“Akıl” kelimesi genellikle kişilerin zekâ düzeyini ifade etmek amacıyla kullanılsa da, zekânın çok üstünde ve çok daha derin bir kavrayış şeklidir. İnsanların çoğu, aklın doğuştan gelen, tecrübe ve bilgi ile gelişebilecek bir meziyet olduğunu zanneder. Oysa akıl, Allahın, Kendisinden korkanlara ve Kuran’a uyanlara verdiği üstün bir özelliktir. Bu özellik vesilesi ile akıl sahibi insan, karşılaştığı her olayda, Kuran’a en uygun tavrı göstererek, aklın kendisine sağladığı bu üstünlüğü yaşamış olur. Bu gerçek, Kuran’da Rabbimiz tarafından şöyle bildirilir: “Ey iman edenler, Allah’tan korkup-sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi – 29) Ancak her şey zıttı ile yaratıldığı için, aklın karşısında da, doğal olarak akılsızlık kendini gösterir. Akılsız insanlar, Allah’ın varlığını ve büyüklüğünü kavrayamayan, acizliklerinin farkında olmadan Allah’a karşı büyüklenen, olmayan aklı ile zekâsını beğenen, şeytan’ın sistemine ayak uydurmuş, zayıf karakterli kimselerdir. Bu insanların, bütün amaçları dünya hayatını en iyi şekilde yaşamak yönünde şekillenir.

Çiçeklere baktıklarında, eşlerine veya arkadaşlarına bu çiçeği götürdüğünde, kendisine gösterecekleri yakınlığı hayal ederler. Gökyüzüne baktıklarında, havanın durumuna göre, o gün giyecekleri kıyafeti düşünürler. Deniz, çoğu zaman serinlik veren bir su topluluğu veya evlerinden görünüyorsa, hava atabilecekleri bir zenginlik göstergesi olur. Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler. (Yusuf Suresi – 105) Çevresindeki güzelliklerin, mucizelerin farkına varmadan yaşadıkları için, hiçbir zaman, bütün bu güzelliklerden, iman eden insanların aldığı zevki alamazlar. İman eden kişi, baktığı her yerde Rabbinin ayetlerini görür. Ruhu bundan, tarif edilemez bir haz alır. Gördüğü her şey üzerinde düşünür. Bu o’nun aklını, Allah’ın izni ile daha da açar. Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi – 191) Akıldan yana yoksun insanların, karşılaştıkları olaylar karşısında, en doğru karara ulaşmaları da mümkün değildir. Çünkü onlar için en doğru karar, her zaman çıkarlarına en uygun olanıdır. Doğal olarak, kararlarının Allah rızasına ve Kuran’a uygun olmasını gözetmezler. Önemli olan, o anı kurtarmalarıdır. Bunu ne şekilde yaptıklarının hiçbir önemi yoktur. Örneğin, iman etmeyen bir insanın evliliğini düşünelim. Evliliğindeki seçimi, akılsızlığını gözler önüne serer. Evlilik onun için, toplumun da telkini ile mutlaka gerçekleşmesi gereken bir olaydır. Bu nedenle yaşı çok da geçmeden birini bulup evlenmesi gerekir. Eş olarak seçtiği kişinin, öncelikle güzel bir görüntüsü ve mümkünse parası olması tercih sebebidir. Sonrasında huylarına bakılır. Huylarında dikkat edilen şey ise, kendisini ne kadar memnun edeceği ile sınırlıdır. Hal böyle olunca akılsız kişinin zekâ ve mantığını kullanarak yaptığı evliliği, bir süre sonra renk değiştirir ve kâbusa dönüşmeye başlar. Erkek için, eşi biraz kilo alsa, yaşlanmaya başlasa veya hasta olsa, ona olan sevgisi de azalmaya başlar. Çünkü o, insan derisini oluşturan bir milimetrelik dokuya âşık olmuştur. Bedeninin tamamını kaplayan toplam 2 kiloluk et yığını, evlilik kararındaki en önemli kıstastır. Kadının en önem verdiği konu ise zenginliktir. Eşi eskisi gibi kendisine pahalı hediyeler alamadığında veya iyi ortamlar ve lüks arabalar sunamadığında, eşine olan sevgisi gitgide azalmaya başlar. Çünkü iki taraf da, aklını değil, zekâsını ve mantığını kullanarak birbirlerini seçmişlerdir. Değer verdikleri konu, sadece iki kiloluk et yığını ve birkaç kâğıt parçasıdır. Oysa akıl sahipleri, Allah’ın kendilerine verdiği doğruyu yanlıştan ayıran nur ve anlayışla, evliliklerini de, her konuda olduğu gibi Allah rızasına uygun gerçekleştirirler. Eşlerinde aradıkları kıstas ise, yalnızca Allah’a olan yakınlıklarıdır.

Onda ‘sükun bulup durulmanız’ için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Rum Suresi – 21) İnkâr edenlerin şeytandan aldıkları zekâsı, onların dünya hayatının esiri olarak yaşamalarına vesiledir. İman edenlerin aklı ise, onları tüm dünyevi esaretlerden sıyırıp yalnızca Allah’a kul olarak yaşamalarına vesile olan şükre şayan bir lütuftur.

Bir Cevap Yazın