Kategoriler
Dünya ülkeleri Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Beyin Göçü Şart Mı?

Öncelikle konuya şuradan başlamak istiyorum, bende 1 aydır işsiz bir gazeteciyim yani yeni mezunum. Tabii ki hedeflerim, gelecekle ilgili planlarım herkesin oldugu gibi benimde var fakat bunları gerçekleştirmek için ne yazık ki ülkemizde hiçbir fırsat bulamıyorum. Yurt dışında üniversite okudum ve benim gibi farklı ülkelerde okuyan herkes gibi okulum bitince yurda dönüş yapıp işe başlama planlarım vardı. Şimdi ise geldiğim yere geri dönme planları yapıyorum cünkü oradan iş teklifi alıyorum. Üstelik kendi alanımda yani iş yok diye geçici olarak bi cafede,mağazada v.b. yerlerde çalışmak üzere değil. Benim etrafımda olan hatta bizzat arkadasım olan yaklasık 10 kişi de aynı fikirde benimle. 2 si Amerika’ya gitti, biri İngiltere’ye gidiyor. Bir kaçı hiç dönmedi Kıbrıs’ta işe başladı ve bunun gibi birçoğu… Tabii bu bahsettiklerim maddi ve manevi birçok imkana sahip kişiler.Peki ya olmayanlar? zor sartlar altında üniversite okuyup mezun olan gerçekten işe ihtiyacı olan kişiler onlar ne olacak?

Üniversiteyi gerçekten yüksek derecelerde ve üstün başarılarla bitiren bazı öğrenciler ya yurt dışından ya da Türkiye’deki çoook büyük şirketlerden iş teklifi alıyorlar  çalışmaya başlıyorlar. Ama bir de normal statüde mezun olan öğrenciler var.Bu da binlerce hatta milyonlarca işsiz demek oluyor. Arkadaşım olarak bahsettiğim ve o durumda olan birçok öğrenci yurt dışında işe başlıyor ve hayatlarını bir şekilde kurtarıyor bazıları cok büyük yerlere geliyor. Ondan sonra da “doğduğun degil doyduğun yer” mantığıyla bir daha tatiller haricinde ülkemize gelmiyorlar muhtemelen emekli olana kadar. Peki bunun böyle olması şart mı? İmkanı olan ya da ortalaması iyi olan öğrenciler vakit kaybetmemek ya da “bundan sonra üniversite mezunu olmak yetmez” ve “artık bir yabancı dil yetmiyor”  laflarını boşa cıkarmamak için eğitimine devam ediyor ya da özel kurslara gidiyor. Maksat belki bir yerden iş teklifi gelir de belki birgün işe başlarız demekten başka bir şey değil eğer üniversitede öğretim görevlisi olmak gibi bir fikirleri yoksa. Gerçekten maddi sıkıntı çeken bazı mezunlar ise yeter ki iş olsun da para kazanayım dediği içinse okudukları bölümle alakası bile olmayan işlere girip çalışıyor. Tabii ki mecburiyetten yoksa kim ister ki 4 sene okula gidip o kadar emek verdikten sonra bu emegin boşa çıkmasını. İş verenlerin de bu durumda yapabilecekleri bir şey var mı bilmiyorum ama mezunları işe alıp sizi bir süre deniyeceğiz taktikleri uygulayıp bir kuruş maaş vermeden 1 yıl sonunda kusura bakmayın diyerek bu durumdan faydalanmaları bana cok da mantıklı gelmiyor.

İmkanı olan bir kişinin mezun olduktan sonra uzun bir süre iş arayıp ondan sonra yurt dışına gitmesinde ben bir yanlış göremiyorum açıkcası.

Burda aklıma şöyle sorular geliyor :  Nerede bu devlet?  Nerede bu insanlar? buradan bütün ülkeden sorumlu Yetkililere sesleniyorum…

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Güncel Haberler Günlük hayat iletişim Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Yeni nesil gençler neden yabancı dizilerin hayranı?

Annem ortaokul yıllarımdan beri hep der ki :  Şu alt yazılı filmleri, dizileri izle de ingilizcen biraz daha gelişsin. Eminim benim olduğu gibi bunu söyleyen birçok anne baba vardır etrafınızda.  Başlarda çoğu insan belki de bu sebeple izlemeye başlıyor yabancı dizileri. Ondan sonra farkediyor ki aslında Türk televizyonlarında olmayan hayal gücü, aksiyon, eleştiri ve kahkaha CNBC-E, E2 varsa digiturk DiziMax gibi kanallardaki dizilerde. Tabi ki onlarında var bizde olduğu gibi duygusal şöyle acınaklı dizileri ama insanoğlu kendinde olanı değil de hep başkasındakini ister özenir ya, bu da bir sebeptir belki yabancı dizilere hayran olmamızda. Sen izlemiyor musun? diye sorarsanız en büyük hayranlarından biriyim mesela Fringe, The Simpson, Family Guy, How I met your mother gibi birçok dizinin. Ama eğleniyorum izlerken ve bazen “biz neden yapamıyoruz”a getiriyorum her Türk genci gibi bu konuyu cevap bulabiliyor muyum diye sorarsanız maalesef…

Animasyon dizi deneyimleri oldu tabii bizim kanallarımızda da fakat aynı başarıyı ne yazık ki yakayamadı. Yine de en çok takdir ettiğim programlardan biri Grafi 2000 yapımları. En azından ekrandaki felaketli, ihanetli, ağlamalı, duygu sömürülü dizilerin aksine biraz güldürüyor beni.

