evlerinin önüne geldiğinde duraladı.Açık avludan içeri girdi.Bu sırada anası ve kardeşleri çok sevindi.Anası;

“- Hanım kızım otu da sana bi çay demleverem gari…”dedi.Melike annesinin gözlerine baktı ve gülümseyerek;

“- Tamam hanım teyzecim.Ben bu evi pek sevdim.Bu evde çay içmek istiyorum!…”Ağabeyi seslendi;

İstesen açılışa kada misafirimiz oluverin.Çok memnun oluruz gadeş?…”

“- Sağolun eğer zahmet olmazsa, ben bu evde misafir olarak kalacağım muhtar bey.Siz gidebilirsiniz!…”

“- Tamam gızım.Bi isteğin olusa, haber ver.Hadi köylüler biz gidelik.Misafirimiz az dinlenivesin….”Köylüler çekildikten sonra ailesi ile yalnız kalan Melike,müteahhit Aydın beye seslendi;

“- Arabada çeşitli paketler var, zahmet olmazsa getirir misiniz?…”

“- Hiç zahmet mi olur Melike hanım.Tabi ki memnuniyetle…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***13.BÖLÜM ***

”- Gızım Allah ne muradın vasa vesin emi gaşşım.Duttuğun altın osun inşallah…”

“- Sağol teyzecim.Çok iyi insanlarsınız.Sizi yanaklarınızdan öpmek istiyorum?…”

“- Öp gızım öp…Yılladı bağrımda ateş yanıyo…Ateş düştü yeri yokıyo…Ah benim güze kızım Sacidem…”dedi ve ağlamaya başladı.Annesiyle birlikte Sacide’ de ağladı;

“- Kızınıza ne oldu?…”

“- Ah soma kızım!…Kimselere anlatmadık derdimizi.Sadece sana anlatıyom.Kızım okuyup dokdo olacadı…Okul köyümüze yakın ilçedeydi.Okula gide gelikene, gızım Sacide’ ye okul yolunda amcasının oğlu ile birlikte beş çocuk tecavüz ettiydi.Namusumuz gurtusun diye, zorla amcasının oğlu ile evlendirevedik.Amcasının oğlu Bilal, akedeşlerinden utancıyle, evlendiği gece intar ettiydi…”

“- Sacide şimdi nerde?…”diye sorduğunda ağabeyi söze girdi;

“- Gadeşim de namusunu gutamak için kendini dereye atmış.Ölüsünü çok aradık bulamadık gadeş.Akan dere, denize sürüklemiştir dedile…Bi mezarı bile yok gadeşimin, ahhh zavallı Sacidem ah…”

“- Çocuğuna ne oldu Sacide’ nin?…” dediğinde hepsi kuşkuyla birbirinin yüzüne bakmaya başladı.Zira köylülerden hiç kimse, Sacide’ nin çocuğu olduğunu bilmiyordu.Ağabeyi sordu;

“- Sacide’ nin çocuğu yoktu gadeş.Sen nerden duydun bu lafları?…”Sacide gözlerindeki lenslerini çıkardı ve ağabeyine haykırarak ;

“- Gözlerime iyi bak abi!…Tanıdın mı bu sana yalvaran gözleri?…”Ağabeyi, yengeleri ve annesi şaşkınlıktan küçük dillerini yutacaktı.Annesi koşarak Sacide’ ye sarıldı;

“- Kızım….Sacide’m.Yavrum seni ve gızını aben öldürdüm dediydi…”

“- Sen de çanak tuttun değil mi anne?…Ağabeyim beni öldüremedi, eli varmadı fakat bebeğimi hiç acımadan suda boğdu.Gözlerim kaydı, dellendim ve deli gibi ortalıklarda dolaştım.İstanbul’ a kaçtım.Dışarıdaki insanlar çok mu masum, çok mu namuslu sanıyorsunuz?…Bir ekmek parası uğruna, tecavüzlere uğradım.Geneleve sattılar, vesikalı oldum.Allah dualarımı duydu da tesadüfen adam gibi adam çıktı karşıma.O da benim gibi hayatın çok sillesini yemiş birisiydi.Sayesinde dünyayı dolaştım, ufkum açıldı.Çok param var şimdi.İstesem bu köyü ve bu insanları paramla satın alırım artık.Namusun kurtuldu mu anne?…Söyle şimdi çok mu namuslusunuz?…”Çantasından çıkardığı destelerle dolu paraları yere fırlattı.

“- Alın!…Alın bu paralarla deterjan alır namusunuzu temizlersiniz!…” dedi ve ağlayarak evi terkediyordu ki annesi;

“- Gızım şimdi yaptıklama çok pişmanım.Günlerce rüyalarıma gidin, yalvarıyodun.Her ne olursan ol atık kabulümsün.Seni bir yerlere göndermem gari.Gidesen canımdan can koparırsın gızım gitme!…”ağabeyi eline silahı aldı.Önce Sacideye doğru nişan aldı.Sacide korkusuz gözlerle silaha doğru baktı.Ağabeyi daha sonra, silahı kendi alnına dayadı;

“- Valla gidesen kendimi vururum!…” dedi.Sacide göz yaşlarını silerek;

“- Peki kalıyorum…” dedi.Evde bayram havası yaşanmaya başladı.

