Çok fazla yapmadığım bir şeydi, kulaklığı takıp radyo dinlemek. Ama zaman zaman dinlemeye başladım ve git gide artan bir radyo dinleme tutkusu. Üç dört ay sürekli olarak takip ettiğim radyo programları beni iyice içine çekmeye başladı. Ve program sırasında sunucunun sorduğu sorular, dinleyicilerin gönderdiği yorumlar… Ben de tabi kendim yorumlar yaparak oturduğum yerden katılıyorum. Bir gün yine radyo sunucusu bir soru sordu ve dinleyicilerden yorumları bekliyor. Bir yorum geldi. İkinci yorum geldi. Artık yerimde duramıyorum. Mutlaka ben de cevabımı göndermeliydim. Nitekim öylede oldu. Kendimce cevapladım, yorumumu yaptım ve gönderdim. Ardından program sunucusunun yazımı çok beğenmesi, beni takdir etmesi de hoşuma gitmedi değil –kendimi övmek niyetinde değilim kesinlikle-. Ve ardından her şey eskisi gibi. Radyo dinlemeye devam ediyorum.

Tabi anlattığım  zamanlarda duygusal takılan bir genç var. Haliyle şiirler, özlü sözler, güzel aşk hikayeleri vs. takip de ediyorum. Bunun yanı sıra belki sizlere basit gelecektir ama her gencin de bunu yaptığı kanısındayım; bir defter alıp beğendiği sözleri falan not etmesi, yazılan şiirleri not etmesi. Ben de öyle yapıyorum. Ve artık ben de bu sözleri yazmalıyım dedim. Tıpkı dinlediğim radyo programına gönderdiğim cevap gibi bunları kendi defterime kendim yazmalıyım. Başladım yazmaya. Dilim döndükçe, kalemim yazdıkça yazıyorum. Kimsenin haberi olmadan kendimce yazıyorum. Ara sıra her zaman yanımda olan ablama okuyorum. Kendisi de çok beğeniyor ve bana mutlaka yazmaya devam etmelisin diyor. Ama bilmiyor ki hayalci dünyamda zaten yazıyorum. Hayal, hayal, hayal… yaşam devam ediyor. Olaylar artık kafamda büyüyor. Kimisi daha dramatik bir hal alıyor, kimisi daha romantik oluyor. Artık çerçeveyi genişletmeyi düşünüyorum. Yazdığım o sözlerin altını doldurmaya, o sözleri belli bir çerçeve içinde vermeyi düşünüyorum. Tabi bu iki satırlık yazdığım şiirler kadar kolay olmuyor.

Başlıyorum yazmaya, olay örgüsü oluşturmaya. Evet, gülünç gelebilir. Okul hayatı boyunca eline kalem alıp bir paragraf yazı yazmayan bir kişi nasıl olurda kendisini direkt olay örgüsü içerisinde bulur. Dedim ya hayalci dünyam. Hayal kurmakta ustalaştım nerdeyse. Otobüste, okulda, bakkalda, televizyon izlerken, yemek yerken, gece başını yastığa koyduğunda vs. her yerde hayaller kurarak yaşıyorum. Olay örgüsü kafamın içinde. Ama kalemi eline alınca işin rengi değişiveriyor hemen. Eline aldığın kalemi bir sağa büküyorsun, bir sola. Olmuyor. Ve sonunda anlıyorsun birikim olmadan yazamayacağını. Birikim mi? O da ne? Nasıl olacak? Diye düşünürken kendin veriyorsun cevabını: yazmak için bilmek gerekir, bilmek için okumak gerekir, okumak için direnç ve sabır gerekir. Bu üçleme beni öyle korkutuyor ki artık yazığım o şiirlerden bile vazgeçiyorum. Arkasından kendimde hissettiğim bir boşluk ortaya çıkıyor. Sebep arıyorum, bulamıyorum. Aslında biliyorum ama bilmemezlikten geliyorum. Olacak gibi değil. Günden güne büyüyen o boşluk gündelik yaşamıma da sirayet ediyor. Korkarak yaşamaya başlıyorum. Önüne geçilemez bir hal alıyor bu olay ya da kendimi öyle hissediyorum ya da hissetmek istiyorum. İçimde bir boşluk olmasa bile iyi ki öyle hissetmişim diyorum. Çünkü, kendimi rahatlatmak, kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Nerden? Okumaktan mı? Evet. Okumaktan. Evde bulduğum bir roman kitabı elime geçiyor. Başlıyorum okumaya. Çok sıkılıyorum. Nerdeyse kendimi son dakikalarını yaşıyormuş gibi hissediyorum. Ama dedim ya okumak, direnç ve sabır gerektirir. Sabrediyorum. Yavaş yavaş günde okuduğum sayfa sayısını arttırarak ilerliyorum. Bunun yanında suratımda sebebini bilemediğim tebessüm ifadeleri ortaya çıkmaya başlıyor. Ve zafer… Kitap bitti. Kendimi ödüllendiriyorum. Tatil kazandım….

