Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Kişisel makaleler Türkiye üzerine

Artık Siyasi Yorumlarımı Bırakıyorum

Aslında yeni başlamıştım yazmaya. Birkaç ay oldu. Ama siyaset bir okyanus.
Kaybolmamak için çok uğraş vermek lazım. Bir de edebiyatçının siyasi yazması doğru olmadığını
düşündüğümden siyasi yazılar yazmayı bırakıyorum. Onun yerine artık edebi yazılar yazmayı düşünüyorum.
Kendimi edebiyat alanında geliştirmeyi düşünüyorum. Sayısal çıkışlı olsam bile liseden beri edebiyata merakım olmuştur.
Bir türlü yazamamak kötü hissetmeme neden oluyor. Şimdi yazıyorum. edebi yazılar, öyküler, şiirler ve romanlar.
ilk romanımı bitirdim Allah’ın izniyle. Dikkatimi çeken edebiyat ile siyasetin bir gidemediği. İki ayrı dünyada yaşamak istedim,
fakat başarılı olamadım. Birini tamamlasam diğeri eksik kalıyor. Ben de bu saatten sonra bütün siyasi yazılarıma son veriyorum.
Umarım bu doğru kararım olur. İlk olarakta sizlere en son yazdığım şiirimi yayınlıyorum.

Gözyaşlarındaki Tebessüm

Ağlama boşuna
Dökme gözyaşı
İşte karşında duruyor
mezartaşı

Hep böyle mi biterdi
şiiler, şarkılar
ve de aşklar

Yoksa
başlangıç mıydı?
Gözyaşlarındaki tebessüm

Bir şey vardı
o da yalandı
Bülbülün güle
olan sevdası

Hani bin parçaya bölünsen
Yine söyleyeceğin
aynı şarkı.

Sensizlik kor gibi
yakarken beni
Yine dökeceksin
değil mi,
timsah gözyaşları.

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Öğrenci Konuları Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Milli Güvenlik Dersi

Milli Güvenlik Dersi

Liselerde yıllardır okutulan bir ders var. Milli Güvenlik Dersi. Lise yıllarımda Milli Güvenlik Dersimize Binbaşı rütbeli bir asker giriyordu. Tabi o dönemler rütbeleri pek bilmiyorduk (hâlâ karıştırıyorum ya neyse). Binbaşı her hafta ders başlamadan yoklama sırasına göre bir öğrencinin gelip kışladaki asker gibi tekmil getirmesini istedi. Böylece vatan borcumuzu ödemeye lisede başlamıştık. Yine bir gün Milli Güvenlik dersiydi. Binbaşıya aklıma takılan bir soruyu sormak istedim. Hocam diye hitap ettim(asker de olsalar ders anlatıyorlardı). Türkiye Müslüman devlet değil mi? diye sordum. Binbaşı’nın biraz yüzü asıldı. ‘Hayır, Türkiye Müslüman bir ülke değil’ dedi. Biraz gençliğin verdiği heyecanla tekrar sordum. Ama herkes öyle diyor, dedim. Binbaşı da; ‘ kimse öyle demiyor sadece Avrupalılar Müslüman diyor’ dedi. O zamanlar gençtik. Karşımızda komutan hem de Binbaşı, o yüzden çok üstelemedim. Ama içimde bu komutanın sözleri yankılandı durdu. Müslüman değilmiş bizim ülke. İlginç olan Türkiye’nin yüzde doksanı hiç kuşkusuz Müslüman olması. Herhalde Laiklik ile Müslümanlığı karıştırdı sayın Binbaşı. Bir yıl boyunca derslerimize geldi durdu komutan. Bize Milli Güvenlikle ilgili her şeyi(!) öğretti. Rütbeleri de öğretti. Ama şimdi hiçbirini hatırlamıyorum. O komutanı hatırladıkça askerliğin nasıl bir şey olduğunu hayal eder korkardım. Ya ben de askere gittiğimde böyle bir komutana denk gelirsem diye.

İşte Milli Güvenlik Dersi bu şekildeydi. Asık suratlı bir komutan ve hazır ol vaziyetinde bekleyen askerler(öğrenciler). O dönemlerde milli güvenlik dersi ne işimize yarayacak diye sorardım. Hâlâ ne işe yarıyor diye sormadan edemiyorum. Daha kendi güvenliğinin sağlayamayanlar(karakol baskınları) gelmişler bize güvenlik dersi veriyorlar(ya da vermeye çalışıyorlar). Önce kendi ve vatanın ve askerlerimizin güvenliğinin sağlayın sonra ders verin. Aslında ders vermeyin. Ders sizin neyinize. Derste öğretmen olur. Sizin yeriniz kışla.

