Expo heyeti bildiğiniz üzere İzmir’de incelemelerde bulunmakta. 2020 yolunda ilerlerken bırakacağımız izlenim bir hayli önemli. Öncü heyet misafir. Ve küçük bir grup olarak incelemelerde bulunuyor. Dün de bildiğim kadarıyla Efes antik kentini ziyaret ettiler ve incelemelerde bulundular gayet memnun edici gelişmeler elbette şehrimiz açısından. Ancak şehrin önde gelen yerel gazete sitelerini inceleme ve yorumlara bakma fırsatım oldu. Klasik yerel yönetim sempatizanı arkadaşlar yine iş başındaydı. İzmir Metro’sunun Halkapınar üzerinden Otogar’ la yapılacak entegre metro ağı hakkında çeşitli fikirler beyan edilmiş. Bu projenin Ankara-İzmir arası hızlı tren projesi kapsamında düşünüldüğü gibi bir içeriği var haberin. Ulaştırma Bakanlığı’nın destek verdiği bu proje hayata geçecek gibi görülse de yakın vadede, halkın yaptığı tartışma bir hayli ilginç. Yerel yönetimin, projeyi sahipleneceğini iddia eden de var, Akp’ nin bu işte payının olmadığını ve tamamiyle yerel yönetimin başarısıyla gerçekleşeceğini iddia eden de. Dilin kemiği yok malum.

Yaşım 22 ve yaklaşık 6 veya 7 yıldır çeşitli sebeplerden dolayı aksamalı olarak ta olsa takip ettiğim gazetecilerden biridir Hasan Tahsin Kocabaş. Kendi gibi adı da bir ayrı değerdir İzmir için. Malum ilk kurşun ve Hasan Tahsin bir başka önemlidir  İzmir ve Türkiye tarihi açısından. İzmir’de ikamet eden, yerel televizyon ve medya materyallerini takip eden hemşehrilerimiz kendisini gayet iyi tanır. Objektif duruşu, Milli değerlere sahip çıkışı ve fazla dobra olması sebebiyle birtakım sansürlere uğramış hatta sürgüne dahi gitmiş benim gözümde İzmir’in saygı değer gazetecilerinin başında yer alır. Televizyon programları bir süreliğine yayından kaldırılmış, gazete yazılarına devam etmiş daha sonra radyo programı yapmış ve yeniden televizyona geri dönmüştür. Üniversite eğitimim sırasında dahi yayını kaldırılmadan evvel fırsat buldukça izleme fırsatım olurdu. Manisa’da okumam sebebiyle ve ikinci öğretim olarak nitelendirilen itilmiş öğrenci sınıfı içerisinde bir genç olarak uykumu böler sabah programlarını takip etmeye çalışırdım. Kendi şehrimde okuyamamam belki benim başarısızlığım, belki de eğitim sisteminin yetersizliğiydi kim bilir? Ancak istemediğim bir bölümü istemediğim bir yerde okuma gibi bir zorunluluğum oldu. Belki de günümüz şartlarında illa ki üniversite mezunu olunması gerektiği inancı acele etmeme sebep olmuştu. Yazarlık ve şairlik ideallerini bir kenara atarak elimdeki en yakın fırsatı değerlendirmek, günün koşullarına ayak uydurmam gerekti anlayacağınız. Askere gittim döndüm ve bir yıl düşünme kararı aldım. Pek te sağlıklı düşündüğüm söylenemez açıkçası. Neyse, yakın gelecekte her Türk gencinin birgün tadacağı açıköğretim fakültesi işletme bölümü öğrencisi adayı biri olarak ne yazık ki sistemi daha fazla eleştirmek istemiyorum. Çünkü karaladığımız şeyler bile belki birgün ayağına kapanacağımız fırsatlar haline gelebiliyor. Neyse konumuza gelelim.

