Kategoriler
Ankara - Başkent Genel Konular Günlük hayat

Keçiören: Bir Model

Türk kültürü, İslâmiyetin kabûlu ardından büyük bir değişim yaşamış, batı kültürünün de etkisiyle, ortaya Türk-İslâm sentezi bir kültür çıkmıştır. İşte Keçiören, bu sentezi resmeden bir modeldir. Keçiören’i birkaç kez turlayın, göz gezdirin; Bu sentezin izlerini her yerde görmeniz mümkündür.

Keçiören’in her yerinden, İslâm kültürünü ifade eden görkemli camilerin ezan seslerini dinleyebilir; Türk kültürünü ve tarihini yansıtan Estergon Kalesi’nin ve Orhun Anıtları’nın yapay modellerinde kendinizi bulabilir; Hocalı Katliâmına ithafen yapılan soykırım anıtında ise Türk Milletinin kanayan yarasını kalbinizde hissedebilirsiniz.

Keçiören’de Türk-İslâm kültürünün yanısıra batı kültürünün de izlerini görmek mümkündür. Ancak bu kültür kaynaşması hiçbir zaman yozlaşmayla sonuçlanmamış, Keçiören’e zenginlik katmıştır. Modern alışveriş merkezleri, kafeteryaları, eğlence yerleri Keçiören Halkının daha sosyal bir hayat sürmelerine olanak sağlamıştır.

Yirmi yıl öncesine kadar gecekonduların seyrek seyrek sıralandığı Keçiören, kısa sürede devasa bir değişim ve gelişim göstermiş, modern çağa ayak uydurmuş ve bir marka hâline gelmiştir.  Bulutları delen Cumhuriyet Kulesi’yle, Keçiören’in kuş bakışı izlenmesini sağlayan teleferiğiyle modern bir güzelliğe bürünmüştür Keçiören…

Herşey bir yana, yeşil alanlarıyla, şelaleleriyle, parklarıyla ve diğer tüm güzellikleriyle Keçiören, yaşamdan zevk almayı öğretir bizlere. Şehirlerin betonlaşmada birbirleriyle yarıştığı bir dönemde Keçiören, yaşanabilir bir yer olma hedefiyle ilerlemiştir hep.

Ayırca spor kompleksleri ve stadyumlarıyla, insanları, sportif faaliyetlere yönelmesi konusunda teşvik eden Keçiören’de, istediğiniz hemen hemen her spor dalıyla ilgilenebilirsiniz…

Sonuç itibariyle Keçiören, kültüründen ödün vermeden -Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği hedef olan- "Çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkma" ülküsünü gerçekleştirmiş bir örnek kent olmuştur.

İlker Aksoy

Kategoriler
Günlük hayat Toplumsal Konular

Başörtüsü Geri Kalmışlığın Göstergesi mi?

Birçok yerde “başörtüsü takmama” durumunun “modern giyinmek” olarak tanımlandığını duyuyoruz, görüyoruz… Eğer sokaklarda, caddelerde, meydanlarda başörtüsü takanların sayısı yükselirse, o ülke diğer ülkelerin vatandaşlarının gözünde “gerici ülke” ya da “geri kalmış ülke” damgasını yermiş!

Öncelikle “kültürsüzlük” sözcüğünü açıklığa kavuşturmak gerekiyor. “Kültürsüzlük” diye bir kavram yoktur! Her insanın, her ailenin, her milletin, her halkın bir kültürü mutlaka vardır! Ama birbirinden farklıdır! Birisinin kültüründe “çatal ve kaşık ile yemek yemek” vardır; Bir diğerinin kültüründe ise “çubuk ile yemek yemek” vardır! Çubuk ile yemek yiyen, kültürsüz ya da geri kalmış değildir, farklı kültürdendir!

Avrupada ve diğer batı ülkelerinde “başörtüsü” neredeyse hiç kullanılmıyor. Biz malesef, batı ülkelerini ve Avrupa ülkelerini “Modern Ülke” olarak gördüğümüz için, onların kültürünü “ilerici kültür!”; Diğer kültürleri ise “gerici kültür!” olarak tanımlıyoruz! Başörtüsü de Din Kültürünün bir parçasıdır! Başörtüsü geri kalmışlığın göstergesi değildir, “Gelişmiş” olarak gördüğümüz ülkelerin kültüründe olmadığı için, bazılarımıza geri kalmışlık gibi geliyor! Oysa herşey, kültür farklılığından kaynaklanıyor. Bu nedenle başörtüsünü “gericilik” olarak görenler büyük bir yanılgı içerisindedirler.

