Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Toplumsal Konular

Hakkımı alacağım ERDOĞAN

BU sadece bir kişinin düşünceleri değil bir çok aynı durumda olan,sömürülen ,hakları elilnden alınmaya çalışılanları temsil eden bir ihtarname.
İsminde adalet olan bir parti nasıl oldu da 11 senede bu hale geldi.her yerde bir dönüşüm çalışmaları yani kadrolaşma heryerde bir adam kayırmalar ve kendinden olmayana hayat hakkı tanımamak.
Gelmişsin bana Hz.Ömer adaleti diyorsun bırakın bu yalanları siz kim Hz.Ömerin adaleti kim? yeri gelince Mısır halkını gözetişiniz yeri gelince Suriye halkını gözetirsiniz ama kendi halkını gözetmezsin pardon pardon kendi halkından sadece senden olanları gözetirsin.
Bir 28 yaşında üniversite mezunu genç iş dahi bulamazken; bütün hayali sadece annesinin isteği olan devlet memuru olamazken senin 28 yaşındaki oğlun gemicikler alıp şirketler kuruyorsa bana adaletten bahsetme.
Akşam yattığında rahat uyuyorsun demi, uyu uyu… uyu hesabı mutlaka sorulacak yanlış anlama ben sormayacağım zaten soramam ki ben aciz sıradan bir kulum gerçek hesap sorucu olan Allah soracak.
Senden ve senin gibilerden hakkımı ALACACAĞIM
(yazıda kusurlarım varsa affola…)

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Emeğiniz emanetimizdir

Vaktimiz olsa da sabaha kadar yazsak bu ülkenin acayipliklerini, bugün malumunuzdur ki YDS yapıldı.yapıldı ama bir dolu tuhaflıklarla…
Güvenlik üst düzeyde ki bozuk paraları , kemerleri bile sorgular oldular sanki kopyayı çekipte birinci oldu millet.
kendileri ki siz biliyorsunuz onları, 2010 yılında ve ondan sonra kitapçıkları belirli ücret karşılığı sattılar sonra da halkı kopya çekmiş diye yaftaladılar.
Güvenlik o kadar üst dzey ki bizi adeta ablukaya aldılar. ÖSYM’nin sayesinde BBG evine döndük,her yerde kameralar artık öksürsen bile şüpheleniyorlar.
Güvenliğin üst düzeyde olması ülkem adına sevindirici ama bunlar insanı enayi yerine koyuyorlar.Önce dolap çevirip sonrada milli serveti kalemdi, peçeteydi ve şeker derken çarçur ettiler/ediyorlar.Sorgulamak lazım acaba kalem , silgi , vb. dağıtılan malzemelerin sahibi kim? Biz kimi zengin ediyoruz.
Yoksa kopya falan bahaneydi de yandaş kuruluşları zengin etmek için mi bu komplolar kuruldu?
Zaten fakir insan nereden bulsun o cihazları da kopya çeksin, zenginin de ihtiyacı yoktur bence.
Ben artık güvenemez oldum bunlara, sizi bilmem birde kalemin üstüne yazmışlar;’emeğiniz emanetimizdir’diye. Nereden bakarsan bak ironi…

Kategoriler
Güncel Haberler Toplumsal Konular

Barış mı dediniz?

Efendim, birileri barış dedi galiba.Aradığınız barışa ulaşılamıyor daha sonra tekrar deneyiniz.
Acaba bizim barışa mı ihtiyacımız var? Yoksa birileri oy avına mı çıktı .
Hem barış kiminle … kime küstük ki yada kimle savaşıyoruz ki. Eğer kastettiğiniz Kürtler ise onlarla hiç savaşmadık zaten savaşmamız söz konusu değildir.Yok ben PKK’yı kastediyorum diyorsanız o işte hiç mümkün olmayacaktır.Şöyle bir misal anlatılır;Günlerden birinde bir adam yılanın kuyruğuna basar.Yılanda can havliyle adamın evladını sokar ve bu olay böyle bir süre devam eder. Günün birinde evladı sokulan adam, yılana ‘gel arkadaş olalım’ der.Yılan ise bende bu kuyruk acısı sende de evlat acısı varken biz arkadaş olamayız der.
Yani onca şehitlerimizi katleden PKK ile barış yapmamız mümkün değil.
Ama Kürtlerle zaten savaşmadık ve savaşmayız, etle tırnak ayrılmaz ki ayrılsa da tekrar birleşir.Düşünün ki 15 milyon Kürt nüfusunun olduğunu söyleniyor bunun 6 milyonu batıda yaşıyor.Gelin bu 6 milyon Kürt’ü ayıralım, mümkün mü? Ben mümkün olmadığını düşünüyorum, eminim sizde böyle düşünüyorsunuzdur. Bizim çocuk katilleri ile barışmamız söz konusu olamaz, olsa bile çokta barış değildir sadece adı barıştır.
Bence bırakın bu barış savsatasını, başka gündemlere bakın.

