Abdallar ve Teberce

 

Çocukluğumuzda büyüklerimizden öğrendiğimiz, şimdiki çocuk ve gençlerimizin bilmediği bir kısmı argo olarak nitelendirilebilecek birkaç sözcük. O zaman bile kesinlikle ikinci bir dil olarak algılamadığımız bu sözcükleri genelde şaka değerindeki sohbetlerimizde ve bazı gelişmelerin anlatımını herkesin açık olarak bilmesini istemediğimizde sarf ettiğimiz sözcükler.

 

Köyümüzde bu sözcükleri en çok bilen ve kullanan mekânı cennet olsun Dillili Memed lakabıyla bilinen rahmetli Mehmet Şimşek idi. Onun ölümüyle beraber neredeyse bu sözcüklerin kullanımı da gün gün azalarak sona gelindi.

 

Bazı çevrelerce Teber dili veya Teberce diye adlandırılan bir dile ait olduğu söylenen bu sözcükler bizim dilimize elbette dışarıdan gelmişti. Köyümüz insanı hoşgörüye açık bir toplumdur. Bundan dolayı çok sayıda insanın, yaptığı iş ve inancından dolayı hor gördüğü ve benim de şahsen diğer Türk boyları gibi baş tacı bildiğim davulcu, sünnetçi, deşirici diye adlandırılan Türk Alevi Abdal topluluğunu hor görmemiş ve düğünlerdeki birlikteliği sırasında kullandıkları bazı bilmediği sözcükleri de hoş karşılamıştır.

 

İlimiz Kırıkkale’nin Keskin ilçesinde yoğun bir Abdal nüfusu var. Ayrıca Delice ilçesine bağlı Elmalı köyü. Köyümüzün davulcu ve sünnetçileri genelde Elmalı köyünden olduğu için onların kendi aralarında konuştuğu sözcükleri zamanla büyüklerimiz öğrenmiş onlardan da bizler öğrendik. Bu arada büyüklerimizden duyduğumuza göre köyümüzün eski adının Abdalınam olması da beni şahsen düşündürmüyor değil.

 

Kırıkkale bölgesinde bulunanlarının asıl meslekleri davulculuk (davul ve zurna yanında keman, saz gibi müzik aletlerini kullanarak çalgıcılık ve mahalli ses sanatçılığı yapanlar da var. Neşet Ertaş, Hacı Taşan gibi ünlü sanatçıları da unutmamak lazım. ) olan bu Abdal topluluğunun kendi aralarında konuştuğu sözcükleri ayrı bir dil olarak nitelemek mümkün değildir.

 

Şayet ayrı bir dil olarak nitelersek bu topluluğun asimile olmuş ayrı bir etnik grup olarak incelenmesi gerekir ki bunu kullanmak isteyenler olmuştur.

 

Bir dilin belli başlı ana özellikleri vardır. Bunları şöyle özetleyebiliriz. Temeli bilinmeyen bir zamanda atılan insanlar arası bir anlaşma aracıdır. Her dilin kendine özgü kuralları vardır. Bir sosyal kurumdur ve canlıdır tek başına yaşayamaz. Toplumun kültürünün aynadır. Doğal bir araçtır. Milletin ortak malıdır. Toplumun gelişmişlik düzeyine göre belli bir sözcük sayısına sahiptir vs.

 

Teber dili olarak lanse edilmeye çalışılan bu sözcük öbeğinin sayısı o kadar azdır ki yukarıda verilen bir dilin özelliklerinin hiç birini taşımamaktadır.

 

Hatta o kadar açık görülmektedir ki hem yazı hem konuşma dilinde sözcük köklerinin sonuna getirilen ekler Türkçe sözcüklerin sonuna getirilen eklerle aynıdır.

 

İngilizce: sleep- sleeping

Türkçe: uyumak- uyuyor örneğinde olduğu gibi İngilizce sözcük sonuna gelen ek yine İngilizce, Türkçe sözcük sonuna gelen ek yine Türkçe.

