“Seni sevmeyi ben istedim. Yüreğimden bir ses beni sana yöneltti, güya usulca konacaktım gölgene. Beni ilk önce gölgen sobeledi…”

Sen bilme diye, uzaktan sevmeyi denedim bir süre. Ama ne yapsam nafile, kapıldı bir kere rüzgârına küçük kalbim ve durduramadım hiçbir şeyi. Zaten öyle durmak âdetim değildir sevince… Sevmek değil midir zaten engellere karşı savaşan tek duygu! Şimdi istesen de durduramazsın beni, ezebilirim yoksa seni sevgimle…

Bu benim ilk intihar mektubum sevgili… Hiç yazmayı düşünmediğim sözler misafirlikteler yüreğime. Eğer sözlerim bitmeden ölürsem anla ki seni düşünerek ölmüşümdür. Ama ne olursa olsun bil istiyorum, seni severken asla ihanetim olmadı. Bir an bile kalbim başka bir kadının gölgesine takılmadı. Ben her kadında senin hayalini resmederken beynimde, şimdi şimşekler çakıyor bedenimde ve buna en çok ellerim kızıyor. Tam da sana güzel sözler yazma zamanındayken bunlarda neyin nesi deyip nasır tutmaya yeminlendiler. Korkuyorum kavuşursak eğer ellerine batacaklar ve ben senin yüzünde acıya benzer bir ima görürsem nasıl dayanırım hiç bilemiyorum.

Gül yüreklim, bil ki vazgeçmek gibi bir kelime henüz senli sözlüğüme girmedi. Ve ben hala o heyecanı içimde taşımanın nefasetiyle coşmaktayım. Arada bir sahipsiz kuşlar konuyor pencereme sanki sen gelmişsin gibi koşuyorum pencereye ama ne zaman perdeyi aralasam kaçıyorlar ve ben ruhunu kaybetmiş bir adam olarak pencerede kalakalıyorum. Günlerdir yağmur yağıyor gözyaşlarıma inat! Bu nasıl bir tesadüf anlamış değilim ama inanırım tesadüflere, galiba bu bizdeki kalp kırgınlığına yeryüzü de kayıtsız kalamıyor ve üzülüyor.

Ne yapsam hiç bilemiyorum. En yakın dostlarımla dolaşıyorum günlerdir. Biraz gülebilmek, eğlenebilmek için fıkralar anlatıp, isim-şehir oynuyorum. Eskiden gülebildiğim ne kadar komik anım varsa hepsini hatırlamak adına hafızamı zorlasam da her yolun sonu bir sana çıkıyor. Galiba ben bilmeden kendi sonumu seninle anlam kazanan sensizlikle güzelleştirmeye çalışıyorum. Küçük bir cümle kurmak istiyorum. “Yüreğinde biraz ben varsam, onu unutma olur mu?” Ben olmasam kim sever seni böyle delicesine… Aslında korkuyorum ya biri girerse kalbine ve kandırırsa seni, üzerse, paramparça ederse ve ben bir şey yapamayacak kadar nefret edilen biri olursam senin için işte o zaman yaşamamın bir anlamı olur mu? Şimdilik en iyisi ölmek…

Unutmadan, ben sende çocuksu hayallerimi çok özledim. Birde yüreğin biraz benleşmişse onu yok etme olur mu?

Emre onbey (sizden biri/ belki sen)

PAYLAS
Önceki İçerikRuhtan Yansıyan Güzellik
Sonraki İçerikMateryalizm’i Bitiren Boşluk
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir Cevap Yazın