Şu anda hala Hasan Tahsin Kocabaş İzmir’in yerel televizyon kanallarından birinde görev yapıyor. Öyle bir ideoloji manyaklığı var ki ülkemizde, ne yazık ki o değerli insanın hakkı olan ekmeğini kazanmasından çok birileri onun o televizyonda nasıl yayın yapabildiğini bile eleştirebiliyor. Çevremde görüyorum. Neymiş efendim, televizyon kanalı birtakım kişi ve grupların elindeymiş. Cumhuriyetçi, Atatürkçü biri nasıl o kanalda yayın yapabilirmiş? Arkadaş siz sahip çıktınız mı ki şimdi bunu eleştirebiliyorsunuz? Hadi herşeyi bir kenara bırakın, adamın işini yapması sizi neden bu kadar rahatsız ediyor? Daima olaya bu şu grubun şirketi, diğeri bu grubun yandaşı diyerek nereye varacaksınız? Öyleyse çalıştığınız işi de bırakın, ne dersiniz? Hergün kendi halinde yazan, kitlesiz çıkarsız bir zat olarak, bir yandan hükümeti eleştiriyor, bir yandan yaptıkları hizmetleri dile getiriyorum. Aynı zamanda ülkemizin kurucusunun partisi olduğu için tarafı olmasam da saygı duyduğum Gazi Mustafa Kemal’in partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne de ateş püskürüyor ancak eleştirdiği kimi konularda onlara katılıyorum. Olması gereken de bu değil midir? Ancak hata o vatandaşlarımızda değil. Onları o sisteme layık gören, ve o potada yetiştiren kişilere kızmamız gerek. Objektif olmayı, “Kime hizmet ediyor belli değil” diyerek eleştiren vatandaşlarımız oldukça taraf olmaya zorlandığımız, bu tarz düşüncelerin esir aldığı bir toplum olarak yaşamayı sürdüreceğiz. Bu değerli gazeteciyi elimden geldiğince, tanıştığı insanı önyargılı şekilde süzen ve tanımadan fikir edinen birtakım kişilik bozukluğu olan tipler gibi değil, insanın konuştuğundan ne olduğunu ne anlatmak istediğini anlamaya çalışan biri olarak keyifle izliyorum. Dost başa düşman ayağa bakar tarzındaki bana göre kaldırılması gereken o ataösözü misali adamın ne yaptığına değil televizyonun üst köşedeki logosuna etiketine  göre kafasında yorum oluşturan tiplere inat izliyorum yayınını.

Farkım da bu noktada başlıyor sanırım. Dünkü yazımda iktidarın yeni Anayasa sürecinde, Milli menfaatlerimiz üzerinde yapması olası değişiklilklere tepki gösterdim. Kutupsallaşma yönünde birtakım adımların harekete geçtiğini ve rahatsız edici düzeye geldiğini. Ve herşeyden evvel Milli Birliğimizin yıpratılması, değerlerimizin hiçe sayılmasının elindeki kitleye güvenerek kimsenin pazarlık unsuru olarak göremeyeceğini anlattım. İşte bu ülke için yapılması gereken budur. Sistem insanları taraf olmak için zorluyorsa ve illa ki çark böyle dönüyor diyorsanız Amerika Birleşik Devletleri örneğine bakın. Her tür unsur, aşırıya kaçmamakla birlikte örgütlenebilir. Ama bizlerde ki kadar katı olmuyorlar değil mi? Öyle ki fırsatları bizden bir hayli fazla. Örgütlenme konusundaki başarılarını her yönüyle masaya yatırabilirsiniz. İstihbarat biriminden, ordusuna, düzenli işleyen idari yapısına. Demek ki coğrafyan ve kozmopolit yapın sebebiyle sen başkasın arkadaş. Farklı bir çözüm yolu arayacaksın, ya da insanlarını objektif olma konusunda bir konuyu her yönüyle değerlendirme ve  düşünme başarısı edindirme konusunda çabalayacaksın. Yoksa sen işe benim dümenim yolunda nasıl olsa kazanıyorum ve kazandırıyorum bakış açısıyla ülkeyi yönetir veya yönetmeye talip olursan bu devran böyle sürüp gitmeye mahkum olur. Bizler de boşu boşuna çenemizi yorarız. Eleştirdiğimiz Medeniyet denen kahpeyi yukarda olduğu gibi birden över baş tacı ederiz.

İşte bu büyük gazeteciyi izleme ve takip etmem, içinde bulunduğum çevreyi haddinden fazla izlemem ve değerlendirmem bana böyle bir bakış açısı kazandırdı. İyi ki de kazandırdı. Hasan Tahsin Kocabaş’ın bir sözü vardır “Ben Alsancak’lı değilim arkadaş ben Eşrefpaşa’lıyım” der. Birilerine tokat gibi bir cevap niteliğinde. Hayatının bir döneminde o civada yaşamış biri olarak bu söze gönülden katılıyorum. Bu şehre Alsancak veya Karşıyaka’lı gözüyle bakmak artık yetmiyor. Expo heyetine sunduğunuz zeybek gösterileri ne kadar hoş. Bakar mısınız, zeybek oynayacak Efe’ler nereye kayboldu gören yok. Kapılarını çaldınız mı? İzmir’de yerel kültürü yok eden, sadece tertiplediğiniz resmi folklör gösterilerinde yaşatan sizler değil misiniz? Şehre aşağıdan bakanlar.
Hani sizin o birilerine hizmet ediyor diye yerden yere vurduğunuz kanal, geçen gün Beydağ diye biryer gösterdi. Oradaki bir vatandaşla konuşuyorlardı kanalları değiştirirken dikkatimi çekti. İzlemedim biliyor musunuz, sadece gördüm ve çevirdim. Siz hangi gün, elinizde bulundurduğunuz mevkide veya medya kuruluşunda Ege’nin Ege’li yapısını kaybetmemiş ücra bir kasabası veya ilçesinde canlı yayın olarak bir kültür gecesi yaptınız. Ya da yaptınız diyelim bunları biz neden iyi göremedik. Piyano konserleri, bale gösterileri izledik te neden kendi kültürümüze dair birşeyler göremedik. Şimdi kalkmış heyete biz buyuz diyorsunuz. Biz bu değiliz arkadaş, kendini kandırma. Kültürünü yaşatamadın. Ailesi İzmir’e yıllar önce göçmüş bir babanın oğlu olarak, babamın elli yıl önce oynadığı zeybeği anlatması bile bana büyük gurur veriyor. Şimdi İzmir’in sokaklarında gezdiğinizde “Hemşehrim nerelisin diye sorduklarında İzmir’liyim dediğimde, İzmir’li mi kaldı diye tepki verilen şaşırtıcı semtler var” Bu sizlerin eseri beyler. Şehire aşağıdan bakmanızın ürünü. Buradaki yakarışım kesinlikle göç veya başkalarının kültürlerini yaşatmasında dolayı duyduğum hoşgörüsüzlük değil. Aksine benim de ailem göç etmiş zamanında bu şehre. Sadece İzmirli olmayı dillerde yaşattınız tek kırgınlığım ona. Sizleri affetmiyorum kendi nazarımda. Hiç birinizin umru da değil bunu çok iyi biliyorum.

