Kategoriler
Günlük hayat Sağlık Toplumsal Konular

Sigara Yasaklanmış

  Hepimizin bildiği gibi 19 Temmuz’dan itibaren sigara ,kapalı alanlarda yasak hale getirildi. Yüzde yüz dumansız hava sahamız genişledi . Peki bu iyi birşey mi ? Kimine göre Türkiye evrim geçirdi , kimine göre hiç birşey değişmedi , kimine göre ise iflasın eşiğine gelindi .. Fakat tek bir doğru var ki o da kesinlikle sigarasız hayatın çok daha iyi ve verimli olacağı .

  Lakin şöyle bir çelişki var . Sigaranın yasak olduğu yerlerin başında , yani ilk kontrol edilen yerler olan barlar ve cafelere baktığımızda sigara yasak tabelası asılmış , kapalı alanlarda sigara içilmesi yasaklanmış , içeride bir tane bile sigara içen yok . Buraya kadar herşey normal . Fakat biraz daha detaya indiğimizde içerideki herkesin elinde bir kadeh içki olduğunu göreceğiz. Yani sigarayı yasaklayıp , içene de altmışdokuz lira ceza kesmekle iş bitti sanılıyor . Bu hadise kendimizi kandırmaktan başka birşey değil aslında . Dikkat ettiyseniz on dakika arayla herkes bir sigara molası verip geri geliyor . Ama içki denince içerde su gibi akıyor .Oysa Kur’an-ı Kerim’de sigara değilde alkol haramdır yazıyor .O zaman neden sigara yasakta alkol serbest ? Gerçi sigara da kapalı mekanlarda değilde bahçelerinde ve ya kapı önlerinde içiliyor.

  Farkeden tek şey mekan değişikliği oluyor yani. Hoş bu durumdan bar sahipleri de şikayetçi . İçeride sigara içilmediği için müşteriler artık uğramaz oldu diye yakınıyorlar. Çay bahçeleri ve kıraathanelerde cabası .

  Ekonominin bu denli kötü olduğu bir ülkede en çok satılanlar arasında tütünlü ürünlerin bir hayli fazla olması da beni düşündürüyor .Akşam eve ekmek götürmekte zorlanan bir babanın veya annenin nasıl oluyorda her gün iki paket sigara alacak parası oluyor anlamadım bir türlü .

  Her ne olursa olsun benden tam destek almış nadir projelerden bir tanesi .Gelecek nesillere pis bir hava yerine , tertemiz bir dünya bırakalım. Bunu yapmak içinde bir yerden başlamak gerekir değil mi ?
Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Sanat Tarihi Toplumsal Konular

Günümüzün Sanatı – Sanatçısı

  Sanat, insanlık tarihinin her döneminde var olan bir olgudur. İnsanlığın geçirdiği evrimler yaşama biçimlerini, yaşama bakışlarını, sanat biçimlerini ve sanata bakışlarını değiştirmiş, her dönemde ve her toplumda, sanat farklı görünümlerde ortaya çıkmıştır.
  Fakat günümüzde tek bir amaç güdülmektedir . O da sanatı para için yapmak . Ülkemiz tarihine baktığımızda sanat anlayışımız pek çok kez ayrılıklara uğramıştır . Sanat sanat için yapılmalıdır , sanat toplum için yapılmalıdır , sanat sanatçıya özgü olmalıdır , bunlardan bazıları .. Ne yazık ki günümüzde bu ayrılıklara rastlamak pek mümkün değil . Çünkü yeni nesil sanatçılar ,sanat sadece para için yapılmalıdır anlayışı gütmektedir .

  Sanatın terim anlamı estetik barındıran insan duygularının dışavurumudur .Şimdi ki nesil sanatçılarından hangileri bu anlayışa uyarak sanat yapıyor ki ?
  Günümüzün gözde sanatı olan tiyatroyu ele alalım . Son dönemlerde tiyatro yapıyoruz diye toplanan bir grup sözde komedyen , gülmeye ihtiyacımız olan bu zor günlerde bizi esprilerden bir adım daha soğutmuyor mu ? Açıkçası sanatı kendi içinde boğup , para kazanma hırsına kapılmış bir çok genç , tiyatroyu bir gelir kapısı olarak görmekte .
  Müzik , evrensel açıdan her insanın duygularına indirgenebilen bir sanat dalıdır . Fakat günümüzde ya topçu olacaksın yada popçu anlayışı bu güzelliğe gölge düşürmektedir.
  Gençlerimize , sanatı bir gelir kaynağı olarak değil de , estetiğin ve güzelliğin ruha yansıması olarak göstermeye ve özendirmeye çalışırsak , gerçek sanatın ortaya çıkacağından eminim. Eski sanatçılardan , ismini günümüze kadar duyurabilen pek çok kişi mevcut . Fakat şimdiki sanatçıların ileriki dönemlerde isimlerini duyurması bir hayli güç olacak . Bunun nedeni ise sanatçıların , sanat için uğraşmayıp , geçim sıkıntısına düşmeleri ve sanatı bir çıkış kapısı olarak görmeleridir.Aslında belki de kendilerine göre haklı sebepleri var . Ekonominin bu denli kötü olduğu bir ülkede sanatı sanat için yapmak zor olabilir . Hatta imkansız da olabilir . Fakat bu şekilde yapılan sanatın daha çok verimli olacağına emin olabilirsiniz .
  Sanat anlayışını genç nesile aktaracak olan yine eski sanatçılarımızdır . Burada da en büyük görev onlara düşmektedir . Yeni neslin elinden tutulursa , sanat adına önemli işler başarılacağına inanıyorum.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Makale Yazıları - Yarışma Toplumsal Konular

Bir türlü Çözülemeyen Sorun ‘ Eğitim ‘

  Ülkemiz hızla gelişen bir ülke olmasına rağmen bu gelişmeyi aksatacak bir çok problemi daha çözememiştir . Bunların başında da eğitim gelir. Her sene değişen ÖSS sistemi , daha temeli oturmamış bir ilk okul süreci , sonrasında ise gelen lise sorunları vs. uzayıp gidiyor .
  İlk başlarda zorunlu dokuz sene eğitim kararı çıkarıldı . Kızların okula gönderilmesi için pek çok kampanya başlatıldı , lise üç seneden dört seneye uzatıldı , seviye belirleme sınavı uygulanmaya başlandı ve şimdi de  Öğrenci Seçme Sınavı nam-ı diğer ÖSS sisteminde ki değişiklik . Tabi ki bu değişikliklerin asıl amacı daha kolay ve daha derin bir öğrenim . Fakat bir türlü derine inemedik . Suyun üzerinde çırpınıp duruyoruz .
  Oysa diğer ülkelere baktığımızda Öss sistemi liseden başlıyor ve hayatımız üç saatlik bir sınava bağlı kalmayıp , bize ileriki hayatımızda hiç bir şey kazandırmayacak sorulardan ibaret bir sınavla yapılmıyor. Gerçi şimdiki sınav sistemi de buna yönelik ama eminim ki bu sistemde bizi tatmin etmeyecek ve önümüzdeki sene tekrar bir değişime gidilecektir .
  ” Çalışana göre hava hoş ” sözleri de yavaş yavaş rafa kalkmaya başladı . Artık çalışanlarda sınav sisteminden hoşnut değil. Onlar da çalışmayanlarla aralarında hiç bir fark kalmadığından şikayetçiler . Yani kısacası eğitim sistemi hiç kimseyi memnun edemiyor .
  Ülkemiz bu kadar gündemdeyken daha kendi içindeki sorunları çözemiyor. Eğitim sadece bu sorunlardan bir tanesi . Bir an önce bu ve bunun gibi sorunlara çözüm getirilmesi gerekirken bizim hiç bir şey yapmamamız da beni kara kara düşündürüyor açıkçası .
  Yetkililerin ve bizim gayretlerimizle bu sorununda üstesinden gelebileceğimize yürekten inanıyorum . Kendimizin ve ülkemizin geleceği için eğitim şart .

Kategoriler
Genel Konular İslam Dini Tarih Makale

Yaşam ve Ölüm

  Kesin olarak bilinmemekle beraber , bundan yaklaşık 4,405 milyar yıl önce bir gaz bulutu oluşmaya başladı . Daha sonra hızla geçen evrelerde insan figürü ortaya çıktı . İnsanlar kendilerini hızla geliştirdiler . İlk dönemlerde ilkel aletlerle yaşamlarını sürdürdüler . İnsanlık tarihinin ikinci dönemini başlatan bir olgu meydana geldi . Teknoloji !
  Teknoloji geliştikten sonra insanlar inanılmaz bir hızla gelişti . Bu gelişme günümüzde de maximum şekilde devam etmekte . İnsanların rahat yaşayabilmesi için her türlü imkan sağlanmış durumda . Fakat düşünmediğimiz , aslında düşünüpte bir türlü kendimizi inandıramadığımız bir hadise daha var .Ölüm !
  İnsanlık tarihi boyunca ölüm hep bir yokoluş olarak nitelendirildi . Ta ki Allah (c.c) insanlara , din olgusunu gönderene dek . İnsanlar çeşitli yollarla , Allah (c.c)’ı tanıyıp onun buyruklarına itaat etmeye başladılar . Böylece ölümü bir yokoluş değil aksine asıl hayatın başlangıcı olarak görmeye başladılar .
  Bu ilk insanlardan sonra pek uzun sürmedi aslında . Tekrar bu dünya uğruna çalışılmaya başlandı . Kimse öbür tarafı düşünmez oldu . Aslında herkes bir gün oraya gideceğinin farkında . Fakat insanlar öylesine yaratıktırlardır ki kendilerine bunu bir türlü yakıştıramazlar. Zaman olgusunda kaybolup giderler adeta . Sabah işe git , öğlen yemek ye , akşam eve gel , gece uyu  .. Hep bu rutinin içinde hayatımız tükenmekte . Bir gün öbür taraf için ne yaptın diye sorduklarında vereceğimiz cevap çok basit olacak . ” Hiç birşey ! ”
  Ölüm her daim arkamızda , sanki bizi kendine çekmeye çalışan bir girdap gibi görülmekte . Bu kötü görev içinde Azrail görevlendirilmiş . Ne var ki insanlık , tarihi süreç içerisinde Azrail’i bir melek olarak değil de , elinde orak , üzeri siyah giysili bir çizgi roman karakteri olarak nitelendirdi. Ama bir gün o dalga geçilen melek canını almaya geldiğinde , onun için elinde avcunda ne varsa hiç düşünmeden verebileceğinin hesabını hiç bir zaman yapmadı .
  Siz siz olun ölümün vasfını unutmayın . Bu dünyadan elbet birgün göçeceğiz . Vakit varken öbür taraf için hazırlıklara bir an önce başlayalım . Eminim ki çok zorlu bir yolculuk bizleri bekliyor olacak.
  Şimdi kafamızı avuçlarımızın arasına alıp bir düşünelim .

” Bu gün Allah (c.c) için ne yaptık ?

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat iletişim Sağlık

Televizyon Sektörü Nereye Gidiyor ?

  Artık 21.yy’ın vazgeçilmez eğlence merkezi , hepimizin de bildiği üzere ; o şekilden şekle sokulan büyük kutular yani diğer bir adıyla ‘Televizyon’dur . Amerikalılar bu durumu önceden sezmiş olacaklar ki bu alete ‘ aptal kutusu ‘ adını vermişler .Eminim John Baird’te bu duruma geleceğini bilse icad etmeyi bir kez daha düşünürdü.

  Televizyon icad olduktan sonra bir çok filozof ; ” Bu saçma kutuya kim saatlerce bakar ki ? ”  tarzında ithamlarda bulunmuştu . Fakat günümüzün gelişen teknolojisi , televizyonların artık her şekle girebildiğini kanıtlamıştır . Televizyon’un yapısal olarak gelişmesiyle birlikte bir çok iş sektörü de doğmuştur . Kanallar arası rekabet , reklamlar , para hırsı , kazanma içgüdüsü -ki insanların asla yenemeyeceği bir duygudur- gibi gelişmeler televizyon sektörünün belirleyici etkenleri olmuştur .

