Anlaşmazlıkların ve homurdanmaların arttığı bu dönemlerde hepimiz konuşuyoruz ama dinlemiyoruz.Hepimiz birbirimizden şikayetçiyiz ama aslında hepimiz aynıyız. ‘Toplum nereye gidiyor?’ sorusunu sormak yerine birde ‘Toplum için ne yaparım?’ sorusunu sorma vaktimiz gelmedi mi?

Bakış açılarımız aynı olamaz ama kalbimiz aynı olabilir. Kalbimiz ana vijdanımız olduğu sürece; duygularımızı kibirden, gururdan, inattan uzak tuttuğumuz müddetçe hangi nefs yaklaşabilir bize?

Her olay ve her nesne kişinin algısına göre değişir, aynı olay birimize trajik gelirken bir başkası için komik olabilir. Birinin tonla para verip aldığına başkası dokunmak bile istemeyebilir. Parkta dolaşan köpek başını okşayan adam için sevgi ve sadakatı çağrıştırırken uzaktan geçen adam için korku kaynağı olabilir. Köpek aynı köpektir oysa. Etrafı koklayarak dolaşan kuyruğunu neşe ile sallayan bir fino…Yaşam tek bir akışa sahip görünse de yaşayanlar kadar çoğuldur aslında her döngü.Ne kadar geniş çerçeveden baktığımıza bağlı hayat.

İnsan ait olma duygusunu içinde taşır hep.Doğduğumuzdan beri sorgularız ‘Nereye aitim ben, kimim ben, amacım nedir?’ Bu sorulardır bizi hayata bağlayan.Kendimizi bilme olgusu dogmatiktir.Sorgulanmamış yaşam yaşanmamıştır aslında.Ama kendini bilmekten korkan bir toplum haline gelmiş bulunmaktayız.Bazı kişiler bir topluluğun üyesi olduğunda, o toğluluğun kültürünü de sorgulamadan kabul eder. Kendini kabul ettirme duygusu… “Neden yanlış, neden karşısın?” sorusuna verebileceği öznel bir cevabı yoktur çoğu zaman. ‘Herkes beni sevsin, uyumlu olduğumu düşünsün’ psikolojisi…Henüz kendi bakış açısını oturtamamış, ödünç ve sorgulanmamış değerlerle dünyayı algılayan birey kolayca manipüle edilebilir.İşte bizim şikayet ettiğimiz toplumun ortaya çıkış sebebidir bu… Neye neden inandığını sorgulamaktan aciz insan…İşte tek isteği sevilme, ait olma duygusu…

Hepimiz annemizin babamızın aktardığı kültürü özümsedik oysa, gün geldi anne babanın kızdığı evlatlar da olduk. Ancak değerlendirme gözlüğü taktığımızda ebeveynlerimizin gördüğünü görebildik. Kendimiz olabilme ihtimalini o gözlükleri taktığımızda hissettik , çoğu zaman geç oldu belkide.

Nesne ve her olaylara, ailemizden ya da toplumdan ödünç aldığımız gözlüğü çıkarıp bakabildiğimizde; tarafsız kalabildiğimizde , yıllardır yaşadığımız hipnozun derinliğini de fark edebiliriz belkide.

Bizi kuşatan ve sorgulamadan kabul ettiğimiz her değere bir de bu açıdan bakabilirsek gerçeğin de tıpkı kral gibi çıplak olduğunu fark edebiliriz.

Başkalarından ödünç aldığımız korkulardan kurtulmanın tek yolu da budur.

Sorun kendinize; “iyi ama kime göre?” “Kötü ama kime göre?”
Ve şöyle devam edin; “bana göre…”

 

SEDA ÖZTAŞ

PAYLAS
Önceki İçerikBal gibi Anlaşma
Sonraki İçerikRutinin Dayanılmaz Cazibesi
Sorgulanmayan hayat yaşanmamaya mahkumdur ....

Bir Cevap Yazın