Geçtiğimiz gece bir tarihi değerimiz daha yangına kurban oldu. Binanın tamamiyle kül olmaması bizlere teselli veren tek husustu. Galatasaray Üniversitesi bir tarihti ve bana göre birtakım odaklar tarafından kundaklanmıştı. Elbette ki gözler, her zaman olduğu gibi elektrik kontağından çıkan yangındır açıklamalarına çevrildi. Ancak ne ben ne de halkın büyük bir bölümü bu alışılagelmiş açıklamaya pek te inanır gibi değil. Ancak ben birtakım çevrelerin, otel yapmak amacı ile yaktığı inancını da pek taşımıyorum. Çünkü bu tarihi değere, bu güçlü kitleler tarafından sahip çıkılan yuvaya kolay kolay sabotaj yapmaya kimseler cesaret edemez. Etse bile daha güçlü şekilde küllerinden doğacağını çok iyi bilirler. Derken Galatasaray Eğitim Vakfı, Spor Kulübü ve çeşitli dernekler o binayı restore etmek amacı ile çok seri şekilde harekete geçtiler. Açılan hesaplarla, bu yaraya en kati suretle merhem çalabilmekti amaç. Ve ben inanıyorum ki, bu tarihin bedeni yansa da manevi ruhu hiç bir zaman zarar görmeyecek ve en kısa zamanda eğitim mücadelesine tekrar başlayacaktır…

Bildiğiniz üzere, nato bünyesindeki patriot ve askerler ülkemize Akdeniz üzerinden giriş yaptı. Bunun üzerine bir grup gencimiz bu olayı protesto ederek, birilerine maşa olmaya karşı çıktılar. İnanın buna duygulanmamak elde değildi. Bunu bir solcu söylemiyor, ya da bir sağcı bu ülkeyi gerçekten seven bir birey olarak duygularımı belirtiyorum. Askerlerin başlarına çuval geçirilmesi, çok ta ayıp olmuş diyebileceğim bir şey de değil. Çünkü bizim askerimizin onurunun ayaklar altına alınmasına tepki olarak yapılmış bir hareket. İçinde bulundukları mücadelenin, öylesine karışık çevreler tarafından tetiklendiği farklı görüş ve odakların etkilemek istedikleri o grubun insanları bence ilk kez evet ilk kez çok doğru bir adım attılar. Çünkü geçmiş dönemlerde izlediğimiz olaylarda, bu çevreler askerimize geçirilen çuval nedeni ile değil, dağdaki operasyonlara karşı çıkan ve hep Türkiye aleyhine olan eylemlerde saf tutuyorlardı. Bunu bu arkadaşlar yaptı demiyorum. İçlerinde besledikleri hainler yapıyordu bunu. Birden dedim ki kendi kendime. Arkadaş böyle bir günde ülkücüsü de bu kardeşlerin yanında olmalı, solcusu da olmalı. Bu vatanı seven herkes bir arada olmalı.

Toplumsal bilinç güçlü olmalı. Değil mi ki ülkücü yemininde faşizme karşı çıkıyor, solcusu da faşizme tam olarak karşıysa bu ayrımcılık bu kin niye? Ancak bunlardan beslenen kitleler mevcut. Onların muslukları kesilecek, onların umutları tükenecek barış sağlanırsa. Bu ülkede hiç bir tarihi değerini bilmeden Che’yi öğreten de suçlu, üniversitede bir genç kız arkadaşıyla dolaşırken buna dayak atmaya eli varan ülkücü de. Bu kadar akıllı, dinamik bir gençliği bu tarz kutuplara ayırmaktan başka elinden gelebilecek başka birşey yok Avrupa’nın. Bizi ellerinde olan tek silahlarıyla vuruyorlar.

Üniversiteler bölünmüş, fakülteler farklı görüşlerin istilası altında. Öğretim görevlileri de bunlara çanak tutuyorlar. Gazi Üniversitesi Ülkücü Yuvası, ODTÜ solcuların kalesi. Fırat Üniversitesi’ne solcu giremez, Çukurova Üniversitesinde sağcı sesini çıkaramaz. Böyle bir eğitim ve öğretim ne kadar sağlıklı sorarım sizlere. Farklı görüşlerin bir arada huzurla yaşadığı ortamlar değil midir üniversiteler? Bir de şu düşünceye karşıyım. Üniversite’ye polis giremezmiş. Arkadaş, sen kampüste ortalığı yakıp yıkacaksın kendin gibi düşünmeyenleri sindirecek, kendi gibi düşünmelerini sağlayacaksın ve bunu zorbalıkla yapacaksın sonra da devlet buraya giremez diyeceksin.