Kategoriler
Genel Konular Makale Yazıları - Yarışma Seminerler

Milli Duygulardan Yoksunluk

Milliyetçiliği herkes kendi bakış açısına, görüşüne ve düşüncelerine göre farklı şekillerde yorumluyor. Ancak herkesin hemfikir olduğu tanım; “Milliyetçilik, bir kişinin, kendi kaderini samimi bir şekilde, içinde bulunduğu milletin kaderine emanet etmesidir” tanımıdır. Bu nedenle, milliyetçi bir kişi, kendi milletinin çıkarlarını, diğer milletlerin çıkarlarından önde tutar. Aynı şekilde kendi milletinden olan bir kişiye, diğer milletlerden olan kişilere göre ayrıcalıklı davranabilir.

Örneğin; Bir geminiz var, denizde yolculuk ediyorsunuz. Denizde boğulmak üzere olan iki kişi var. Birisi sizin milletinizin bir ferdi, diğeri ise başka bir milletten. Böyle bir durumda, kurtarma önceliğini kendi milliyetdaşınıza veriyorsanız, siz bir milliyetçisiniz. Kendi milliyetdaşınızı kurtardıktan sonra, diğer kişinin milliyetini sevmediğinizden dolayı, ölüme terkediyorsanız siz bir ırkçısınız, faşistsiniz. Burada, milliyetçilik ve ırkçılık kavramlarını birbirinden ayırmamız gerekiyor. Milliyetçilik, kendi milletini üstün görmek değildir, kendi milletine ayrıcalık göstermektir. Irkçılık ise kendi milletini üstün görmek ve diğer milletleri küçümsemektir.

Peki kendi milletine ayrıcalıklı davranmak ne kadar etiktir? Milli duyguları olmayan bazı kesimlerin görüşlerine göre, kendi milletine ayrıcalıklı davranmak anlamsızdır. Onlara göre, bir tesadüf eseri Türk olarak doğduk, başka bir ırktan dünyaya gelseydik, Türk Milletinin geleceği bizi ilgilendirmiyor olacaktı. Onlara göre, şuanki bir Türk Milliyetçisi, Slovak Milletine mensup olarak dünyaya gelseydi, Slovak Milliyetçisi olacak, Slovak Milletine ayrıcalık gösterecek, Türk Milleti onun için hiçbir şey ifade etmeyecekti. Bu nedenle, onlara ‘Milliyetçilik Duygusu’ saçma geliyor. Onlara saçma gelen bu gerçeğin, saçma olduğunu kanıtlamaya çalışmak için de işte bu Slovak-Türk örneğini kullanıyorlar.

Ancak bu düşünce tamamen yanlıştır! Bu düşüncenin yanlış olduğunu, ‘aile’ benzetmesiyle kanıtlayabiliriz!

Örneğin; Bir geminiz var, denizde yolculuk ediyorsunuz. Denizde boğulmak üzere olan iki kişi var. Birisi sizin ailenizin bir ferdi, örneğin anneniz. Diğer kişi ise tanımadığınız birisi. Böyle bir durumda ne yaparsınız? Ailenizden olan kişiye öncelik ve ayrıcalık tanımaz mısınız? Diğer kişiyi kurtarmak için, ailenizden olan kişiyi kurtardıktan sonra, çabalamaz mısınız? Bunun neresi saçmadır? Böyle bir durumda; ‘Ben tesadüf eseri bu anneden dünyaya gelmişim, eğer farklı bir anneden dünyaya gelmiş olsaydım, şuan bu kadının ölmek üzere olması benim için hiçbir şey ifade etmeyecekti, bu nedenle, bu kadını diğer insanlardan ayrı bir yerde tutamam, öncelik ve ayrıcalık tanıyamam’ diyebilir misiniz? Diyemezsiniz! Ancak, sadece uzayda yer kaplayan bir cisimden ibaretseniz, duygularınız ve vicdanınız yoksa, bu şekilde düşünebilirsiniz, o zaman size söyleyecek sözümüz yok. Ancak, duyguları ve vicdanı olan bir insansanız, ailenizi, diğer insanlardan üstün saymasanız bile, onlara ayrıcalıklı davranmanız normaldir. Bu ne kadar saçma ise, kendi milletinizi, diğer milletlerden ayrıcalıklı saymak da o kadar saçmadır.

Aynı şekilde, ‘Türk Milleti, fakirleşsin, cahilleşsin, esir olsun, teslim olsun, bana ne? Ben bu dünyaya -insan- olarak geldim, başka bir milletten dünyaya gelseydim, umrumda olacak mıydı? Hayır. Bu nedenle şimdi de umrumda olmamalı’ diyebilen insanlara soruyorum; ‘Benim ailem, fakirleşsin, hayatı dert ve cefa içinde yaşasın, bana ne? Ben bu dünyaya -insan- olarak geldim, başka bir anne-babadan dünyaya gelseydim, umrumda olacak mıydı? Hayır. Bu nedenle şimdi de umrumda olmamalı’ diyebilir misiniz?