  Hangimiz yorgun argın bir şekilde işten ve ya okuldan geldiğimizde bir elimizde çerez diğer elimizde kumanda , televizyonun tadını çıkartmak istemeyiz ki ? Fakat bu son yıllarda pek mümkün olmamaya başladı . Yanlış anlaşılmasın bunun televizyonun kendisi ile doğrudan bir ilgisi yok . Gösterilenler ile ilgili birşey bu . Hele şu son günlerde yaygınlaşan evlilik programları , 4 saate varan ve hiç bir adaleti olmayıp sadece şansa dayanan yarışma programları , ne idüğü belirsiz kendini komik zanneden bir grup topluluğun bazı sanat dallarını kullanıp halkı sömürmesi , Uzun uzadıya giden reklam kalabalığı vb. şeyler insanı son dönemlerde televizyondan soğutmaya başladı .

  Bazı kesimler televizyonu son derece gereksiz bulurlar . Hayır ! Aslında bu düşünce biçimide yanlış . Günümüzün en hızlı ve en güvenilir -magazin hariç- haberleşme yollarının başında gelir . Fakat dediğim gibi para hırsı ve reyting kavramı bu güzelliğe gölge düşürmeye yetmiştir.

  Eski toprakların anlattığı günleri gözümün önünde canlandırdıkça televizyondan bir adım daha uzaklaşmış hissediyorum kendimi . ” Ah o eski günler … ” diye başladımı yaşlı birisi, oturup dinlemeyi ; televizyon izlemeye tercih ediyorum . ” Bizim zamanımızda televizyon mu vardı ” işte bu cümlede bu kararımı kesinleştiriyor . Önceden bütün aile fertleri akşam oldumu toplanıp, yiyecek içeceklerini temin edip başlarlarmış muhabbete . Akşamları evimde bakıyorumda kimse kimseyle bir iki dakika bile muhabbet etmiyor . Kumanda ve kanal kavgalarıda cabası .Halbuki izlenecek şey çok az . Fakat bu kavganın sebebini hala anlamış değilim .

  Televizyon halka açık ve ulaşılması en kolay medya aracı olduğu için reklamlarda en çok burada veriliyor . Artık neredeyse herşeyin bir reklamı mevcut . Bizde oturup gözümüzü ayırmadan , günümüzün büyük bir kısmını ayırıp saatlerce onları izliyoruz . Hatta izlemekle yetinmiyoruz , inanılmaz bir şekilde etkisinde kalıyoruz . Bunun bir çok örneği bulunmakta . Özellikle okullarda , mafya dizilerinden etkilenen çocuklar.. Kendilerini o karakterlerin yerine koyup onlar gibi davranıyor .

  Bilim adamlarının yaptığı bir araştırmaya göre , televizyonu ne çok uzaktan ne de çok yakından izleyecekmişiz .Fakat hangimiz buna uyuyoruz ki ? Bir çoğumuz adeta televizyonun ekranına yapışıyoruz. Özellikle sevdiğimiz diziler çıkınca kendimizi kaybedip o karakterlerle konuşuyoruz bile .

  Eğer biz kaliteli , eğitici , öğretici ve bize birşeyler kazandıran programları izlersek ; televizyonun yararı büyük . Ama televizyon ekranına yapışıpta , dizi karakterleriyle konuşmaya devam edersek halimiz vahim .
 
Kategoriler
Günlük hayat İnternet Dünyası Makale Yazıları - Yarışma Psikolojik sorunlar Sağlık Teknoloji

İnternet Oyunları Sosyolojik Bir Hastalık

İnternet Oyunları Sosyolojik Bir Hastalık

     Günümüze baktığımızda bir çok gencin bilgisayar denen bu aletle başı dertte. Onlara göre bu pek dert gibi görünmesede gerçekten büyük bir sorun . Önceleri pek yaygın olmamasına rağmen azda olsa bir eğilim vardı . Milenyum çağından sonra ise inanılmaz bir yaygınlıkla tüm dünyayı sardı .   