Kadifekale’de yıkmış olduğunuz konutların binlerce fazlası şehire dağılmış durumda. Yerel yönetime değildir sadece sitemim. Yukarıda belirttiğim zihniyete sahip kişilere de. Çünkü kim yönetimi ele geçirdiyse hiç biri bu şehir için yeterli çabayı göstermemiştir. Şimdi ki hizmet yetersizliğini, iktidarın kısıtlamalarına bağlayan kişiler dünkü iktidarlarda neler yaptılar. Elimizde olan tek değer Ahmet Piriştina’yı da kaybettik. Onun sayesinde metroya kavuştuk. Kim kaldı ki geriye. İzliyorum, okuyorum İzmir’in Expo adaylığından bahsediyorlar. Bana ve halka bu organizasyon çok önemli, şehir her yönden kalkınacak ne olur belli etmeyin, gecekondu sorunumuz, altyapı eksikliklerimiz var ve bu organizasyon bunların giderilmesinde çok önemli diye konuşun inanalım. Ancak şehri mükemmel olarak nitelendirip, hiçbir eksiğimiz yokmuş gibi konuşmanız yok mu adamı delirtmiyor değil. Röpörtajlardan birini izliyorm. O meşhur Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesinde. Bayan muhabir soruyor halka İzmir’in en büyük sorunu nedir diye. Verilen en çok cevap ne biliyor musunuz? Hazır olun ve sakın şaşırmayın. Küçük dilinizi yutmayın sakın çünkü hastahaneler perişan durumda. Cevap açık ve net, Otopark. Evet İzmir’in en büyük sorunu otoparkmış arkadaşlar. Kimilerine göre ise İzmir’in hiçbir sorunu yok. Arada tektük alt yapı sorunları var diyen çıkıyor. Bir iki kişi de kentsel dönüşüm konusundaki yetersizliği dile getirmiş. O da sanırım gözüne hitap etmediği gerekçesiyle. Orada yaşayan halk kimin umrunda. İşte böyle bir vatandaş profili hala ne yazık ki var ve bu insanlarla aynı şehri paylaşıyoruz. Elbettte Otopark sorunu var. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde otopark sorunu hat safhada. Ancak öncesindeki sorunlar kimseyi ilgilendirmiyor çünkü onu ilgilendiren birşey değil. O sadece binlerce lira vererek aldığı sıfır kilometre aracının güvenliğini düşünüyor. O sorun ortadan kalkmıyor mu, o kadar büyütülecek birşey yok diyerek ideoloji peşinden gidiyor. Çünkü şehre doğru çıkmamış. Yani yukarı doğru. Aynı röpörtajı, Ballıkuyu’da yapsalar ya da Eşrefpaşa’da bakın ne cevaplar verilecek. Değerlendirmeyi size bırakıyorum.

İzmir’i ziyaret eden heyete Yeşildere gezdirilmeli. Daha sonra otantik Eşrefpaşa sokaklarından Kako yokuşu veya İkiçeşmeliğin ara sokaklarından Kadifekale’ye çıkarılmalı. Yıkılan binaların etrafında duran binlerce gecekondu inceletilmeli. Oradan yavaşça aşağıya inerek uyuşturucu merkezi olmuş Çimentepe gösterilmeli. Başıboşluğun, yasadışılığın nasıl ortadan kaldırılacağı konusunda bilgi alınmalı. İkiçeşmelik caddesindeki  spotçular tanıtılmalı, Bengladeş kültürünün şehrimizde nasıl yaşatıldığı anlatılmalıdır. İşportanın, birtakım zümrelerin elinde olduğunu söylememeleri gerekir. Öyle ki göstermelik birkaç gariban işportacının ekmeğine mani olurken, örgütlü işporta çetelerine nasıl göz yumulduğunu sakın anlatmasınlar. Yıllarca bitirilemeyen metronun ayıbını, bedava istasyon yöntemiyle kapatabildiklerini de. Ege Üniversitesi çevresindeki Bar ve cafe kombinasyonu dışında, şehirdeki para tuzağı Avm’ler dışında vakit geçirecek birtek yerin olmadığı gerçeğini ifade etmesinler. Gençlerinin Milli Kütüphane’ye abone olarak, parasızlıktan 2000’li yılların kitaplarını okumak zorunda kalmasının onların umrunda olmadığını açıkça belirtmesinler. Şehrin bu kafa yapısı yüzünden 20 yıl geriden geldiğini onlar hala bilmiyor. Çünkü yazları Kuşadası ve Çeşme’ye yüzmeye gönderdikleri evlatları ve torunları var. Onlar evlatlarına sosyal ortamlar yaratabiliyor. Diğerlerini hiç umursayan yok. Karşıyaka akıllı bisiklet sistemini hayata geçirmiş. Mükemmel bir haber. Bundan sonra yapacak bir aktivite bulundu. Stadyum’u bile içler acısı olan bir şehriz, ki sosyal aktivite yapacak tesislerimiz olsun. Sokaklara masa atarak biraların yudumlandığı ve İzmir işte bu diyen kişiler İzmir’e yıllardır zarar veriyor. İçtiğiniz o bira yasaklanmasın istiyorsanız, çalışın arkadaş. Korkuyorsanız yaşam tarzınızın kısıtlanacağı konusunda. Tereddütleriniz varsa, İran’a dönüşeceğimiz konusunda. İçki şişelerinin arkasına saklanmayın. Şehrin tamamini kucaklayın artık.