Yok arkadaş. Sen üniversiteli olmayı beceremiyorsun. Çünkü niyetin senin o okulu kurtarılmış bölge olarak ilan etmektir. Okullarımızı buraya şu adam giremez bu görüş buraya hakim olamaz diyerek esaret altına almaya çalışanlar en büyük cahil, en büyük yobazdır. Mahallendeki bir adama bu mahalleye giremezsin sen solcusun diyebilir misin? Sıkar değil mi? Sıkmazsa da sevdiğin bir komşun, büyüğündür. Nihayetinde görmezden gelebilirsin. Hoşgörü budur işte. Olması gereken budur. Şimdi ilk başta bahsettiğimiz bu üniversite olayı da bununla paralel birtakım izler taşıyor bana göre. Geçtiğimiz günlerde Rektör ve Galatasaray Üniversitesi öğrencileri arasındaki kavgayla bu yangının bir ilgisi olabilir. Çünkü kendilerini ODTÜ’lü görüş mensubu olarak tanıtan kitlelerin arasında marjinal gruplar kol geziyor. Ve Rektörü suçlayan o masum öğrenciler emin olun bu yangının olmasını en az rektör kadar hatta belki de daha fazla istemeyecek kadar okullarına gönülden bağlılar. Ancak dediğim gibi, ne yazık ki marjinal gruplar bu kitlelerin arasında kol geziyor. Ve yine üzülerek söylüyorum ki, özellikle bu tip insanlar sol görüşlü oluşumların içerisinde daha fazla etkililer.

Geçtiğimiz yıllarda geleneksel olarak gerçekleşen ODTÜ’deki Bahar şenliklerinin birinde öğrenciler eğlenirken şarkılar söylerlerken içlerinden bir grup sözde bayrak olarak nitelendirilen bez parçalarını açarak o devrimci grubun içerisinde ben varım mesajını açıkça veriyorlardı. Ve orada diğer kitle buna çok sert şekilde müdahele etti. Bu olay biraz evel üstüne basarak anlatmak istediğim mevzunun en canlı örneğidir. Ve yine başka bir üniversite içerisinde iki ayrı sol grubun farklı nedenlerle kavga ettiğini okumuştuk gazetelerde geçtiğimiz yıllarda. İşte bu yüzden bu ülkede sol görüş bitirildi. Çünkü taban, yeteri kadar kitlelere hakim olamadı. Sistem hep, bize katılsın da hangi görüşten olursa olsun dediği için şimdilerde sistem içindekileri yok etmekle meşgul. Harap etmekle meşgul. Bu yüzden değil mi Cumhuriyet Halk Partisinin ikiye bölünmüş olma nedeni. Emin olun CHP’li olan olmayan buna herkes çok üzülüyor. Tabanın bu hale getirildiğine herkes kahroluyor. Bir milletvekili terörist cenazesinde, diğeri İzmir’de Mustafa Kemal’in askeriyim diyorsa buna bizim gibi sözde değil özde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk sevdalısı insanlar kahroluyor.

Kim ne dersin, herhangi bir siyasi oluşuma körü körüne bağlı olmayan bir birey olarak söylüyorum ki bu ülkede Ulusal Solun bitirilmesi kimseye fayda sağlamaz. Şimdilerde Ulusalcıları bitirelim diğerleri rakibimiz olsun anlayışı da bu ülkeye zarar verir. Milliyetçi Hareket Partisi’ndeki oy hareketleri tamamiyle Chp’li ulusalcı kesimden aldığı oylarla değişiyor. Ve Chp çok farklı bir parti olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Bu çok kötü. Ve emin olun bu ülkede ben Cumhuriyet Halk Partisini destekliyorum diyenlerden daha çok bu partiyi savunan kişi benimdir. Çünkü her ne olursa olsun bu partinin yaşatılması, Atatürk’ün yaşatılmasıdır. Onun kurmuş olduğu bu değeri yüceltmek, yaşatmak her Türk gencinin görevidir. Aynı görüşleri taşımıyor olsa da önderine duyduğu saygı ve sevgi bunu gerektirir. Umarım bugünden sonra, sol üzerinde çeşitli oyunlar oynanmaz. Bu oyunu onlar kendi içlerinde oynuyorlar. Ve ülke sevdalısı ulusalcıları yıpratmakla meşguller. Çok yazık.

Milliyetçisi de, Solcusu da önce ortak değerler üzerinde birleşip içindeki nifak tohumlarını temizlemeli, daha sonra siyasetin gerektirdiği şekilde kavga ve düşmanlık biriktirmeden rekabet edebilmelidir. Elbette söylediğim çok iyimser bir senaryo. Buna kimseler müsaade etmeyecek bunun da farkındayım. Ama napayım düşünce özgürlüğü diye birşey var, yalan mı?

Bir Cevap Yazın