İçinde bulunduğumuz zaman diliminde geleceğimizin teminatı olan gençliği anlamak tanımak ve geleceği tahmin etmek açısından bir konuya eğilelim istedik bu yazımızda.

 

Kültür erozyonunun gençlerimizi ne denli etkilediğini; Türk töresinin ne denli bozulduğunu, adet gelenek ve göreneklerimizin ne denli dışlanır, geçmişteki yaşam biçimimizin ne denli horlanır hale geldiğini görmek ‘vah gençliğim vah’ dedirtmektedir insana.

 

Türk töresine, Türk tarihine, Türk diline, Türk milli değerlerine aykırı ve gençliği soysuzlaştırma düşüncesiyle uygulamaya konulan bir eğitim sistemiyle geleceğimizi teminat altına almak şöyle dursun gençlik üzerinde oynanan oyunlar ve başta yetkili kurum yöneticileri olmak üzere günübirlik siyasi kaygılarla yıllarını heba eden bir millet konumuna düşürülmüş olmamız; diğer taraftan demokrasi ve özgürlük anlayışını yanlış yorumlamak, batı özenticiliğini umut kapısı olarak görmek, kendimize ait ne varsa yıkıp yok etmeyi marifet saymak ve siyasal dindarlık hastalığına yakalanmak gibi olumsuz gelişmeler gençliğimizi benliğinden uzaklaştırmış ve kendisine yabancılaştırmıştır.

 

Türk aile yapısının bozulmaya yüz tutmuş olması da gençlik üzerinde olumsuz derin tesirler bırakmaktadır

 

Geçmişten geleceğe köprü vazifesi gören; birlik ve beraberliği kuvvetlendiren, kültürümüzü yansıtan; uygulanması için herhangi bir zorlama olmayan ve yüzlerce binlerce yılda oluşan yazılı olmadan nesilden nesle aktarılarak varlığını sürdüren pek çok adet, gelenek ve göreneklerimiz vardır ki bunlar bize biz olduğumuzu hatırlatan, ayakta kalmanın ve kimliğimizi korumanın teminatı olan uygulamalarımızdır.

 

Bunlardan bir tanesi düğünde gelinin beline kuşak bağlama âdetidir. Gelin evden ayrılmadan önce babası veya erkek kardeşleri tarafından gelinin beline bağlanan ve duygusal anların yaşanmasına sebep olan kırmızı kuşak bağlama âdetidir.

 

Gelinin yeni evinde gayretli ve kudretli olması için takılan bu kuşak ‘gayret kuşağı’, ‘gelin kuşağı’ olarak adlandırılmaktadır. Diğer taraftan bekâreti temsil ettiği ve artık gelinin namusundan kocasının sorumlu olacağı da bilinir.

 

Türk milleti İslamiyet inancından önce de namusuna düşkün bir millettir ve birçok âdeti kırmızı kuşakta olduğu gibi eski Türk inancında da vardır. Adetlerimizin çoğu eski ve yeni inancın harmanlanmasıyla devam etmektedir.

 

Gençleri tanımak ve içinde bulunduğu durumu öğrenmek için yüz yüze konuşmak yerine sahte isim ve rumuzlarla üye oldukları internet sitelerinde görüşlerini okumak, fikirlerini almak bana daha akılcı gelmektedir. Ki buralarda daha serbest ve kaygısız bir şekilde duygu ve düşüncelerini ortaya koymaktadırlar.

 

Kırmızı kuşak konusunda büyük çoğunlukla öyle vahim düşünceler ortaya sürülmektedir ki; kırmızıdan nefret etme (Türk bayrağından nefret etme) beyaz üzerine kırmızı renk olumsuzluğu ( Yine Türk bayrağından nefret etme düşüncesini çağrıştırmakta), gelenekleri horlama, kuşak bağlama âdetinin sadece bekâreti temsil etme kısmı ele alınarak gelinin hediye paketi gibi görülmesi ve eleştirisi, bekâret olayının dışlanmışlığı ile beraber namus kavramının aşağılanması gibi olumsuz görüşler gençliğin iç yansımaları olarak görülmektedir. Bu gençlik bizim gençlik mi diye hayret etmemek elde değil tabi ki.

 

Gençliği kendine döndürmek için yıllardır uygulanan Türk kültürüne aykırı dindar gençlik yetiştirme projesinin işe yaramadığını görmek ve anlamak için müneccim olmaya gerek yok. Soysuzlaştırılan bir gençliğin dindarlığı da bu kadar olur.

 

Özellikle sanal ortamlarda birbirlerinden çok kolay etkilenen gençliği Türk gençliği haline getirmek ancak ve ancak milli bir eğitim sistemiyle mümkündür.

 

Osman Öcal

Bir Cevap Yazın