Bu sırada, bilişim suçları bürosu tarafından yıllarca yapılan aramadan sonra benim IP numaramı bulmuşlar ve evime baskın yaparak beni Karokola çektiler.Olmadık işkencelerden geçirerek konuşturmaya çalışıyorlardı.Sivil polis sordu;

“- Çalıştığın işyerinde, alışveriş yaptığınız firmaların hesaplarına girerek çektiğin paralar nerede?…”Allahtan sadece ilk çalıştığım yerdeki paralardan bahsediyorlardı.Yurt dışındaki bankalardan çektiğim paralardan hiç haberleri yoktu.

“- Harcadım.Kardeşimi Amerika’ da okutmak için yaptım.Başka çarem yoktu.Bu işten kimse zarar görmedi.İşyerleri banka tarafından sigortalıydı ve banka hepsinin parasını ödedi!…”

“- Bu işte beraber çalıştığın başka kimselerde vardır konuş.Konuş yoksa daha ilginç öttürme metodları uygularız!…”

“- Bütün işler benim tekil şahsıma aittir.Avukatımı istiyorum ve susma hakkımı kullanacağım!…”

“- Sayın amirim bu çocuk “Nuh diyor, peygamber demiyor…”Gözaltı süremiz de dolmak üzere ve avukatını istiyor.Ne yapacağız?…”

“- Mahkemeye çıksın.Hakim ve savcılar kararını verir.Bırakın artık işkence yapmayı.Belli paraları kardeşine göndermiş.Sadece bir firma suçluyor.Diğerleri davasından vazgeçtiklerine dair tutanağı imzaladılar…” Hesabımda tek kuruş para bulamadılar.Ben salak mıydım hesabıma para yatıracak kadar?…Paralarım İsviçre bankasında ki gizli hesabımda mışıl mışıl uyuyordu.

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***14.SON BÖLÜM***Yazan:SEDAT ERDOĞDU***

Nöbetçi mahkemeye çıkarıldım.Mahkeme heyeti, çektiğim paraların yasal faizi ile birlikte ilgili firmaya ödenmesi kaydı ile serbest bırakılacağımı yüzüme karşı okudu ve zabıt katibi tutanağa geçti.Beni para ödenene kadar Cezaevine yolladılar.Eğer parayı yatıramazsam karşılığı kadar, günlüğü yüzbin ytl.den hapis cezası yatacaktım.Avukatım Cezaevine görüşmek için geldi;

“- Avukat bey, benim yarın çok önemli bir açılışta olmam gerekirdi.Eyvah!…Yetişmem imkansız, Sacide beni merak etmiştir.Mahkemenin istediği parayı hemen yatırın ve kurtarın beni buradan…”

“- İyi de Hakan bey bu kadar parayı nereden bulacaksınız?…”

“- Evet param var da, şu an yanımda yok…Sevgilim Sacide’ nin telefon numarasını kayıt edin ve olanları anlatın.Parayı anında ödeyecektir.” Dedim ve telefon numarasını verdim.

Bu sırada okulların açılmasına bir gün kalmıştı.Sacide okula yeni atanan öğretmenlerle birlikte şehre giderek, okula gidecek köy çocuklarının önlüklerini, kalem ve defterlerini temin etmişti.Köy muhtarlığında bir masaya oturmuş kırtasiye malzemelerini çocuklara dağıtıyordu.Okula gidecek çocuklarının ellerinden tutan anne ve babalar sıraya geçmiş, eşyalarını teslim alıyor ve hayır duaları okuyorlardı.Sacide birden donup kaldı.Karşısında ki kendisine tecavüz eden gençlerden birisi olan Kazım’ dı.Kazım kız çocuğunun elinden tutmuş, okula göndermek için sırada bekliyordu.Sıra kendilerine gelince;

“- Allah sizden razı olsun bacım.Ne güzel bi iyilik yapıyosunuz.Kızlarımız okusun öğretmen, dokto olsun.Valla gokumdan ilçedeki okula göndermeye yanaşemeyodum.Gız çocuğu bu, her an başına ne geleceğini neden bilcez gari?…”Sacide’ nin sinirlerini boşaldığı andı;

“- Bana iyi Bak Kazım…Tanıdın mı beni?…Ben Sacide…Sizin yaptığınız hatanın bedelini yıllarca sadece ben ödedim.Çocukların günahı ne?…Çocuklar okusun ki babalarının yaptığı hataları onlar yapmasınlar.Köyümüz bilimde ve fen alanında ilerlesin.Sizi ben çoktan Affettim, Allah affetsin!…”Yaptığı davranıştan pişmanlık duyan Kazım başını öne eğdi;

