Türkiye, yıllardan beri sosyo-ekonomik, politik tartışmalarla meşgul bulundu. Bir çok çözümsüz problem geride kaldı. Sosyo-ekonomik olarak işsizlik, refah sorunu, iş güvenliği, açlık sınırı gibi kavramlar, politik olarak ise sınır sorunları, diplomatik krizler ülkede hala konuşulduğuna göre yıllardır uygulanmaya çalışılan projelerin tekrar etmesinin anlamsızlığı üzerine çok konuşuldu, konuşulmaya da devam ediliyor. Çok konuşuldu, lakin bir şey yapılmadı. Yıllardan günümüze aynı hatalar, aynı politikalar tekrar etti. İstisnalar dışında hemen bütün siyasi oluşumlar sorunun kaynağına inmek yerine, o veya bu şekilde dünyada klasik model haline gelmiş politikaların tekrarını yaptı, yapmaya çalıştı ve halen de bu politikalarla yollarına devam etmektedir. Bireyi esas alan siyasi oluşumlar, sivil toplum örgütleri suçlanmaya, eleştirilmeye tek açık yön halinde bugün.

DURAĞANLIKTA ALIŞILAGELMİŞLİĞİ KABULLENME

Uzun zamandan beri hemen her dönem, siyasi iktidar bir proje sunuyor, muhalefet ise menfaat bakımından bir iç muhasebe yapıp, projenin kabulüne zemin hazırlıyor. Bu her anlamda böyle. İyi, doğru, uygulanabilir projeler de saçma, gereksiz projeler de bu şekilde değerlendirmeye tabi tutuluyor. Örneğin(Örnekler çoğaltılabilir)yapılan anketlere göre 12 Eylül 2010 anayasa referandumunda vatandaşlar neden ‘evet’ yahut neden ‘hayır’ dediğini bilmeden sandık başına gitmiştir. Bunun sebebi gerek iktidar gerek muhalefet kanadının ‘evet-hayır’ ı sadece siyasi propaganda haline getirip vatandaşı bilerek ya da bilmeden bilgilendirmemesidir.

DEMOKRASİ MESELESİ VE İDEALİZM

Durağanlıkta alışıla gelmişliği kabullenmeye zorlanan Türk milleti demokraside de aynı durumdadır. Demokrasi modelinin yıllardır dünyanın hiçbir yerinde kabul görmediği, başarı sağlayamadığı çok açıktır. ‘’Bunun en güzel örneğini Birleşik Devletlerde gözlemek mümkündür. Demokratik rejimin ve insan haklarının en geniş anlamda kullanıldığı bu toplumda, 1890 – 1945 yılları arasında Güneyde beyazlar tarafından öldürülen, linç edilen hiçbir zenci kanun yolu ile cezalandırılmamıştır.’’ [1]

Demokrasi ilk ortaya çıkışında herkeste bir umut yaratmıştı. Lâkin sonunun ne olduğunu hep birlikte gördük. Şimdi bu durumla karşı karşıya olan yeni bir model var: İdealizm! İdealizm de kaybolmaya doğru giden ama hala umut vadeden bir özelliğe sahip. Bu denli kavram kargaşasının olduğu bir dönemde, demokrasinin, hukukun tüm dünyada pazarlık malzemesi haline gelmesi neticesinde idealizmin önemini vurgulamam da fayda olacaktır sanırım. Peki nedir İdealizm?

Felsefi boyuttan baktığımızda var olan her şeyi düşünceye bağlayıp, ondan türetmektir. Yukarıda belirttiğimiz hususlara baktığımızda insanların tüm dünyada haksızlığa maruz kalıyor olması ve buna karşı bir önlem alınamaması göze çarpıyor. Önlem alınamayışın tek nedeni insanların bir grup yahut gruplar tarafından tekdüze bir model haline getirilip robot birey olarak yetiştirilmesidir.

TÜRKİYE VE İDEALİZM

Meseleye bir de Türkiye açısından bakalım: Türkiye’de idealizmi savunan siyasi oluşumlar genelde merkez sağda toplanır. Genel anlamda son yarım yüzyılda Türkiye’de iktidarlar merkez sağ dediğimiz idealizm vizyonu ile yola çıkan, propagandalarında idealizmi savunan liberal sağ kanadın elinde bulunur ve bu siyasi oluşumların geniş bir kitlesi vardır. Hatta en genel anlamda bakarsak idealizmin Türkiye’deki karşılığı ülkücülüktedir. Bu da idealizmin Türkiye’de ayakta tutabilecek en büyük gücün ülkücüler olduğunu gösterir. Ülkücülüğün Türkiye’deki tarihine baktığımızda da ne yazık ki yenilikçilik anlamında bir şey göremediğimiz gibi geleneklere bağlı yaşamanın da tamamen yanlış uygulandığını görüyoruz. Ek olarak ülkücülük fikrinin vakıf dışına o veya bu sebeple çıkamayıp siyasi oluşumların propaganda malzemesi olarak kullanıp kullanılıp uygulanmadığı da aşikârdır.  O halde Türkiye’de idealizme insanların sürekli başvurup fakat bir sonuca varamadığı aşikârdır.

NETİCE VE ÇÖZÜM

  • Türkiye’de idealizmi dava edinen siyasi oluşumlar, gerçek anlamda kendilerini sorguya çekmek zorundadır.
  • Tüzüklerde emperyalizme ve küresel güçlere teslim olmayacağını açıklayıp bir makama sahip olunduğu vakit tüzüğünü tanımadan hareket etmek idealizmi yok saymak olduğu gibi vatandaşları kandırarak sömürgeci bir zihniyetin örneği olmak demektir.
  • Çağdaş dünya düzeninin getirdiği kurallara itaat edip, kendisi gibi düşünen insan bulup düşünebilmeyi öğretmeyen sistemler son derece çirkin bir politika yürütmektedirler.
  • Evet! Türkiye’de sorun idealist insanın olmaması ve vatandaşların küresel tuzakların içine hızla çekilip robot haline gelmesidir. Fakat bu henüz düşünebilme tekniği öğretilmemiş yalnızca birilerinin düşün dediklerini düşünen milletin değil idealizmi-Türkiye’deki adıyla ülkücülüğü- yatırım aracı olarak görüp, belli dönemlerde milletin önüne sunanların sayesinde bu duruma gelmiştir.
  • İdealizmin demokrasi kavramı gibi içinin boşaltılması halen mümkündür. Fakat bu araştırmacı, yenilikçi, kök zenginliklerine bağlı bir tutumla mümkün olacaktır!

[1] Merton and Nisbet, Contemporary Social Problems, p. 358., Harcourt, Brace and World, inc. 1961, New York

 

Oğuzhan Sandıkcıoğlu

Kadir Has Üniversitesi

[email protected]

Bir Cevap Yazın