“senin öldüğünü sanıyorlar atam! Sahte gökkuşaklarıyla oyalıyorlar gençlerini, işsizlikle, asgari ücretle namerde muhtaç bırakıyorlar. Birde utanmadan sana saygı duruşunda bulunuyorlar. Kabrini kirletiyorlar. Seni dinsizlikle, ahlaksızlıkla, vatansızlıkla suçluyorlar! “

Bugünlerde en çok sana ihtiyacımız var. Keşke okullarda Atatürkçülük dersi verilseydi de mütevazılığından, hoşsohbetinden, kararlılığından, sevginden bahsedilseydi. Seni bize doyursalardı da aç kalmasaydık hiç! Seni özlemek aşktandır, insanlıktandır, Türklüktendir!

Senin kadınlara verdiğin seçme-seçilme hakkını, özgürlük hakkını şimdi hiçe sayıyorlar. Tecavüzü suç olmaktan kaldırıp, kadınlarımızın namuslarına göz dikiyorlar, onların duygularını, ahlaklarını, onurlarını hiçe sayarak hem de; birde utanmadan senin ecnebilerden koruduğun güzel tatil beldelerimizde çıplaklar oteli açtırıyorlar… Seni dinsizlikle suçlayanlar, başörtüsünü savunanlar-utanmadan çıplaklığı yasal hale getiriyorlar. Güzel dinimizi, ülke örf-adetlerimizi önemsemeden, halkına danışmadan kararlar veriyorlar. Partileşmeyi, örgütleşmeyi, gizli kapaklı işleri çok iyi yapıyorlar. Ülkemizin milli sermaye ile çalışan en güzel fabrikalarını yabancılara satmayı kar biliyorlar. En güzel limanlarımızı tarih boyunca düşman olduğumuz uluslara hiç düşünmeden vermeyi kendilerinde hak görüyorlar. Atam, bunlar nasıl Türk, nasıl Müslüman… Atam, sen söyle kim bunlar?

Aynaya bakacak yüzleri bile olmayan vatan hainlerine iş, aş, eş verilirken; yıllarca okumuş yaşı artık otuza gelmiş üniversite öğrencilerini sınavlarla oyalıyorlar! Senin vatandaşını boynun eğik biçimde dinlediğin günlere inat, sanki ülke kahramanı gibi göğüsleri dik biçimde, yüzlerce koruma eşliğinde yanına yaklaştırmıyorlar yurttaşlarını. Korkuyorlar halkından, biliyorlar yüzlerine tükürüleceklerini, Türk’ün nur yüzünü görmekten çok korkuyorlar. Alışmışlar fırsatçı, ikiyüzlü, yalaka, sahtekâr, üçkâğıtçı kişilerle sohbet etmeyi, senin halkından birini gördüler mi yüzleri değişiyor. Bırak sokaklarını, şehirlerini değiştiriyorlar. Ayda on kez emirleri altında oldukları emperyalist güçlerin ayaklarına kadar gidip medet umuyorlar. Senin, “ biz kimsenin ayağına gitmeyiz; onlar gelir konuşurlar, bizimde şartlarımıza uyarsa düşünürüz!” dediğin, o kararlı, güçlü, ileri görüşlü ruh hallerinden hiç eser yok bunlarda. Varsa yoksa amaçsız ziyaretler…

Kusura bakma atam, senide üzdüm bu gece; oysa sen değil misin bu ülkenin geleceği gençlerde saklı diyen. Sen değil misin bize onurlu durmayı, haksızlığa karşı güçlü olmayı, yeri geldiğinde ölmeyi emreden. Bizler artık sana layık olmaya daha da özen göstereceğiz. Çünkü kıymetin her geçen zaman daha da artıyor. Sana olan özlemin ince yıkımlarıyla paramparça oluyoruz. Senin varlığının tarifsiz anlatımıyla şahlanma zamanıdır bugünler… Şimdi sen olma zamanıdır! İyi ki ruhun halen bizimle atam! İyi ki mavi gözlerinin enginliğinde esiyor özgürlük türküleri…

EMRE ONBEY

PAYLAS
Önceki İçerikNeden mi Anadolu Türklerin !?
Sonraki İçerikNakit Krizinden Kaçınmanın Yolları
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

3 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın