Kategoriler
Hayat üzerine

Gör Sendeki Gerçeği !

Baktın olmuyor,boşuna uğraşma! Kaç yaşındasın? ve yarına ulaşmayı başarabilecek misin ? …’geçmişe özlem geleceğe sabırsızlık ‘la beklerken hangi günün tadını alabilirsin ?

İşte bu yüzden başlamak lazım bazen en başından! Değişiklik iyidir! Değiştireceksin bazen, gereken çoğu şeyi..Dinlediğin müzikleri,çay içtiğin bardağı,yemek yediğin tabağı,izlediğin kanalı,okuduğun gazeteyi, bulunduğun mekanı,takıldığın cafeyi, her sabah işe giderken izlediğin yolu, düşüncelerini.. ‘Herkesin içinde saklı kalmış bi çocuk var’ derler ya,onu da değiştireceksin,büyütmeyi bileceksin !Hiç bir şeyin ardına gizlenmeyeceksin! Sen, senden ibaretsindir sadece! Ne şu yaptırdı, ne bu yaptırdı,ne şu sebep oldu,ne bu sebep oldu demeyeceksin ! Her şeyi yapan bal gibi de sensindir işte ! Açmayı bileceksin gözünü! Böylece gelir mi diye beklediğin o rahatlığı, kendin elde edeceksin…

Sileceksin işte !Seni boğan her şeyi silmeyi öğreneceksin! ve sonra göreceksin, SEN ÇOKTAN DOĞRU KARARI VERMİŞSİN……

Kategoriler
Günlük hayat Hayat üzerine

Gökkuşağım Bu Benim !

Rengarenk gibi gözüken aslında hepsi birbirine karışmış renklerde hayatı yaşayan insanlarla dolu yaşam.. Renkleri ayırt etmekte zorlanıyor yüreğim, bedenim, beynim.. Beyazı beyaz gibi, siyahi siyah gibi, pembeyi, pembe, maviyi mavi tüm renkleri olduğu gibi yaşamak istiyorum ben.. Karıştırmadan, hepsini ayrı tatta!.. Hepsinin hakkını vererek!

Hangi rengi yaşıyorum onun çokta önemi yok, ama hangisindeysen o an, onu yaşamalısın işte! Yoruldum.. Siyahtayken beyazı oynamaya, pembedeyken kırmızıyı yaşamaya! Bu tuval benim! Renkler benim! çekin kendi fırçalarınızı! Herkes kendi resmini oluştursun! Üzerinde oynamayın resmimin! Hayat benim, zorlama beni hayat! Beni bana bırak sadece! Bırak da dilediğimi alayım hayatıma… Bırak.. Sorgulama artık beni…

Küçücük bir çocukken başlamıyor muyuz önce cin ali çizmeye, çöpten adamlarla başlamıyor mu önce, o portredeki muhteşem gölgeler! Bırak da saçma gibi gözüken ama beni ben yapan çizgilerimle başlayayım önce resmime!… Silgimi kullanmadan, o çizgileri de saklayarak, onlara bakıp ne yapmaya çalışmışım acaba o an, merakıyla, tebessümüyle, özgüveniyle…. Kendime güvenimi yıkma hayat….. Göreceksin, kimsenin oluşturamadığı en güzel çizgiler oluşacak bir gün orda! Yeter ki zorlama artık beni istemediğim renkleri kullanmaya, istemediğim şekilleri oluşturmaya…….

Bana güven hayat… Bir yetenek var orda, derinlerde… Sadece izle bir kez…. Zorlamadan….

Kategoriler
Hayat üzerine Kişisel makaleler

‘Dokunmak’ Neden ?

Neden tokalaşır insanlar ? Neden öperler gördüklerinde birbirlerini ? Ya da sevinçte, üzüntüde neden sarılır yanındakine ? Neden kızdıklarında, öfkelendiklerinde yumruklar karşısındakini? Heyecanlı olunan bir anda eller titrerken, biri tuttuğunda neden sakinleşir insan ?

 

İnsanlar neden dokunma ihtiyacı hisseder?..

Dokunsallık, öğrenme sürecinin en önemli unsurudur !

Karşındaki her ne ise onun hakkında sana bir şeyler anlattığı gibi kendini de anlamanı sağlar. Neyi neden yaptığını, neden sevdiğini, neden nefret ettiğini anlamana yardımcı olur.

 

Dokunmak, nesnenin somut özellikleri ile o nesnenin kişide oluşturduğu anlamı kuran bağdır!

Ve dokunmak bu kadar canlılara özgü, tamamen içgüdüsel iken neden ‘ Dokunma ona! O pis, o kirli, o iğrenç, o temiz, o sıcak, o soğuk! ‘ diye uyarılar gelir? Kimi zaman iyi niyetle ve kimi zaman baskıcı bir zihniyetle bu uyarıda bulunurken, bilmezler mi ki ;

 

İNSAN HER ŞEYİ KENDİ YAŞAYARAK, KENDİ HİSSEDEREK ÖĞRENİR !

Kategoriler
Günlük hayat Hayat üzerine Kişisel makaleler

Milat..

Bir gece ansızın ‘SİL BAŞTAN’ la çıkılan belirsiz bir yolculuktu bu…Belki sıfırdan başlama, belki de eksi-k lerden sıfıra ulaşma arzusuydu.. Pes edip, yok olmak yerine, yeniden doğmayı istemekti…

Karar verilmiş, uygulamaya geçilmişti artık.. Dönüş yoktu… Korkular, heyecanlar belki de daha yazamadığım, adını bile bilmediğim onca duyguyu yaşıyordu ruhum…Elde olan tek şey, sadece BEN’ dim.. Bir ben ve bir yeni doğacak Ben daha…..

 

Elde bir valiz, bir kaç parça eşya, cebinde bir miktar para.. Hiç tanımadığın bir yere, hiç tanımadığın ortamlara gidiyor olmak…

 

Gücümü hissediyordum iliklerime dek…Coşkumu, inancımı ve kararlılığımı… Hepsi sadece o ‘Ben’ için BİRdi…

Önce evim ‘Merhaba, mabedin benim artık , gir içeri’ dedi gülümseyerek…Bembeyaz badanası ve kenarları haki renkte bol pencereleri ile…Aydınlıktı… Bir beyaz sayfa gibi…Mürekkebim sınırlı olsa da, neyi istersem o yerini alacaktı bu sayfa da… Her şey sıfır olacaktı… Mükemmel değildi olmasını  istediğim, az, ihtiyaç karşılayacak, fakat sıfır, tertemiz…

Gülümsüyorum hala, çamaşır makinamla ilk karşılaşmama…Oturup önünde gözyaşlarımı tutamayıp, kapağını öptüğüm o ana… Neydi halbuki bu kadar derin bağ kurmaya sebep?… Doğum sancılarından yalnızca bir tanesiydi işte o an…Her gün üç parça eşyayı sırf yıkamış olmak için yıkamak görgüsüzlük gibi görünsede, arıtmaktı o, yavaş yavaş geçmişteki anıları…Yoksa, çamaşır bahane…….

 

Yeşilden beyaza geçişti buzdolabım…’ Esaret’ ten kurtulmanın diğer parçasıydı… Çoğu insanın bilmediği bir duyguyu arıtacağım yerdi… Yiyemeyeceğim bollukta onca meyveyi, ki en çokta portakalı doldurarak başlamıştım nefretlerimden arınmaya… Sırf bir şey almış olmak için kapağını açıyor gibi görünsem de, hayatımın 7 yılında yaşadığım baskıyı orda dondurup, yok etmekti hepsi… Yoksa meyveler bahane, ki çoğunu da çürütmem cabası……

 

Hele ah o elektrikli süpürgem… Ne çok bardak kırdım kimi zaman bilerek, isteyerek…Tertemiz olmasına rağmen evim, sırf makina açmak için bahanem olsun diye … Evi süpürüyor, külleri torbasına dolduruyor gibi görünsem de, aslında içimdeki kırıkları, çizikleri içine çekip atıyordum onunla beraber… Yoksa, cam kırıkları bahane…….

 

‘ Tefal ‘ ütüm…Ne büyük hayalimdi bir zamanlar… Ele geçen her şeyi ütülemek… Hani severdim de zaten hep ütü yapmayı, lakin bu kez her o sıcak buhar da, dümdüz ediyordum duygularımı… Buruşuk , kırışık kalmasın derinlerde diye….Ne var ne yok hepsi buharlaşıp uçsun diye… Yoksa, o çarşaflar hep bahane………

 

Siyah ve beyaz olmalıydı eşyalarım, şimdiki benle doğacak ‘BEN’ iç içe olsun diye…İki çekyat ve bir de halı, siyah beyaz….

İşte mabedim…Hazırdı…

 

İçine kapandığım, kendimle baş başa kaldığım, uzun uzun düşündüğüm, kendime okkalı şamarlar atıp ardından küvetin içine çırılçıplak ana rahmindeki bir çocuk gibi kıvrılarak, su ile beraber ne var ne yok bedenimden, ruhumdan hepsini attığım, her şeyden arındığım mabedim… Kendimi ilk kez bu kadar çok sevdiğim mabedim…..

 

Ve bugün, o gündür işte! Tam 1 yıl olmuş… Ne çok şeyi başarmış, ne çok güzel bir ‘BEN’ doğurmuşum…

Emeğime, cesaretime, yürekliliğime sağlık !…

Ve bu gece de dilimde dolanırken bu şarkı, sözler yerini, hayat anlamını bulur…  ;

 

‘SİL BAŞTAN BAŞLAMAK GEREK BAZEN,

HAYATI SIFIRLAMAK,

SİL BAŞTAN SEVMEK GEREK BAZEN,

HERŞEYİ UNUTMAK! ‘

: )

Kategoriler
Hayat üzerine

Geride bıraktıklarımız…

Yalnızlıklarımı sorguladım çoğu zaman, içimdeki kararsız yanları.. Cevaplarımı bulmakla geçerken ömrüm farkediyorum şimdi, anne karnında anneden alırmış, hissedermiş her şeyi o minik bebekler.. Yalnızlığa dair acabalarım, cevaplarım işte o ana rahminde sıkışıp kalmış, ben onlardan önce  doğmaya bu denli hevesliyken ..

Bir yanım eksik diyordum hep.. Meğer hepsi o ilk yuvada sır olup gitmiş zamanın birinde… Artık her şey nafile…