Sis Perdesi 1. Bölüm

Bugün o gündü.Yeni bir döneme giriyordum.Benimlede birlikte tüm ülkeyi yeni bir dönem bekliyordu.Artık Eski Pars’ın yaptığı hatalar yapılmayacak ülkemiz bölgesel güç olmak yolunda ilerleyecekti.Eski Pars’ın görevden uzaklaştırılma nedenini bilmesemde yıllardır ülkemden uzak yaşadığım Bosna’dan Türkiye’ye yola çıkıyordum.Bosna’da Büyükelçi adı altında yürüttüğüm görevlerde bitmek üzereydi.

Son bir görev vardı. Clipton öldürülecek ve İsrail’in Bosna’daki amaçları sonuçsuz kalacaktı. Clipton’da benim gibi bir Büyükelçi’ydi. İsrail Büyükelçisi adı altında az pis iş yapmadı.Uyuşturucu merkezi haline getirdiği Bosna’dan Türkiye yolunu izleyerek Asya’ya uyuşturucu geçirmeye çalışıyordu.Onu en son Bosna Başbakanı’nın verdiği yemekte görmüş, hatta konuşmuştum.İsrailli Büyükelçi tiplememe uyan biriydi.Uzun boyluydu, saçı olmadığından kafası baya parlaktı.Toplantıda baya bir dikkati mi dağıtmıştı.Onla tokalaşırken bana baya bir sıcak davranmıştı.Fakat alttan alta aramızda bir soğukluk vardı tabiki.Mavi Marmara krizinden sonra iyi olmasında beklenemezdi.Bosna’da iken hiç birbirimizin işine girmediğimizden aramızda çokta bir olay olmamıştı.

Ama uzun zamandır çalıştığım Bosna’daki Türkiye yapılanmasının en önemli kişilerinden biri öldürülmüştü ve bunu Bosna’da yapabilecek güce sahip olan tek kişiydi.Çok güçlü olmasına rağmen bizim yapılanmamız çok daha güçlüydü.Bunun nedenlerinden biride Bosna’da çok müslüman varken, yahudi sayısının çok az olmasıydı.Operasyonun başlamasına dakikalar kalmıştı.Ben bunları düşünürken.Planımızın üzerinde bir haftadır çalışıyorduk ve artık sonuna gelmiştik.Fırsat çok büyüktü İsrail yapılanmasının sekiz önemli kişisi ve Clipton toplantıdaydı.Aynı anda hepsini götürüp Bosna’dan büyük bir zafer kazanarak gitmek istiyor.Ayrıca Türkiye’yede yeni Pars’ın döneminin başladığını haber vermek istiyordum.

Toplantı büyük bir bahçesi olan tek katlı bir toplantı salonundan oluşan bir binadaydı.Dört tarafındanda giriş çıkışı yapılan bir toplantı yeriydi.Bundan dolayı her tarafa eşit güçler koyup hızla saldırıya geçip içerideki kişileri önce rahatça canlı ele geçirip, yargılayıp, sonra da öldürebilirdik.Mit’ten gelen emirlerde böyleydi zaten.Clipton’ı bildiğim ve duyduğum kadarıyla korumaları binanın içine almaz sadece dışarıda bekletirdi.Korumalar yine dışarıda birikmişlerdi.Ama ilginç olan olay korumaların sayısının çok az olmasıydı.Sekiz veya on tane koruma vardı.Bununda toplantıda önemli kişiler yokmuş havası verilmesi amacıyla yapıldığını düşündüm.

Artık operasyon başlamalıydı.Başlayın dedim.Son iki saattir kamera görüntülerini izlediğim arabadan çıktığımda korumalar etkisiz hale çoktan getirilmişti.Hızlı adımlarla yürüyerek Toplantı Salonu’nun giriş kapısına yöneldim.İçeri girdim.Birçok oda vardı.Tabikide toplantıyı en büyük odada yaparlar diyerek ilerlerken etrafımda kimsenin bulunmaması beni şaşırtmıştı.Odanın kapısını açtığımda ilk olarak büyük bir toplantı masası gördüm.Camların tamamen açık olmasından dolayı içeri çok güneş giriyor ve odayı oldukça aydınlatıyordu.Masada sekiz kişi ve Clinton değil, Sadece masanın başında beyaz saçlı yaşlı bir adam oturuyordu.Arkasından inanılmaz bir ışık yığını girdiğinden yüzünü tam göremiyordum.İngilizce olarak bana:
– ‘Hoşgeldin Pars.Beni Çok Uzun Süre Beklettin‘ Dedi.

Ben ise şaşkınlığımı saklayamayarak :

 ‘Bu Nasıl Oldu ve Pars Olduğumu Nerden Biliyorsunuz?’ diye sordum.

– ‘Siyasette başarılısın ama operasyondan birşey anlamıyorsun.İsrail, Bosna’da belki Türkiye’den güçsüz durumda ama İsraili hiç kimse bu kadar hafife almadı alamaz da. İsrail Dünya’nın en güçlü ülkelerinden biri.Bu durumda senin gibi biri  bizi nasıl küçümser ezer? diye sordu.

‘Sen galiba hiç Türk tarihini okumadın galiba’ dedim ve Türkler istediğini ezer, istediğini çizer.Mazlumun tek dişi için dünyaları sizin gibilere dar eder’ diyerek devam ettikten sonra silahı cebimden çıkarıp üzerine yürüdüm.Yüzünde ne bir şaşırma ne de bir korku gördüm.Sinirimle birlikte kafasına sıktım.Kafasına bastırarak :

‘İşte Türkler istediğini ezer, istediğini çizer’ dedim.O anda dışarıdan silah sesleri gelmeye başladı.Ben ise artık burdan bir çıkış yok dercesine bekliyordum kaderimi.Dört, beş dakika süren çatışma durmuştu.Koridorda adım sesleri duyuluyordu ki çatışma tekrar başladı.Bu seslerde bitmişti.Koridordan gelen ses benim her saniye ölüme yaklaştığımın bir belgesiydi.Ölümden korkmuyordum ama bu kadarda erken olmamalıydı.Kapı açıldığında kimse gözükmedi.Silahı o yöne doğrulttum.Çıkacak kişiyi bekliyordum veya kişileri.Tam o anda bir ses duydum.

 

1. Bölüm Sonu.

O gün hiçbir zaman istediğin o gün olmayacak.

Önümüzdeki Bölüm 1 Hafta İçinde Yazılacaktır.

5 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın