Paris’te üç pkk mensubunun ölümü, ülkemizdeki gerçekleri bir kez daha gözler önüne sermeye yetiyor. İmralı ile barış görüşmelerinin başlamış olması, hükümetin terör örgütü lideri ile müzakere yapıyor görünümünde olması toplumun sessiz çoğunluğunu emin olun olumsuz etkiliyor. Dışarıdan göründüğü kadarıyla, hükümetin yapmış olduğu doğruları takdir eden, yanlışları da korkmadan ifade edebilen biri olarak ne yazık ki bu kez hükümetin yanlış yolda olduğunu ifade etmeden yapamayacağım. İktidar sahipleri ne yazık ki her alanda attıkları olumlu adımlar nedeniyle, toplumun kanayan yarası haline gelen bu uluslar arası çeteyi de bitirebileceğini iddia etti ve cesurca adımlar atmaya devam ediyor. Benim anlayamadığım şu. Bir yandan terör örgütü kamplarını bombalayacak, kck operasyonları devam edecek, diğer yandan sorunun en büyük parçası olan terör örgütü lideriyle pazarlığa yönelik müzakere ortamı yaratılacak. Yok öyle birşey.

Türkiye’de ikiyüzlülük almış başını gidiyor. Süper güç, bize okyanus ötesinden bu sorunu çözmemiz konusunda bir hayli baskıcı davranıyor. Ve Irak’ın kuzeyine diyor ki, “Bir süre Türkiye ile ittifağını sağlam tutmaya bak. Bu halkının yaşaması ve yönetiminin güçlenmesi için en önemli husus. En azından Irak’ta Maliki, Suriye’de Özgür Suriye Ordusu( Ki Abd Esad karşısında ÖSO’nu destekler) senin halkını rahatsız etmeyecek konuma gelene dek. Şimdi bana diyeceksiniz ki, Esad Suriye sınırımızı Kürtlere armağan etti. Yani daha sade olarak  başımıza çorap ördü. Sen bizim iç işlerimize karışırsan, ben de seni en büyük zaafın ile vururum diyerek bizlere gözdağı verdi. Her ne kadar Abd Esad karşıtı olsa da, bu durum onların öngörüleri ile tamamiyle bağdaşıyordu. Onların da tam olarak istediği buydu. Bu Kürtlerin işlerini kolaylaştıracaktı. Abd hem Türkiye gibi önemli bir müttefiğini kaybetmek istemiyor, diğer yandan da Kürt kartını kullanarak bölgede denge politikası yapmayı sürdürüyordu. Bizlere de gözümüzün boyandığı potansiyel petrol rezervleri çekici geliyor, kuzeyle müttefik olursak bundan faydalanabileceğimizin hesabını yapıyorduk. Öyle ki gazete yazarlarımızın çoğu günlerce büyük Türkiye makaleleri yazıyor, görün bakın neler olacak tarzı söylemleriyle sanki onlara birileri bu filmi bizden önce seyrettirmiş imajı yaratıp şaşırtıcı bir uslüpla pembe hayaller aşılıyorlardı. Burada ilginç olan husus ise, bizim öngördüğümüz politika dışında bir ilerleyiş söz konusuydu. Biz sıranın bahane ile girilen Afganistan sonrası Irak, Suriye, İran ve sonunda Türkiye olduğunu hesaplıyorken İran’ın köklü devlet yapısı, sert tavrı, nükleer silah potansiyeli ve Rusya ile olan sağlam bağları sıranın bize geldiğini açıkça gösteriyordu. Bu sıralamayı nasıl algılıyorsanız algılayın, biliyorum ki bu gerçekleri anlatmamdan rahatsız olacak birçok hain barınıyor ülkede. Bölgede Sünni varlığın artık yeteri kadar güçlü olmaması, ve meydanın İran destekli Şiilere kalmış olması büyük güçü haddinden fazla rahatsız ediyor. Amaçları bizi İran’a düşman ederek, düne kadar Türkiye düşmanlığı aşıladıkları kitleleri bizlere yaklaştırmak, bir süre bizim hakimiyetimize bırakmak. Anlayacağınız çorabın en büyüğünü bizlerin başına örmek niyetleri. Ancak birtakım odakların, izledikleri politika ve yürüttükleri bilinçaltı hareketleri bunların günyüzüne çıkmasına büyük engel teşkil ediyor. Hala dağlarda askere kurşun sıktırdıkları kandırılmış insanlarla bugün siz kardeşsiniz, artık barışmalısınız mesajları veriyorlar. Günü geldiğinde tekrar savaşı başlatana kadar.

