Hilmi Yavuz, Vural Bahadır Bayrıl için “Daha bugünden Türk şiirinde göz ardı edilmeyecek bir birikimle kendini kabul ettirdi. Artık V. B. Bayrıl’sız bir 21. yüzyıl şiirinden söz edilemez1 derken, çok önemli ve doğru bir tespitte bulunuyor.

 

Bayrıl, sadece şiire âşık ve şiire hakkını veren biri değil! O, aynı zamanda şairliğe de hakkını veren ender kişiliklerden biridir. “Şaire, ‘şair olmak’ yetmeli” diyor ve şöyle devam ediyor: “Bu kadar büyük ve cüretkâr bir ‘sıfat ve hâl’ bile bir insanın ruhunu tatmin edemiyorsa, dünyadaki başka hiçbir şey o ruhu yatıştıramaz. Salın ipini gitsin…

 

Bayrıl, ‘Şer Cisimler’ adlı kitabındaki, ‘İns’ şiirinin bir dizesi ile kendisini beynimin duvarına silinmemek üzere kazımıştır: “Sonra… çok ama çok sonra anılan bir şey oldu insan.

 

Bayrıl’ın birçok şiirini okurken – belki de hepsinde – Mevlâna’nın bir yansımasını görmek hoşuma gidiyor. Sadece yukarıdaki dize bile, Bayrıl’ın iç dünyasının ne kadar derin olduğunu kavramak için yeterli. Bu dizede, daha doğrusu ‘İns’ şiirinin bütününde, Büyük Sevgili’ye gönderilen selâmı görebiliyor, O’na beslenen kutsal aşkın sayesinde bir değerimiz olduğunu bir kez daha anlayabiliyorum. İşte bu, Bayrıl’ın şiirlerinin verdiği mesajın yerine fazlasıyla ulaştığını kanıtlıyor ve bu sebepten olsa gerek Bayrıl’ın şiirleri, şiir okurunun kalbindeki en güzel köşeye yerleşiyor.

 

Elbette sadece Mevlâna değil; Bayrıl’ın şiirlerinin güneşli kıyılarında ilerlerken kâh Nedim’e, Kâh Nietzsche’ye rastlıyor, bazen Rilke ve Blanchot ile karşılaşıyor, kimi zaman da Yahya Kemâl’e, Tanpınar’a, Dıranas’a, Dağlarca’ya, Karakoç’a yahut Cansever’e kadar şiirin altın adamlarıyla bir araya geliyorsunuz.

 

Bayrıl’ın dünyasının, sadece şiirden örülü olmadığı açıktır. O’nun dünyasında, şiir olduğu kadar düşünce, felsefe, bilim, tarih ve mimari de yerli yerince ve yeterince bulunmaktadır. İçselleştirilen şiirlerin okura çok yakın olduğu düşüncesini hep taşıdım. Bayrıl’ın kullandığı mistik izlek ve ifadeler, bilindik fakat ‘unutulduk’ gerçeklere gönderme yaparken, ‘tanrı’ ve ‘insan’ odaklı bir dünya kurgulamakta, ‘varoluş’a ve ‘yaratılış’a sık sık temas edilerek, içselleştirilen (kitaplaştırılarak da genelleştirilen) ‘hesaplaşma’lar ve ‘yüzleşme’ler yapılmaktadır. İşte bu nedenle Bayrıl’ın şiirleri, haklı olarak kendi kimliğini yaratmasını başarmıştır. Aslında sadece Bayrıl değil, okuru da O’nu okumak ve anlamak üzerine bir kimlik geliştirmiş olmalıdır. Zira, Bayrıl’ın şiirlerini okuyan okur, ‘kimlikli’ bir okur olmak zorundadır.

 

Bayrıl’ın şiirlerinde ‘aşk’, insana ve nesneye bakışta sık sık karşımıza çıkan bir öğe olmakla beraber, insansı değil, ‘tanrısal’dır; Bayrıl’ın aşkı maddenin ve eşyanın çok ötesinde, fakat yansıması madde ve eşyada görülebilen ‘sahici aşk’tır. Zaten şiirlere insanların aşkı yakışmıyor, çünkü şiir kadar kudretli bir varlığa, ancak ona denk bir aşk yakışabilir, öyle değil mi?

