Sanatın Sanatçının Bilmecesi.

Sanat insanın bilinçaltına girer sessizce ve idealarını oluşturur orada. Kişiliğine yansır sonra ve en son davranışlarına. Sıçradıkça insanın her yerine, kendi benini bulur insan, belki diğer normal insanların dışında daha erken olgunlaşır, dışa göstermesi farklı olsa da. Farklı olmaya çalışıyor derler, sanatçıya göre farklı olan o insanlar. Sanatçı takmaz da haa. Neyse odur bir nevi.  Ezilir kimi zaman, dışlanır oradan buradan. Sanatçı dayanıklıdır da. Yaşar içinde en sorunlu duyguları, belki bir gün neden elimizde beş parmak varda altı parmak yok değip hüzünlenir, ama saçma değildir onun için. Çünkü hiçbir duygu, sınırlı değildir. Yapılan yanlış diye bir şey olmamalıdır onun için. Çünkü yapılan yanlış beklide doğrudur diye düşünür. saygılıdır da görüşlere, karşı çıkar elbet ama dinler önce bir. Sanatçı dediğin şey, belki hiçbir anlamı olmadığı kumaş parçalarını üstüne giyerek, ayıplarını kapatacağını veya cennetin kapısına girişin bir yolunun da bu olayın olduğunu düşünmeyendir. Ayıplar, insanın kendi içinde çözüp daha güzel bir dünya adına yapılmaması gereken ciddi şeylerdir. Bir kumaş parçasıyla kapatılamazdır yani.  Delidir de aslında biraz. Lise ve üniversitelerde öğretildiği gibi, yeteneği olan kişi değildir sanatçı. Sanatsal uyarıları beyninde hisseden, duygularınla saklambaç oynayandır. Yaşamının her gününü akıcı yaşayan, mavilikleri ilke edinen, ezilenlerin onurları olanlardır. Bir sanatçıyla yaşamakta, yeni gördüğün bir uzaylıyla konuşmak gibidir. Onu anlamanız imkansızdır. Yaşamın sıkıcılığında, dar imkânlarla güzellikleri yaşamak adına tutunur hayata. Bir yerine hamak kurup sallanırken, önüne sunulanları yerine getirme zorunluluğuyla öfkelenip sonucunda yapmak zorunda kalır, ruhunu dünyada tutabilmek için. Kendinden maddi durum açısından çok daha düşük olan insandan fazlasıyla daha acı çeker şüphesiz. Yaşama koşulları ne kadar daha da iyi olsa diğer insandan, sanatçının duygusal ikliminde çelişen olaylar onu yazın sıcağında üşüten bilmeceler bütünüdür.

Bir Cevap Yazın