“Sevgi ve paylaşmak en yakınınızdan başlar. Sonra yayılarak devam eder. Kin, cimrilik, nefret kimsenin hoşlanacağı davranışlar değildir.”

 Yaşamın her anını kapsayan din, insanlara Kur’an ekseninde güzel ahlak özellikleri kazandırır. Güzel ahlak özelliklerinin de ibadet olduğu bilincine sahip insan, bu üstün ahlakı yaşamaya ve en yakınlarından başlayarak yaşatmaya çaba gösterir.

Din ışıl ışıl aydınlıktır; insana gerçek sevgiyi, şefkati, merhameti ve dostluğu tarif eder. O’nun sınırları içerisinde yaşayan insan da her zaman ve her ortamda dürüst, samimi karakter özellikleri, saygı ve sevgi dolu davranışlar sergiler.


En Yakınlarımız; Çocuklarımız

Dinin özü güzel ahlaktır. Allah katında beğenilen üstün ahlak özellikleri, özellikle çocukluk döneminde şekillenir. Çocuk, fıtrat itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli ve Allah’ı bulup kavrayacak güce sahiptir. Bu nedenle çocuklara Allah inancı küçük yaşlarda öğretilmelidir. Son zamanlarda bazı batılı psikologlar, tarafsız ve önyargıdan uzak olarak yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun olduğu görüşünde birleşmişlerdir.

Çocuklar; derin sevgiyi yaşatan Allah’ın güzel tecellileridir. Çocuk muhabbetle, aşkla sevilir. Değer veriyorsanız, yaşına rağmen saygı duyuyorsanız, ona Allah’ı tanıttıysanız, sevdirdiyseniz, Allah’ın koruması altında olduğunu söylediyseniz çocuk dünya tatlısı olur.

“Çocuklarımıza bırakacağımız en güzel miras güzel ahlaktır” buyurur Peygamberimiz(sav). Çocuğumuza güzel ahlakı tanıtmaya Allah sevgisini ve Allah’ın onun için yarattığı güzel nimetleri hatırlatarak başlayabiliriz. En sevdiği meyveleri Allah’ın yarattığını, örneğin iç açıcı sulu portakalların çamurlu topraktan çıktığını, kocaman bir portakal ağacının tüm detaylarının tek bir portakal çekirdeğinin içinde saklı olduğunu… Ufacık bir çekirdeğin toprağa atılmasıyla devasa bir ağacın oluştuğunu; onlarca dal, yüzlerce çiçek ve meyve verdiğini… On yılda büyüyen bir ağacın, gözlerimizin önünde on saniyede büyümesinin nasıl büyük bir mucize olacağını. Yıllara bağlı olarak büyümesinin de mucizevi bir olay olduğunu ve bu mucizeyi Allah’ın yarattığını…

Çocuğa hayvanları sevdirebiliriz örneğin. Çevresinden başlayarak kedilerdeki sevimliliğe, kuşlardaki çeşitliliğe, kelebek kanatlarındaki yanar döner renklere dikkatini çekebiliriz. Kendi yüzü ve bedenindeki oran ve simetriyi anlatır, “bütün bunlar kendiliğinden meydana gelebilir mi?” sorusunu yöneltebiliriz. Çocuk böylece aklını kullanır, mantık örgüsüyle kendiliğinden oluşamayacağını anlayabilir. Bu şekilde bir anlatımla çocuk daha dengeli ve tutarlı olur, çevresini saran yaratılış gerçekleriyle bu muhteşem düzenin bir sahibi olduğu gerçeğine ulaşabilir. Bu anlayışa sahip olan çocuklara, Kur’an ahlakının anlatılması daha da kolaylaşır.

Çocuğa güzel ahlakı anlatırken, sevginin yanı sıra saygılı olmalı ve ona değer verdiğimizi hissettirmemiz de önemlidir. Büyük bir insan gibi davranırsak o da saygılı olacaktır. Çocuk olduğunu hissettiren konuşma, onun dengesini bozar. Kendisine değer verilmediğini, adam yerine konmadığını düşünür. Çocuk yerine konmak kimi zaman hoşuna gitse de sorumluluk duygusunu ortadan kaldırır; her şeyi artık size yüklemeye başlar.

Çocukla bire bir konuşmak kadar güzel ortamlarda konuşmak da önemlidir. Çocuk, hoşuna gidecek bir yerde, sevdiği yiyecekler eşliğinde daha güzel eğitilir. Güzellikleri kapsamlı anlattıktan sonra dünyada kötülüklerin de olduğunu ayrıca anlatmalıyız. Ona iyiliği, kötülüğü ve akılcılığın ne olduğunu anlatmalı, iyi ve kötü insanları tanıtmalıyız. Kendisi akıllı, olgun ve güzel davranışlar sergilediğinde onu ödüllendirebiliriz. Örneğin akıllı konuştuğunda, akılcı bir seçim yaptığında sevdiği bir yiyecek ya da istediği bir oyuncak alabiliriz. Akıllı ve güzel davrandığında, temiz ve düzenli olduğunda ödüllendirmek, onun ruhsal yapısını güçlendirir.

Özenle, şefkatle, akılcı bir şekilde ve samimi ilgiyle yaklaşmak güzel sonuç verir. Bağırıp çağırmak çocuğu olumsuz etkiler; çocuk hem bize hem kendisine saygısını yitirir. Bilim ve sanat dışarıda bırakılarak, çocuğu “oturma, bakma, yapma!” emirleriyle eğitmeye çalışmak konuyu açmaza götürür.

Din ahlakı sevgidir, şefkattir; özveri, merhamet ve dostluktur. Allah, insanları, bitkileri, hayvanları, tüm yarattıklarını aşkla sevmemizi ister. Kur’an ahlakı, sevmenin sanatıdır. Çocuğa bu bakış açısıyla yaklaşırsak – Allah’ın dilemesiyle- çok güzel sonuç alırız.

Güzel ahlaka sahip insanların yaşadığı çevreler, özlem duyulan, huzur ve güven içindeki ortamlardır. Bu güzel ahlakın yaşandığı evlerde, anne- babaya itaatli, onlara “öf” bile demeyen, kötülüklerden uzak duran vicdanlı çocuklar yetişir. Bu ailelerin anne babaları çocuklarının hayırlı insanlar olmaları için çaba harcayan, birbirlerine de sevgi ve saygı gösteren, davranışları ile örnek insanlardır.

Ahlak değerlerini yitiren, bireyleri arasında sevgi, saygı ve beraberlik duyguları körelen ailelerden oluşan toplum, hızla manevi ve ahlaki dejenerasyona doğru yol alır. Ailenin ahlak yapısı ne denli güçlü ise, millet ve devlet de o derece güçlüdür.

Kur’an’da, İmran’ın karısının, “Rabbim, karnımda olanı, ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul et.” (Ali İmran Suresi, 35) diyerek dua ettiği haber verilir. Hz. Meryem’i annesi nasıl Rabb’ine adadı ise, bizler de çocuklarımızı Allah’ın rızası için Allah’a adayalım. Çocuk henüz hiçbir şekle girmemiş temiz toprak gibidir. O toprağa hangi tohumu ekersek, onun meyvesini alırız. Ne kadar çok ekersek, meyvesini kat kat fazlasıyla verir; Rabb’imizin dilemesiyle güzellik, nimet, bereket, sağlık ve sıhhat gelir.

Fuat Türker

Bir Cevap Yazın