“- Sen büyük bi insansın.Yaptımızdan utanıyoz, sana bakmaya yüzümüz yok gari…”Sacideyi tanıyan diğer tecavüz eden Mahmut ve Ekrem’ de çocukları ile birlikte sırayı bozarak, Sacide’ nin yanına koştular.Hep birlikte Sacide’ nin elini öptüler.Köylüler olayları bilmedikleri için şaşkın bakışlarla, olanlara anlam vermeye çalışıyorlardı.Köy muhtarı Mehmet bey seslendi;

“- Yetiverin gari.Sırayı bozmayın len…Malzemesini alan çıksın getsin.Guru kalabalık etmen.Bak yarın okulun açılışı va.Hekes temiz kıyafetiyle okulun önüne gesin ha…Çocuklar önlüklerini geysin.”

Kendisine gelen telefonla sarsılan Sacide hemen bir arabaya binerek şehre indi ve bankadaki hesabındaki bir miktar parayı, Avukatın hesabına transfer etti.Avukat hemen parayı çekerek, gereken yere ödemeyi yaptı.Adliye binasındaki nöbetci savcılığa makbuzları ibraz etti ve tahliyemi kefaletle gerçekleştirdi.Ben acele ederek uçağa atladığım gibi şehre indim ve Sacide’ nin köyüne gitmek üzere bir taksi tuttum.Köy meydanına geldiğimde, okulun önünde müthiş bir heyecan ve coşkulu bir kalabalık vardı.Köyde okuyan çocuklar ellerinde bayraklarla, okulun bahçesini doldurmuşlardı.Köye gelen milletvekili, ilçe kaymakamı, köy muhtarı, okula yeni atanan öğretmenler ve Sacide kürsüye dizilmişler halkı coşkuyla selamlamaktaydılar.İlçe Milli Eğitim Müdürünün yaptığı güzel ve övücü konuşmaların ardından, Milletvekili Sacide’ ye bir plaket vererek O’ nu onore etti.Sacide mikrofonu eline aldı ve konuşmaya başladı;

”- Her ne kadar bizler bugün bu toprakları terk etmişsek de, şehirlerde gece rüyalarımız bu topraklarda geçiyor.Kendi çocukluğum aklıma geliyor.Buradaki çocuklarımızın zor şartlarda okumasından bizler de sorumluyuz. Köyümüz her şeyin en güzeline layıktır. Çünkü beldemiz devletine, milletine ve vatanına her zaman sadık yaşamış ve hiçbiri birbirileri hakkında kötü düşünmemiştir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün önümüze hedef olarak koyduğu çağdaş uygarlık seviyesine yetişmenin ve geçmenin en iyi yolu eğitimden geçer.Bu toprakların Türk yurdu olarak kalması için ve şanlı tarihin devam edebilmesi için eğitim öğretime çok önem verilmesi gerekmektedir.Fitneyle, fesatla ve şerle hiçbir millet hiçbir yere varamaz.Bir yerlere gelmenin en güzel ve pratik yolu, kardeşlikten, birlikte çalışmaktan geçer. Anadolu’ nun en ücra noktasıyla Ege’ nin, Akdeniz’ in ve Marmara’ nın en lüks yerinde yaşayan vatandaşın, devletin içinde hiçbir farkı ve üstünlüğü yoktur….” diyerek konuşmasını sürdürüyorken, koşarak yanına yaklaştım ve mikrafonu elinden alarak O’ na evlenme teklifinde bulundum;

“- Bırak nutuk atmayı sevgilim, benimle III.Dünya turuna var mısın?…”

Cezaevinden tahliye olduğumu gören Sacide;

“- Beni annemden ve ağabeylerimden istemen gerekecek!…Anne….Evlenmeme ne diyorsunuz?…” diye seslendi.Ağabeyleri biz bilmeyiz der gibi ellerini iki yana açtılar ve omuzlarını yukarı çektiler.Annesi cevap verdi;

“- Sen bilüsün gızım…”

“- Evvet Şerrrr-refff-si-zim….”

S O N

Yazan:Sedat ERDOĞDU

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***11.BÖLÜM ***

”- Hakan yoksa artık beni sevmiyor musun?Çok ihmal ediyorsun…”

“- Şu an bilgisayarda Kantır oyunu oynuyorum şeker.Oyunun yeni versiyonu “ tetikçi”. Sessiz ve yakalanmadan tüm düşmanlarınızı tek atışta yok edip, gizli görevi tamamlamak zorundayım.Yapmam gereken, doğru zamanda nişan alıp ateş etmek. Sessiz ve yakalanmadan tüm düşmanlarımı tek atışta yok edip, gizli görevi tamamlamam lazım. İki işi birden yapamam, daha sonra gel!…”

“- Beni oyunun bittiği zaman ki sevme ihtimalin ne derece?…”

“- Sevmekten kastın ne?…”

“- Ne demek kastın ne Hakan?…”