 

Şimdi de Teber dili veya teberce olarak söylenen ve fiil olan sözcüklerin sonuna gelen mastar ve çekim eklerine bakalım. Örneğimiz şimdiki zaman olsun.

 

Uyumak anlamında kullanılan mınıslamak: mınıs+la+mak (nımıslamak olarak da biliniyor)

Mınıslıyorum: Mınıs+lı+yor+um

Mınıslıyorsun: Mınıs+lı+ yor+sun

Mınıslıyor: Mınıs+lı+ yor

Mınıslıyoruz: Mınıs+lı+ yor+uz

Mınıslıyorsunuz: Mınıs+lı+ yor+sunuz

Mınıslıyorlar: Mınıs+lı+ yor+lar

 

Görüldüğü gibi sözcük sonuna gelen bütün ekler Türkçedir.

 

Abdal topluluğu Alevi inancında olmasından ötürü Alevilerin yaşadığı dışlanmışlığın yanında bir de yaptıkları işin işlerin etkisiyle toplum tarafından dışlanmış ve büyük çoğunluğu konargöçer olarak hayatını sürdürmüştür. Bölgemiz Abdalları açısından Neşet Ertaş’ın hayat hikâyesi yerleşik hayata ne derece uygun yaşadıklarına açık bir örnektir.

 

Toplum içerisinde çoğunluğun azınlığı dışlamışlığı bu insanların kendi aralarında gizli olarak anlaşmalarını sağlayacak bazı sözcükler kullanmasını sağlamıştır. Bu sözcük öbeğine dil yerine gizli anlaşma söz öbeği demek daha doğru bir tanımlama olacaktır. Buna sözcük sayısının az olmasını da eklersek günlük konuşmalarında ana dilleri olan Türkçeyi konuştuklarını söylemek mümkündür.

 

Şu an hatırlayabildiğim sözcüklerden birkaç örnek verecek olursak:

Bayılmak= ödemek, cavlamak=anlamak, cıfır= kadın-kız, destinde= yanında, dübür= arka-kıç, geder= eşek, gennemek=vermek, yeken=para, kis=yok, gıbdi=cimri, gıylam= erkek cinsel organı, gıylamak=cinsel ilişkide bulunmak, guynu=kötü-çirkin, gerez=güzel-iyi, hersit=ekmek, hersitla=mide, meviç=üzüm, keymek=yemek, nafta=yabancı, zugun=zurna, teber=abdal-davulcu, zanımak=bakmak-tanımak gibi.

 

Hepsi bu kadar değil tabiki. Kullanılan söz öbeğindeki sözcüklerin büyük çoğunluğu Türkçedir. Aşınlamak=çalmak, çepel=pis, kepçik=kaşık gibi.

 

Bir kısmı Farsçadır. Dübür=popo, şir=süt gibi.

 

Bir kısmı Arapçadır. Hersit=ekmek, sehim= pay-kısım gibi.

 

Kullandıkları sözcüklerin hangi dilden alındığına bakıldığında çoğunluğu Türkçe olmak kaydıyla değişik dillerden alıntılar olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla Türk’ün dışında etnik bir gruba dâhil etmeye çalışmak akıl kârı olmadığı gibi gerçeklerle de uyuşmamaktadır. Ayrıca Türkçemize de çok sayıda Farsça ve Arapça sözcük geçtiğini de hatırlayalım.

 

Bölgemizdeki Abdal topluluğunun sakin bir topluluk olduğunu biliyoruz. Kendi amaçları doğrultusunda kullanmak isteyenlerinde çabalarının boşa gideceğini bilmeleri gerekmektedir.

 

Türkiye, İran, Afganistan, Türkmenistan, Doğu Türkistan gibi Türklerin yaşadığı dünyanın değişik bölgelerinde varlıklarını sürdüren Abdalların tarihine kısaca göz atacak olursak öz be öz Türk olduklarını görmek mümkündür.

 

Fuat Köprülü, Eftalit veya Akhun olarak bilinen kavmin Abdal veya Aptal olabileceğini, Anadolu’ya ve diğer bölgelere dağılmış olan Abdalların bu Eftalitlerden olduğunu, Yakutçada erkek şamanlara abidal denildiğini, Safaviler döneminde İran’da yaşayan Şamlu kabilesi arasında Kızılbaş Abdallu oymağının bulunduğunu, yine Türkmenistan’da Türkmen kabileleri arasında damgası ay olan bir Abdal kabilesinin olduğunu vurgulamıştır. Ayrıca Afganistan’daki Abdalların Afganlaştığını da belirtmiştir.

 

Osmanlı arşivlerinde Anadolu ve Rumeli de yaşayan Abdal topluluklarının Türkmen taifesinden olduğuna dair belgeler mevcuttur. Ayrıca özellikle Kırşehir Abdalları kendilerinin Horasan İran üzerinden Anadolu’ya geldiklerini ve Türk ırkından olduklarını ifade ederler.

 

Özetle, kaynaklar bazı yörelerde Geygel olarak da adlandırılan Abdalların Akhun devletini Kuran Çiğil Türklerinin bakiyeleri olduklarında birleşmektedir.

 

Kullandıkları üç beş sözcük yüzünden dışlamanın kullandırılmalarına zemin yaratmanın bir anlamı yoktur. Abdallar bizden biz Abdallardanız.

 

Osman Öcal

 

2 YORUMLAR

  1. Elmalı köyüne mensup bir garip abdal olarak, yazınız için teşekkür eder, büyük hürmet ve saygı beslediğimi belirtmek isterim. Ülkemizdeki tarihimizden ve özümüzden uzak kalma hastalığına malesef bütün toplum olarak karşı koyamamaktayız. Tüketimin ve lüks yaşama düşkünlüğün arttığı şu dönemlerde, geçmişi bilmemiz ve atalarımıza layık bir evlat olarak yaşamamız ve HAKKIN RIZASI için ömür sürmemizin bilincinde olmamız elzemdir. Bu noktada köyümüz hakkında yaptığım araştırmaları kısaca belirtmek isterim. Türk Tasavvuf tarihine büyük damga vurmuş ve Anadolunun İslamlaşması adına büyük çabalar sarfetmiş bir neslin evladı olarak, tarihimizin kıyı köşelerinde kalmış o saklı hakikatlerini ortaya çıkarmak adına yaptığım çalışmalarda, Elmalu aşiretinden geldiğimizi belirtmek isterim. Bu Elmalu aşiretinin de abdal aşiretine bağlı bulunduğunu yine ifade etmek isterim. Anadolunun çeşitle yerlerinde Elmalı isminde olan birçok yerler vardır ki, bunlarda isimlerini elmalu cemaatinden aldıkları ifade edilmektedir. En çok bilineni Antalya Elmalı İlçesidir ki, ABDAL MUSA SULTANımın yurdudur. Köyümüzden bahsedecek olursak, 1514 yılına ait Osmanlı kaynaklarında Elmalı Köyünün kurulu olduğu belirtilmekle beraber, çevremizde bulunan evliya ve yatırların çokluğu ve hatta köyümüzde anlatılan birtakım olağanüstü menkıbelerin varlığı da, Anadolu erenlerinden geldiğimizin bir kanıtı olarak görmekteyim. Çepni olduğumuzu belirtenlerde vardır. Eğer öyle ise, Oğuzhanın oğlu Dağhan evlatlarından olduğumuz anlaşılıyor. Sembolü kılıç derler. Çepnilerin savaşçı yetenekleri olan bir topluluk olduğu düşünülürse, sembollerinin kılıç olması konuya uygun düşmektedir. Bu sefer hemen yakınımızdaki KOÇU BABA ile büyük bir ilişkimiz olduğu kanısında olduğumun haklılı gözler önüne geliyor. Çünkü kendisi selçuklu sancaktarı olan bir bey olarak ifade ediliyor. Köyümüzü bilen biri olarak size birtakım bilgiler sunmayı düşündüm. Zamanınız için teşekkür ederim. Aşk ile ..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.