“Kısa bir ömür için uzun sorumluluklar alıyoruz. Yapılması gerekenleri en sonra bırakıp, dünyayı keşfetmeye yelteniyoruz, üstelik daha kendimizi keşfetmemişken. Hepimiz ölüp gideceğiz bir gün ve hiç kimse bize benzemeyecek, yapabildiğimiz güzelliklerden başka.”

Ömrünün yarısını boş şeyler için harcıyor insanoğlu, bunun farkına vardığında ise çoktan geçmiş oluyor ciğerlerinden kırk yıllık hava. Geri kalan ömrünü, gerçekten güzel olan her şeye adamak istiyor. Ama ne gelir elden, ne bedeni kaldırabiliyor o güzelliği ne de ruhu. Çünkü şaşırıyorlar, bugüne kadar sadece kendi nefsi için çalışan her şey şimdilerde başkalarını düşünmek istiyor. Ruhun yıllarca isteyip yapamadığını, beden şimdi yapmak istiyor. Ama ruh kırgın, kızgın, artık fark etmez diyor.

Hayatta neyin yaşı var ki aşkın mı, çocukluğun mu, fedakârlığın mı, sevginin mi… Hiç insan otuzunda da ihtiyarlatamaz mı bedenini, hani altmışında halen çalışamaz mı? Gülemez mi, kahkahalar atamaz mı, ne o çok mu ayıp olur etrafa? Koskocamanlığı ne zaman hak eder bu insanoğlu, daha kendi içindeki çocukluğa hasret türküleri söylerken mi? Neyin yaşı var bu dünyada ölmenin yaşı var mı mesela? Peki ya doğmanın yaşı, anne-baba olmanın yaşı; kör olmanın, vicdansız olmanın, küfür etmenin, kötülük yapmanın, adam öldürmenin yaşı olabilir mesela?

Kısa bir ömür yaşıyoruz! Aslında bize verilen bu değil ama biz her gün aynı şeyleri yapmaya devam ederek çok sıradanlaştırıyoruz hayatımızı. Her gün mutlu olmak istemiyoruz mesela, bunu gerçekten istemiyoruz. Yalan değil, bebekken bizim her saniye başımızda duran ebeveynlerimize onlar yaşlanınca günde bir saat bile ayıramıyoruz. Hep bir bahanemiz oluyor. Sevgiyi, saygıyı ve bize emeği olanları unutuyoruz. Çünkü sıralamamızda onların yeri çok sonra, nasıl olsa onlar hep yanımızdalar, ölmeyecekler. Bizim önceliklerimiz var, komşu yeni araba almış-bende almalıyım. Komşu gerdanlık seti almış, mutlaka bende almalıyım. Çevreye iyi görünmeliyim derken, kendimizi maddi komşularla kıyaslıyoruz, öbür tarafta bir ekmeğe muhtaç komşumuza selam vermiyoruz-borç ister diye.

Gün geliyor batıyoruz, yıllarca çıktığımız o basamaklardan hızla iniyoruz. Ve işte o zaman farkında oluyoruz; bir insan dost biriktirebildiği kadar zenginmiş, ah biriktirdiği kadar da fakirmiş… Kapımızın zili çalar mı diye korktuğumuz zenginlik yıllarından, bir anda acaba kapımızın zili bugünde mi çalmayacak diye korktuğumuz fakirlik yıllarına gidiyoruz. Oysa ömrümüz ne kadar kısaydı, hani biz hep zengin kalacaktık, neden böyle oldu ki… Diyebilsekte nafile! Gün gelir, Azrail sizin en değerli hazinenizi karıştırmaya başlar! Şimdi o selam vermediğiniz, hakkını gasp ettiğiniz ne kadar kişi varsa ayaklarına kapanmak istersiniz. Ve aklınıza ne o zengin günlerden kalma anılarınız gelir, ne de gezip-gördüğünüz nice güzellikler… Sadece kırdığınız kalpler gelir!

Artık zaman gidiyor, ruh kayıyor fani bedenden… Bir fark edilemeyen düşünce yüzünden, bencillikten, şükürsüzlükten, adaletsizlikten yanıyor ömrü denen sobanın odunları. Ey âdemoğlu artık uyan gençliğini yaktın, bari geri kalanını kurtar! Zor mu önce sevmek, neden maddiyat uğruna çiğneniyor bu yürekler-neden ha!

Gün gelecek sizde bir zamanlar en son sıralarda yer alan seçeneklerinizin yerinde olacaksınız! İyi ki ilahi adalet var-yoksa çekilir miydi bu dünya!

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikGlobal Kriz ve Kül Bulutları
Sonraki İçerikSağlık Bakanlığı Ne Yapıyor?
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir Cevap Yazın