Verimlilik, günümüz dünyasının ekonomik sorunlarını çözümlemede kullanılan anahtar kavramlardan biri sayılır. Bir anlamda kalkınmanın itici gücüdür de. Ekonomilerin bir sektöründe gerçekleşen verimlilik artışları, başka sektörleri de harekete geçirir. Sürekli artan verimlilik de, akılcı ve çağdaş bir yönetim uygulamasıyla kalkınmayı hızlandırır. Yüksek verimlilik, dönemsel krizlerden etkilenmeyecek bir üretme gücü yaratır. Bir taraftan da verimliliğin artması, insanoğluna içinde yaşadığı doğayı ve toplumu kontrol etme gücü verir.

Genel olarak, üretim sürecine sokulan çeşitli girdilerle bu sürecin sonunda elde edilen ürünler arasındaki ilişkiyi ifade eden verimlilik, savurgan olmadan, kaynakları en iyi biçimde değerlendirmek anlamına gelir. Teknik tanımı da bundan pek farklı sayılmaz. Üretilen mal ve hizmet miktarıyla bu mal ve hizmet miktarının üretilmesinde kullanılan girdiler arasındaki oran, verimlilik miktarını gösterir ve çıktı/girdi şeklinde formüle edilir.

Ancak günümüzde yaşanan küreselleşme olgusu, yeryüzündeki pek çok faaliyeti birbiriyle ilişkili hale getirdi. Dünyanın madenlerinin nasıl kullanılacağı, hangi ülke topraklarının tarıma ayrılacağı, küresel ısınma karşısında özellikle enerji sektörünü ilgilendiren fosil yakıtların ne şekilde sınırlandırılacağı gibi tartışmalar, verimliliğin de kapsama alanını genişletti ister istemez. Artık verimlilik sözcüğünden sadece üretimdeki çıktı/girdi oranı değil; üretilen ürünün ve hizmetin kalitesindeki artış, çevrenin ve doğal yapının korunması, çalışanlara iyi yaşam ve çalışma koşulları sağlanması da anlaşılıyor.

Buradan çıkarak tanımlayabileceğimiz ‘toplam verimlilik’ anlayışı da verimliliği, çeşitli üretim ve çevre faktörleriyle teknolojik, ekonomik ve örgütsel yeteneklerin bir bileşimi demek oluyor.

Bir Cevap Yazın