Arkasından, okuma eyleminin nasıl olacağına dair fikirler edinmeğe çalışıyorum. Hepimizin bildiği ortak sonuç şu: ilk önce sevdiğin tarzda kitaplar okumaya başlayacaksın. Ben de tavsiyelere uyuyorum ve sevdiğim konular üzerine yoğunlaşıyorum.

Tarih. Okumasını sevmediğim gibi edindiğim bütün bilgilerim dinleme üzerine kurulu bir konu. Artık dinlemenin yanında okumanın gerekliliğini kendimce bir kez daha saydıktan sonra gidiyorum ilk kitapçıya. Rafları karıştırıyorum. Ve Osmanlı tarihi hemen gözüme çarpıyor. Kitapçıyla pazarlığımı yaptıktan sonra mutlu mutsuz ifadelerle eve geliyorum. Kitabıma başlangıç yapıyorum. Bir, iki, üç… derken kitap bitiyor. Kitaptan edindiğim bilgiler, dinleme fiilini lügatımdan kaldırmama sebep olacak kadar beni etkiliyor. Peşi sıra zihnimde yanan şimşekler vesilesiyle ve daha önceleri yaptığım bir, iki cümlelik şiir yazmak, özlü sözler takip etmek vs. aklıma geliyor ve hemen okumak üzerine yazılmış özlü sözlere ve şiirlere bakıyorum. O da ne: bilim adamlarından, liderlerden, aydınlardan vs. bir çok insanın onlarca sözü ve şiiri. Bunları sizlere de buradan iletmek isterdim ama bunları tek tek okumak sizi sıkar diye benim üzerimde en tesirli olan ve sizlere de tesirli olacağına inandığım bir sözü söyleyeyim: bir hadis-i şerif, ‘’okumak, kadın ve erkek bütün herkese farzdır.’’

İnsanlar öldürücü olmayan zehirli bir yiyecek veyahut eylemin tadına baktıklarında zamanla o eylem veya yiyecek insana tatlı gelir. O sıra tatlıyı insan yemeye başlarsa insana zehirli gelir. Yavaş yavaş alıştığım o okuma eylemi artık zehirli değil bana tatlılığını göstermeye başladı. Öyle kaptırmıştım ki kendimi elimde kitabım olmadan evden dışarı çıkmıyordum. Ertesi gün sınavım var ama kitabımı bitermeden ne yatmayı düşünüyorum ne de uyumayı. Artık hayatınızda okumaktan başka hiç bir şeyin anlamı kalmıyormuş gibi hissediyorsunuz kendinizi. Öyle ki kitap okumadan geçirdiğiniz bir günü kendinize zül sayıyorsunuz. İşte kitapların etkili dünyası..

Aradan 6 ay gibi kısa bir süre geçiyor. Kafamı kaldırıp ilk başta boş olan kitaplığımı saydığımda 18 kitap çıkıyor. Ve bir altı ay daha kitap sayıyı otuz beş. Bu beni inanılmaz derecede mutlu ediyor. Kendinizin nasıl değiştiğinin farkına ilk siz varıyorsunuz. Artık olaylara bakış açınızda, konuşmalarınızda ve kurduğunuz cümlelerde olan değişikliklere ilk siz bakın…

Tabi burada hep aynı tarz da kitap okumak doğru değildir. İnsanı ilk günkü gibi sıkar. Onun için kendinize bir program yapın. Önce polisiye ardından tarih onun ardından aşk sonra düşünce vs. Sene sonunda zihninizde onca bilgi ve düşünceyle yaşamaya başlıyorsunuz. Bu düşüncelerin hepsini muhafaza etmeli ve yenileriyle harmanlamalısınız yani gelişime açık olmalısınız. Zaten gerisi kendiliğinden geliyor.

İki sene okuduklarının verdikleriyle artık kendine yazabilirsin diyorsun. Ama bu da yeterli değil. Çünkü daha fazla okumalısın… ve yazma serüveni işte bu şekilde bu yazıyla başlıyor.

 

3 YORUMLAR

  1. Yazmayi birakmamalisin, Ben cok etkilendim yazindan. Aramizda olmandan ve bu yaziyi bizle paylasmandan cok mutlu oldum gercekten, cunku ilk okuyanlardanim. Inaniyorum devaminda gelecek olan yazilarinda harikalar yaratacaksin.

Bir Cevap Yazın