“- Sevmenin bir sürü şekli şemali var demek.İlahi aşk, platonik aşk, şehvetli aşk, tutkulu aşk, karşılıksız aşk, vesaire vesaire…”

“- Oyunun bittiğinde, beni şehvetle sevmenin ihtimali var mı diyorum?…”

“- Aklın fikrin sevişmekte.Günde üç kere, üç öğün yemek üstüne, yeter artık Sacide.Ben hap mıyım?…Bugün okyanusta dalgalarla kucaklaşmaktan, her yanım tutuldu şeker…”

“- Ne yaparsın, alışmış kudurmuştan beter.Ümit ağbi ne diyor;”- Alışmak sevmekten daha Zor geliyor…” diyerek şarkı söylemeye başladı.Sonra küserek arkasını döndü .O’ nun gönlünü almak için birlikte film izlemek istedim;

“- 6.His filminin dvd.sini aldım izleyelim mi?…”

“- Bişey anlamam.İlk beş bölümünü izlemem gerek canım!…Yurdum insanını özledim.Buradan Türkiye televizyonları çekiyor mu Hakan?…Aç da azıcık Türkçe müzik filan dinleyelim, Afrika tam-tamlarını dinlemekten gına geldi canım!…” Uydu aracılığı ile Türkiye televizyonlarını açtım;

“- Hah işte bu kanal dursun.Hadi…hadi… hadi…Fatih Ürek’ in yılan dansını izleyelim.Ben çok seviyorum bu çocuğu, çok efendi.Hiç değilse kızlarla filan, gece eğlencelerinde sarmaş dolaş görmüyoruz!…”

“- Tamam hayatım, resepsiyona telefon aç da biraz egzotik tropikal meyveler getirsinler!…”

“- Ay… içim, dışım muz ve ananas oldu şeker…Elma ve armutu buradakiler turist sanıyorlar.Gezmediğimiz hangi ekvator ülkesi kaldı cicim?…”Tebdili mekanda ferahlık vardır “, derler.Başka ülkeleri gezelim sıkıldım bu Kenya’ daki Kikuyulardan.Her tarafta aslan, kaplan zürafa…Kendimi hayvanat bahçesinde dolaşıyorum zannediyorum!…”

“- Sırada Kongo ve Zaire var. Kongo’ da çok ilginç kabile toplumları varmış.Ormanlarda Pigme kabileleri yaşıyormuş. Çoğu Fransız olan Avrupalılar büyük kentlerde oturuyormuş. Afrikalılar genellikle Bantu dillerini oluşturuyorrmuş. Kongo’ nun resmi dili Fransızca ve halkın büyük bölümü Hıristiyan’ mış.”

“- Sen nerden biliyorsun bunları şeker?…Daha önce hiç gittin mi?…”

“- Google arama motorumda hepsi yazıyor tatlış.Bir ülkeye gitmeden önce, mali, idari ve sosyal durumlarını ve bankalarının iç atmosferini kontrol ediyorum canısı!…”

“- Şeker ben bu ekvator ülkelerini çok sevdim.Kış günlerinde, yaz mevsimini yaşıyoruz ne güzel.Dolanıp dolandırmadığımız, ekvator ülkesi kalmadı gibi.Endonezya’ da ne günler geçirdik hatırlasana.Endonezyalılar Sumatra ve Bornea adalarının iç bölümlerinde yaşayan kabilelermiş, Ba-li’ deki gelişmiş Hindu kültürünü kuran insanlar ve Cava’ nın uygar Malaylar’ ı gibi bir çok değişik halktan oluşuyor.Dilleri de bir acaipti.Hemen hemen bütün grupların anlayabileceği Malay dilinin bir lehçesiymiş.Nüfusun büyük bir çoğunluğu bizim gibi Müslüman.Hıristiyanlar ve Budacılar da var.Bali ve Lombok adalarının halkı ise Hindu dilini benimsemişler.Endonezya’da Malay olmayan en büyük grup Çinli tüccarlar.Endonezya halkının çoğu küçük köylerde yaşıyor.Evleri gördün, genellikle bambudan yapılmış; çatıları saman, yaprak ve kamışlarla kaplıydı.Ne güzeldi değil mi hamakta uyumak ve güneşin batışını izlemek?…”.

”- Ben Brezilya’ yı tek geçerim.Karnavala katılıp nasıl çılgınca dans edip eğlenmiştik.Mulotto denen beyaz-siyah karışımı ile mestizo denen beyaz yerli karışımı halkı çok ilginçti.Halkın hemen hemen tümü Katolikti…”

“- Ya Kolombia’ ya ne demeli. İspanyol kökenli beyazlar , Avrupalı, Afrikalı, mulottolar karışımı bir ülke.Kıyı kesimlerinde kölelerin soyundan gelen siyahlar çok yoğundu.Keşfedilmemiş iç kesimlerde 300 bin dolayında Yerlinin bulunduğunu duyduğumda fazla dolaşmaktan vazgeçmiştim.Yamyamlara yem olup, paraları harcayamamaktan korktum doğrusu…”

”- Ay Singapur’ da çok güzeldi.Çekik gözlü geyşalara bayıldım.Singapur’da yaşayan Çinliler ,Malaylar ve Hintliler çok misafirperver insanlardı.Budacılık, Konfüçyüsçü-lük, Taoculuk, Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Hindu dininden başka çeşitli inançlar da yaygınlık kazanmış.Büyük çoğunluğunu siyahların oluşturduğu halk, yaşamını tarım ve balıkçılıkla kazanıyor. Nüfusun yarıya yakın bölümü yol ve ırmak kenarlarındaki küçük köylere dağılmış.Irmağın içindeki otelimizde macera dolu günler yaşamıştık…”

“- Evet…Her güzel şeyin, mutlaka bir sonu vardır.Yakında Türkiye’ ye döneceğiz.Telefon açtım inşaat tamamen bitmek üzereymiş.Bir ay sonra teslim edeceklerini söylediler…”

“- Yaşasın çok mutluyum.Sana; bütün bu güzellikleri bana yaşattığın için, sonsuz teşekkürler canım….”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***12.BÖLÜM ***

”- Okulların açılmasına az bir zaman kaldı Sacide.Okul tamamen bitti ve okulun levhasını da senin söylediğin şekilde tabelaya “NERGİS İLÖĞRETİM OKULU” yazdırıp, astırdım.Okulun açıldığı gün, sen de ilçe milletvekili ve Kaymakam ile birlikte kırmızı kurdelayı keseceksin.Köylüler;”-Bu yardımsever kadın kim?” diye çok merak ediyorlarmış.E… söyle bakalım, bu konu hakkında ne düşünüyorsun?…”

“- Açılışı yapmadan üç gün önce köyüme gitmek istiyorum.Evimi, anamı, kardeşlerimi çok özledim.Üç gün doğduğum evde, misafir olarak kalmayı düşünüyorum…”

“- Ne?…Delirdin mi sen?…Ya seni tanırlarsa?…”

“- Beni tanımak mı?Hıh…Ben artık eski Sacide değilim şekerim.Aynaya bakınca ben bile kendimi tanıyamaz oldum.Onlar mı beni tanıyacaklar?…”

“- Sacide ne yapmaya çalışıyorsun allasen?…”

“- Sacide değil, Melike…Lütfen bundan böyle bana Melike diye hitap et!…”

“- Tamam şimdi müteahhite ve köy muhtarına telefon açıyorum.Yarın seni ilk uçakla gönderiyorum.Seni havaalanında karşılayacaklar.Ben üç gün sonra açılışa yetişeceğim tatlım.”

Okullarını yaptıran hayırsever Melike Hanım’ ın geleceğini öğrenen tüm köylü vatandaşlar seferber olmuş, merakla köy meydanında, gelecek arabayı bekliyorlardı.Müteahhit ve köy muhtarı Şehrin havaalanından Melike’ yi karşıladılar ve köye gitmek üzere yola koyuldular.Nihayet beklenen müteahhitin taksisi köy çeşmesinin önünde durdu.Müteahhit hızla araçtan inerek Melike’ nin kapısını nezaketle açtı.Melike arabadan köylülerin alkışları eşliğinde indi.Etrafına şöyle bir göz gezdirdi.Çocuklar haricinde, etrafındaki bakışların çoğu tanıdıktı.Gözleri annesine takıldı kaldı.Annesi ne kadar da yaşlanmıştı.Ağabeyleri ve yengeleri kendisini alkışlarken, geçmiş günlere daldı gitti ve gözünden bir damla yaş döküldü.Okuyup hemşire veya doktor olup, babasını iyileştirecekti.Hayalleri kumdan saray gibi yıkılıp gitmişti.Tecavüze uğrayan kendisi, ailesi tarafından suçlanan kendisiydi.İstemeden doğurduğu yavrusunu, ağabeyi gözleri önünde suda boğmuştu.Çocuktu, acizdi ve elinden hiç bir şey gelmiyordu.Oysa şimdi çok parası vardı, güçlüydü.Parayla hayallerini geri alabilir, kırılan kalbini onarabilir miydi?…Bir anda köy muhtarının sesiyle kendine geldi;

“- Sayın Melike Hanım gızım.Köyümüze hoş geediniz.Yarının çocuklarına güze bi miras bırakıyonuz.Sizin gibi yadımseveler oldukça, bu memleketin sıtı yere gelmez gari…Demi köylülerimiz?…”Köylüler alkışlar içinde, hep bir ağızdan “- Evet…” , diye cevap verdiler.Melike;

“- Sağolun köylü vatandaşlarım.Beni alkışlarınızla ihya ettiniz.Ben dört göbek öte, sizinle akraba oluyorum.Soy ağacımı çıkardım ve dedemin dedesinin, dedesinin dedesinin, bu köyde doğduğunu öğrendim.Köyümüze bir hayır yapmak istedim.Baktım köyümüzde okul yok ve çocuklar mağdur oluyor, ben de okul yapmaya karar verdim.Duydum ki çocuklar ilçeye gitmek için sabah erkenden yola düşüyor ve sekiz kilometre yol gidiyorlarmış.Aileler bu yüzden kız çocuklarını okula göndermek istemezlermiş.İsterim ki köyümüzde kızlar okusun, okumayan çocuk kalmasın.Doktor olsunlar, hemşire olsunlar, öğretmen olsunlar…”Köy muhtarı;

“- Kızım gel köy misafirhanesinde bi çayımızı içive gari?…”

“- Yok dede, ben köyü dolaşmak istiyorum!…”Muhtar ve müteahhitle birlikte önde, köylüler arkada köyü dolaşmaya çıktılar.Kendi evlerinin önüne geldiğinde duraladı.Açık avludan içeri girdi.Bu sırada anası ve kardeşleri çok sevindi.Anası;

“- Hanım kızım otu da sana bi çay demleverem gari…”dedi.Melike annesinin gözlerine baktı ve gülümseyerek;

“- Tamam hanım teyzecim.Ben bu evi pek sevdim.Bu evde çay içmek istiyorum!…”Ağabeyi seslendi;

İstesen açılışa kada misafirimiz oluverin.Çok memnun oluruz gadeş?…”

“- Sağolun eğer zahmet olmazsa, ben bu evde misafir olarak kalacağım muhtar bey.Siz gidebilirsiniz!…”

“- Tamam gızım.Bi isteğin olusa, haber ver.Hadi köylüler biz gidelik.Misafirimiz az dinlenivesin….”Köylüler çekildikten sonra ailesi ile yalnız kalan Melike,müteahhit Aydın beye seslendi;

“- Arabada çeşitli paketler var, zahmet olmazsa getirir misiniz?…”

“- Hiç zahmet mi olur Melike hanım.Tabi ki memnuniyetle…”

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***13.BÖLÜM ***

”- Gızım Allah ne muradın vasa vesin emi gaşşım.Duttuğun altın osun inşallah…”

“- Sağol teyzecim.Çok iyi insanlarsınız.Sizi yanaklarınızdan öpmek istiyorum?…”

“- Öp gızım öp…Yılladı bağrımda ateş yanıyo…Ateş düştü yeri yokıyo…Ah benim güze kızım Sacidem…”dedi ve ağlamaya başladı.Annesiyle birlikte Sacide’ de ağladı;

“- Kızınıza ne oldu?…”

“- Ah soma kızım!…Kimselere anlatmadık derdimizi.Sadece sana anlatıyom.Kızım okuyup dokdo olacadı…Okul köyümüze yakın ilçedeydi.Okula gide gelikene, gızım Sacide’ ye okul yolunda amcasının oğlu ile birlikte beş çocuk tecavüz ettiydi.Namusumuz gurtusun diye, zorla amcasının oğlu ile evlendirevedik.Amcasının oğlu Bilal, akedeşlerinden utancıyle, evlendiği gece intar ettiydi…”

“- Sacide şimdi nerde?…”diye sorduğunda ağabeyi söze girdi;

“- Gadeşim de namusunu gutamak için kendini dereye atmış.Ölüsünü çok aradık bulamadık gadeş.Akan dere, denize sürüklemiştir dedile…Bi mezarı bile yok gadeşimin, ahhh zavallı Sacidem ah…”

“- Çocuğuna ne oldu Sacide’ nin?…” dediğinde hepsi kuşkuyla birbirinin yüzüne bakmaya başladı.Zira köylülerden hiç kimse, Sacide’ nin çocuğu olduğunu bilmiyordu.Ağabeyi sordu;

“- Sacide’ nin çocuğu yoktu gadeş.Sen nerden duydun bu lafları?…”Sacide gözlerindeki lenslerini çıkardı ve ağabeyine haykırarak ;

“- Gözlerime iyi bak abi!…Tanıdın mı bu sana yalvaran gözleri?…”Ağabeyi, yengeleri ve annesi şaşkınlıktan küçük dillerini yutacaktı.Annesi koşarak Sacide’ ye sarıldı;

“- Kızım….Sacide’m.Yavrum seni ve gızını aben öldürdüm dediydi…”

“- Sen de çanak tuttun değil mi anne?…Ağabeyim beni öldüremedi, eli varmadı fakat bebeğimi hiç acımadan suda boğdu.Gözlerim kaydı, dellendim ve deli gibi ortalıklarda dolaştım.İstanbul’ a kaçtım.Dışarıdaki insanlar çok mu masum, çok mu namuslu sanıyorsunuz?…Bir ekmek parası uğruna, tecavüzlere uğradım.Geneleve sattılar, vesikalı oldum.Allah dualarımı duydu da tesadüfen adam gibi adam çıktı karşıma.O da benim gibi hayatın çok sillesini yemiş birisiydi.Sayesinde dünyayı dolaştım, ufkum açıldı.Çok param var şimdi.İstesem bu köyü ve bu insanları paramla satın alırım artık.Namusun kurtuldu mu anne?…Söyle şimdi çok mu namuslusunuz?…”Çantasından çıkardığı destelerle dolu paraları yere fırlattı.

