Aramızda sanıldığı kadarıyla uçurumlar yok sevdiğim! Bizimkisi daha doğmamış çocuğa gelecek kurmak gibi birşey aslında… Ve işte herşeyden öte sen ile ben arası sadece bir dilim aşktan başka birşey değil!

…nereden başlanır ki anlatmaya hiç bilemiyorum. Oysa ben yaşarken hiç bu kadar zorlanmamıştım. Şimdi bana seni anlatmamı istiyorlar ya dostlarım, inan kavuşamadığımıza inat daha bir zorlanıyorum. Bilmem ki insan sevdiğini nasıl anlatmalı, hangi harfi bacağından tutup güzel sözler inşa etmeli. Aslında bakarsan hiç bilmekte istemiyorum, seni kimselere anlatmakta; yıllardan beri seni sensiz seviyorum ve ben bu işi ama sadece bu işi yaşamakla eşdeğer sayıyorum sevdiceğim!

…düşünüyorum bazen, öyle hayaller kuruyorum ki ufak bir böceğin yanağıma konup herşeyi mahvetmesine bile içerleniyorum. Sanki seni sevdiğim için düşman bana herşey! Aslında hiç öyle bir durum yok ama benimkisi nereden bakarsan bak kıskançlık, seni düşünmeme engel olan herşeye biraz isyan! Ki olsun, sana varan yollardaki tüm engeller zaten sevgimin ne kadar derin ve sağlam olduğunun bir işareti değil mi?

Senden vazgeçmeyeceğim sevgilim! İnan bu hatayı ömrüme hiçbir zaman sokmayacağım… Alem düşman da olsa, güneş bir daha günümü aydınlatmasa da ben bu aşktan hiç vazgeçmeyeceğim. Ben, sende kendimi buldum. Yaradana daha bir inanır oldum. İnancımın doruğunda, hayallerimin en güzel yerindeyim ve biliyorum ki çok seversen “olur!”

Ne söylenir ki böyle bir sevdanın ardından, “sen ömrümün özeti” senden bir isteğim olabilir ancak bende senin özetin olmak istiyorum; varmı mısın bende seni-sende beni yaşamaya? Kısacası bu sabrı, bu emeği, bu insanlığı aşkla ödüllendirmeye var mısın?

Yalanım yok bunca yıldır seven tüm aşıkları arkama alarak, onlara yüreğimle inanarak çıktım bu yola ve hadi artık beraber ıslanalım bu yağmurlarda!

emre onbey (sizden biri/belki sen)

PAYLAS
Önceki İçerikİnsan Neden Ölümsüzlüğü Arzular?
Sonraki İçerikBööööööööööööö!!!!
Bir asi adam o. Kapıları olmayan dünyasının, karanlık girmez odalarında yaşayan. Gizemli, ruhani esaretin en yakın zindanında gezen, basit bir adam. Çocukluğunun oyun hikâyeleriyle yaşadığını sanan küçük bir polyannacı/ biraz pinokyo! Bedelini ödediği tek şey yazdıklarında saklı. Kendi kalemiyle,” ben asla ispatlama gereği duymam kendimi; olmayan bir şeyi, ispatlamak aptallıktır!” diye hayıflansa da, annesi onu” hüzünlü efe” diye anlatır. Yazarken içinde bulunduğu kimlikse, sadece muammadır! “neden yazdığımı bilmiyorum, ama şayet bir gün neden yazdığımı anlarsam, işte o gün bu işi bırakırım” diyebilecek kadar da cesurdur… Biz, onun hep yazmasından yanayız! En çok kendi hikâyemizi…

Bir Cevap Yazın