Aslında ben eski ve edebiyat harikası olan romanlarımızın dizi olması fikrine de hayranım mesela Yaprak Dökümü’nü ilk duyduğumda acayip heyecanlanmış ve direk izlemeye başlamıştım her hafta hiç kaçırmadan. Ama dizinin ömrünü o kadar uzattılar ki romandaki Ali Rıza Bey’in artık başına bir şey gelse de şu dizi bitse diye dua etmekteyim artık. Kısacası mutlaka reyting yapıyordur hep derler ya “izleyen olmasa bu kadar yayında kalır mı” diye ama ben bu kadar uzamasının taraftarı değilim hiç. Aslında başlarda tam aksini, yani romanları okumamış olanlar için bu dizilerin bir edebiyat mirası olabileceğini düşünüyordum.

Geçenlerde bir kanalda senarist,oyuncu ve bunun gibi birçok özelliğe sahip Meral Okay’ın konuk olduğu bir programı izledim. Şikayet ettiği tek şeyin bu dizi reyting rekorları kırar dedikleri şeylerin 3 bölümde yayından kaldırılması, hiç tutmaz dedikleri şeylerin ise yıllarca devam etmesi olduğunu söyledi.

Burdan çıkan sonuç aslında bizim oyuncu kadrosu,senaryo kalitesi gibi özelliklere hiç önem vermeyip bize hangi dizi daha çok duygu yoğunluğu verir? ağlatır  ya da hangisini örnek alabiliriz? memleketi kurtarabiliriz mantığıyla izlememiz. Mutalaka bunları da ihtiyacı vardı televizyonların ya da bunları da izlemek isteyen bir kitle vardır. Ama tamamını böyle dizilerin oluşturması, yapımcı ve yönetmenlerin de bu duruma göre işler sergilemesi belki de genç izleyiciyi yabancı dizilere kaçırıyordur olamaz mı ?

Son dönemin en trend dizisi “Ezel” bence izleyici kaçırmamanın en güzel örneği…O kadar güzel aksiyon sahneleri her şeyden önce o kadar farklı bir senaryoya sahip ki izlerken nasıl başlayıp bittiğini bile anlamıyorum. Geçtiğimiz pazartesi yeni bölümünü izlerken babam bir ton laf etti yine mi dizi izliyosun kitlendin televizyona bak bak duyuyor mu hiç diye. Biraz anlatıp bir bölüm izle seveceksin dedim. Tahmin ettiğim gibi Ezel’in ortalarında babam ” ne kadar heyecanlı bu dizi Prison Break gibi” diyordu en son:)

Bir de şöyle “The Simpson” ya da “Family Guy” tarzında bir iki animasyon yapabilsek tadından yenmez gerçekten :)

Kategoriler
Fotoğrafcılık Gazeteci Günlük hayat Türkiye üzerine

Beyoğlu sanat ve fotoğraf sergileri

Taksim İstiklal Caddesine girdiğiniz ilk andan itibaren o tarihi canlı tutan kokuyu hemen hissedersiniz. Beni her zaman büyüler İstiklal Caddesi. Bu kez internetten de takip ettiğim bazı fotoğraf sergilerini gezmek ve özellikle akbank 6. sanat günleri bünyesinde gerçekleşen kısa film festivalini izlemek için gittim. Bilgiliniz olsun kısa film festivalini izleyemedim çünkü 1 saat öncesinden gidip davetiye almak gerekiyormuş. Fakat Akbank Sanat’ın 6. kez düzenlediği “30 Saniye Ara” isimli kısa film festivali 10 Mart da sona eriyor. Akbank’ın diğer sanat etkinlikleri ise 31 Mart’a kadar devam edecek.

İstiklal semalarında dolaşırken, aşağıya doğru indikçe Mısır Apartmanı’na girmeye karar verdim. Hani şu her katında ayrı bir fotoğraf ya da resim sergisi barındıran, en üst katında ise gündüzleri şık bir restorant  geceleri  eglenceli bir kulübe dönüşen Mısır Apartmanı.

Merdivenleri tımandıkça her katta değişik bir afişle hatta bezen tabelayla başka bir sergiye davet ediliyorsunuz. İstanbul 2010 Kültür Başkenti Sponsorluğunda EnginGüneysu’nun fotoğraf sergisi “Sokağın Dili : Bildiğin İstanbul” adı altında ve ismiyle bile dikkatleri üzerine çekiyor. İçeriye girdiğinizde tenha bir atölyede İstanbul’u her yönüyle anlatan fotoğrafların içinde kayboluyosunuz.

Başka bir katta ise “Galerist” in sanat galerisine rastlıyorsunuz ve sanatçı olmanın ne kadar da üstün bir yetenek olduğunu anlıyorsunuz. Mutlaka herkesin gezmesi gerektiğini düşündüğüm Galerist 10 Nisan’ a kadar da açık.

Fotoğraf merakınız,öğrenme isteğiniz ya da yeteğiniz varsa FotoTrek ‘in düzenlediği fotoğraf seminerlerine de katılabilirsiniz. Farklı dönemlerden oluşan seminerler hafta içi ve hafta sonu olarak düzenleniyor.FotoTrek  fotoğrafçılık konusunda adım adım eğitim veriyor. Ayrıca Belgesel Fotoğrafçılığı gibi farklı dallarda da seminer almak isterseniz bunların da farklı tarihleri var. “Altan Bal ile Fotoğraf Okuma” 28 MArt da,  “Altan Bal ile Belgesel Fotoğraf” ise 8 Nisan’da. Bunun gibi birçok tarih ve adresi de www.fototrek.com adresinden öğrenebilirsiniz.

Çıktığınız her sergi ve sanat galerisinden aldığınız broşür ve hatta gazeteler bu alanda ilgili kişileri çok güzel yönlendiriyor. Beyoğlu’nun tarihi dokusunu böyle alanlarla paylaşmak bence bu dokuyu canlı tutmanın da en güzel örneği.