“- Alın!…Alın bu paralarla deterjan alır namusunuzu temizlersiniz!…” dedi ve ağlayarak evi terkediyordu ki annesi;

“- Gızım şimdi yaptıklama çok pişmanım.Günlerce rüyalarıma gidin, yalvarıyodun.Her ne olursan ol atık kabulümsün.Seni bir yerlere göndermem gari.Gidesen canımdan can koparırsın gızım gitme!…”ağabeyi eline silahı aldı.Önce Sacideye doğru nişan aldı.Sacide korkusuz gözlerle silaha doğru baktı.Ağabeyi daha sonra, silahı kendi alnına dayadı;

“- Valla gidesen kendimi vururum!…” dedi.Sacide göz yaşlarını silerek;

“- Peki kalıyorum…” dedi.Evde bayram havası yaşanmaya başladı.

Bu sırada, bilişim suçları bürosu tarafından yıllarca yapılan aramadan sonra benim IP numaramı bulmuşlar ve evime baskın yaparak beni Karokola çektiler.Olmadık işkencelerden geçirerek konuşturmaya çalışıyorlardı.Sivil polis sordu;

“- Çalıştığın işyerinde, alışveriş yaptığınız firmaların hesaplarına girerek çektiğin paralar nerede?…”Allahtan sadece ilk çalıştığım yerdeki paralardan bahsediyorlardı.Yurt dışındaki bankalardan çektiğim paralardan hiç haberleri yoktu.

“- Harcadım.Kardeşimi Amerika’ da okutmak için yaptım.Başka çarem yoktu.Bu işten kimse zarar görmedi.İşyerleri banka tarafından sigortalıydı ve banka hepsinin parasını ödedi!…”

“- Bu işte beraber çalıştığın başka kimselerde vardır konuş.Konuş yoksa daha ilginç öttürme metodları uygularız!…”

“- Bütün işler benim tekil şahsıma aittir.Avukatımı istiyorum ve susma hakkımı kullanacağım!…”

“- Sayın amirim bu çocuk “Nuh diyor, peygamber demiyor…”Gözaltı süremiz de dolmak üzere ve avukatını istiyor.Ne yapacağız?…”

“- Mahkemeye çıksın.Hakim ve savcılar kararını verir.Bırakın artık işkence yapmayı.Belli paraları kardeşine göndermiş.Sadece bir firma suçluyor.Diğerleri davasından vazgeçtiklerine dair tutanağı imzaladılar…” Hesabımda tek kuruş para bulamadılar.Ben salak mıydım hesabıma para yatıracak kadar?…Paralarım İsviçre bankasında ki gizli hesabımda mışıl mışıl uyuyordu.

YAZAN:Sedat ERDOĞDU

ARKASI YARIN

*** DELİ DELLENDİ ( HIZLI ERİŞİM )***14.SON BÖLÜM***Yazan:SEDAT ERDOĞDU***

Nöbetçi mahkemeye çıkarıldım.Mahkeme heyeti, çektiğim paraların yasal faizi ile birlikte ilgili firmaya ödenmesi kaydı ile serbest bırakılacağımı yüzüme karşı okudu ve zabıt katibi tutanağa geçti.Beni para ödenene kadar Cezaevine yolladılar.Eğer parayı yatıramazsam karşılığı kadar, günlüğü yüzbin ytl.den hapis cezası yatacaktım.Avukatım Cezaevine görüşmek için geldi;

“- Avukat bey, benim yarın çok önemli bir açılışta olmam gerekirdi.Eyvah!…Yetişmem imkansız, Sacide beni merak etmiştir.Mahkemenin istediği parayı hemen yatırın ve kurtarın beni buradan…”

“- İyi de Hakan bey bu kadar parayı nereden bulacaksınız?…”

“- Evet param var da, şu an yanımda yok…Sevgilim Sacide’ nin telefon numarasını kayıt edin ve olanları anlatın.Parayı anında ödeyecektir.” Dedim ve telefon numarasını verdim.

Bu sırada okulların açılmasına bir gün kalmıştı.Sacide okula yeni atanan öğretmenlerle birlikte şehre giderek, okula gidecek köy çocuklarının önlüklerini, kalem ve defterlerini temin etmişti.Köy muhtarlığında bir masaya oturmuş kırtasiye malzemelerini çocuklara dağıtıyordu.Okula gidecek çocuklarının ellerinden tutan anne ve babalar sıraya geçmiş, eşyalarını teslim alıyor ve hayır duaları okuyorlardı.Sacide birden donup kaldı.Karşısında ki kendisine tecavüz eden gençlerden birisi olan Kazım’ dı.Kazım kız çocuğunun elinden tutmuş, okula göndermek için sırada bekliyordu.Sıra kendilerine gelince;

