Sensiz Kaybolmak Zor

“artık gitme zamanıdır. Kirlendik, nemli yastıklara bıraktık derdimizi. Biliyor musun hiçbir yenilgi, yokluğun kadar ezik bırakmadı beni. Sen, güneye gidiyormuşsun, git! Korkma, bir daha karşılaşmayacağız; ben de toprağa gidiyorum…”

Ne tuhaf, gidenin ardından sözler mırıldanabilmek. Yazmak ne kadar zor; kimi ayrılınca mı kıymetini bildin diyor, kimileri gitmekte haklıydı. Ne onların demesi bitiyor, ne de yokluğun acısı biraz hafifliyor, sadece sensiz bedenimden takvimler geçiyor. Yüzümde ıslaklığın kaldı birtanem. İçimde dudağının kıvrımları, saçlarının sonbahar hüznüne benzer türküleri. Ve yüreğimde gülümseyen esmer küçük bir kız…

Unutacak kadar hiç nefret etmedim senden, çok sevdim. Gittikçe azalan ömrümde, keşkelere inan hiç sığınmadım. Belkilerle uğraşmadım. Yandığımda, ağlamadım; yanmaksa, sadece yandım. Alnımı toprağa dayadığımda, kokunun gülüşünü duydum, mutlu olduğunu hissedince, inan bende çok mutlu oldum. Şimdi toprağa gidiyorum, daha da çok görebilmek için seni, mutlu olduğunu daha çok duyumsamak için gidiyorum, senin için…

Sensiz Kaybolmak Zor
Sensiz Kaybolmak Zor

Koynumda senin boşluğunu taşıyorum. Göğsümün sol tarafı yüzünün şeklini almış gibi duruyor. Ruhum, sanki bana küsmüş gibi, arada bir uğrar oldu bedenime. Korkuyorum yarın mahşer gününde, yaşlı bir teyzeye ettiğim yardıma şahitlik etmeyecek diye, inan korkuyorum. Sen, cennetin en güzel köşesindeyken, ben, cehennemde yanmaktan öte bir halde olacağımdan. Hiçbir şey değil de, sensiz sonsuz zamanlarda kaybolmak beni umutsuzlaştırıyor.

Ne olurdu sanki sevgini bana saklasaydın. Çocukken oynadığın oyunları yalnız bana anlatsaydın. Yastığında biriktirdiğin gözyaşlarını beraber kurutsaydık, ne olurdu sevgilim! Yazmak kolay mı sanıyorsun, inan harflerde asıyorum çaresizliğimi… Ne halde olduğumu kimseler bilmiyor, anlamayacaklar da; varsın anlamasınlar, sen, yetecek kadarki halini gönder bana! Zamansız bir anda çık-gel, avuçlarımda yaşattığım anılarımızı, al artık ellerimden. İmlasız kelimelerde, bir başıma bırakma beni. Gel, mutlu noktası ol bu sevdanın, virgülleri unutalım, silelim hayatımızdan…

Koynumda ağır bir sevdanın yüküyle yaşıyorum. Her sabah hayalinle uyanıp, sol yanıma bakıp-göremeyince seni, yaşamak inan hiç kolay olmuyor. Ocakta çay demlenmiyor, nedense, hep bir şeyler eksik kalıyor, yarım kalanlarla aynı evi paylaşmak çok zor gültanem!

Artık gelme zamanıdır, gel lütfen! Koynumda yerin hazır…

Emre onbey

PAYLAS
Önceki İçerikRüzgârlarla Gönderiyorum Sevgimi
Sonraki İçerikKararsız Gün Batımı (isimsizler parkından)
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir Cevap Yazın