Kategoriler
Gazeteci Toplumsal Konular

Türkiye’de Gazeteci olmak .

Gazeteci ; Gazetede çalışan, haber toplayan, gazetede yayımlanmak üzere yazı yazan ve gazetenin hazırlanmasına çeşitli biçimlerde katılan kişidir. Gazeteciler, komuoyunu ilgilendiren olayları çalıştıkları kurum yada kuruluşlara ileterek kamuoyunun bu olaylardan haberdar olmasını sağlayan kişilerdir. Dünyanın tüm ülkelerinde gazeteci ismi altında çalışan birçok insan vardır. Tabi ki ülkemizde de . Peki nedir gazeteci olmak , kolaymıdır yoksa zormudur , nasıl gazeteci olunur. Ülkemizi baza alarak tartışalım.

Türkiyede birçok üniversitede gazetecilik eğitimi verilmektedir. Ve her yıl yüzlerce genç, gazeteci kavramı altında okullarından mezun olmaktadırlar. Mezun olan öğrencilerden bazıları iş hayatına atılırken büyük çoğunluğu açıkta kalır. Peki neden? Şu açıdan ele alalım. Ülkemizde kamu ve özel sektör olmak üzere gazetecilerin çalışabileceği iki seçenek vardır. Ve özel sektör çoğunluktadır. Kamu alanında belirli sayıda iş imkanı bulunuyor , buda gazeteci olmak isteyen öğrencilerin sadece küçük bir kısmını karşılayacak kadar. Diğer tarafta kalan bireyler özel sektörlere girmek için birbirleriyle yarışıyor. Peki hakeden mi kazanıyor ? Benim şahsi cevabım hayır. Hayır dememin sebebi halk ağızından açıklayacak olursak torpil işliyor. Bir yerlerde tanıdıkları olan yada maddi açıdan üstün olan bireyler bu sektörlerde kendilerine iş bulabiliyorlar. Güvenebileceği yüksek makamlı kişiler olmayan yada maddi açıdan yetersiz olan bireyler açıkta kalıyor.

Yukarıda belirttiğimin kısaca özeti şu ; Yine kapitalizm kazanıyor , yine gerçekten bu işe ihtiyacı olan ve diğerlerine göre daha başarılı kişiler kaybediyor. Karşımızda hakketiğini alamayan bireyler kalırken haketmediği halde başkalarının hakkını çalanlar kendilerini gazeteci ilan ediyor. Ülkemizde sadece bu sektör değil hayatın her alanında bu işler aynen bu şekilde ilerliyor. Ve kimse buna dur diyebilecek kadar güçlü değil. Çünkü artık güç para olmuş ve güçlü olanlar onlar. Yani anlayacağımız kadarıyla Türkiyede gazeteci olmak diye birşey yok , Türkiyede kapitalist olmak diye birşey var. Ya kapitalist olup kaybedeceksiniz yada birlik olup kapitalizme baş kaldıracaksınız. Yoksa kaybeden sürekli BİZ oluruz ..!

Gazeteciler ile ilgili yazı yazmışken şu konuya değinmeden geçmek benim gibi bir gazetecilik öğrencisi için acizlik sayılır. Bu gün Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümü . Onu örnek aldığım için ve onun bıraktığı izler peşinde devam ettiğim için hiçbir zaman pişman olmadım olmayacağımda. Herzaman benim kahramanım ve ideolüm olacak. Bu yazımı Onun sözleriyle tamamlamak istiyorum ;

Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi.. Uğur Mumcu .

Unutulmadın..!

Kategoriler
Genel Konular Toplumsal Konular

Bunun adı; İnsan sahtekarlığı!