[email protected]

Kategoriler
Eğitim - öğretim Genel Konular Günlük hayat Kişisel makaleler Toplumsal Konular

Uzun Saçlı Genç

Yurdumuzun güzide şehirlerinden biridir Denizli. Türkiye ekonomisinin büyük bir kısmını sırtlamış olan bu şehir, ortalama bayan şoförünün de en fazla olduğu ilidir. Bu yüzden olsa gerek trafik kazaları da sık yaşanmaktadır Denizli’de. Pamukkale travertenleri, horozu, kızı ve tozuyla meşhur bir güzide şehrimiz. Fazla sözü uzatmaya ne hacet şehrin merkezide faaliyet halinde olan bir özel üniversite erkek öğrenci yurduna doğru gidelim. Denizli de son zamanlarda sayıları hızla artmaktadır, bu özel yurtların. Bizde bu özel yurtların ilk açılanlarından H.F.Ö adlı yurda gidiyoruz. Erkek Üniversite öğrencilerinin olduğu bir yurttu. Ağırlıklı olarak da üniversite birinci sınıflar kalıyor bu yurtta. Denizli de konut sorunu olduğu için özel yurtlar bulunmaz birer nimetti. Özellikle kendilerini gençlerin kötü ortamlara düşmelerini engellemeye adamış yurdun yöneticileri ve belletmenlerinin olması. Öğrenciler her gün belediye otobüslerine binip 20-30 dakika uzaklıktaki üniversite kampüsüne gitmektedirler. Belediye otobüsleri bir sabahları, birde akşamüstü okul çıkışı çok kalabalık olurdu. İstifleme usulü yerleşirlerdi otobüse. Hele Yenişehir, Tedaş ve Üçlerden gelenlerin hali daha trajı komikti. Belediye otobüsünün en önünde duran kimse o gün, otobüsün ön camı ile akraba olamama olasılığı sıfırdır. Kızlı, kadınlı, erkekli tıkış tıkış.

Neyse belediye otobüsünü bırakıp özel H.F.Ö erkek öğrenci yurduna geri dönüyoruz. Yurtta birine gözümüz takılıyor. Erkek öğrencilerinden birinin saçı uzamış, omuzlarına geliyordu. Yurt müdürü ve müdür yardımcısı her fırsatta öğrenciye saçını kesmesini istiyorlardı. Öğrenci de her seferinde saçlarını kesmek istemiyordu. Fakat yurt yöneticileri saçını kesmesi konusunda ısrar ediyorlardı. Öğrenciye birazda sert çıkıyorlardı. Aslında yurt yöneticilerin kötü niyetleri yoktu. Amaçları erkek öğrencinin saçını kısaltıp düzgün görünmesini sağlamaktı. Öğrenciyi birkaç kez daha ikaz ettiklerinde, öğrenci artık dayanamadı ve gidip saçını kısalttı. Aradan günler geçiyordu. Saçını kesen genç hep üzgün halde dolaşıyordu. Arada da odasından ağlama sesleri geliyordu. Okul müdürü öğrencinin bu halini görmüştü ama sormayı cesaret edemedi. Öğrenci derse gittiği bir gün yurt müdürü, öğrencinin odasına girdi. Yatağın üzerinde bir anı defteri duruyordu. Merak edip defteri açmak istedi; ama bu kul hakkı deyip açmak istemedi. İçini bir huzursuzluk kapladı. Dayanamıyordu. Defteri açıp ne yazdığına baktı. Belki öğrencinin ağlamasına bir cevap bulabilirdi. Defterin kapağını açınca; ‘Bu defter M.K.’ya aittir. İzinsiz okumayınız’ yazıyordu. Diğer sayfaları çevirip en son sayfaya geldiğinde gördüğü yazı karşında donakaldı. Gözlerinden yaşlar damlamaya başladı. Defterde şunlar yazıyordu:

‘Efendim(s.a.v), eğer senin -başınızdaki idarecilere uyunuz- emrin olmasaydı. Senin ellerinle okşadığın saçlarımı kesmezdim.’

Mehmet ŞAR

[email protected]

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Kişisel makaleler Sağlık Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Sağlık Bakanlığı Ne Yapıyor?

Sağlık Bakanlığı Ne Yapıyor?

