“Düşünce kanar mı sandın ellerimi. Yanıldın sevgili, en çok ellerini bırakmak zorunda kaldığımda kanıyor ellerim… Bir dahaki kavuşmaya kadar yaralarım oluyorsun! Durmadan kanıyorsun!”

Sana, korkularımla geliyorum sevgili! Endişelerimle, yarım kalan hayallerimle, çalınmış umutlarımla… Sana, en yorgun halimle geliyorum. Gözlerim ağlamaktan, ellerim sana yazmaktan, ayaklarım yolunda koşmaktan biçare. Yüreğim nasırlaşmış sevgili, yine de kabul eder misin beni yüreğine, yine de sevgilim deyip sarılır mısın en boşluk(sensiz) yanlarıma?

Sensiz benim burada ne işim var, aldığım bu nefes beni yaşatırmı sanıyorsun, neredesin güzeller güzeli… Ömrüne amadeyim, yoluna divane, kokuna biçareyim… Ey mühür gözlü çiçeğim, uğruna kendimi kaybettiğim, seni çok özledim! Bir ses beklemekse yaşamak, beklerim gülüm! Artık yaşadığıma inanmak istiyorum, gel de güldür yüzümü… Gel de bitsin bu çilem… Bitsin!

Artık yarım şiirler yazan bir adamım ben. Geceyi tekerleklerle gündüze taşıyan bir âşık, yorulunca ağlayan, mızıldanan bir bebek işte! Daha kötüsü de var aslında, yaslanınca yalnızlığın sırtına, bir daha göremeyecek gibi hissediyorum seni. Oysa hayallerimiz vardı, her durumda imdadımıza koşan, ya da bizi yaşamdan tamamen kopup-ayıran…

Yüreğim nasırlaşmış sevgili, yıldızlar batıyor artık gözlerime. Sensiz boğazımdan geçmiyor bir yudum su bile. Ağır geliyor yaşam denen bu ikiyüzlü oyunlar… Sesin uzak, gözlerin yok artık ve hiçbir şey yok bu adamda. Ha geldin, ha geleceksinlere bıraktım umutlarımı. Bir tebessüm senden beklediğim, bir tebessüm…

Hem sen olmayınca, içimde hiç sevgide olmuyor. Ne insanlara yardım etmek geliyor içimden, ne de zor kış günlerinde aç kalan hayvanlara ekmek vermek. Kısacası sen olmayınca, ben hiç ben olmuyorum. Kendime kalmalarım çoğaldıkça, herkese, her şeye düşman oluyorum.

Sana koşmak istiyorum sevgilim! Beni ancak sen anlarsın, kimseler duymaz feryadımı, kimseler saramaz senin gibi yaralarımı… Hem sen hiç başkası gibi olabilir misin? Sen buğday teninle yaklaşırken başlar içime sevginin dolması ve sen olağan güzelliğinle karşıma geçip “merhaba” dediğinde, görürüm cennet hayatını.

Sana geliyorum sevgili. Kendimi bile bu uğurda harcadım. Artık sen olmuş bu tende bu yürek, bırakma beni ellere, bırakma! Hem sana düşmüşüm, ellerim yolunda kanamış, bundan öte ne ister bu adam.

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikTanıtım Yazısı Nedir ?
Sonraki İçerikİmtihanı Unutmak?..
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir Cevap Yazın