İnsan , doğanın en mükemmel canlılarıdırlar. Herşeyin olduğu gibi insanların da yaşamlarını devam ettirebilmeleri için bazı gereksinimleri vardır. Bunların arasına onlarca ihtiyaç sıralayabiliriz ; Oksijen, su, yemek vs.
Bu gün değinmek istediğim konu, her canlı varlığın ihityacı olan besin maddeleri. Canlılar besin almadan ne kadar yaşayabilir? Uzun bir süre olmaz tabiki. Peki insanların tükettiği besin maddelerine bir göz atsak acaba neler ile karşılaşacağız? . Genel olarak süt ve süt ürünleri , et ürünleri , tahıl ürünleri gerekli besin maddelerinin başında gelir. Biz bunları tüketmek zorundayız, zorundayız ama bu tükettiğimiz maddeler bize gelirken nerelerden geçiyor ve ne kadar sağlıklı acaba? . Her zaman olduğu gibi yine ülkemizi baza alarak yorumlayacağım ;

Son yıllarda ülkemizde gıda sahtekarlığı oldukça fazla ve gün geçtikçe de artmakta. Peki nedir bu gıda sahtekarlığı ilk olarak bunu açıklamakla başlayalım . Gıda sahtekarlığı ; Besin ürünlerine farklı maddeler enjekte ederek, besinin ana yapısını bozma olayıdır. Bu olay gerçekleştiğinde besin minerallerini yitirir, sağlıklı olmak yerine tam tersi şekilde zararlı duruma döner. Birkaç örnekle açıklayacak olursak;

Tereyağına patates eklemek yada baharatlara kiremit tozu atmak bunlardan sadece birkaçıdır. Ülkemizde en son yapılan araştırmaya göre gıda sahtekarlığı yapan birçok şirket var. Ve medya tarafından açıklanmış durumdalar. Gıda bakanlığı tarafından da ağır cezalar aldılar. Pes ettiler mi dersiniz hayır hala devam ediyor.

Artık halk ne yiyeceği konusunda kararsız. Kime, hangi şirkete güveneceği konusunda kararsız. Bir yoğurt alıyoruz, akşam haberlerinde pat diye karşımıza çıkıyor ; ‘Gıda tacirleri iş başında yoğurt’ta bebek bezi jelatini bulundu’.
Bu durumda siz o yoğurdu tüketmeye devam eder misiniz ? hayır tabiki. Benim anlamadığım bu sahtekarlığı yapan şirketler düşünce özürlü mü? . Sen bunu yaptın, kâr elde ettin, bütçen arttı. Peki bunu tüketen insanları hiç mi düşünmüyorsunuz. Bu insanlar bunlara para veriyor ayrıca tüketiyor, sadece bir yandan değil iki taraftan da zarara uğramış oluyorlar. Hadi diyelim insanları önemsemiyorsun ki zaten bu işi yapıyorsan önemsemiyorsundur. Senin ailenin yada akrabanın bu besini tükettiğini ve kötü sonuçlar doğurduğunu düşünemiyor musun. Böyle bir durumla karşılaşmayı ya akıl edemiyorsunuz yada siz gerçekten acımasızsınız. Ben bundan sonra bu olaya gıda sahtekarlığı değil insan sahtekarlığı diyeceğim. Çünkü siz gerçekten insan olamazsıznız..!

Kategoriler
Hayat üzerine Türkiye üzerine

Kime yarar kime zarar ?

Her geçen ülkemizin nüfusu artmakta . Tabi buna bağlı olarak bazı gereksinimlerde artıyor bazıları ise karşılanamaz hale geliyor . Bunların arasında Yeme-içme , iş sıkıntısı , okul sıkıntısı , barınak sıkıntısı gibi birçoğunu sıralayabiliriz . Fakat gündemde öyle bir konu ve gereksinim var ki sürekli ikilemler oluşturuyor . Buda HES (Hidro Elektrik Santraller) . Ülkemizde artan nüfusu karşılayacak kadar enerji kaynağı yok . Enerji kaynakları bakımından fakir bir ülkeyiz diyebilirim . Bu sıkıntıyı gidermek için de HES’lere baş vuruluyor . Peki nedir bu HES ?

HES : Suyun potansiyel enerjisini kinetik enerjiye çevirerek enerji elde etmek için kullanılan santallerdir . Sadece enerji üretiminde değil tarımda sulama , içme suyu olarak da kullanılabilir. Madem böyle bir enerji elde ediyoruz faydalı olması gerekli değil mi ? Şimdi bu soruya cevap alırken kime göre sorusu direk olarak karşımıza çıkıyor . Eğer HES kuran şirketlere sorarsanız tabiki yararlı fakat diğer yandan orman bakanlığına sorarsanız zararlı . İlk olarak yararlı olan kısmını inceleyelim ;

Tekelleşme başlamadan önce HES’lerin denetimi devletin elindeydi. Ancak tekelleşme ile birlikte büyük şirketlerin eline geçen HES projeleri onlar için bir avantaj durumuna dönüştü. Çünkü Türkiyede engebeli arazi çok ve akarsuyun kuvvetinden yararlanılarak yapılacak proje sayısıda fazla . Böylece onlar burdan kar elde etmiş olmakla beraber enerji üretiminde bulunup ülke yararına çalışmış oluyor ve ülke için eksik olan gereksinimleri tamamlamış bulunuyor. Peki kötü olan ne ?