Aslında gündemde çok konu var. Türkiye öyle bir ülke ki her dakika bir olay oluyor. Gündeme bomba gibi düşüyor. Hangisini yazacağımı şaşırıyorum bazen. Bir sağlıkçı olarak bu sefer kendi alanımla ilgili bir yazı kaleme almak istedim. Mayıs 2010’da hepimizin bildiği gibi atamalar yapılacak. Birçok alanda yapılacak olan atamaların hepsi açıklandı. Fakat bir eksik var. Sağlık Bakanlığı Mayıs ayında yapacağı atamaları daha duyurmadı. Sağlık Bakanımız’a birkaç sorum olacak;

1-      Mayıs Ayı’nda atama yapılacak mı?

2-      Atama yapılacak ise ne zaman açıklamayı düşünüyorsunuz. Umarım atamalardan sonra değildir(!)

3-      Eğer atama yapılmayacaksa bütün sağlık personelinin diline mayıs ayında atama yapılacağı nerden dolandı?

4-      Temmuz ayında yapılacak KPSS sınavı sonrası mı atama yapmayı düşünüyorsunuz?

5-      Neden düzenli bir atama takvimi belirlemiyorsunuz?

6-      Düzenli atama takvimlerin olması hem sağlık personeline hem de Sağlık Bakanlığına iyi gelecektir.

Bir türlü düzenli bir atama takvimi belirlemeyen Sağlık Bakanlığı, atama bekleyen tüm sağlık personelini mağdur etmektedir. Eğer düzenli bir atama takvimi varsa kamuoyu ile paylaşması yerinde olacaktır. Düzensiz, ne zaman olacağı merakla beklenen atamalar biz sağlıkçıları fena halde germiş durumda. Atamalar nedeniyle hiçbir özel hastane ile anlaşma yapmayan sağlık personeli düzenli bir takvimle, atamalara kadar ne yapacağını belirler. Bu şekilde yapılan atamalar sağlıkçıları ne yapacağını kestiremeyen insan konumuna düşürmektedir. Kendi bir boşluktaymış duygusu vermektedir. Mayıs ayında Sağlık Bakanlığı atama yapacaksa bir an önce açıklama yapması yerinde bir karar olacaktır. Sağlık meslek mezunlarının bir çoğu dershanelere gitmekte KPSS sınavlarına hazırlanmakta, bir kısmı da Mayıs ayında atama olur umuduyla hiçbir şey yapmadan beklemektedir. Eğer atma takvimi belli olsaydı, Herkes ne yapacağını bilir, ona göre tedbir alırdı. Sayın Bakanımız Recep Akdağ’a buradan seslenmek istiyorum. Sayın bakanım şu atama takvimlerini artık açıklasanız size minnettar kalırız.

Kategoriler
Genel Konular Kişisel makaleler Türkiye üzerine

Türkiye’de Muhalefet Var Mı?

Türkiye’de Muhalefet Var Mı?

Türkiye’de adam akıllı bir muhalefet var mı? Diye düşünmeden edemiyor insan. Baykal artık klasikleşen önceden tepkisi belli edasıyla yine karşı çıktı. Bu sefer karşı çıktığı, anayasada kısmi de olsa yapılması istenen değişiklikler. Baykal kendince nedenler öne sürüyor. Kimsenin artık ona inanmadığının farkında ama yinede bildiğini okuyor. Gerçekten oturduğu makama yakışıyor mu Baykal? Hükümetin yaptığı her şeye karşı çıkarak muhalefet yaptığını mı zannediyor acaba. Muhalefet, yapılan her şeye karşı çıkmak değil, fikrini söyleyip bu vatana faydalı olmak için destek vermektir. İktidarın yaptığı yanlışlar yok mu? Elbette var. Kimse dört dörtlük olamaz. Ama halkın beklentilerini de umursamadan yapılan sözde muhalefet, partiyi daha da dibe sürükleyecektir. Üniversitelerdeki başörtüsü sorununda, anayasa değişikliklerinde ve daha nicesi. Yapılan her icraata karşı çıkmak, bak yaparsanız çok kötü olur, gibi sözler söylemek demokrasi dışı davranışlardır. Sayın Baykal nerdeyse gelin darbe yapın, ne duruyorsunuz ülke elden gidiyor, gibi saçma sözler söyleyecek. Elinden şekeri alınmış bir çocuk gibi hükümete tavır takınmak kimseyi yüceltmez ancak çocuk olduğunu ortaya koyar. Anayasa Mahkemesi gibi önemli bir kurumu kendi özel mahkemesi gibi kullanmak, hükümetin bütün icraatlarını iptal ettirmek akıl karı olmayan davranışlardır. Baykal’ı akıllı olmaya davet etmek abes kaçmayacaktır herhalde.

