ZİYÂN EDİLEN TÜRKÇE
İstanbul Türkçesi üzerine yazmayı düşündüğümde nedense hatırıma şu hoş hikâye
geldi:
“ Eski Beylerbeyi’nde Şirket-i Hayriye vapurları iskeleye yanaştığı zaman vapura binmek
isteyen İstanbul beyefendileri birbirlerine, ‘Aman efendim siz önden buyurun, yok canım hiç
olur mu?, istirham ederim siz buyurun’ demekten vapur on beş dakika rötar yaparmış.
İskelelerde yaşanan bu inme binme sırasındaki teşrifât merasimi yüzünden ‘Çengelköy’ün
zerzevatı, Beylerbeyi’nin teşrifâtı, Kuzguncuk’un haşerâtı, Üsküdar’ın hırdavatı’ diye
vapurun gecikme nedenini anlatan kaptana ait bu sözler tekerleme halini almış.
Ne hoş anekdot değil mi? Keşke İstanbul Türkçesi de bu anekdottaki güzelliğini hâlâ
koruyor olabilseydi, neyse…
İstanbul ve Türkçe kadar birbirine yakışan iki kelime daha bulmak zor bence. Necip
Fazıl’ın deyişiyle; gecesi sümbül kokan, Türkçesi bülbül kokan İstanbul. İmparatorluklar
başkenti, yüzlerce yıl çeşitli kültürlere analık etmiş ve hâlâ bu çok kültürlülüğü bünyesinde
barındıran İstanbul. Ninnilerimi söyleyen, o güzel türkülerimi duyduğum, şairlerimi
okuduğum şehir. Türkçeyi Türkçe yapan şehir. Hanımefendileri ile, beyefendileri ile, musıkîsi
ile… Onlarca medeniyetin beşiği, harcamakla bitmeyen kültür kumbarası. Ancak ne İstanbul
kaldı Türkçeyi Türkçe yapan, ne de Türkçe kaldı İstanbul’u İstanbul yapan. Kaybettik o
güzelliği. O kibar İstanbul beyefendilerinin teşrifat nedeni ile vapura geç bindiği zamanlar,
nerede, ite kaka otobüse binen, birbirlerinden küçük bir nezâket ifadesini bile esirgeyen,
günümüzün hoşgörüsüz insanları nerede ? Ne yazık ki dilimiz, Türkçemiz benliğini yitiriyor.
Bakın gençlerin yazdığı Türkçeye, konuştuğu Türkçeye, bakın ki yok oluşu görün!
Özellikle asıl İstanbul Türkçesindeki bozulmalar dikkat çekiyor. Beylerbeyi’nin teşrifatı,
adeta Beylerbeyi’nin tahribatına dönüşmüş durumda. Zamanında bozulmaya uğramamış,
yöresel ağız ve lehçelerden etkilenmemiş, “ Gerçek Türkçe” olarak adlandırılan Türkçe,
günümüzde İstanbul denilen bu metropole yurdun dört bir yanından gelen insanların kendi
yöresel ağızlarıyla yoğurarak, tabiri caizse her bireyin bir yana çektiği, resmen can çekişen
Türkçeye dönüşmüş durumda. Evvelden Siirt’te ikâmet eden vatandaşımız kendi şivesi ile
Siirt’te konuşurdu, Trabzon’daki Trabzon’da konuşurdu. Şimdi İstanbul’da komşu oldular.
Kültürleri ile birlikte yöresel ağızlarını da İstanbul’a taşıdılar. İki ağız birbirine karıştı,
ikisinin karışımı da İstanbul Türkçesi’ne karıştı.
Her şey bir yana, dillerin değişime uğramaması imkânsız, elbette ki buna diyecek yok.
Ancak aslolan şu ki; dil sadece kelime yapısını, fonetiğini değil, dili dil yapan “adab-ı
muaşeretini” de kaybetmiştir. Çünkü dil toplumların kültürünü ve yaşam tarzını yansıtan bir
aynadır. Kültürümüzdeki yozlaşma dilimize yansımaktadır.
Bütün bu yok oluş serüveninin yanı sıra, Türkçenin tarihi bu yok oluşu durdurmanın
çaresini gözler önüne seriyor. Türkçe bu kaderi kesinlikle hak etmiyor. Bir imparatorluk
mirasını devralan bizler, bir imparatorluk dili olan Türkçeyi yeniden o ihtişamlı günlerine
çevirmek mecburiyetindeyiz. Evet, Türkçe bir imparatorluk diliydi ve bütün imparatorluk
dilleri gibi harikulâde bir sese ve ifade imkânlarına sahipti. Bunun farkına varmamız için,
Türk Dili dendiğinde akla ilk gelen isimlerden birisi olan Hayati Develi’nin “ Osmanlının
Dili” kitabında, Giovanni Molino adlı bir İtalyan sözlükçüden aktardığı şu cümlelere
bakmamız yeterlidir: “Osmanlı Devleti’nin dili olan Türkçe, bu devletin sınırları içerisinde 55
krallık ve beylik, 33 ulus tarafından günlük iletişimde kullanılıyor. Yine aynı kitapta işinin
ehli bir büyükelçinin Türkçeyi bilinmesi gereken diplomasi dillerinden birisi olarak sayması,
Türkçe’nin tarihi değerini gözler önüne seriyor. İşte bu dil yüzyıllar boyunca “Baki’den
Nedim’e, Yahya Kemal’e kadar işlene işlene söyleyiş güzelliği, musîki ve derinlik kazandı.
Bu dilde nice müstesnâ gazeller, kasideler yazıldı, nice eserler verildi. Yakın zamana kadar
da, az da olsa Türkçenin bu güzelliğini sürdürenler vardı. Söz gelimi TRT Radyosu’nun
sunucuları konuşmaya başladığı zaman kanalı kapatamazdınız. Çünkü sunucunun akıcı,
doğal, temiz bir lisanla konuşması sizi bu kanalı dinlemeye teşvik ederdi. Şimdi ise günümüz
gençleri bu güzel Türkçenin değerini bilmeden yetişiyor. Bugün sosyal medyada ya da
gençlerin kendi aralalarında konuştuğu ve yazdığı Türkçe, tarihine yakışmıyor. Gençlerimize
Türkçenin bu muhteşem tarihini hatırlatarak, bu dille yazılmış güzel eserlerle buluşturarak
onlara dil bilinci kazandırmalı ve Türkçeyi yeniden eski günlerine kavuşturmalıyız. Ancak bu
yol izlenerek Necip Fazıl’ın “bülbül kokan Türkçe ”sine, Attila İlhan’ın “sarışın Türkçe “sine,
Yahya Kemâl’in “beyaz lisanı” na yeniden kavuşabiliriz. Çünkü dilini düzeltmek, kendini
düzeltmektir; kendini düzeltmek ise milleti daha iyi, daha yüksek seviyelere taşımakta büyük
bir önem arz etmektedir. Türkçe bunu hak ediyor. Bizler de…
Furkan UÇAR

PAYLAS
Önceki İçerikKomik gifler serisi – 1 ( gulmekten kirilacaksiniz)
Sonraki İçerikTrafik kazalarının önlenmesinde sürücülerin etkisi
Size hiçbir somut malzeme veya hayal veremem. Vermek de istemem. Evet, boyum posum belli, özüm sözüm halli. Benim size kendimi tanıtmamdansa siz gelin beni tanıyın isterim, bu karşılıklı kelam ettiğimiz ortak bir süreç olsun dilerim. Neden derseniz, ben bir düşünce işçisiyim. Düşünüp, istedikçe de yazarım.

Bir Cevap Yazın