Aile-millet benzetmesini beğenmeyenler, bu benzetmeye de hemen bir antitez oluşturuyor. “Annemiz bizi dokuz ay karnında taşımış, babamız bizim için gecesini gündüzüne katmış. Onlara bir vefa borcumuz var. Bu yüzden ailemizi, diğer insanlardan ayrıcaklı görmemiz normaldir, millet kavramı için aynı şeyi söylemek mümkün değildir” diyen kişiler hiç mi tarih okumuyor? Atalarımız Çanakkale’de bizim için savaşmadı mı? Asırlar boyunca, milyonlarca kahraman bizim için canını feda etmedi mi? Onlara karşı bir vefa borcumuz yok mu peki? Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tüm hayatını bizim bağımsız yaşayabilmemiz için feda etmedi mi? Atatürk’e de hiç vefa borcumuz yok mu? Yakın tarihimize bakacak olursak; Biz evlerimizde, yataklarımızda huzurlu uyuyalım diye, otuz bin milliyetdaşımız canını vermedi mi? Onlara hiç mi vefa borcumuz yok?

Velhasıl, ‘Milliyetçilik Duygusu, saçma bir olgudur’ diyen insanlar, kötü niyetli insanlar değillerdir, ancak yanlış düşünmektedirler ya da yanlış düşündürülmektedirler ve vakit kaybetmeden bilinçlendirilmelidirler.

Kategoriler
İnternet Dünyası Makale Yazıları - Yarışma Teknoloji

YouTube’u Sansürleyen Zihniyet

YouTube Sansürü LogosuGüneydoğuya okul yaparız, öğretmen göndeririz; Hastane yaparız, doktor göndeririz. Irkçı-ayrılıkçı terör örgütü PKK ise, öğretmenleri öldürür okulu yıkar, doktorları öldürür hastaneyi yıkar, işçiyi öldürür fabrikayı yıkar. O zaman ne yapalım? Tekrar okul yapıp, tekrar öğretmen göndermeyelim de, çocuklar cehalet içinde yaşayıp, bölücülere militan mı olsun? Tekrar hastane yapıp, doktor göndermeyelim de, terör örgütü istediğini mi elde etmiş olsun? Tekrar fabrika yapmayalım da, oradaki halk işsiz kalıp terör örgütünün kucağına mı düşsün? Pes mi edelim? Tabii ki hayır! Bölücü terör örgütü PKK’nın istediği de zaten bu! Bu oyuna gelmemeliyiz!

Artık teknoloji gelişti, teknolojiyle birlikte internet de değişti, gelişti. YouTube adıyla bir video paylaşım sitesi ortaya çıktı, dünya çapında popüler oldu. Bölücü terör örgütü, güneydoğuda izlediği politikanın aynısını sanal dünyada da uyguluyor; YouTube’a, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suç oluşturacak videolar yüklüyor. Bu videoları yüklemekteki amaçları, propaganda yapmak değil, mâlum sitenin kapatılmasına sebeb olmaktır! Güneydoğuda, bir daha öğretmen gelmesin diye öğretmenleri öldürmeleri ile, YouTube kapatılsın diye, YouTube’a yasadışı video yüklemeleri arasında pek bir fark yoktur! YouTube’u sansürleme zihniyetiyle, “Öğretmen göndermeyelim, teröristler öldürüyor” şeklinde düşünme zihniyeti arasında hiçbir fark yoktur! YouTube’u kapatmak, terör örgütüne istediğini vermektir!

Bu soruna başka bir formül bulunmalıdır. Eğer başka bir formül bulunamıyorsa, sansürleme hiç uygulanmamalıdır. O videoların yayında olmasındansa, YouTube’un sansürlenmesi halkımıza ve dolaylı olarak da devletimize daha fazla zarar vermektedir.

Bir YouTube yöneticisi, Türkiye Cumhuriyeti Devletinden, kendilerine bu konuda herhangi bir rica ya da istek gelmediğini söylüyor! Buradan da sansürcülerin, ne kadar basit bir şekilde, hiç sorunu çözmek için uğraşmadan, direk sansürleme yoluna giderek, milyonlarca kişinin hakkını çiğnediklerini, halkı hiç düşünmediklerini anlıyoruz. En azından YouTube yöneticileriyle konuşarak, bu sorunun çözümünde onlarla iş birliği yapmaları gerekirdi! Eğer onlar sıcak bakmazlarsa, YouTube’un yayın yaptığı, videoların barındığı ülke ile devlet düzeyinde iletişim kurmak, yasadışı videoların bildirilmesiyle derhâl silinmesini sağlamak en mantıklı çözüm olsa gerek. Yine çözüm bulunamazsa, sadece yasadışı videoların bulunduğu sayfaların engellenebileceği, sitenin diğer sayfalarının ulaşılabilir olabileceği bir mekanizma kurulsun hiç olmazsa! Komple sansür, en son çare olarak bile kullanılmamalıdır!