Kategoriler
Günlük hayat Kişisel makaleler

YARIN DEĞİL TAM DA BUGÜN

Beyaz boş bir kağıdımız olsaydı ne çizerdik? Sahi ne çizerdik! Büyük bahçeli bir ev, araba, sevimli bir iş yeri, belki de bol bol para mı çizerdik. Çok duymuşumdur bir evim, bir arabam olsun yeter sözünü. O yüzden içi boş milyonlarca ev ve arabalar var etrafta. Bir evi ve arabası olmuş evet, ama başka hiçbir şeyi olmamış. Toprakla buluştuğunda ise onları da burada bırakmış. Sonra peki sonra ne olsun büyük bir boşluk mu?

Lise yıllarımda korkulu rüyam matematik sınavında aklıma gelmişti hayatım boş bembeyaz bir kağıt olsaydı ne çizerdim diye! Genellikle matematik sınav kağıdım boş ve bembeyaz olduğu için belki de! Yapmak istediklerimiz için geç kalmamalıyız elbette. Ben o gün o kağıda benim için önemsiz olan sayıları bir kenara bırakıp tam da istediklerimi çizmiştim. Hocam beni çok yetenekli bulmamış olacak ki sene sonu karneme bir vermeyi bile layık görmeyerek sıfır vermişti. Öyle bir notun olduğunu karnemde görene kadar bilmiyordum.

Kabul edilmişliklerle dolu bir hayat değil mi? İtiraz ediyorum hakim bey diye bağırasınız gelmiyor mu bazen! Evler, arabalar, paralar… Alın bütün evler, arabalar, paralar   sizin olsun da hayat bizim olsun o zaman! Siz baskılarla yaşayın biz sokakta bağıra bağıra şarkı söylemek istiyoruz. Gizli gizli değil ilan ederek sevmek istiyoruz. Kulaklığımız da dinlediğimiz şarkıda ruhumuzla beraber vücudumuz da dans etsin istiyoruz.

Biz hızlı dünyanın yavaş çocukları olarak ırklarımızı merak etmiyoruz bence! Biliyoruz çünkü ırklarımız yoktu ezelden! Kan görmek değil göz bebeklerimizde ışık görmek istiyoruz. Sokakta bir çığlık duyduğumuzda başımızı başka tarafa çevirmek için hayatta var olduğumuzu düşünmüyorum ben. Yürümeyi değil koşmayı da biliriz yeter ki omzumuza sıcak bir el dokunsun… Hiç şüphem yok küçük bir tebessümün kıymetini biliyoruz!

Müebbet cezası verdiğimiz duygularımıza yazık hem de çok yazık! Bugün annenize sarılıp öpmek istiyorsanız hemen öpün. Birini mi seviyorsunuz gidin söyleyin. Koşarak başka şehre gitmek isterse canınız sağlam bir ayakkabı giyip koşmaya başlayın hemen. Artık çok geç sözleri dökülmesin dudaklarımızdan…

Gecenin bir yarısı yan odada ki anneme hala seni seviyorum hayır seni çok seviyorum annem diye mesaj atarım. Babamla maç izlerim bagıra bagıra. ( aynı takımı tutmasakta ) Her aklıma geldiğinde her istediğimde boynuna sarılır öperim babamın. Hiçbir şey bilmiyorum belki ama tek bir şeyden eminim bir gün yarın çok geç olacak. Ben bir gece seni seviyorum diye mesaj atamayabilirim anneme ya da annem mesajımı bir daha hiç göremeyebilir. Belki de o gün son kez sarılmış olabilirim babamın boynuna! Hayatımız ertelenecek kadar uzun değil…

Anne eli değmiş gibi olursa eğer bir beyaz kağıt yeter düşlerimiz için !!

Kategoriler
Sevgi ve Ask Dünyası

Sadece Sevmiştik!

Küçük kırmızı parlak ayakkabılarım, o zamanların en meşhuru olan Ninja kaplumbağa şeklindeki yeşil suluğum, beslenmemde en sevdiğim çikolatam (ekmeğe sürdüklerimizden), annemin büyük hevesle ördüğü yakam, beyaz çoraplarım ve annemin her gün kaybettiğim için almaktan bıkıp boynuma astığı yeşil silgim… Tabi ki sadece silgimi kaybetmiyorum! Kalemlerim, uç kutum, minik damgalarım ve kırmızı kurşun kalemim için de annemin dahiyane fikri olan bir bel çantam vardı. Böylece okulda her şeyini yanında gezdirebilen tek kişiydim. Bunları annem düşünene kadar kaç kalem kaç silgi kaybettim ben bile hatırlamıyorum.

Çocukken her şeyimiz ne kadar da muntazamdı. Babamın cebinde getirdiği bir tane kek beni o günün en mutlu insanı ilan etmeye yeterdi ya da annemin bir öpücüğü. Düştüğümüzde nasıl da koşarlardı değil mi? Yavrum benim sesini duyunca bir daha düşesim gelirdi. Ara sıra terlikli muhabbetlerimiz de olmuyor değildi hani. Kendi bahçemizde ayva ağacımız vardı elbette ama ben başkasının ağacından olanının hala daha tatlı olduğunu düşünüyorum!

O kızı ve topuklu ayakkabılarının çıkardığı sesi hiç unutmuyorum. Kapımızın önünden salına salına geçmişti. Tık tık tık tık… Sanki bir şarkıydı ayakkabının çıkardığı ses! E ben çocuğum hayal gücüm evrenden daha büyüktü o zamanlar. Ayağımdaki terliğimin altına taş bağlayıp o sesi çıkarmak nerden aklıma geldi gerçekten bilmiyorum. Taş o sesi çıkarmıyordu evet üstelik iki adım atmadan da yana kayıyordu ama ben hayal ettim ve o ayakkabılardan benimde oldu çünkü en masum duygularımla istedim. Altına taş bağlı terliklerim benim için o andan itibaren o kızın ayakkabısının aynısıydı.

Ya o! Hala adını söyleyemiyorum. O derken ruhum onun portresini çiziyor kalbime. Üçüncü sınıfta gelmişti okula… Tam karşı sırada oturuyordu. Esmer simsiyah gözlü sık kirpikleri vardı. Yüzünün her milimini yazmıştım kafama. Başımı sıraya dayardım onu izlerdim. Ve yıllarca izledim… Tam beş yıl olmuştu artık okulun en büyükleriydik ve biz hala birbirimizi izliyorduk.

Simsiyah gözleriyle gözlerimin en dibine bakarak seni seviyorum demişti ya! Bende diyecektim aslında da konuşamadım işte. O da sanki çok kötü bir şey söylemiş gibi koşarak gitmişti. O gün onun gözleri benimdi işte hep karşımdaydı. Ben nereye gidersem gideyim artık gözleri de benimleydi ya! Evet hiç sarılmadık doyasıya, evet bizim ellerimiz hiç ama hiç… Evettt ne ben onu öptüm ne de o beni! Biz karşılıklı oturup saatlerce konuşurduk bıraksalar yıllarca da orada öylece oturabilirdik. Evet  evet bırakmadılar. Oysa biz sadece sevmiştik!

Ne ara bu kadar kirlendi ruhumuz ne ara bu kadar kirlendi ellerimiz, dudaklarımız, gözlerimiz! Ve ne ara unuttuk çocukluğumuzun aşkını… Küçük dünyamız büyüdü büyüyeli ruhlarımızı kaybettik öyle mi? Aslında biz sadece sevmiştik…

Kategoriler
Kişisel makaleler

YETER Kİ !