 

Mimari diyorum, çünkü Bayrıl; şiirlerini, Sabit Kemâl Bayındıran’ın da ifade ettiği gibi ‘mükemmellikle’ inşa ediyor, çünkü şiir inşa edilir, tıpkı bir bina gibi. Bayrıl’ın şiirlerini oluşturan harcın ve kullanılan her tuğlanın, şiir ve düşün bilimlerinin derinlerinden fışkırarak gelen ve herkeste pek rastlanmayan ‘ince mesajları’ bulunuyor. Bu mesajları almasını bilen her okur, O’nun dizelerinden yeni ve başka anlamları kolayca türetebilir ve hatta dizelerine özel öyküler, romanlar ortaya koyabilir. Zira, Bayrıl’ın kullandığı dil buna elverişli olmakla birlikte, kendisinin de “Şiir, bir dilin dehâsıdır” sözünde ifade ettiği gibi, bu eyleme açıktır. Bayrıl’ın şiirleri, okunduktan sonra zihinde derin anlam fırtınaları yaratarak geçmişten günümüze uzanan bir köprü kurmakta, yaptığı göndermeler ve kullandığı ifadelerle çok çeşitli sahnelerin aklımızda yeniden dirilmesine ortam hazırlamaktadır.

 

Aslında, Bayrıl için yazılanlar arasında, en görkemli tespiti, 2000 yılında Gösteri Dergisi’nde yayınlanan “Şiir Beyaz Cinnet!..” başlıklı yazısında Engin Turgut yapmış ve Bayrıl’ı bizlere şöyle ifade etmiştir: “V. B. Bayrıl’ın şiirlerinde yumuşacık bir ney sesi de var sanki… Eşyanın da bir ruhu olduğunu iyi bilenlerden.

 

Bayrıl’ın şiirlerinde derin bir ‘ayrılık’ hâkim. O’nun şiirleri, hem eşyanın hem de insanın Büyük Sevgili’ye olan ayrılığını ve geçmişliğini âdeta bir ‘ney’ gibi şikâyet ederek aktarıyor bizlere. O’nun şiirlerinde derin bir ‘günah’ da var aynı zamanda; ayrılığın ve geçmişliğin nedeni olan bir günah… Kâinatın temel taşları olan bu iki öğenin, Bayrıl’ın coğrafyasında nasıl şekillendiğini ve dile geldiğini görmek için ‘Lotus’ başlıklı şiirini okumak gerekli: “Bu olmalı hepimize aratan, Tanrı’daki tamamlanmışlığı.

 

Bayrıl’ın şiirlerini ‘yüksek sesle’ okumak lâzım. Çünkü, O’nun şiirlerindeki musikî ve âhenk, sessizliğe karşı çıkan bir ‘isyan’ barındırıyor içinde. Maddenin zulmünden ayrı kalma arzusu olmalı bu isyan!.. Öyle olmalı ki, günah ve isyandan türeyen ‘eksik insan’ Tanrı’da tamamlanabilsin.

 

Bunun yanı sıra; ayrılık, günah ve isyanla örülü bir dünyanın; bahçe, gölge, balkon, gül, defne, bitki, cam, varoluş, kâinat, insan gibi sıklıkla kullanılan öğelerden oluşan bir coğrafya üzerinde yer alması, ney’in şikâyetlerini dinleyen bir şairle karşı karşıya olabileceğimizin işareti olabilir. Şair, sadece dinlemekle kalmıyor, ‘Şer Cisimler’ ve ‘Arzuda Tenhâ’ kitapları ile dinlediklerini okura da aktarıyor.

 

Bayrıl’ı yalnızlığın en kutsallarından birini yaşayan adam olarak tanıdım; ‘şair yalnızlığı’ bu. Bayrıl’ı diğer birçok güçlü şair gibi ayrı ve önemli kılan da bu olsa gerek. Zaten sık sık bahçeye, balkona, kâinata, insana, cama yönelen bir şair, yalnız olmalıdır! Aksi halde, madde – eşya ve insan temelli izleklerin ve tespitlerin şiire aktarılması pek mümkün olmayabilir. Kitabının adını ‘Arzuda Tenhâ’ koyarak bu yalnızlığa dikkat çekmiş olmalı şair.

 

‘Lotus’ adlı şiirini, kitap henüz yayımlanmadan okuduğumdan mıdır, yoksa yukarıdan buraya kadar anlattıklarımı özetlediğinden midir, bilmem; çok sevdim ve benimsedim. Şiirdeki derinlik ve şiirin mesajı, varlığımızı unutulan bir evrene yükseltirken, birçoğumuzun şiddetle gereksinim duyduğu ve mumla aradığı o yüce güçle buluşturuyor bizleri. Bu özelliklerinden ötürü, huzurunuzdan ‘Lotus’ ile ayrılmayı uygun görüyorum.

 

Bayrıl, şiire âşık her insanın okuması gereken önemli bir kalem. Emimin ki, Bayrıl’ın şiirlerini okuduktan sonra, ‘dalgın bir zambak’ olmaktan çıkacak, ‘sır’ın bütün açıklığıyla önünüzde serildiği bir ırmakta, kendinizi bulacaksınız.

 

Güneş, Büyük Sevgili’nin isteği ile yeniden yükseldiğinde görüşmek dileğiyle, esen kalınız.

 

Selçuk ERAT

01 Kasım 2009, İstanbul

http://www.selcukerat.com

 

 

 

LOTUS 2

 

Algının dağınık sabahı… Camsı

sınırlar… Kusurlu güzelliğin

tende ısrarı…

 

Sendeki esrâra bakarım. Ey kutsal

bitki!.. Ruh ile gülün alaşımı.

 

Varlık dinlenir… Bahçe olurken

ve Olmak yapraklarda henüzken…

Sendin hilkâtin ürperen ırmağı.

 

Sırları var hayatın ve aklın eşya

ötesi dalgınlığı. Sus! Büyümesin

aramızda, hayretin şerhâ yalınlığı.

 

Kalp neler neler saklar? Ki saklamalı!

Bazen de ne yapsanız, âşikârdır

bir zambağın kendi tenine alınganlığı.

 

Neresinden bakılsa eksiktir insan.

İnsan ki lâin serencâm. Tahammül

mülkünün çırağı.

 

Ey kutsal bitki! Ruh ile gülün alaşımı.

 

Bu olmalı hepimize aratan, Tanrı'daki

tamamlanmışlığı.

 

 

 

NOTLAR:

 

1. Arzuda Tenhâ, V. B. Bayrıl, Şiir, 2009, Mühür Kitaplığı, Arka Kapak

2. Lotus, Arzuda Tenhâ, S. 65.

PAYLAS
Önceki İçerikYavuz Seçkin ile Özel Hayatı ve Okul Yılları Hakkında Röportaj
Sonraki İçerikAtatürk’ün Gerçek soyağacı
5 Şubat 1982’de İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da, lise öğrenimini Gebze’de (Kocaeli) tamamladı. Öğrenimine, Anadolu Üniversitesi İşletme - İktisat Fakültesi’nde devam etti. Mimari, heykel ve resimle ilgilendi. Liseye başladığı yıllarda edebiyata olan ilgisi arttı ve bu alanda çalışmaya karar verdi (1997). 1998’de Gebze’ye yerleşti. Gebze’de yayımlanan günlük gazetelerde ve bazı dergilerde köşe yazıları yazdı. Marmara Gazetesi’nde Lacivert Kültür ve Sanat Sayfası’nı; Demokrat Gebze Gazetesi’nde Demokrat Günce Kültür ve Sanat sayfası’nı yayımladı. Arkadaşları ile birlikte Gebze Azim Gazetesi’ni çıkardı; gazetenin yazı işleri müdürlüğünü yürüttü ve tasarımını yaptı. 14 Eylül 2004’te LacivertSanat Kültür ve Sanat Topluluğu’nu kurdu. 1 Kasım 2004’te LacivertSanat internet sitesini açtı. Temmuz 2006’dan itibaren LacivertSanat E-Dergi’yi yayımlamaya başladı. Mayıs 2007’de, iki ayda bir yayımlanan LacivertSanat Fikir Ağırlıklı Kültür, Sanat, Edebiyat, Dil, Tarih ve Toplum Dergisi’ni çıkardı. Çeşitli internet radyolarında edebiyat ve kültür – sanat üzerine programlar hazırlayıp sundu. 01 Ocak 2010’da Türkiye’nin ilk ve tek tematik ağ radyosu Yelken Radyo’yu kurdu. Halen, radyonun yayın yönetmenliğini yapmakta ve program hazırlayıp sunmaktadır. İlk şiir kitabı Yaş, Nisan 2003’te Merhaba Tanıtım tarafından yayımlandı. İkinci şiir kitabı Toz Yanığı, Ağustos 2008’de Ada Yayınları’ndan çıktı. Yazıları, şiirleri ve yaptığı söyleşiler; Ada (Samsun), Ada (Trabzon), Andız, Aykırısanat, Berfin Bahar, Dergâh, Deyiş, Düşle, Ekin Aktüel, Gezgin, Hayâl, Her Şeye Karşın Edebiyat, İmgelem, İspinoz, Kuzeyyıldızı, Mor Taka, Sızıntı, Siyah Beyaz, Şair Çıkmazı, Şehir, Şiir Ülkesi, Taflan, Tay, Türk Dili Dergisi, Ünlem Sanat, Üç Nokta Edebiyat, Yalın Ses, Yaşayan Yarın, Yeniden Siya ve Yeni Yazı dergilerinde; Dünya, Önce Vatan, Marmara, Çağdaş Kent, Demokrat Gebze ile Yeni Gebze gazetelerinde ve birçok yerli ve yabancı internet sitesinde yayımlandı. İstanbul’da yaşamakta olan Selçuk ERAT, Makaleci.Com sitesinde yayın yönetmenliği yapmaktadır.

1 YORUM

Bir Cevap Yazın