Allah, son yaşadığımız ve şahit olduğumuz olaylarla sık sık ölümü ve aczimizi hatırlatıyor bizlere.  2011’in ilk günlerinden itibaren dünyanın yaşadığı felaketler, tanınmış kişilerin başlarına gelen ibret verici olaylarla, Rabbimiz her gün ölümün ve kıyametin yaklaştığını, dünya hayatının geçici ve kısa olduğunu hatırlatıyor kullarına.

Avustralya’da yaşanan ve Fransa ve Almanya’nın toprakları ile eş değer ölçüde bir alanı sular altında bırakan sel felaketinden sonra, Japonya’da yaşanan dünyanın 5. büyük depremi oldukça düşündürücü sonuçlar doğurdu. Medya bu felaketlerin haberini verirken, felaketin yaşandığı bölge için; ‘Kıyameti Yaşadı’ şeklinde bir başlıklar kullandı.

Yaşanan bu olayların hepsi zahiren baktığınızda sebeplere bağlı olarak yaratılmış doğa olayları gibi görünse de, aslında şeytanın sistemine köle ettiği insanları uyku halinden kurtaracak ve silkelenmelerine vesile olacak ayıltıcı etkilere sahip olaylardır. Ancak yaşanan olaylar ne kadar zor ve ağır da olsa insan, şeytanın kendine verdiği telkinlerle zaman içinde tüm bu ibret verici hadiseleri unutur ve tekrar dünya hayatının meşgalelerine dalar gider…

Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah’ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 19)

Televizyonda yayınlanan bir dans yarışmasında yarışmacı olan Defne Joy Foster, yarışmadaki en hayat dolu, en enerjik, en esprili yarışmacıydı hatırlarsanız. Yarışmanın Defne için son bulduğu günden sadece iki gün sonra, hiç beklemediği bir anda ölümle tanıştı Defne. Elbette çok popüler olduğu anda hayatını kaybetmiş olması, insanlar üzerinde derin bir etki oluşturdu.

Ardından bir dizi oyuncusu olan Tolga Taş öldürüldü. Çok genç iki ünlünün ard arda ölümü, oldukça ibret vericiydi. İbadetleri ileriki yaşlara erteleyen, dünyayı sadece yemek, içmek, eğlenmek, gezmek olarak gören pek çok insana ciddi bir hatırlatmaydı aslında. İman edenler için de, korkularını artıran ve üzerlerindeki meskeneti kaldıran bir uyarı niteliğindeydi yaşananlar.

Şeytanın unutturma özelliği sayesinde herkes bir süre sonra yine hayatına devam etti. Ancak uyarılar ve hatırlatmalar bitmedi. Önce Japonya büyük bir sarsıntıyla sallandı ve ardından dev dalgalara yenik düştü. Hemen akabinde dünya hayatında sahip olunabilecek herşeye zahiren sahip olan İbrahim Tatlıses vuruldu ve hayatı hiç beklemediği bir anda tamamen değişti. Bütün bu felaketleri yaşadığı anda Allah’a sığınan ve dua eden insanlar, felaketler bir bir üzerlerinden gidince tekrar unutacak ve eski hayatlarına devam edecekler. Adetullah böyle…

İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken Bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara Bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi, 12)

Kuran’da da, şu an yaşadığımız olayların tamamını yaşamış olan geçmiş kavimlerden çokca bahsedilir. Yaşananlar hiç değişmemiştir. Allah kullarını uyaran elçiler göndermiş ve onlara dünya hayatının geçiciliğini, asıl hayatın ahiret olduğunu  defalarca hatırlatmıştır. Ancak insanlardan bazıları uyarılara aldırış etmeden yine eski hayatlarına dönmüş ve ölüm melekleri ile karşılaşacakları güne kadar, azaplarının artmasına vesile olacak olan dünya hayatının tüm süsleri ile oyalanıp durmuşlardır.

Şu halde sen, kendilerine vadedilen (azap) günlerine kavuşuncaya kadar onları bırak; dalıp-oynasınlar, oyalansınlar. (Mearic Suresi, 42)

Derken kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların üzerlerine herşeyin kapılarını açtık. Öyle ki kendilerine verilen şeylerle ‘sevince kapılıp şımarınca’, onları apansız yakalayıverdik. Artık onlar umutları suya düşenler oldular. (En’am Suresi, 44)

Tüm bu yaşananları zahiri sebeplere bağlamak büyük bir hata olur. Batıni açıdan değerlendirip, her bir felaketin yaklaşan kıyametin habercisi olduğunu ve Rabbimizle karşılaşacağımız güne hazırlık yapmamız için bir uyarı niteliği taşıdığını aklımızdan çıkarmamalıyız. O zorlu gün geldiğinde …”Size Rabbinizin ayetlerini okuyan ve bugünle karşılaşacağınızı (söyleyip) sizi uyaran elçiler gelmedi mi?” Onlar: “Evet.” dediler… (Zümer Suresi, 71) ayetinde ‘evet’ diyerek uyarı aldığını itiraf edenlerin durumuna düşmeyelim. Çünkü; ‘İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: “Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım.” Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur.’ (Fatır Suresi, 37) ayetinde haber verildiği gibi, uyaranlar da geldi, öğüt alabilecek süre de bize fazlasıyla verildi.

Herkesin ölümü kendi kıyametidir. Kimse ne zaman öleceğini bilemez. İbret verici bu olaylar da, ölümün hepimize çok yakın olduğunu hatırlatmaktadır. Para, mevki, şan, şöhret hepsi geçici dünya hayatının metalarıdır. Toprağın altına girdiğinizde ne şan kalır ne şöhret, ne paranız fayda eder ne de mevkiniz. Çoban Ahmet efendi de aynıdır, Sakıp Sabancı da. Üstünlük ve zenginlik takvadadır. Rabbimizin huzuruna geldiğimiz o büyük anda, ‘Sana uyaran geldi mi?’ ‘Sana süre tanındı mı?’ sorularına vereceğimiz ‘Evet’ cevabına karşılık sonsuz azabı değil, sonsuz güzelliği hedefleyelim ve şu an tevbe edip tekrar iman edelim. Rabbimizle karşılaşacağımız anı unutmamıza karşılık unutulanlardan olmayalım inşaAllah.

Denildi ki: “Bugününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, Biz de sizi bugün unutuyoruz. Barınma yeriniz ateştir. Ve sizin için hiçbir yardımcı yoktur.” (Casiye Suresi, 34)

Bir Cevap Yazın