YETER Kİ !
Bazen geçen zaman değil de sadece anlar hayat dersi verir. Gözlerini kapatırsın ya da semaya doğru bakarsın nerede olduğunu bile unutturuverir hayat! Belki hayatın boyunca kişiliğin için inanmışlıkların için ailen için sevda zannettiğin şeyler için savaşırsın… Ya ne kişiliğinin ne ailenin ne de sevdanın savaşa ihtiyacı yoksa? Ya inandığın şeylerin hepsi küçük bir oyunun en ufak taşlarıysa… Ya hayat beklediğimiz kadar uzun değilse!
İlk kaybımda babaannem bu hayattan çok uzaklara gittiğinde ilk aklıma gelen bir dakika daha fazla yanında olabilmekti.Saatlerce sohbet ederdim belki… Belki elinden tutar sokaklarda yürürdüm! Belki o da beni özlüyordur ben onu çok özlüyorum çünkü… Hayatın içinde kaybolurken yanıbaşımızdakileri özleyemiyoruz günlerin ayların yılların kıymetini bilmiyoruz ve sonra onunla geçirecebileceğimiz bir dakikayı düşlüyoruz…
Hep onsuz ne yaparım diye düşünürüz değil mi? Aslında onlarla sevdiklerimizle ne yapabiliriz diye düşünmeliyiz! En plansız aslında insanoğlunun planlayamadığı tek şey değil mi ölüm? Hiçbirimiz unutmadık sadece alışmak zorunda kaldık. Bir zulmün değil bir sevginin peşinde koşmalıyız, ara sıra seni özledim demeliyiz belki de içten söylediklerimizi dudaklarımızda söyleyebilmeli! Yarın biz burada olamayabiliriz ya da onları yanıbaşımızda bulamayabiliriz!
Bizim yerimize çok fazla zulmedecek, bizim yerimize hep somurtacak, bizim yerimize çok eglenecek, bizim yerimize çok küfredecek insan var! Ama bizim yerimize sevecek başka biri yok! Kimsesiz kalmak ne demek bilir misiniz kimsesiz kalmak düşününsene bir kere kimseniz yok… Dünyaları verseniz geri gelebilirler mi? Ya da dünyalar sizin olsa yalnızlığınız geçer mi?
Avrupa, Asya, büyülü İstanbul, bütün dünya sizin olsun ben sadece ve sadece gidenleri istiyorum deyin kim verebilecek size bir tanesini bile geri getirebilecek miyiz!
Beklide çogumuz bir daha dünyaya gelmek istemiyoruz. Bu devrin insanları biz değiliz beklide bu kadarı bize fazla… Seçilmiş çocuklar gibi hissediyor musunuz kendinizi? Sanki bunca şeye ragmen nasıl ayakta kalabileceğimizi deniyorlar! Hayır hayır o zaman çok boşuna ugraşıyoruz ne yıkılmak ne de yıkmak için geldik biz bu dünyaya yürekli insanlar ne yıkar ne de yıkılırlar değil mi? Biz en çok sevmeyi biliriz. Ufakça omzumuza dokunup ben buradayım diyen birileri olsun isteriz hayatta…
Yalnız hissediyorsanız üzülmeyin sakın olur mu? Semaya dogru bakın yalnız olmadığınızı göreceksiniz.Belki kimse sizi anlamıyordur deli diyordur birileri, birileri düşüncesiz oldugunuzu birileri tembel oldugunuz birileri yüreksiz oldugunuzu birileri hiçbir sedyen anlamadıgınızı düşünüyor olabilir. Ama siz seçilmiş çocuklarsınız bu dünyada hala nefes almayı başarabiliyorsanız ve hala seviyorsanız siz o birilerine sakın aldırmayın…
Kirletmeyin yüreklerinizi birine gülümsemek ufak bir iyilik yapmak sandığımız kadar zor olmasa gerek.Zorluğa zulme karşı kafa çevireceğimize ona dik dik bakmalıyız belki de! Düşününsene ölümün soguk yüzünü kabul etmiş varlıklarız biz! Zulümler kötülükler korkutabilir mi yeter ki yine el ele olalım. Güneş dogsun yeter ki… Yeter ki kirletilmesin sevgiler …