Kötü olansa HES projelerinin heryere yapılmaması gerektiği . Bu projeler debisi yüksek , eğimi ve akış hızı fazla akarsulara yapılırken , tekelleşme sonrası projeleri eline geçiren şirketler kar amaçlı çalışmalarında bunları dikkate almadı . Her akarsuya, baraja, göle hatta dere yataklarına dahi HES projeleri tasarlama aşamasına girdiler . Hal böyle olunca birçok ormanlık arazi yok edilmiş , doğal güzellikler bozulmuş oldu . Buda Doğa severler için , aslına bakarsanız hepimiz için kötü bir sonuç. Çünkü ormanlar bizim ciğerlerimiz. Onları yok etmek yerine çoğaltmalıyız . Ormanlar yok olduğu müddetçe bizim yaşam alanımızda kısıtlanmakta bir bakıma.

Şimdi HES projelerinin iyi mi yoksa kötümü olduğuna siz karar verin . Evet yararlı olabilir fakat birşey yaparken insanlığı diğer güzelliklerden mahrum etmek iyi bir sonuç doğurmasa gerek ..

Kategoriler
Eğitim - öğretim Günlük hayat Türkiye üzerine

At gözlüğü’nü çıkartın !

Yıllardır süre gelen bir olaydır aslında ; laiklik ve din ..

Ülkemizde sürekli gündem yaratan , daha doğrusu sürekli gündemde olan ikiliden bahsediyoruz . Peki nedir bu konuda halkı , muhalefeti ve iktidarı her daim birbirine düşüren olay . Laiklik ; ilk okul çağından bu yana öğretilen ve zihinde kalan anlamıyla din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması ilkesidir . Bizim ülkemizde böyle bir ilke varken neden hala din laikliğin karşısındaki bir engel olarak gösteriliyor bir anlam verebilmiş değilim .

Şimdi gelelim asıl konumuza ;

Yazıma böyle başlamak istedim çünkü uzun zamandır bu iki kavramı kullanarak prim yapmakta olan birçok kuruluş , şirket hatta siyasal partiler dahi var . Türkiye müslüman bir ülke olduğu için dini araç olarak kullanarak prim yapmak çok kolay . Bunu en çok kullananlar ise siyasal partiler . Ee haliylede başarılı oluyorlar tabi . Tamam kimse müslüman değiliz demiyor ama birde olaya diğer yönden bakmak lazım . Sen inancın için oy verirken , senin inancını ve cahilliğini kullanıp yukarıya tırmananlar var ! . Herkes kendince müslüman , tabi ki bende öyleyim fakat oy verirken inancımı bir yana bırakıyorum . Bana ne kazandırıyor ki ? . Şuanda da apaçık ortada hiçbirşey . Yada kazandırdıklarını şöyle sıralamak istedim . örneğin ; Türkiye’de kaç cami var ? 81,984 . Peki kaçtanesi doluyor tabi ki kimse bilmiyor . Birde türkiyedeki okul ve hastahane sayısını hesaplayalım cami sayısının tam 20.000 eksiği . Ve her geçen gün cami sayısı artmakta . Bu milletin dolduramadığı camiler artacağına , milleti karşılayamayan kurumlar çoğaltılmalı . Kimse hastahane dışında kalmamalı , hiçbir çocuk dışarda yatmamalı , binlerce genç okuldan alıkoyulmamalı . Bir tarafı seçerken diğer tarafı unutmayın. Siz birşeyler kazanırken başkaları birşey kaybetmesin . Çıkarın at gözlüklerinizi ; sadece önünüzü değil , çevrenizde olup bitenleride görün ..!