MHP, CHP’nin Yolundan mı İlerliyor?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin sözde muhalefetine, Milliyetçi Hareket Partisi de destek vermeye devam ediyor. MHP yeni anayasanın, seçimlerden sonra seçilecek olan meclisin yapmasını istiyor. Ertelene ertelene yılan hikayesine dönen anayasa değişikliğini yeni meclisin yapmasını önermeleri ilginç. Son dönemlerde CHP’nin ağzından konuşur gibi söyledikleri her söz birbirine benzeyen, nerdeyse göbekleri bir kesilmiş dedirten yaklaşımları muhalefetin vahim durumunu ortaya koyuyor. İktidar olamayacaklarını anlayan muhalefet liderleri çamur atalım bari izi kalsın yaklaşımlarıyla nereye varacaklar hep birlikte göreceğiz. Halktan yana olmayıp, yılların partilerinin isimlerini daha ne kadar lekeleyecekler.

BDP Aynı Teraneyi tutturmuş gidiyor.

Kendini Kürtler’in tek temsilcisi olarak gören Barış ve Demokrasi Partisi zaman zaman demokratik söylemler geliştirse de aslında ne istediği belli. DTP iken, TRT Şeş çıktığı zaman desteklemek yerine zafer kazandık diyerek kendilerini tatmin etmeye çalışmaları pek işe yaramadı. Her açıklama da İmralı’nın muhatap alınmasını isteyen DTP’nin kendi devamı olan BDP de aynı yoldan ilerleyeceğe benziyor. Boşuna parti kurduk imajı veriyorlar. Çünkü İmralı muhatap alınacaksa BDP niye var. Hani Kürtler’in tek savunucusu sizdiniz. Ya söylediğinizi kulaklarınız işitmiyor ya da PKK’nın uzantısı olmayı kabul ediyorsunuz. İki şey birden olmaz ya demokrasinin yanında yer alacaksın ya da demokrasinin karşısında.

Saydığım bu üç parti de aslında etnik siyasetle bir yere varacaklarını sanıyorlar. CHP laiklik, Atatürkçülük gibi değerlerin arkasına gizlenmiş. MHP Türk milliyetçiği’nin, BDP ise Kürt Milliyetçiliği’nin arkasına gizlenerek onlardan güç aldıklarını sanarak devam ededursunlar. Tabaları bakalım daha ne kadar kendilerine oy vermeye devam edecek. Oy verdiğiniz kişinin görüşünü desteklersiniz. Çünkü verdiğiniz oy meclise girenleri yani Türkiye’nin kaderini belirliyor.

Mehmet ŞAR

[email protected]

Kategoriler
Genel Konular Türkiye üzerine

Hala Obama’dan Medet Umanlar

Hala Obama’dan Medet Umanlar

ABD Başkanı Barack Obama ‘Dostlar kimi zaman anlaşmazlık yaşayabilir.’ diyerek İsrail ile aralarında bir sorun olmadığını belirtti (zaman, mart 2010). Hatırlanacağı üzere İsrail Doğu Kudüs’te 1.600 konutluk yeni yerleşim birimine onay vermişti. Bunun üzerine gerginleştiği sanılan ABD-İsrail ilişkilerinde Obama’nın açıklamasından sonra hiçbir sorun olmadığı ortaya çıktı. Böyle olduğu belliydi. Biz buna danışıklı dövüş diyoruz. Yani önceden anlaşma sağlanmıştır. Sadece formalite icabı dövüş olur; ama kimin kazanacağı önceden bellidir.

ABD Başkanı Obama seçimlerden önce birçok vaadi vardı. Bu vaatlerin şimdiye kadar hangisini gerçekleştirdi. ABD Başkanlık seçimlerinin olduğu dönemde bütün dünya Obama’ya destek veriyordu. Türkiye’den de azımsanmayacak derecede destekçisi vardı. Obama kazandıktan sonra ilk yurtdışı gezisini Türkiye’ye yapmış ve İslam dünyasına iyimser mesajlar vermişti. Herkes Obama’yı bir kurtarıcı olarak görüyordu. O dönemde bazı kişilerle ABD Başkanlık seçimlerini değerlendiriyorduk. Birçoğu Obama’nın kazanmasının dünya için daha iyi olacağını savunmuştu. Hatta bazıları ‘Obama’nın seçilmesinin hiç birşeyi değiştirmeyeceğini’ söylediğim için bana kızmışlardı. Birer Obama fedaisi kesilmişlerdi.

