“Zamanla arası hiç olmayan birisiyim ben. Zamansızlardanım! Çoğu kez yersiz-yurtsuz hayallerle savrulan, küçük bir yürek işte; bir yerlerde kalan o yarımlığa aldanan ve hayatını onun üzerine kurmaya çabalayan biriyim.”

Duvarda asılı duran takvim yaprakları yirmi gündür aynı tarihte. Yarınların beklenilmediğini, yeni doğan güneşle yeni umutların yeşermediğini düşünmüş olmalıyım ki aynı rakam asılı duvarda. Bir kaybedişin, yenilmişliğin tarihi aslında o. Hayatta kalmayı becerebilmiş ama hayallerinin bile unuttuğu bir insan silueti var tam karşımda…

Nereden bakarsak orada olduğumuzu düşünürsek eğer, demek ki ben olduğum yeri hak etmişim. Belki olunmaması gereken yerdeyim. Belki de bir bedelin tam orta yerinde, cezaların başlangıç noktasındayım. Ama işte yarınların güzel geçmesi için de bugünlerin tecrübelerini iyi hapsetmeliyim yüreğimde. Belki de şükretmeliyim halime eskisinden daha çok.

Yalnız kalmak her şeyden daha kolaydır. O yalnızlıkla başa çıkıp-faydalanmaksa zordur. Aslında güzel düşünülürse, anlamlıdır yalnız kalmak… Hayatın keşmekeşliğinden sıyrılıp, sizi üzen ne kadar dert varsa, hepsini bir tarafa bırakmak güzeldir. Şöyle arabanı çekip bir sahil kenarına, denize taş atmak, dalgaların gelişiyle oluşan esintiye yüz çevirmek güzeldir. Kuş cıvıltılarıyla dans edip, yaptığın hatalarını da yâd edip-değerlendirmek gerçekten büyük bir erdemliktir…

Bu hayatta gerçekten hiçbir şeye sahip değiliz. Hani sahip olduklarımızı sandıklarımız bile sadece birer yanılsama. Gün gelecek biz âdemoğulları yine yalnız çıkacağız yolculuğumuza. Hayatın bu yönüne baktığımız zaman yalnızlığın bir nimet olduğunu ve sahip çıkılması gereken en büyük güç olduğunu bilmeliyiz!

Bugünlerde uykularımda hep sevdiklerimi görüyorum. O çok özleyip de yanımda olamayan ne kadar varlık varsa, hepsi rüyamdalar. Garip bir his bu! Her sabah kalktığımda bir başka rüya ile uyanıyorum. Gözlerimin önünden geçiyor tüm sevdiklerim, onun için çok mutluyum. Ama düşününce sanki bir yalnızlığa gidiyormuşum da çaresizliğime bir cevap arıyorum gibi, sanki o yaradan bana bir mucize yaşatıyor gibi, onca mucizeden sonra…

Bugün yırtılmamış ne kadar takvim yaprağı varsa hepsini teker-teker okuduktan sonra masama bıraktım. Artık yeni bir umudun, sevincin içindeyim. Tutunduğum dalların neler olduğunu ve sahip olduğum o gücün bana neler sunduğunu çok daha iyi görebiliyorum. Bunca yıl yaşantımda olup da değerini çok önemsemediğim yalnızlığa ben çok şey sığdırdım. Yeni umutlar, sevinçler, heyecanlar, mutluluklar, insanlar…

Hayatta ilk defa zamansızlığıma çok minnettarım. Belki kuralsızım, asiyim ama yürekten güzellikler geçince, her şey o kadar tarifine uyuyor ki işte bunun mutluluğunu geçte olsa yaşamak çok güzel…

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikAllah Korkusu Ne Kazandırır?
Sonraki İçerikBeyin Göçü Şart Mı?
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

3 YORUMLAR

  1. Çok sağlam bir kalemin var. Çok güzel yazmışsın. Çoğu kişinin daha ilk paragraftan ” lan ne diyo bu, bişi anlamadım ” diyerek sayfayı terkettiği ancak anlıyanlar için mükemmel denebilecek derecede kaliteli yazmışsın.

  2. var olun dostlarım… ” lan ne diyo bu, bişi anlamadım ” bu tesbit çok yerinde. ben dahil eski yazılarımı okuduğum zamanlarda her zaman bunu düşünmüşümdür. samimice söylemen çok hoştu. var olun güzel dostlarım :))

Bir Cevap Yazın