Kategoriler
Genel Konular

Sevinelim (mi)

Sevinelim mi yoksa üzülelim mi bende karar veremedim aynen sizin gibi.Bazılarımızın içten niye diye bir iç çektiğini hisseder gibiyim.Ama merak etmeyin fazla meraklandırmayacağım sizleri.
Benim bahsedeceğim dünkü resmi gazetede yayınlanan kılık kıyafet yönetmeliği ile ilgili.Bu konu bazı öğrenciler için sevindirici olabilir ya bazıları için ne anlama geliyor hiç düşündünüz mü?
Eğitim felsefesi okuyanlar bilirler eğitimde tek tip kıyafet lüzumu öğrenciler arasında sınıf farklılığını örtbas etmek içindir.Eğer bunun önlemini almazsan sosyolojik sorunlar doğurur.
Dünkü resmi gazeteye göre 1981 yılından beri uygulanmakta olan bir yönetmelik kaldırıldı.Herkes artık istediği kıyafetle gidecek ama bir şart var,vücut hatlarını belli eden;şort, tayt, kısa pantolon ,kolsuz gömlek ve kolsuz tişört giyemeyecek.
Ya yaptınız bari tam yapın demi.Herkes istediği gibi giyinsin isterse çıplak isterse çarşafla gelsin hatta bıyık ve sakalda serbest olsun.Ama maalesef bu yönetmeliği kaldıranlar iş yapmak değil niyetleri tribüne oynamaktır.
Acaba durumu olmayan öğrencilerimizi hiç düşündünüz mü bir okul kıyafetinden başka kıyafeti olmayanları.Hiç düşündünüz mü psikolojisi altüst olup gariban kompleksine girebileceğini. Tabiki ben boşa kürek çekiyorum tok açın halinden ne anlar demi.Siz robert kolejlerinde, Galatasaray liselerinde okutuyorsunuz öyle bir sorununuz yoktur.Zaman yaklaşıyor gene bunları anlatıp oy peşine düşeceksiniz.Aslında biz layığız ki bu yönetime iki kişiden biri evet diyor size.
Bir söz vardır siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz diye .Ben karar veremedim buyurun siz karar verin ne yapalım;üzülelim mi yoksa sevinelim mi?Gene olan durumu zayıf olan genç dimağlara olacak.Zaten alıştılar eğitimi yap-boz tahtası yapmaya.
Dünyanın neresinde var eğitim bakanı değişince eğitim politikası onunla birlikte değişen. Varsa bir ülke söyleyin bana da .Biz böyle olursak sittin sene süper güç olamayacağız. Süper gücü bırak gerileme sekte bari.
Boş verin bunlar böyle gelmiş böyle giderler.

Kategoriler
Deneme Yazıları Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Siz hasta mısınız?

Migren, kelime olarak baş ağrısı demektir.Dünyada yaklaşık 70 milyon migren hastası vardır.Hayatımızda Migren olmayı tetikleyecek birtakım değişiklikler olabilir.Bunlar; uyku ve yemek düzeni değişiklikleri, yüksek ses ve keskin kokulardır.Bazı zamanlarda migren durumunda kişide bazı değişiklikler gözlenir bunlar ise görme kaybı, ışık çakmaları , vücutta karıncalanmalar vb gibi.Migren kadınlarda daha fazla görülmektedir. Menstrüasyon dönemi ve cinsiyet hormonları etkilemektedir.

Migren ile ilgili çalışmalar varsayımlarla açıklanmış olup bu klinik çalışmalar yapılmadığı anlamına gelmez fakat migrenle ilgili tatmin edici çalışmalar yapılmamıştır.

Migrenli hastalar artık bu ağrıların dinmeyeceğini anlar, vazgeçer yani öğrenilmiş çaresizlik yaşar.Bu olaydan dolayı hastalar tedaviye mesafeli yaklaşır bununla yaşanması gerektiğini düşünür ve çabalamaktan vazgeçer.Bazıları ise reçetesiz ilaç kullanır bu ilaçlar bakkallarda adeta peynir ekmek gibi satılır.Ve hasta bu ilaçlarla tedavi olmaya çalışır.

Yapılan bazı çalışmalarda migrenin genetik olduğu varsayımına varılmıştır.Yani anne ve baba migren hastası ise çocukta migren hastası olacaktır.Bazı bilim adamları Akciğerin görevini yapmaması sonucu vücutta dolaşan kirli kandan kaynaklandığını düşünmüştür.

Bilim adamlarının varsayımları bitmez.Acaba bu migren hastalığından nasıl kurtulabiliriz? Acaba bir doktora git sekte kimyasal ilaç mı alsak tamam alalım Ama  kimyasallar bağımlılık yapıyor Bu da tekrar tekrar almak istiyoruz alıncada krizler artıyor.Ee ne yapalım peki?

Hekimler son dönemlerde yavaş yavaş kimyasal ilaç kullanımını terketmektedir.Ama bu bıçakla keser gibi aniden değil, doz doz.

Artık günümüzde alternatif tıp teknikleri uygulanır oldu her sahada.Bize şifalı otlara bakıp ona uygun şifalı otu bulup tedavi olmalıyız.Ama önce hastalığı kabul etmeli ve psikolojik olarak rahat olmalıyız ve tedaviye gönüllü olmalıyız.

Uzmanlar migren için iki tane şifalı bitkiyi öneriyor.Bu bizi sancılardan kurtaracak kurtarıcımız, kedi otu ve gümüşdüğmedir

Şifalı bitkilerle şifalanmanız dileğiyle…

(Bu makalede yazılanlar derlemedir.)

Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler Türkiye üzerine

Al gülüm Ver gülüm

Bende bir yetki var ,sende bir ihanet var;ben sana yetkiyi vereyim sende ihanet et.Sakın ola ki ihaneti bana etme.Bulunduğun bölgedeki asli unsulara yap.Ekmek yediğin çanağa tükür ha öyle bir tükür ki o çanak bir daha kullanılamaz hale gelsin.
Bunları niye anlatıyor diyebilirsiniz. Bir adam vaktinde irticadan dolayı hapise atılır ve bunu kendine yediremez.Öyle hırslanır öyle hırslanır ki gözü intikamdan başka hiçbir şeyi görmez.Ve Aslında zeki, hitabetin yüksek olursa birde bezirganlık yaparsan bu iş tutar.
Bu adamı birileri görür derki; madem hırslısın senle bir anlaşma yapalım.Anlaşmaya göre şöyle;sen istediğin intikamı al,bende istediğim projeyi gerçekleştireyim.Bu bizim dünden razıdır eline istediği fırsat çıkmıştır; körün istediği bir gözdü, allah verdi iki göz.
Önceliklerini belirler;1.Bir numaralı koltuk ele geçirilecek.
2.Anayasa adı altında intikam yolu açılacak.
3. Onu hapise atan devlet bölünecek.
Bu özellikleri saydıktan sonra mevcut bir numaralı makamın engellemeleri ile bir türlü işlevi yapamaz. Bakar olmuyor zamanda yaklaştı. Oraya bir kişi seçmesi lazım. Ama bu kişinin özellkleri şöyle olmalı; Hiçbir şeye itiraz etmeyen,kimsenin etlisine butlusuna karışmayanve gerektiğinde desteği esirgemeyen biri. Unuttum birde herşeye evet demesi lazım.Bu aradığı özelliklere sahip malum kişiyi bulur.Ve iyimser halkında desteği ile bu iş olur.
Sonra başlar anayasa anayasa anayasa….. diye.Bu insan çok zeki.Önce kendine yakın kişilere anayasayı telaffuz ettirir.Sonra bir başkası ve derken bir numaraya gelir o da dünden razıdır. Ve nihayetinde kamuoyu anayasaya alıştırılmıştır. Bir kişi hazırlar anayasaya geçiş metinlerini. Araya da istediklerini sıkıştırırlar, nasıl olsa toptancılık hakim. Onlara zamanında yapılanın aynısını yapmakta ısrarlıdır.Halkın önüne yararlı olanı yararsız olanı yazılmış bir paket geldi. Halkımız zaten açlıktan nefesi kokmakta. Bunlarla mı uğraşacak. Nasıl olsa bir paket makarna verecekler, oy atıyor ya. Ve istenilen oldu.
Baktık ki içinde darbeleri yargılama ile ilgili madde varmış, biz görmemişiz vay bize. Başladık kanlı kansız darbeleri yargılamaya. Aslında darbe yargılamak değil amaç rovanş almaktı. Ve başladılar sesini çıkaran paşayı , komutanı, hatta utanmasalar çavuşu da alacaklar. Bunların kimisinin suçu darbe yapmak kimisinin teşebbüs kimisinin yan bakmak. Amaç sindirmek bir darbenin d’sini bile telaffuz ettirmeyecek kadar korkutmaktır.Ve oldu herkes korkmaya başladı.
Tabiki dostlar bu yargılama olmadan önce yargılama yapan kişileri kendi adamları yapmaya özen gösterdiler. O vardı ya paket, onda mahkemelerin üye sayısı artırılmış ve mevcut olanlara yenileri atanmıştı. Tabiki kim atadı bir numara.
Acaba hiç düşündünüz mü anlaşma yapan adam neden bu hırslı arkadaşı seçti diye.Çünkü hırslı arkadaş,antimilitarist diğerleri ise militarist, onlarla anlaşamazdı.Bir savaş olsa savaşacak askerimiz yok. Niye mi? Çünkü hepsi hapiste. Yıllarca eğitilen ve tecrübelerle dolu askerler.
Gelelim başka konuya ülke elden gidiyor. Sakın demeyin! bu adamda şom ağızlı diye.Çünkü birileri bu aralar başkanlık dedi, birileri onayladı ve kartopu gibi bu savunanlar git gide büyüyor.Ve bir numara onaylar gibi renk verdi.Başkanlık olursa büyük ihtimal ülke eyaletlere bölünür.Bizim bir bölgemiz zaten cadı kazanı.Bunlar bu eyalet sistemi ile iyice zıvanadan çıkar.Zaten orada TC yasaları geçmiyor. Niye mi oralarda kahvelerde falan sigara serbest sadece kahve değil bütün kapalı ortamda serbest. Ayrıca internet filtreleri bile yok herşey serbest.Kaçakçılığın alası var, şekeri dahi irandan kullanıyorlar.
Ve allah bunların oyununu bozacak inşaallah.Bunlar M. Kemal’den ne kaldıysa değiştirme ve yok etme peşindeler.Ulusal bayramları bile kutlamaya tahammülü yok.Belki de milli duyguların uyanmasını istemiyorlar.
Velhasıl al gülüm ver gülüm.(Bu yazılan tamamen hayal ürünü.Kurumlar ve kuruluşlar kurgu.)

 

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat

Hayat acımasız mı

Hayat gerçekten acımasız mı, yoksa o da görevini mi icra ediyor? Her yeni mutlaka eskiyecek geriye onun külleri kalacaktır. Ama o eskiyen her ne ise hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak, bir yerlerde izi kalacaktır. İzi kalacak diyorum bir kurşun kalemle yazdığımız yazının tortuları kalırken hayatın bize yüklediği yükün izinin kalmaması mümkün mü?

Bir nesneyi yada canlıyı ne kadar ihtimamla korursak koruyalım bir gün hayatın tahrip edici gücüne dayanamayacak o da yok olup gidecektir. Bir maddeye ne kadar değer verirsek hep elimizden kayacaktır.Çünkü hayat denilen mefhum hep ona endekslenmiştir. Doğacak , büyüyecek ve ölecektir ve geriye sadece onun kalıntıları kalacaktır.

Geçenlerde bir gün bahçeden bir buket gül koparttım, her ne kadar bir bitkiyi kopartmayı tasvip etmesemde.O gül için gerekli olan suyu verdim, kenarlarına toprak döktüm;gerekli olan minerali alsın diye.O bitkiyi bir hafta boyunca hep sevdim hep kokladım adeta üstüne titredim ama nafile. Bu hayata sadece bir hafta dayanabildi. Aslında haklı idi bunca acımasızlıkların bunca çekişmelerin ve ortamdaki negatif düşüncelerin olduğu bir yerde fazla bile dayanmıştı.

Ve bazen hayata öyle dört elle sarılıyoruz ki yokluğu aklımıza getirmiyoruz. Neden acaba Yoksa hayatın debbesi mi bizi bu hale getirdi ,Yoksa biz mi değerlerimizden uzaklaştık? Her gün belki de çok kere hayatımızda ölüm geçen kelimeler duyuyoruz. Bunu ya şehit haberlerinden yada statlardaki kavgadan yada hastanelerde görüyoruz. Buna rağmen neden biz bu sele kapılıp gidiyoruz?

Ama biz ne kadar dünyadaki nesneye değer versek o zamanı geldiğinde gidecek bize sadece gizli yaraları kalacak. Bizim ne dünyadaki dostlarımız nede bizim mallarımız bize kalmayacak bir istisna dışında. Bu istisna ise biz bunları sonsuz olanı kazanmak için harcarsak hiçbir zaman kaybolmayacak. Ve bize sonsuz hayat bırakacak.

Yaşadığımız her anı gül misali güzel kokular bırakarak bu dünyadan göçüp gitmek ve tortularımızı bile değerlendirerek insanlığa faydalar sağlamak her insanın hayali olmalıdır.

Gelin hep beraber kini, nefreti bırakıp muhabbeti, kardeşliği tesis edelim. Hayat yolunda kazananlardan olalım. Hem şimdi ki anı kurtaralarım hemde geleceği.

Kategoriler
Günlük hayat

Hedef Hatay mı?

Acaba  Suriye’deki olaylar tamamen kurgu mu? Yani  27 yıl sonraki plan mı, nedir? anlamadım. Bir zamanlar Şeyh Said’in üzerinden oyun oynayıp Musul ile Kerkük’ü kaybetmiştik. Şimdi de yoksa hedef Hatay mı?

Niye söylüyorum çünkü biz yıllarca dinci diye bilip oy verdiğimiz sayın baba, baktık ki tam bir sol adamı imiş ve 30 yıla yakın bizi uyutmuş. Şİmdi de bir taraftan halkı medya ile kandırıyorlar. Yok efendim Türkiye bilmem yüzde kaç büyümüş bilmem alım gücü artmış yok yok, palavra. Ortada bir sürü işşiz varken neyin alım gücünden bahsediyorsun sen. elektriğe zamı bindir , petrole bindir , doğal gaza bindir gel gelelim patates kalsın 300 binde (Bu eski para dostlar) bu nasıl adalet. hiç kimse görmeyecek mi yada görmek istemeyecek mi ama korkmayın şurda yerel seçimlere ne kaldı ki bir makarna , ekmek oylar ampule . Benim halkım herhalde verecek aç , muhtaç.
Nerden nereye dostlar kusura bakmayın başlayınca duramıyorum işte. Gelelim Hatay meselesine ben bir kısım arap olan kişilerden duydum Hatay’da şöyle bir inanış var. 2039 tekrar halk oylaması olacakmış. Acaba bu doğru mu? doğrusu ise korkmak lazım. Çünkü herşey toz pembe göstererek yüce devletimizi teslim ettik, bilmediğimiz insanlara acaba kimin nesi kimin fesi. Nerden tepeden bitme gelip bu kadar çoğaldılar ve inanılmaz halk kitlesini peşinden sürüklüyorlar, halk yürüyüşüne bile kurban. O denli seviyorlar severler tabiki  medya ellerinde, istediklerini susturuyorlar istediklerini konuşturuyorlar. Ve adeta her şeyi ele geçirdiler askeriyeden tutunda bakanlıklara, cumhurbaşkanlığına kadar adeta krallık kurdular astığı astık kestiği kestik.
Acaba hiç düşündünüz mü? Suriye’den kaçan muhaliflere neden Hatay’ a geliyorlar Hatay’dan başka 5 sınır kapısı daha var neden Şanlıurfa yada Mardin’e gitmiyolar.Yoksa Amerika , İsrail ve Bizim Yürüyüşüne kurban olduklarımız birlikte plan mı yapıyorlar. Sen at ben tutarım misali. Yoksa O da icazeti okyanus ötesinden mi aldı. Bunca İsrail’e kafa tutuyor neden acaba. Danışıklı dövüş mü? Bilmiyorum ama bir zamanlar sayın Özal azıcık birilerine dokundurmuştu ve hayatından oldu. Bu adamlar resmen dans ediyorlar ve hala ayaktalar arkalarında kim var. Bunca darbe teşebbüsüne rağmen indiremediler.Demekki enseleri çok sağlammış.
Bence bu 30 yıllık bir plandır. Hatay’a bu kişiler yerleştirilip orada 27 yılda her yıl belirli sayıda Suriye vatandaşı alınarak refaranduma kadar Hatay’ı abluka altına alacaklar. Ve sonunda Mustafa Kemal’in taktiğini bize uygulayacaklar. Ve biz uyumaya devam edeceğiz ve sürekli avunacağız nasıl olsa biz balık hafızalıyız en önemli meseleyi bile 23 günde unutuyor muşuz  onu da unuturuz ne olacak demi bir eksik bir fazla. Hatta bırakalım biz kendimizi yormayalım gelsinler manda ve himayeyi kabul edelim. Biz bir defa alışmışız spordan tutunda ekonomi bakanına kadar oradan icazetli devlet başkanlarına kadar ithal getirmeye . Her şeyi sattık, yedik hatta yemedik kuyumcu dükkanları pardon pardon şirketleri diyecektim. yada özel hastaneler kurduk kime mi tabiki kendimize arkadaşlar kendimize derken kuranlara diyorum.