O dönemde Obama’nın kazansa dahi bir şey yapmayacağını ifade etmiştim. Hala da fikrim değişmedi. Obama ne kadar konuşsa da, konuştukları agız kalabalığını geçmeyecektir. Çünkü ABD’nin, kuruluşundan bu yana bir yönetim sistemi vardır. Bu sistem göre kimin ABD’nin başına geçtiği önemli değildir. Sistem aynen devam eder. Yani başkanlar birer görüntüden ibarettir. ABD sistemine karşı çıkan sadece bir ABD Başakanı vardı: Keneddy. Kenedy döneminde İsrail nükleer silah yapımına yeni başlamıştı. Başkan Kenedy İsrail’in silah yapımına karşı çıkmıştı. Sonra ne oldu. Mossad ajanları tarafından öldürüldü. Bir daha da İsrail’e karşı çıkan olmadı. Karşı çıkanlar da görüntüden ibaret kaldılar.

ABD ve İsrail aynı anneden doğmuş iki kardeştir. ABD büyük kardeştir. İsrail ise evin şımarık küçük çocuğudur. Aralarında tartışmalar olsa da kardeşler birbirlerini başkalarına değişmezler. Büyük kardeş küçüğe nasihat eder; ama bir yanlışında da korur kollar. Obama’nın yaptıkları da tam bu şekildedir. ABD küçük şımarık kardeşi İsrail’i kimseye değişmez.

Unutulmamalıdır ki, ABD, Türkiye’nin stratejik ortağıdır, kardeşi değil.

Mehmet ŞAR

Kategoriler
Genel Konular Türkiye üzerine

Darbe Kime Yarar

Devlet-i Aliye olan Osmanlı’dan günümüze kadar gelen darbe geleneği Osmanlı’nın yıkılmasına sebep olmuştu. Başka nedenler olsa da yıkılmasında darbelerin etkisi de inkar edilemez. Özellikle önce yeniçerilerin, daha sonra İttahat ve Terakki cuntasının faliyetleri sonucu Osmanlı’nın sonunu getirmişlerdi. Yeniçeriler ile İttahat ve Terakkiciler farklı nedenlerden darbe yapmışlardı. Yeniçeriler ulufe almak için ayaklanırken İttihatçılar devleti kurtarmak(!) için hükümeti değiştirmişlerdi. Demokrasiyi yani meşrutiyeti getireceklermiş. Ne zamandan beri yasadışı başa geçenler demokrasi getirir oldu. Kendilerini kurtarıcı olarak halka tanıtanların, en büyük demokrasi düşmanları oldukları meydandadır. Sağ-sol, Alevi-Sunni,irticacı, Kürt-Türk dediler. Ülkeyi bölecekler diyerek çığırganlık yaptılar. Acaba ülkeyi onlar mı bölüyor yoksa darbeciler mi? Kürt’ü Türk’e düşman edenler kimdi. Osmanlı döneminde beraberce yaşamış. Türkiye’de seksen yıldan fazladır yaşayan Kürtler ülkeyi o zaman bölmedi de şimdi mi bölecekler. Aslında güzel bir komedi oyunu olurdu. Ayrılık tohumlarını at at, sonra ülkeyi bölecekler diye yönetime el koy. Gerçekten güzel iş, adamlar yıllarca Türkiye’nin itibarını yükseltsin. Siz bir darbeyle herşeyi sıfırlayın. Ülkeyi en az on yıl geriye götürün. Bu adamlar Başbakan asacak kadar gözü dönmüştür. Yanlış anlaşılmasın TSK bundan müstesna. Ben TSK’nın içine bir kanser gibi yayılmış cuntadan bahsediyorum.

Darbeden kim veya kimler yarar görür. Bu sorunun cevabı yine sorunun içinde saklı darbeyi kim yaptırdıysa, o ve yandaşları. Eğer örnek istiyorsanız darbelerden sonra çıkmış gazetelere bakın (Kimler filo almış, kimler zengizliğine zenginlik katmış v.b). Artık gözümüzü açmak zamanıdır. Kimlerin ne olduğu alenen belli artık. Kim darbeyi koruyor. Kim karşı çıkıyor. Kimler darbeci, kimler domokrat herşey meydanda. Darbecileri atmak kolay değil. İttihatçılardan bu yana şerefli ordumuza ve önemli kurumlarımıza virüs gibi yayıldılar. Malesef bazıları da vatana hizmet yapıyorum diye cuntacıların ekmeğine yağ sürdü. Farkındalar mı bilmiyorum ama halkın uyandığını biliyorum. Artık bu tür ayrımcı sözlere itibar etmiyorlar, etmemeliler de. Son zamanlarda medyada çıkan haberleri izliyoruz.Halkın kafasına balyoz indirmeyi planlayanların ne kadar gözü dönmüş olduklarını Taraf Gazetesi’nin ayrıntılarıyla yayınladığı ‘Balyoz Harekat Planı’nda öğrenmiştik. Allah’tan böyle alternatif medya var. Yoksa çoktan Türkiye’nin işini bitirmişlerdi. Malum, darbecilerle kolkola gezen gazetelerimiz ve gazetecilerimiz var. Şimdi devam eden davalar dur durak bilmeden devam etmeli. Eğer bir yerde tıkanır devam etmez ise finish olur.

Artık vatanımın darbecilere ve darbecileri yönlendiren efendilerine kalmasını istemiyorum. Çünkü her darbede Türkiye, yani halk kaybediyor. Artık buna bir dur demenin zamanı geldi.

Mehmet ŞAR

Kategoriler
Film Görüşleri Güncel Haberler Günlük hayat Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Sezonun Süpriz Filmi

Sezonun süpriz filmi diyorlar ona. Çünkü hiç alışık olmadığımız bir sloganla çıktılar karşımıza. Şiddetsiz aksiyon, küfürsüz komedi, seviyeli romantizim. Filmi ilk duyunca çok şaşırdım.

Türkiye’de bu şekilde hiç film yapılmamıştı. Aksiyon filmlerinde genel olarak şiddet eksik olmaz. Küfürsüz komedi ise bir hayli şaşırtıcı, son zamanlarda çıkan komedi filmlerine bakınca küfürsüz olabilir mi, diye düşünmeden edemiyorum. Kendilerini bu kadar aştılar mı? Ben hala orta çağ kafasıyla filmlerin devam edeceğini sanıyordum. Büyükleri ile saygısızca konuşan, belden aşağı konuşmanın komedi sayıldığı bir ülkede, küfürsüz komedi yapmanın büyük cesaret olduğunu düşünüyorum.

Ya seviyeli romantizme ne demeli. Pornografik dizi ve filmlerin en üst seviyeye çıktığı, aşk filmlerinde öpüşme sahnelerinin olmazsa olmaz olduğu bir yerde seviyeli, sadece elele tutuşan aşıkları tasvir ediyorsunuz. Ciddi çok büyük cesaret.

Her neyse bir arkadaşın tavsiyesi üzerine gittim filme. Filmin son anına kadar acaba dediklerinden sapmışlar mı diye izledim. Ne diyeyim, gerçekten çok büyük iş çıkarmışlar. Gerçekten de söyledikleri gibi sezonun süpriz filmi Eşrefpaşalılar. Ne bir küfür var, ne de bir seviyesiz sahne. Bütün sahneleri özenle seçilmiş bir film. Özellikle imamların kötülenmesine alışık olduğumuz için bu filmde gerçek bir imam karakteri görmek ayrıca önemli. İmam gerçekten işini yapıyor. Dindar olarak tasvir edilmiş. Yeşilçam filmlerdeki sahte imamlara benzemiyor. Saydığımız, sevdiğimiz imam tiplerine benziyor. Bu da sinemada büyük bir yol katettiğimizi gösteriyor.

Umarız bundan böyle bu tür filmler yaygınlaşır. Gelenek görneklerimize ters olan, aşkı öpüşmekle (ağzım almıyor) başka türlü şeylerde olduğunu sananlara bir başlangıç olur umarım bu film. Küfrü sanki normal bir şeymiş gibi servis etmekten vazgeçmeleri gerekir. Çocuklarımıza düzgün film izletebilmeliyiz. Malesef filmlerde ve dizilerdeki küfürler, müstehcen sözler ve davranışlar çocukların dilinde. Unutulmaması gereken bir gerçek var ki, o da bu tür ahlaki değerleri düşük filmlerin toplumları bozduğu, ahlaki değerlerini altüst ettiği gerçeğidir.

