Dünya nüfusunun hızlı arttığı bir devirde yaşıyoruz. Buna bağlı olarak kaynakların da hızla tükendiği bir devir tabii paralelinde. Su deyince insanın aklına ilk gelen şey herhalde temizliktir. Ondan sonra su içme ihtiyacı gelir. Temizlik susamakta bugün için önce geliyor. Tabii şimdilik. Bu durum ne kadar gider bilinmez ama çok uzun sürmeyeceği kesin. Yani su içme ihtiyacının temizlik ihtiyacını geçeceği kesin. Bileşenleri belli. Yani suyun içinde hangi atomların bulunduğu biliniyor. Ama üretilemiyooorrr. Suyun olması için muhakkak kar ve yağmurun olması şart. Küresel ısınma susuzluğu tetikliyor ama işte. Gereksinimi sürekli artan su hakkında araştırmacıların verdiği bazı rakamları yazmak istiyorum. Görün bakın su neymiş!

Beynimizin yüzde 70’i su (Demek beyin sulanması bundan oluyormuş) Vücudumuzdaki kanın da yaklaşık yüzde 75-80’i su. Yani bu durumda insan vücudun da yaklaşık yüzde 70 civarında su var. Şimdi vücudumuzda bu kadar yüksek oranda su varken, suya olan ihtiyacımızı önemsememek ne kadar mümkün sizce. Açlığa 15-20 gün dayanabilirsiniz belki. Hadi bir ay olsun. O da zor ya olsun bakalım. Peki sizce susuzluğa ne kadar dayanabilir bir insan. Valla şu araştırmacılar yine değişik rakamlar vermişler. Onlarında birinin dediği diğerinden farklı ama 3 ila 5 gün arası en çok. Biz su içmesek bile vücut bir yandan su kullanmaya, dışarı atmaya devam ediyor bu arada. Şimdi!

Dünyanın 4’te 3’ü su. Bu açıdan bakıldığında dünyanın susuz kalması mümkün değil görünüyor. Yani sorun yok gibi. Fakaaat bu oranın yüzde 5’lik bir bölümü ancak içilebilecek kadar temiz. Oran hesaplarını bilen hesaplasın işte. Rakamları ben yazdım. Sonucu siz bulun desem de sonuç ortada zaten. Bir de bu temiz olarak saydığımız sulara Antartika buzulları dahilmiş. Yani napçeeezzzz. Eritçeeezzz kaynatçeeezzz iççeezzzz. O işin şakası. Buzulları çıkartırsak bu hesaptan, içilebilecek suyun ancak yüzde 2’si kullanılabiliyor dünya genelinde bugün. Sularla kaplı bir gezegen. 5.5 milyar insan. Ve sadece yüzde 2 oranında bir su içilebiliyor ancak.

Ama biz buna rağmen eve gelen şebeke suyunun; günde iki defa sifonu çekmekle ayda ortalama 600 litresini, ayda 4 kez makinede çamaşır yıkamakla 120 litresini, sadece 10 dakika duş alarak bir defada 100 litresini, musluğu kapatmadan diş fırçalarken sadece bir defada en az 10 litresini bir anda atık su haline getiriyoruz. Bunlar ilk akla gelen israf dahil sarfiyat rakamları. Elleri yıkamak, abdest almak, içmek, çay, kahve, yemek yapmak ve muslukların damlaması bu hesaba dahil değil. Onlar katma değer!

Peki su kaynakları ne durumda diye şöyle bir etrafa sorsak acaba bize ne derler! Şunu derler: Yakında tııııııııısssssssssssss!

Dünya nüfusu hızla artarken su tüketimi daha hızlı artıyor. Küresel ısınma malum. Birkaç onyıl sonra bu şu demek. Yeni doğan bebekler gözlerini susuz bir dünyaya açacaklar. Özellikle dünyanın belli-başlı bölgelerinde. Türkiye bu belli-başlı ülkelere aday zaten. Ya Türkiye’nin adının geçmediği bi dünya düşünemiyorum ben. Her yerde Türkiye var.

İstanbul’un nüfusu gelecek 15 yıl içinde 28-30 milyon olarak tahmin ediliyor. Peki su kaynakları ne kadar? Daha şimdiden SOS veriyor zaten. Dünyanın en büyük yüzölçümüne, ekonomisine ve nüfusuna sahip ülkelerinden ABD, Çin ve Rusya’nın bazı bölgeleri önümüzdeki 5-10 yıl içinde tamamen susuz kalacağına kesin gözüyle bakılıyor.

Bugün bile dünyada yüz milyonlarca insan günde 10 litreden daha az bir suyla hayat mücadelesi veriyor. Bu 10 litreye, içme, temizlik ve yemek yapmak için harcanan su dahil. Hepsi 10 litre işte. Sonra birde bu suyun içilebilirlik özelliği var. Her insan güvenilir ve temiz su içemiyor. Bu oran 1’e 4. Yani 4 kişiden biri tanesi temiz içme suyu bulamıyor. Bulduğunu içiyor bir bakıma. Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler (hani şu UN’cular) ve çeşitli ülkelerin sağlık bakanlıklarının dünya genelinde yayınladıkları bir takım raporlar var. Temiz olmayan bir içme suyu hastalık ve ölüm demek aynı zamanda. Kimbilir belki PETROL bitmeden SU biter. Olacağına bakın. Geleceğin yakıtı hidrojen ve su derken içme suyu bulamayacak bir dünyanın koşar adım ayak sesleri geliyor insanın kulağına.

Özellikle yeraltı sularının tükenmesi tarımı olumsuz etkiliyor. Bu aynı zamanda susuzluktan sonra birde açlık demek. Açlık. Dünyanın birçok ülkesi özellikle Güney Asya ülkeleri açlık tehlikesiyle karşı karşıya. Kuzey Kore-Çin vs. Bu ülkelerde çok ciddi bir tarım ve tahıl krizi var. Geçtiğimiz aylarda Kuzey Kore’nin Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü’nden yardım istediğini herhalde haber kanallarından duymuşsunuzdur. Kısacası su problemi aynı zamanda açlığı da beraberinde getiriyor.

Susuz bir dünya. Sanayi susuz olamaz. Tarım susuz olamaz. İnsan hiç olamaz. Peki sanayi ve tarım olmayınca bunun sonu nereye varır sizce? Sürün savaş boyalarınızı su savaşına gidiyoooozzzzzzzz.

Acaba su için tedbir almakta geçmi kaldık? Yoksa hala şansımız var mı? Bunu düşüneceğimize bir an önce israftan vazgeçip, tasarrufa yönelmekte fayda var. Biraz klasik bir cümle oldu ama, gelecek nesiller bu klasik cümleyi belkide hiç kuramayacak….

Bir Cevap Yazın