Çocukluğumuzdan beri masallar ve niniler le büyüdük .Hayatı çocukken toz pembe gözlükler takılarak seyrettik.Her şey ne kadar mükemmel lay lay lom geçerken……

olgunlaşmak gerçek anlamda ‘yaş almak’için önce yaşadığımızı bilmek gerektiğini öğrendik.Masallar niniler gerçeklere dönmeye başladı ve hayatın başka renkleri olduğunu yavaş yavaş anladık.Renkler sıcak ve soğuk diye ikiye ayrılıyor evet hayatta böyle sanki;

insan mutlu olduğu içi içine sığmadığı zaman bütün renkler güzel ve sıcak gözükür gözümüze;kuşlar başka öter,deniz bir başka vurur kıyıya,tabiat bir başka ahenkle şarkılar, renkler sergiler sanki;

Mutsuzken kara zindan bütün her yer soğuk,bütün renkler solar,bütün doğa hissetmiş gibi;kuşlar susar,gök delinmiş gibi deli deli yağar yağmur,güneş küsmüş bulutların arkasından gözükmekten çekinir.mutsuz olunca insan hayat bitmiş yaşamanın bir anlamı kalmaz.

Hayal gücümüz o zaman toz pembe ama zaman ilerledikçe insan bilginleşmişmiyor; sadece zamanın getirdiklerini sindirmeyi öğreniyoruz.Yürüdüğümüz seneler mutluluklar,hayal kırıklıkları,kin ve öç alma duyguları zehirli sarmaşık gibi ruhumuzu sararken etrafımızda ki renklerin her tonunu çıkarmaya, anlamaya ve o soğuk renklerden bir daha ara renkler bulmaya çalışarak ;hayatta inat yaşamaya çalışmalıdır!!mutlu olmak için bu gerekli;

Tabiatta aramalı insan mutluluğu ;hiç bir renk tek değil ;hiç dağ tepe düzgün aynı boyda değil;bunu görmek algılamak demek hayata anlamak katmaktır;
Hayat çocukluktan beri yoğuruyor,pişiriyor ve olgunlaştırıyor bizi; bütün bunları bilgelikle kabul etmek bize mutlu luğun anahtarını verir.Hayatımız siyah&beyaz olsa bile ;olsun!!oda bir renktir oda bir kaderdir..

Bir Cevap Yazın