Sağlık temalı İzmir ne kadar hoş geliyor kulağa. Yeşilyurt Devlet Hastahanesi’ne gitme gibi bir durumum oldu geçtiğimiz hafta. İnanın girmemle çıkmam bir oldu. Yok arkadaş dedim, oraya gireceğime ölmeye razıyım. Genelde Bozyaka Sosyal Sigortalar Hastahanesini tercih eden biri olarak bu kez de oraya gideyim dedim Sağlık konusunda mükemmeliz ya, elimiz bol ya sağlık kuruluşu açısından nereye gideceğimi bilemedim. Gitmez olaydım. Mümkün olduğunca alt kata yapmışlar klinikleri. Zemin katın aşağısına iniyorsunuz muayene için. O meşhur hastahane kokusu yok mu burada hat safhada. Hava soğuk diye pencereler de açılmamış. Yok böyle bir dünya o derece. Başıboş dolaşan kayıt personeli, vatandaş bir soru sorduğunda azarlamakta geri kalmıyor. Sanırsın, baş hekim. Nasıl olsa denetleyen yok. Muayeneye gelen yaşlı yoksul vatandaş gözünde. Öyle ya parası olsa bu pisliğin içinde ne işi var. İşte o derece hastahanelerimiz. Eminim Türkiye’nin her yerinde böyle. Şehrin en ücra ilçesinden oraya muayene olmak için gelen var. Demek ki sağlık kuruluşun yetersiz. Ne yüzle sağlık temalı bir Expo vaat ediyorsun. Dört beş sene önceye kadar vatandaş saat 5’te güneş doğmadan kuyruğa girerdi sıra almak için. Hala bekleyenler var. İnsanları hastahaneye gitmeyi bir ızdırap gibi düşündürmeye sebep sizlersiniz. Devleti yöneten kimler varsa. İnsanların temel yaşam ihtiyaçlarını yerine getirmesinde devlet ve yerel yönetimlerdir sorumlu. Hayatında Devlet Hastahanesinde muayene olmamış insanlar ne bilir o şartları. Acil ünitesindeki personelin vurdumduymaz tavırlarını. Acilde müzik dinleyerek, ölmek üzere olan hastalara zerre saygı duymayan kişilik yoksunu kayıt personelini.

Sizler gezdirmeye devam edin beyler şehri. Çeşme ve Urla’yı gezdirin. Güzelbahçe’de balık yedirin, Alsancak’ta rakı içirin. Tarihi asansör’den körfezi seyrettirin, Varyant’ a yaklaştırmayın. Karşıyaka’nın modern yapısını, Mavişehir’in çok katlı apartmanlarını. Avm kültürümüzü gösterin. Ne de olsa heyetin mutluluğu önemli. Organizasyon şehre kazandırıldığında, ne de olsa başarı sizlerin bir başarısı olarak kayda geçecek. Ve kaldığınız yerden Alsancak’ta dolaşmaya devam edeceksiniz. Expo başarınızla böbürlenerek. Kimseyi kandırmayın beyler, Expo sağlık teması sizler için geçerli. Sizin yaşam standartlarınızda. Önce kendi içinizdeki vatandaşın sağlığını düşünün, yeteri kadar hastahane kazandırın da o zaman başkaları da tedaviye gelsin. Tek taraflı politikanızı sürdürdüğünüz, samimiyetinizi yansıtmadığınız sürece oyları alsanız da ideolojiyi doyurduğunuzu bilin yeter. Benim gibi bir mahkemelik canı olan gariban vatandaşın konuşması bile birilerini rahatsız etmiş, maillerime yerel yönetimi öven mesajlar yağmışsa varın düşünün kimlerin gözünü ne kadar hırs bürümüş, sağlıcakla…

4 YORUMLAR

  1. Teşekkür ederim Selçuk Bey,  yazan kişinin herşeyden evvel yazmayı sevdiği için yazdığını sizler de iyi biliyorsunuz. Riyakar düşünceler ve insanların arasında popüler olmaktansa sizin önderliğinizde olan daha mütevazi daha gerçekçi bir platformda düşüncelerimi paylaşmak inanın herşeyden daha önemli. Tekrar size teşekkürlerimi sunuyorum desteklerinizden dolayı…

Bir Cevap Yazın