Sırf komedi olsun diye, sırf romantik, heyecanlı diye bu tür film ve diziler izlenilmemeli. Geleceğimizi düşünüyorsak bu Eşrefpaşalılar filmi gibi filmler yapılması daha uygun olduğunu düşünüyorum. Filmi izlemeyenlerin izlemesini tavsiye ederim. Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır.

Ne diyelim güzel olmuş film. Darısı diğerlerinin başına. Durmak yok yola devam.

Mehmet Şar

Kategoriler
Genel Konular Günlük hayat Sevgi ve Ask Dünyası

Hatırlıyor Musun Anne?

Hatırlıyor musun anne? Hani seninle hayvanat bahçesine gimiştik. Arslanı görünce çok korkmuştum. Hemen ağlamaya başlamıştım. Bana korkmamamı söylemiştin, kafesten çıkamazlar demiştin. Gözyaşlarımı al renkli mendilinle silmiştin. Çünkü ağlamama dayanamazdın.

İlk doğduğum günü anlatmıştın ya hani. Ben ağlayınca dayanamayıp sen de ağlamışsın. Oradakiler de kızmışlar sana, ağladığın için. Bilemediler anne, nerden bilsinler içindeki şefkati. Anne olmayan bilezmedi ki bu duyguyu.

Okula ilk gittiğim günü hayal meyal hatırlıyorum anne. Sen hatırlıyor musun? Gitmek istemeğim halde yalvar yakar götürmüştün beni okula.
Okulda da bir ağlama tuttu beni. Sen yine ağlamaklıydın anne. Belli etmemeye çalışıyordun. Gözyaşlarını tutuyordun seni ele vermesinler diye.
Ben farkettim anne, benim ağlamama dayanamadığını biliyordum. Neden ağladığımı sormuştun ya. Yalan söylemiştim sana anne.
Okulu sevmediğim yalandı. Senden ayrılmak istemiyordum. Çünkü seninle ilk ayrılmamızdı bu. Bana oku, büyük adam ol diyordun hep. Okudum, büyük adam oldum anne.

Büyüdüm anne. Yıllar su misali aktı gitti. Lise çağına gelmiştim hani. ergenlik dedikleri hatalar dönemine. Ben unutmadım anne sen unuttum desende. Sana çektirdiklerim unutulacak gibi değil. Seni üzmek en büyük hatamdı anne. Sana karşı isyan ederdim. Beni hiç anlamadığını sanırdım. Beni hiç sevmediğini düşünürdüm. Meğer ne kadar da yanılmışım. Beni anlamayan sen değilmişsin anne, seni anlamayan benmişim. Beni ne kadar sevdiğini, o buhranlı gençliğimde bana sahip çıkışını yanlış anlamışım anne. Beni affet demiyorum. Eminim beni affedersin.

Hangi anne oğlunu ateşe atmak ister ki? Sen affedersin anne çünkü şefkatlisin. Ama ben affetmem kendimi, affetmeyeceğim de. Askere gidecektim anne hatırlıyor musun? Seni yine bir hüzün sarmıştı. Merak etme askere gidiyorum, vatan borcu dedim. Sende bendeki ana yüreği dedin. Ben ağlarım ama sen git dedin bağrına taş basarak.

Yemedin yedirdin, içmedin içirdin, giymedin giydirdin. Sensiz bir lokma dahi boğazımıdan geçmiyor derdin. Gittiğin ev ziyeretlerinde ev sahibine rica ederdin, çocuğuma da biraz götüreyim mi diye? Boğazından geçmiyordu anne. Şimdi de benim boğazımdan geçmiyor anne. Seni düşündükçe yutkunamıyorum. Boğazıma takılıyor tüm kelimeler. Sensiz hiçbir şeyin tadı yok anne. Sensiz tuzsuz bütün herşey. Kıymetini bilemedim anne. Şimdi anlıyorum ama neye yarar. Başımı taştan taşa vuruyorum ama neye yarar. Seni geri getirmez ki. Seni çok özlüyorum.  Resmine bakıp onunla avunuyorum.

Anne

MEHMET ŞAR

Kategoriler
Genel Konular Güncel Haberler Kişisel makaleler Toplumsal Konular Türkiye üzerine

Kemikleşmiş Oylar

Günümüzde iki türlü oy veren grup vardır. Birinci grup, saplantılı ideolojileri olanlanların verdiği oylardır. İkinci grup ise halka hizmet edenlere verilen oylardır.

