Orta Asya Türk Devletleri
Orta Asya Türk Devletleri

Elimde bir kitap. Buram buram hasret kokulu: Vatan hasreti, öze dönüş hasreti, Turan hasreti…Türk elinden Türk eline gönül köprüsü. Uzakta kalmışlığın sesi soluğu adeta.

 

İçindeki şiirler ve mektuplar gönül damlalarından oluşmuş birer inci. Adı: ‘Selam Getirdim’ İşte Türk yurtlarından Gök Oğuz eline getirilen selam: Türk yurdunun, Türk atasının, Türk töresinin ululuğu. Dirilişe çağrı…

 

‘Uyan Gagauzistan!

Sana Türk ocaandan selam getirdim.

Büük halkın oollarından,

Senin için milletim, kurt sesi getirdim!

 

Kalkın, Gagauzistan!

Sana Korkut ocaandan kıvılcım getirdim.

Şeitlerin ruhundan,

Senin için milletim, kucak dolusu nur getirdim.

 

Seslan Gagauzistan!

Sana dedam Oguzun soluunu getirdim.

Ayaa kalk, bir ol milletim,

Sana kuvet getirdim!’

 

Aslını sahiplenme, saygı duyma. Dilini ve özünü koruyuşun özeti:

 

‘Ban Türküm, ban bir Gagauzum!

Kaavi, girgin serbest Oguzum!

Çok zor çektim, düştüm kalktım,

Üündüm, hep dedema baktım.

……………………………

 

‘Ban Türküm, ban bir Gagauzum!

Kaavi, girgin serbest Oguzum!

Bir ool oldum Vatanıma.

Ban Gagauzum! Ne mutlu bana!’

 

Dil dedik de; Türk, geçmişte ne zaman yeni bir dinle tanıştı o din ile alakalı bazı sözcükleri diline katarak kimilerinin ‘zenginleşme’ kimilerinin ‘kültür erozyonu’ olarak nitelediği durumu yaşamıştır, yaşamaktadır. Hıristiyan Türklerin Hıristiyan Slav, Müslüman Türklerin Arap ismi almış olmaları ve özellikle edebiyat alanında ise Arapça Farsça kökenli sözcüklerin bolca kullanılması gibi.

 

Türk, mutlaka milli değerlerini, dilini, âdetini kısacası kültürünü koruyup gelecek nesle emanet edebilmeli ki varlığı daim olsun. Ne mutlu ki Gök Oğuz da bunun farkında.

 

‘Gelecaan gözaldir Gagauz,

Göka kaldır bayraa, git ileri

Senin dedan Attila, Han Oguz.

Sev Dilini, koru adetini!

 

Unutma ool, üçüz milionnuk

Kan kardaşın yaşeer bu dünnaada,

Ko bürüsün seni büük hodulluk,

Sevin, ki san da bu ulu soydan.

 

Üüren, çalış, yaşat gagauzluu

Zenginneştir gözal Bucaamızı.

Sevil hem sev, koru eski dostluu,

Kuvetlendir süünmaz ocaamızı.’

 

Bucak, Moldova’daki Gök Oğuzların toplu olarak yaşadıkları bölgeye verdikleri vatan anlamına gelen bir isimdir. Vatanı korumak, ocağı tüttürmek her Türkün birincil görevi, boynunun borcudur.

 

 

İç işlerinde serbest, dış işlerinde bağımlı olan Gök Oğuz, şimdilik esaretin zincirini kıramasa da üzerinde yaşadığı toprağı bir toprak parçası değil en kutsal varlıklarıyla özdeşleştirerek, hasretiyle beraber ona nasıl bir ululuk kazandırmış şairin mısralarında görelim.

 

‘Sarı saçlı nazlı Bucaam,

Gül kokulu eşil Bucaam!

Özlemnan hep yanerım ban,

Anam, balım, canım Bucaam!

 

Topraan, havan, suyun senin

Bana kuvet verer her an.

Yaşa, geliş hem çiçeklan,

Komur gözlüm, sarı Bucaam

……………………………..’

 

Bucak vatandır oylum oylum çiçek bezeli, gül kokulu; bucak anadır, bucak sarı saçlı, kömür gözlü sevgilidir. Aşığın maşukudur. Havasıyla, suyuyla hayattır. Berekettir, umuttur bucak.

Gök Oğuz bunu bilir de ‘Anam, ömürüm, canım Bucaam!’ der. Der der de bununla yetinmez:

 

‘Zamana yorsun Deda Korkudum!

Seni çok aaradım, şükür buldum!

Al eski kauşu, otur taşına

Da topla bizi bir ocak başına.

 

Bir nasaat ver biza, hey ulu Dedam,

Evellar gibi uurla bizi san.

Yol göster hem üüret san bizi yaşama,

Türk adını büün pek zor taşımaa.

………………………………

 

Deyip, Korkut Ata’nın bilgeliğine yol göstericiliğine vurgu yaparken Türklüğün zor zamanlar geçirdiğine, bilgesiz kaldığına gönderme yaparak hep yeni bir Dede Korkut’un umudunu taşımaktadır haklı olarak. Türk başsız, kılavuzsuz kalsa bile asla vatansız kalamaz. Ve bir yolunu bulup:

 

‘İşit Tangrım, çık karşı, durgut belayı

Kara yıldızlar toplanmışlar Turan üstüna,

Hey Bozkurdum, çık karşı, göster yolları.’

 

Diyerek kılavuzunu da bulur hanını da. Yeter ki:

 

‘Zor yıllar, büük agalar,

Türlü çirkin oyunnar,

Hep bir köstek koydular,

Ama eski bir ruhum ban!

 

Çok şeylera yanık kaldım,

Aliflendim, süündüm, yandım.

Öz sesima hasret kaldım,

Ama kavi bir ruhum ban.

………………………….’

 

Dörtlüklerinde olduğu gibi kim olduğunun ve üzerindeki kara bulutların farkına varsın. Titreyip kendine dönsün. İçinde bulunduğumuz zaman diliminde o kadar ihtiyacımız var ki buna.

 

Görev amacıyla vatanından uzakta kalan yazar hasretini gidermek için döndüğünde duygularını vatanına yazdığı bir mektubunda ‘işte vatan sevgisi budur’ dedirten çıkışlarla adeta ders veriyor vatansızlara: ‘Te ban gena geldim. Tanıdın mı beni?  Ban senin kızın. Brakmıştım beni sensiz, Seni da bensiz…Ban senin için braktım Seni! Elimdan geleni yaperım, inan, Vatanım. Saa ol, san da unutmamışın…Yukarı gidan o sokak tanıdı beni…Yolun boyunda dut aacı da tanıdı beni. Doyunca o biyaz dutlarınnan doyurdu…O gün sokakta iki genç gagauz Rusça lafedardi, pek acıttı canımı…Hepsi islaa olacek…’

 

Vatanını ve milli değerlerini önemseyen bir yüreğin sesi bu. Asla umutsuzluğa kapılmadan yarınlara yürüyen bir yürek. ‘Ne mutlu bana, ki ban Senin kızınım…’diyebilen bir yürek.

 

Bir diğer mektubunda çocukluğuna ve çevresine olan özlemini o kadar güzel dile getiriyor ki bu özlemi vatan sevgisiyle sarıp sarmalıyor: ‘…Her şey geçmişta kaldı: manim da, dadum da, dut aacı da, şaraplı ekmek ta. Yortularda el öpmak adeti da. Allah onnara raamet elesin, Topracıkları ilin olsun! Pek özledim onnarı. Geçmişta kalan şeyleri özledim. Dedelaerimizdan bobalarımız biraz almışlar, biz da bobalarımızdan  bişeylar aldık, acaba uşaklarımıza bişey verabilecez mi?! Eeh, Vatanım ne olur adetlerimiz kaybelmesin! ‘‘Evelki gagauzu’’ bizim içimizda uyandır, yaşat Vatanım. Unutma, ban her zaman senin yanındayım.’

 

Ya şuraya ne demeli: ‘…taa dorusu zenginnenmak şansını kaçırdım. Küçücüktüm, 12-13 yaşındaydım. Şindi fukaarayım. Keşki biraz çok yaşasaydılar. Onnar beni zenginnedardilar, ban da seni Vatanım!’

 

‘‘Devletin malı deniz, yemeyen domuz’’ demiyor yani. Türk’ün vatana bakış açısı bu olsa gerek.

 

Bir diğer mektubunda birliğin, yeniden dirilişin umut ışıklarını yakıyor şair yazarımız hiç sönmemek üzere:

 

‘ Zaman hayır olsun, Vatanım…Ban artık yetiştim kapundayım! Yalnız da diilim! Geniş aç kollarını. Çokuz! Hiçbirimiz kenarda kalmasın…Bir gün suuk güz gecesinda bir deli lüzgar kopuşmuş ta sepelemiş ipranmış yaprakları dünnaanın dört tarafına. Taa Amerikaya Braziliyaya yetişmiş bu yapraklar, ama yera düşüp çürümemişlar, kök salmışlar. Angı aaçtan koptuklarını unutmamışlar, damarlarında milli duyguyu yaşatmışlar…

 

Bir gün Sıcak güneşli yaz yaamurcuu, dünnaayı dolanıp ‘‘Toplanın, Gagauz oolları’’ sesini fısırdadı. 14 devlettan gelabildilar…Dünnaa gagauzları horuya toplandı. Bir bütün olduk…Kadıncayı oynadık…Bulgariyadan gelan kardaşlarımız ‘‘ Üüsek üüsek tepelerda ev kurmasınnar’’ türküsünü birkaç kera çaldılar. Varmış bir manası…’ Evet, bir manası var elbette: Ayrılık, acı ve özlem.

 

Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Gök Oğuzlar tek yürek olabiliyorlarsa bütün Türklerin tek yürek olmaması için bir sebep yok.

 

Yazarın en büyük korkusu, dünyanın tek bir pazar haline getirilmesine yönelik çabalar ve sonucu itibariyle yozlaşmayla milletin kimliğinden uzaklaşması korkusudur. Ki yerden göğe kadar haklıdır.

 

Bir toplantıda dinleme fırsatı bulduğum Gagauzyalı Türkolog Sayın Güllü Karanfil Hanımefendiyi böyle bir esere imza atmalarından dolayı kutluyorum.

 

Not: Bazı sözcüklerde kullanılan üzeri çift noktalı küçük a ve üzeri şapkalı küçük e seslerinin yazımını bu klavye ile gerçekleştirmek mümkün olmadığından bizdeki Latin harflerinin yazılışı şeklinde alınmıştır.

 

Osman Öcal

 

1 YORUM

Bir Cevap Yazın