“- Allah sizden razı olsun bacım.Ne güzel bi iyilik yapıyosunuz.Kızlarımız okusun öğretmen, dokto olsun.Valla gokumdan ilçedeki okula göndermeye yanaşemeyodum.Gız çocuğu bu, her an başına ne geleceğini neden bilcez gari?…”Sacide’ nin sinirlerini boşaldığı andı;

“- Bana iyi Bak Kazım…Tanıdın mı beni?…Ben Sacide…Sizin yaptığınız hatanın bedelini yıllarca sadece ben ödedim.Çocukların günahı ne?…Çocuklar okusun ki babalarının yaptığı hataları onlar yapmasınlar.Köyümüz bilimde ve fen alanında ilerlesin.Sizi ben çoktan Affettim, Allah affetsin!…”Yaptığı davranıştan pişmanlık duyan Kazım başını öne eğdi;

“- Sen büyük bi insansın.Yaptımızdan utanıyoz, sana bakmaya yüzümüz yok gari…”Sacideyi tanıyan diğer tecavüz eden Mahmut ve Ekrem’ de çocukları ile birlikte sırayı bozarak, Sacide’ nin yanına koştular.Hep birlikte Sacide’ nin elini öptüler.Köylüler olayları bilmedikleri için şaşkın bakışlarla, olanlara anlam vermeye çalışıyorlardı.Köy muhtarı Mehmet bey seslendi;

“- Yetiverin gari.Sırayı bozmayın len…Malzemesini alan çıksın getsin.Guru kalabalık etmen.Bak yarın okulun açılışı va.Hekes temiz kıyafetiyle okulun önüne gesin ha…Çocuklar önlüklerini geysin.”

Kendisine gelen telefonla sarsılan Sacide hemen bir arabaya binerek şehre indi ve bankadaki hesabındaki bir miktar parayı, Avukatın hesabına transfer etti.Avukat hemen parayı çekerek, gereken yere ödemeyi yaptı.Adliye binasındaki nöbetci savcılığa makbuzları ibraz etti ve tahliyemi kefaletle gerçekleştirdi.Ben acele ederek uçağa atladığım gibi şehre indim ve Sacide’ nin köyüne gitmek üzere bir taksi tuttum.Köy meydanına geldiğimde, okulun önünde müthiş bir heyecan ve coşkulu bir kalabalık vardı.Köyde okuyan çocuklar ellerinde bayraklarla, okulun bahçesini doldurmuşlardı.Köye gelen milletvekili, ilçe kaymakamı, köy muhtarı, okula yeni atanan öğretmenler ve Sacide kürsüye dizilmişler halkı coşkuyla selamlamaktaydılar.İlçe Milli Eğitim Müdürünün yaptığı güzel ve övücü konuşmaların ardından, Milletvekili Sacide’ ye bir plaket vererek O’ nu onore etti.Sacide mikrofonu eline aldı ve konuşmaya başladı;

”- Her ne kadar bizler bugün bu toprakları terk etmişsek de, şehirlerde gece rüyalarımız bu topraklarda geçiyor.Kendi çocukluğum aklıma geliyor.Buradaki çocuklarımızın zor şartlarda okumasından bizler de sorumluyuz. Köyümüz her şeyin en güzeline layıktır. Çünkü beldemiz devletine, milletine ve vatanına her zaman sadık yaşamış ve hiçbiri birbirileri hakkında kötü düşünmemiştir. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ ün önümüze hedef olarak koyduğu çağdaş uygarlık seviyesine yetişmenin ve geçmenin en iyi yolu eğitimden geçer.Bu toprakların Türk yurdu olarak kalması için ve şanlı tarihin devam edebilmesi için eğitim öğretime çok önem verilmesi gerekmektedir.Fitneyle, fesatla ve şerle hiçbir millet hiçbir yere varamaz.Bir yerlere gelmenin en güzel ve pratik yolu, kardeşlikten, birlikte çalışmaktan geçer. Anadolu’ nun en ücra noktasıyla Ege’ nin, Akdeniz’ in ve Marmara’ nın en lüks yerinde yaşayan vatandaşın, devletin içinde hiçbir farkı ve üstünlüğü yoktur….” diyerek konuşmasını sürdürüyorken, koşarak yanına yaklaştım ve mikrafonu elinden alarak O’ na evlenme teklifinde bulundum;

“- Bırak nutuk atmayı sevgilim, benimle III.Dünya turuna var mısın?…”

Cezaevinden tahliye olduğumu gören Sacide;

“- Beni annemden ve ağabeylerimden istemen gerekecek!…Anne….Evlenmeme ne diyorsunuz?…” diye seslendi.Ağabeyleri biz bilmeyiz der gibi ellerini iki yana açtılar ve omuzlarını yukarı çektiler.Annesi cevap verdi;

“- Sen bilüsün gızım…”

“- Evvet Şerrrr-refff-si-zim….”

S O N

Yazan:Sedat ERDOĞDU