 

 

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat

Gizli düşmanlar

Evet, yanlış duymadınız. Gizli düşmanlar hayatımızın her karesinde olan ve bizim hasta olmamıza neden olan düşmanımız. Tabi ki merak ettiniz.Atalarımız demiş ki;Fazla merak iyi değil diye ama ben genede açıklayayım.Acaba evimiz ne kadar temiz, biz ne kadar titiziz. Hem biz titiz olsak ne yazar ki.Çünkü temiz olanımızın evinde bile ev tozu akarlarından milyonlarca var. Bu gizli misafirimiz  bize nasıl bir surpriz hazırlamış ve  hazırlıyordur. Bunlar bizim vücudumuzdaki kıymetli ölü derilerimiz var ya  onlarla besleniyorlar. Bunların dışkıları zararlıdır ve astım hastalığına neden olurlar.

Bir başka bizim mecburu konuğumuz ; Tahta kurularıdır. Aslında bu yaratıklar  bizim çok değer verdiğimiz antika mobilyalarda ya da sandalye ve masalarımızda mevcuttur.

Bir başka zorunlu misafirimiz kuşların getirmiş olduğu bitlerdir. Bunlar ise bizim kanımızla beslenirler. Ve  hastalık yayarlar ya da bizim en değerli besinlerimizi çalarlar.

Hepimiz hayvanları sever  kimimiz kedi kimimiz evde kuş vb. canlıları besleriz.Bu canlıların tüy ya da kıllarında pire barındırırlar ve bunu bir ikram gibi sunarlar. Bu pireler  orta çağ Avrupa’sının yaklaşık olarak üçte birinin ölümüne neden olmuştu.Bu oluşturduğu hastalık ise vebadır.

Aslında hepimiz titiz olmaya çalışır sık sık banyo yapar ya da sık sık ellerimizi sabunla yıkarız. Yıkayalım  ama bir sorun var; Bu sabunlar sadece kir ve tozu giderir. O küçük canlılar gene bizle yaşamaya devam eder.Boş verin hayıflanmayıp bunlarla yaşamaya devam etmeliyiz. Çünkü  bunlardan kurtuluş yok o  zaman şu sözü düstur edinip yaşamaya devam edelim’ Tecavüz kaçınılmazsa  lezzet almaya bak’ deyimine binaen rahat rahat yaşamalıyız.

Çünkü bağırsaklarımızda bir kilo kadar bakteri yaşar. Boyunda , koltukaltında ve yüzde her santimetre karemizde  iki buçuk milyon mikroorganizma yaşar.

Ama arkadaşlar siz korkmayın çünkü vücudumuz sizin yerinize gerekeni yapar. Örneğin  gözyaşlarımız güçlü bir antiseptiktir yani mikroorganizma öldürücü özelliğe sahiptir. O zaman sık sık ağlayalım demi.Biz dışarıdan  müdahale olmazsa bütün hastalıklara devayı vücut üretirmiş. Tabi ki biz doğayı bozduğumuz gibi vücudumuzu da bozduk o yüzden dışarıdan takviye yapmak zorunda kalıyoruz.

 

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat

çanakkale geçildi mi?