Irak’ta Saddam’ı kullanan, günü geldiğinde gözünün yaşına bakmayan, Kaddafi’ye bahçesinde çadır kurduran günü geldiğinde acımadan öldürülüşünü keyifle izleyen birtakım güçlerin hainliğini göremeyecek kadar satılmış, göremeyecek kadar kör göz var ülkede. Hiçbir göz doktoru bu hastalığın çaresini bulamaz. Şimdi aynı politikanın, çok iyi masabaşı oyunları oynayan büyük güçün bizim üzerimize yürütüldüğünü gösteriyor. Hem de hiç olmadığı kadar açık şekilde. Sanırım bizlerin asla duyamayacağı şekilde, bölge çıkarlarını korumak adına büyük güç, “Ya bu işi çözersin, ya da ülkeni karmakarışık ederim Irak’tan, Suriye’den beter olursun” diye ülkemiz yönetenlerine mesaj veriyor. O yüzden, bu denli çabuk davranma sebebi. Birçok olaya kayıtsız kalan Nato’nun patriotları derhal Abd isteğiyle bölgeye göndermiş olması, Kürtlerin ve Türkiye’nin, İran destekli Maliki ve yine İran destekli Esada karşı korumak istemesinden kaynaklanıyor. Bu sebeple derhal barışmalısın diyor bizlere. Yoksa benim bölgesel çıkarlarım oldukça azalır. Anlayacağınız elleriyle satranç taşı misali döndürüyor bölgeyi büyük güç. İktidar ise, bir yandan iç savaş tehdidine karşı tedirgin hızlı davranıyor diğer yandan Osmanlı sevdalısı yapısı ve manevi yapısı nedeni ile yasadışı güçlerle ittifak olmayı yediremiyor ve şehit annelerine nasıl anlatacağım diye kara kara düşünüyor. Büyük gücün buna karşıda panzehiri hazır. Sen büyük Türkiye olacaksın diyor, Neo Osmanlı hayal değil bunu yakın olduğun tüm kitlelere iletmelisin. Adamlar ne yapsın? Dünyaca ünlü büyük gücün adamlarından birinin, bir stratejistin öngörüsü 2040 yılında Türkiye’nin topraklarının değişeceği, ne ilginçtir ki devasa şekilde büyüyeceği yönünde. Nedense dün bölünmüş Türkiye haritaları yayınlayan okyanus ötesi güç, bugün büyük Türkiye haritaları çizerek sizlere bunu vaat ediyorum diyor. Ne kadar basit, ne kadar kirli bir tezgah değil mi? Haritanın içinde can düşmanı Yunanistan başta olmak üzere Gürcistan, Bulgaristan, Mısır, Irak, Suriye var. Kıbrısı direk bizlere bağlamışlar. Hani yıllardır sorunu çöz adayı ver diye çığıran ikiyüzlüler. Birtek İsrail ve İran dahil değil bu haritaya. Türkiye’ye düşman kazandırmaya niyetleri var, orası kesin.

Bir yıl önce falandı sanırım, tv kanallarının ülkenin bütünlüğü ve Türk varlığından rahatsız olan kişilerden geçmediğini yazmıştım. Şu son olaylar da gösteriyor ki tv kanalları yasa dışı güçlerin kontrolü altında. Yıllarca sanki bugünleri beklemiş gibi türeyen bu insanlar, Türkiye aleyhine amansız bir savaş sürdümekle meşguller. Ne zaman televizyonu açsam, teröristleri kahraman olarak nitelendiren düne kadar omuz omuza o militanlarla dava arkadaşı olmuş birtakım şahısları görüyorum. Biri diyor ki “Şu pekeke’li kadın hareketinin ve başkaldırının liderlerindendi. Çok önemli operasyonlarda bulundu. Diğeri diyor ki, güya objektif takılanlardan biri “Cinayetleri kesinlikle pkk yapmış olamaz” aklı sıra devleti suçlayacak ya. Bu suçlayıcı politika, kendisine maske takarak tvlerde güya barış adına boy gösteren şahıslarla, terör örgütünün sözcülüğünü üstlenen kişilerin izlediği politikayla paralel. Öyleyse, birileri gerçekten büyük çıkarlar peşinde. Chp, Atamızın partisi bile içindeki ayrık otlarını temizleyemiyor, onların beslenmesine göz yumuyorsa vay bizim halimize. Bundan iki üç yıl evel bulunduğum bir cafe ortamında bir büyüğümle gündemde olanları tartışıyorken, o büyüğümün arkadaşı olduğunu öğrendiğim emekli bir komser konuşmamıza dahil oldu. Ben özellikle yaşadığım şehir olan İzmir’i yönetenleri, hiç siyasi hırs gütmeden veya ömrüme eklenecek çıkarları hesaplamadan objektifce eleştiriyorken, yaşı benden bir hayli büyük olan o kişinin hem de eski bir polis olarak söyledikleri beni bir hayli ürkütmüştü. Siyasi partilerin, ve kendininde sempati duyduğu partinin içinde bölücü çevreleri barındırıyor olmasını parti çıkarlarına bağladı. Ben bunu bilmiyor muydum o güne kadar, duymamış mıydım? Benimde yakındığım tam olarak buydu. Ancak bunu, hem de bir emekli polistan hatta komserden duyuyor olmak o kadar acıydı ki. “Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı, Gemisini yürüten kaptan” bunun gibi bir çok kalıplaşmış cümlelerin özetiydi işittiğim. Bunu o kadar soğukkanlı söylüyordu o büyüğüm. Şaşırmıştım, ve durumun vehameti bir tokat misali yüzüme çarpmıştı.

