Sivrisineklerin doğumundan ölümüne kadar olan bütün süreçler başlı başına birer mucizedir. Hiç önemsemeden yok etmeye çalıştığımız bu mucize varlık aslında Allahın yaratma sanatına çok önemli bir delildir. Şimdi bu küçücük canlının özelliklerinden bahsetmek istiyorum sizlere.

Sivrisineklerin çiftleşmesi havada, uçarken gerçekleşir. Erkek sinek, yaşamının ilk 24 saati çiftleşemez. Antenleri ıslak olduğu için sağır olur ve dişinin çiftleşme çağrısı olan kanat seslerini duyamaz. Dişi sinek, erkek sinekten daha hızlı kanat çırpar. Saniyede 1000 kez kanat çırpan dişi sineğin kanadından çıkan ses, erkek sineğin dişiyi ayırt etmesini için bir işarettir. Çiftleşmeden bir süre sonra erkek sinek ölür.

Normalde bitkilerle beslenen sivrisineklerin dişileri, çiftleşmeden sonra yumurtalarının gelişebilmesi için gerekli proteini sağlamak amacı ile kan emmeye başlar. Baş kısımlarında iki anten ve antenlerin arasından çıkan emme tüpü ya da diğer adı ile emme hortumu bulunur. Yanaklarının iki yanında da dört adet kesici bıçak vardır. Kesici bıçak ve emme hortumu erkek sineklerde bulunmaz. Çünkü erkek sinekler hayatları boyunca asla kan emmezler. Dişiler, karınlarındaki ısı algılayıcılarla karanlıkta dahi insanın damarını hissedebilirler. Isırdıktan sonra bıçaklarından akıttıkları bir sıvı ile dokuların uyuşmasını sağlar ve kanın pıhtılaşmasını engelleyerek o bölgeye bir nevi lokal anestezi yaparlar. Sivrisineğin ısırdığı yerin daha sonra şişmesi ve kaşınması bu sıvıdan dolayıdır.

Dişi sinek kan ile yumurtalarını besledikten sonra, larvalarını genelde yaz aylarında ya da sonbaharda bırakır. Larvayı bıraktığı yerin kuru olmaması gerekir. İlginçtir ki bu küçücük canlı bu bilgiye sahiptir ve larvalarını çoğu zaman ilk yağmurlardan sonra değil, iki, hatta üçüncü yağmurlardan sonra bırakır. Larvaların gelişimi için, bulundukları yerin ısısı da oldukça önemlidir. Isı 10 ile 30 derece arasında iken larvaların gelişimi hızlanır. Gereken hava koşulları oluşmazsa larvalar çatlamadan sıcak hava ve yağmurları beklerler. Kutup dairesi üzerinde “sivrisinek gölü” adında bir göl bulunur. Buradaki donmuş larvalar, buzların çözülmesi ile çatlarlar.

Sivrisineklerin larvaları bırakma şekli de oldukça enteresandır. Bazı sinekler yumurtalarını birbirine yapıştırarak bir sal formu verir. Bu form, yumurtaların batmasını engeller. Bu formun, yumurtalarını suya batırmayacak en doğru form olduğunu sineğin bilmesi bir mucizedir.

Sürü sivrisinekleri yumurtalarını jelâtinimsi bir madde içine ip gibi bırakır. Yumurtaların suda kaybolmaması için de bu madde ile yumurtaları, bitki ya da taşlara yapıştırır.

Larvalar su altında yaşarlar ve sürekli yedikleri için de bir haftada 6–7 kat büyürler. Larvaların nefes alabilmek için suyun üzerinde boğulmadan asılı durmaları gerekir. Ancak suyun üzerinde durduklarında,  beslenemedikleri için ölürler. İşte tam bu noktada bu mucize canlının bir özelliği daha çıkar karşımıza. Larvalar baş aşağı suyun içinde dururken, beslenebilmesi ve aynı zamanda nefes alabilmesi için gerekli mekanizmalara sahiplerdir. Ağzının iki yanında dört set halinde bulunan ince tüylü bir fırçayı hızlıca sallayarak suda akıntı oluşturur. Böylece suda oluşan bu akımla bakteriler kolaylıkla larvanın ağzına gelir.

Kendi rızkını taşıyamayan nice canlı vardır ki onu ve sizi Allah rızıklandırır. O, işitendir, bilendir. (Ankebut Suresi, 60)

Larvalar suyun içinde baş aşağı asılı dururken, vücudunun arka kısmında bulunan solunum boruları ile nefes alırlar. Bazı larvalar ise suya paralel durarak, karınlarında bulunan üç solunum deliği ile nefes alırlar.  Şnorkel şeklindeki bu solunum borusu ile nefes almanın bir tehlikesi vardır. Herhangi bir dalga geldiğinde solunum borusunun içini su ile doldurursa sineğin ölmesine neden olur. Ama çok ilginçtir ki şnorkelin hava ile temas ettiği uç kısmı, doğuştan özel bir yağ ile kaplıdır. Bu yağın özelliği, suyu itmesidir. Bu sayede sinek boğulmadan rahatça nefes alır.

Larva dönemi bir hafta sürer ve ardından pupa dönemi başlar. Pupa dönemine hazırlanan larva, başının arkasında bulunan bir organ yardımı ile sert derisini kırar. Toplam dört kez deri değiştirdikten sonra pupa dönemine giren sinek, bu dönemde beslenmez.

Sivrisineğin şu ana kadar öğrendiğimiz bütün bu özellikleri tesadüfle açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Sivrisinek larvası, başının arkasında sert bir organı olduğunu ve bu organla derisini parçalayabileceğini asla bilemez. Yine yumurtalarını beslemek için kan emmesi gerektiğini ve kanı emmeden oraya anestezi yapması gerektiğini de bilemez. Daha da önemlisi kanın pıhtılaşma özelliğini bilip buna karşı tesadüfen tedbir geliştirmesi mümkün değildir. Larvasının gelişebileceği en uygun ortamın ıslak ortamlar olduğunu bilip larvayı suya özenle yerleştirmesi de asla deneme yanılma yöntemi ile öğrenip, diğer nesillere aktaramayacağı bir başka mucizevî özelliğidir. Suyun içinde ters dururken, vücudunun yüzeyde kalan kısmı ile nefes alması ve bu kısmın su tutmayan yağlı bir madde ile kaplı olması da sivrisineğin diğer bütün özellikleri gibi üstün bir aklın ürünü olduğunun çok açık bir delilidir. Saniyede 1000 kez kanat çırpılması ise aklın alamayacağı kadar müthiş bir mucizedir. Yüce Rabbimizin yaratma sanatı, bu küçücük canlıyı da kuşatmış ve bizler için yaratılıştaki muhteşem sanatın örneklerinden biri olmuştur.

Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler; inkar edenler ise, “Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?” derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. Ancak O, fasıklardan başkasını saptırmaz.  (Bakara Suresi, 26)

Kaynak belirtilmedi..

Bir Cevap Yazın