Çanakkele zaferinin 97. yıl dönümü tüm ülke halkına kutlu olsun. Allah bir daha  bize çanakkale yaşatmasın. Koca Akif’in dediği gibi Allah bize bir daha istiklal marşı yazdırmasın.

Gerçekten Çanakkale ruhu hala bizde var mı? Ben aslında bugün bir Çanakkale savaşı olsa  ki Allah

göstermesin.Farazi olarak söylüyorum acaba seyit onbaşılar gibi canla başla savaşır mıyız?  Sanki sizden küçük bir volümlük seste olsa evet yanıtı alır gibiyim.

Aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen nasıl oldu da bu ruhu kaybettik. TAbiki diyeceksiniz ki o ruhu kaybettiğimizi de nereden çıkardın. Şuradan çıkardım. Bugün öğrencilerimden bazıları Çanakkale anma etkinliklerine katıldı. Bende onlara sordum ne yaptınız ,etkilendiniz mi diye? Ama ne etkilenmesi bilakis daha da ruhsuzlaştırmışlar .Sadece istiklal marşı okunmuş dağılmışlar.

Bence onların yazdığı destanı anlatıp daha şuurlu hale getirebilirdik ya da milli eğitim bakanlığı ile devlet ulaştırma bakanlığı organizasyonlar  O , kutsal anıtları herkese gösterip bu ruhu aşılamalıydık.

Ama biz hep kolaya kaçarız bir iki şiir okuyup birde istiklal marşı ile geçiştirmeliyiz , öyle olması lazım çünkü pazar ya mesaimizi vermeyiz. Eğer Çanakkale savaşı, facebook, twitter ve oyun salonlarında olsa idi şimdi de olsa kazanırdık.

Aslında Çanakkale geçildi hem de bu hainliği biz yaptık.Biz diyorum sen , ben ve herkes. Hiç kimse üzerine düşeni yapmadı. Ne medya ne okullar ne de halk Sadece kolaya kaçtık.

Emperyalist milletler artık topla tüfekle savaşmıyor , onların savaşı kalemle.Savaşları  Kalemi kullanarak insanları yönlendirmek.Japonya’ya baktığımızda nagazaki’ye atılan bombadan daha kısa bir süre geçmesine rağmen bilimde teknikte önde oldular. Onlar nasıl ettiler bilmiyorum ama biz herhalde çok iradesiz milletiz.

Aslında nasıl olmalıydı. Biz öncelikle Japonların yaptığı gibi önce o Çanakkaleyi gezdirmeli; onlara, siz  çalışmazsanız bundan daha kötü durumda olursunuz mesajı verseydik her daim hafızalarını taze tutsaydık şimdi daha farklı olurdu herhalde. Nasıl taze yapabilirdik mesela bunların filmini yapsaydık, dizilerini çekseydik belkide bir Fatmagül’ün suçunu değilde Seyit Onbaşıyı konuşmuş olurduk. Seyit Onbaşının Allah’ın inayeti le o 276 kilo havan mermisini kaldırılışını konuşurduk.

Belki de şimdi dünya devi; Türkiye olurduk. Çünkü bu millet geçmişte vasat bir devlet olmayı kabul etmemiş, şimdi de kabul etmez.

Ama şimdi bir neme lazımcılık almış başını gidiyor. Bir tarafta torpil, rüşvet  diğer tarafta zevki nefis hülyalarımızı süsler olmuş.Bunlarla ne alakası var diyebilirsiniz hatta deyinde.Ama bu Çanakkale ruhu değil, onlar gerekirse cephede namaz kılmış gerekirse bir damla suyu paylaşmışlar.Şöyle bir olay anlatılır; Çanakkale de bir sürü yaralı asker var. Bu yaralı askerlerin hepsi hemen hemen ölüm döşeğinde birisi susar ve ağzına matarayı götürür bakar ki yan taraftan bir su sesi gelir, içmez ve ona uzatır bu kişi de ağzına götürür gene bir su diye inleyen yaralı asker ve o da diğerine verir. Bu matara bütün yaralı askerleri dolaşır ne kadar acı ki hepsi de bir damla bile su içmeden ölürler. Bu olay diğerkamlık ve    fedakarlıktır. Bu ruh Çanakkaleyi kazandı.

Bu ruhu Rabbım tekrar vermesi temennisi ile yazıma son veriyorum