Soyu Orta Asya’dan gelmez bir çoğumuzun. Yaylalarda çadırlar kuran Yörükler değildir sadece Türk milleti. 1071’de gelen Orta Asyalı Türklerin kanından gelmek gerekmez, Türk milleti olmak için. Bu milletten olmak geçmişteki tüm değerleri kendinin görmek, onları sahiplenmektir. Dini ve manevi yapıları güçlü onlarca etnik unsurun bir dayanışmasıdır. Aynı cepheye koşmak, aynı savaşta ölmektir. Aynı bayrak altında toplanmak, milli maçlarda tek yürek olabilmektir. Atatürk’e sahip çıkmaktır bu milletin evladı olmak. Bölücüye meydan bırakmamaktır. Bilinmelidir ki, uzun yıllar tüm müslüman insanlar Türk olarak nitelendirilirdi. Öyleyse Türk milletinin bir parçası olmak kimsenin zoruna gitmemelidir.  Ancak gidiyor. Ve bizler de buna çanak tutuyoruz. Dini unsurların öne çıkarılmış olduğu dönemlerden birinde olduğumuzdan mıdır bilinmez, muhalefet hiç olmadığı kadar ideolojik yürümeye başladı. Çünkü eskiden büyük sol hareket, ulusal sol yolundan yürümekteydi. Şimdilerde ise, karmakarışık bir yolda yürüyor. Ne sağda, ne solda. Sadece şunu söyleyebilirim ki, ulus anlayışının yok olmasını isteyen insanlar bir araya gelerek Mustafa Kemal Atatürk’ün partisinin içindeki ulusalcıları bitirdiler. Ya da bu kesim, ulusal olmayan yandaşları olmadan yürüyemeceklerini anlayıp boyunlarını eğip olan bitene seyirci kaldılar. Her yol Türkiye aleyhine öyleyse. Ulusalcılığı bitirmek, Türk milliyetçiliğini bitirmek, toplumsal hassasiyetlerin çiğnenmesi, Milli ve manevi değerleri hiçe sayarak toplumsal refleksi ölçmek ve bir noktadan sonra bünyeleri alıştırarak refleksiz hale getirmek. Bu birilerinin büyük emeli. Ve bir çok noktada ayrı düşen kesimler, söz konusu Milli değerler olduğunda ve Türk unsuru söz konusu olduğunda bir araya gelebiliyor. Bu değerleri koruyacak, saf oluşumlar ne yazık ki yok. Çünkü herşey iç içe geçmiş durumda.

Bugün cenazeler kalkacak ve Türkiye Cumhuriyetine birileri tarafından mesaj verilecek. Türk devletine de, Türk milletine de. “Ya bu sorunu çözersin, ya da başına bela olmaya devam ederim. Bugün devletinin askerine yarın, sokak sokak başka etnik yapıları inkar eden adına Türk denen milletine” Burası gayet açık. Bundan sonrası ne olur orası bilinmez. Gerçekler tam olarak korkulmadan konuşulmaya başlansa, konuşulacak o kadar konu var ki. Ancak ne yazık ki içinde bulunduğumuz coğrafyanın toprakları korku ve kan kokuyor. Gökdelen dikerek, metro yaparak Avrupai görünüm elde ettiğimizi sansak ta, kabul edelim biz Avrupalı değiliz, olamayız. Çünkü yeteri kadar kavga potansiyeli taşıyoruz içimizde. İster devletin zorla göç ettirmiş olduğu, ister sistematik olarak yürüyen nüfus hareketleri, Iğdır, Erzurum ve Elazığ, Mersin gibi birçok ilde kendini göstermeye devam ediyor. Bu hareketler eğer birtakım mihrakların yönlendirmesi ile oluyorsa, ve bu odakların kutuplar yarattığı düşmanlık politikası gelişirse yarın bu illerde, özgür olmak ve kendi kendini yönetme isteği bir kenara yerel halkı yok sayan bir intikam duygusu hakim olacak. Bu bir öngörü, ancak ne yazık ki yüksek oranda gerçekleşmesi muhtemel bir öngörü. Çünkü Ortadoğu güçlü olanın haklı sayıldığı, güçlü olanın sözünün geçtiği bir bölge. Güçlü olmak adına herşey yapılacak. İsimleri bile hazırdır bir çok vilayetin. Yeter ki, düşmanlık var olsun. Birilerinin maşası olmaya devam edelim Yolumuz çok açık. Öyle açık ki, artık geleceğimizi görmemiz çok ta imkansız değil. Umarım kimseler bu oyuna gelmez. Umarım büyük güçlere meze olmayız…

1 YORUM

  1. Konuya güzel değinmişsin usta, ellerine sağlık. Özellikle buradaki ile başlayan paragrafdaki sözleri harikaydı: “Soyu Orta Asya’dan gelmez bir çoğumuzun. Yaylalarda çadırlar kuran Yörükler değildir sadece Türk milleti.”…

Bir Cevap Yazın