     Bu durumdan haliyle en çok etkilenen gençler oldu . Yenilikleri her daim takip etmeye çalışan gençlik bunuda geçici bir heves gibi gördü başlarda . Ama kısa zamanda böyle olmadığı anlaşıldı . Msn gibi eğlenceli programlar ve bilimum siteler başlarda çok talep gördü . 2000’li yıllardan sonra ise onları sosyolojik bir bunalıma itmeye başlayan geneli çok oyunculu ve internet üzerinden oynanan oyunlarla tanışıldı . Yenilik dedik ya gençlikte orada tabi .Teknolojik süreçte her geçen gün oyunların gelişmesine ve dahada ilgi çekici hale gelmesine neden oldu . Buda gençlerin oyunlara daha fazla yönelmesine hatta para tuzaklarına kadar uzandı . Şu an bir çok oyunda gerçek para alınıp oyun içi hizmetler verilmekte . Zaten herhangi bir oyunuda para verip almıyor muyuz ?

     Bu durumu aileler pek kaale almamıştı başlarda. Fakat daha sonraları çocuklarının nasıl sosyolojik bir hastalık içinde olduklarını anlayan bir çok aile bilgisayarları kaldırma ve çocuklarını cezalandırma gibi yanlış yöntemlere başvurdular . Fakat onlara şu soruyu yönelttiğimizde cevap veremediler . ” Siz bir anda sigarayı bırakabilir misiniz ? ” .

     Sosyoloji aslında kelime anlamı olarak ; Gözlenebilen insan davranışları demektir . Bir genç en deli çağlarını bilgisayar başında pinekleyerek geçirirse geleceğinden de pek birşey bekleyemeyiz . Gerçek hayata atılmamış , elinde bir mesleği olmayan , herhangi bir vasfı bulunmayan bir gençlik ve sonrasında gelen işsizlik problemleri . Bakın küçük bir sorun gibi görünsede şu an ülkemizin en büyük problemleri arasında hatta en büyük problemi diyebiliriz .

     İki adet genci farklı yerlerde yetiştirmeye başlayalım . Birisi tüm gününü ve bazende gecesini bilgisayar başında geçirsin . Diğer genç ise küçük yaşta çalışmaya başlayıp insanlar içinde büyüsün . Çok değil , beş sene sonra aralarındaki farkları gözlemleyelim . Bu fark çok büyük oldugundan hemen gözümüze çarpacaktır.

     Bilgisayarla haşır neşir olmak kötü birşey değil aslında . O kadar gizemli bir aleti çözmek eğlenceli olabilir . Ama bunun amacı ve süresi çok önemli. Bu işi abartıpta günde 10 – 15 saat aralıksız oyun oynamak başta sağlığımız olmak üzere bir çok şeye kötü etkide bulunur . Bunlardan en önemlileri arasında da psikolojimiz gelir .

     Eğlenceli sohbetler yapmak , tiyatroya gitmek , kitap okumak , müzik yapmak , daha önce gezip görmediğimiz yerlere gitmek .. Bu kadar yaşanası şeyler varken neden bilgisayar oyunları ? Bir çok arkadaşımla bu sorunu konuşmaya çalıştım . Hepside kaçamak cevaplar verdiler .Bunun sebebi sorunun ne olduğunu onlarında bilmemesi . Çünkü şu ana kadar hiç bir zararını görmediler . İlerisini düşünmedikleri gibi kendi sağlıklarınıda her yönden tehlikeye atıyorlar .

     Gençler ülkemizin daimi bekçileri olacaktır . Böyle basit şeyler yüzünden hayatlarını nasıl boşa geçirdiklerini bir nebzede olsa anlatmak istedim . Bilgisayar oyunları gerçektende sosyolojik bir hastalık .