Birinci gruptakiler yani ideoloji uğruna verilen oylara kemikleşmiş oylar da diyebiliriz. Partinin başında kim olursa olsun önemi yoktur onlar için. Önemli olan verdikleri oylardır. Kendilerine hiçbir yarar sağlamayan bu oylarda boşuna gidiyor havası mevcut. Babadan oğula geçen bu sistemde baba hangi ideolojik düşünceyi destekliyorsa oğlunu da o ideolojiye göre yetiştiriyor. Çocuğu da genellikle babasının izinden gidiyor. Böylece oylar nesilden nesile aktarılarak kemikleşmesi sağlanmış olunuyor. Birinci grup dediğimiz, hizmet edenlere verilen oylar ise gerçek yerini bularak, oyların heba olmasını engelliyor.

Şimdi bazı okuyucularım diyebilir, sen menfi düşünüyorsun. Bir partiyi destekliyorsun. Hayır, hiç bir zaman parti desteklemedim desteklemem de. Hizmet yapana oyumu veririrm. Görünen köy klavuz istemez. Kimin hizmet ettiği, Kimin halkı galeyana getirip hizmetleri aksatmaya çalıştığı meydandadır. Zaten hizmet edenlere oy veren kişi asla belli görüşe sahip partiye oy vermez, kim hizmet yaparsa ona oy verir. Doğru olan mantıkta bu olmalıdır.

Kemikleşmiş oylarla ilgili gerçekten yaşanmış, başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum. Dört yıllık üniversite hayatımda (2005-2009) ilk kez Mersin Büyükşehir Belediyesi 4. sınıfın başında iken öğrencilere burs veriyordu (ki iktidar partisine bağlı belediyeler burs veriyor diye oylarım kaçmasın diye verdi.). Daha sadece bir ay burs almıştık ki belediye başkanının bağlı olduğu anamuhalefet parti liderinin, klasik olarak hükümetin bütün icraatlarını kendi mahkemesi olan anayasa mahkemesine başvurarak iptal etmesi gibi, bu burs olayını da iptal etmesini sağladı. Zaten ilk defa burs veriyordu belediye başkanı onuda kendi başkanları iptal etmiş oldu. O dönemlerde yarıyıl tatili için Mersin’deydim. Liseden bir sınıf arkadaşımı gördüm. Bu arkadaş bir Arap Alevi’dir ve kemikleşmiş oylara en büyük örnektir. Yanlış anlaşılmasın burda kimseyi kötülemiyorum. Sadece kemikleşmiş oylara örnek veriyorum. Arkadaşım da o belediyeden burs alıyordu. Arkadaşıma ”sizin başkan yine yapacağını yaptı, bir bursumuz kalmıştı el atmadığı ona da el attı” dedim. Arkadaştan olumlu bir tepki beklerken çok şaşırdığım bir cevap verdi: ” Onda farklı şeyler var yoksa bizim başkan boşuna iptal ettirmez” dedi. ” Kardeş daha ne arıyorsun bu olayın altında, kendi görüşünde olmayan belediyeler burs vermesin diye iptal ettirdi.” deyince sadece sustu cevap vermedi. Aynen bunun gibi kemikleşmiş oyların bir mantığı yoktur. Biraz üzerlerine gittiğiniz zaman aslan kesilirler. Zaten yapabilecekleri başka bir şey olmadığı için şiddete başvururlar. Yine de yeni nesil yavaş yavaş bu ideoloji batağından kurtuluyor. Oylarını belli kalıplaşmış sığ fikirli kişilere değil gerçekten hizmet yapanlara vermektedirler.

İdelojinin ne kadar sakat bir düşünce olduğunu anlamak için 1980’lere bakmak yeterlidir. Binlerce insanın canına malolan olaylarda sağcı da solcu da kaybetti. Kazanan bu iki grubun ideolojik düşüncelerini kullanan cuntacı ekip oldu. Kemikleşmiş oyların bitmesi gereklidir. Günümüzde demokrasi, insan haklarından hiçbir şey anlamayan kişilerin değil, tam tersine demokrasiye sarılmış, darbecileri barındırmayan, toplumun bütün kesimlerini kucaklayan bir kardeşlik projesine imza atan kişilere oy verilmelidir. Hizmet yapmayan, belli ortamı germeye çalışan ideolojik düşünceliler bellidir.

Kimin yanında yer alacaksınız, demokrasinin mi yoksa köhnelenmiş, çürümüş ideolojik düşüncelerin yanında mı? Karar sizin.

Mehmet Şar