Yüce Rabbimizin Kuran’da bildirdiği güzel ahlakı gereği gibi yaşamayan toplumlarda genellikle samimiyet, sadelik ve içtenlik yerine, samimiyetten uzak, yapmacık tavır ve davranışlar hakim olur.

Çoğu zaman dini yaşadığını zanneden ve kendisini bu konuda çok yeterli gören insanlar da, aslında son derece samimiyetsiz oldukları için, Kuran ahlakından uzak bir hayat sürdüklerinin farkına dahi varamazlar.

Allah’ın varlığını ve kudretini kavrayamadıkları için din, onların sosyal hayatları dışında yaşadıkları ve gizli tutulması gerektiğini düşündükleri, dört duvar arasında kalan bir etkinliktir. Allah’ın anıldığı ortamlarda, ‘herkesin inancı kendine’ diyerek, samimiyetsiz bir cümle ile konuyu kapatmak isterler. Hayatları boyunca nefislerini tatmin için yaşayıp, yaşlandıklarında hacca giderek arınacaklarını düşünürler. Hac’dan döndüklerindeyse, çoğu zaman eski nefsani yaşantılarına devam ederler.

İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün ‘boş ve amaçsız olanını’ satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. (Lokman Suresi – 6)

Sadece Cuma namazına çokça titizlik gösterip, Allah’ın Kuran’da emrettiği vakti belirlenmiş farz namazlarını görmezden gelenler, ya da Ramazan’dan Ramazan’a namaz kılıp kalan 11 ayda secde etmeyenler, samimiyetsiz tavrın en belirgin göstergesidirler. Aslında namaz vakitleri, Rabbimizin bize verdiği buluşma saatleridir. Namaz kılarken huşu içinde, dünyadan sıyrılmış, yalnızca Yaratan’ı düşünen ve yücelten bir ruh halinde olmamız gerekir. Bir yandan namaz kılıp, bir yandan da televizyondaki diziyi takip etmek, ya da akşam pişireceğiniz yemeği düşünmek, son derece samimiyetsiz olur.

Aynı şekilde, ibadet vakitlerinde titiz olmamak, alışveriş veya eğlenceyi tercih edip ibadeti ertelemek de ayrı bir samimiyetsizlik örneğidir. Allah, Kendi katında olanın, alışveriş ve eğlenceden çok daha hayırlı olduğunu, bir ayetinde şöyle açıklamıştır:

Oysa onlar (kendilerini tümüyle Allah’a ve İslam’a teslim etmeyenler) bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: “Allah’ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma Suresi – 11)

İnsan ahirette, ‘önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle’ sorguya çekileceğini asla unutmamalıdır.

…Ertelemek ancak inkârda bir artıştır. (Tevbe Suresi – 37)

Allah’a ibadette titiz ve kararlı olan müminler ise, Allah’ın rızası ve hoşnutluğunu her şeyin üstünde tutarlar. Ticaret veya alışveriş, onların ibadetlerini ertelemelerine asla sebep teşkil etmez. Bu gerçek, Yüce Rabbimiz tarafından bir ayette şu şekilde bildirilmiştir:

(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi -37)

Allah’a yönelmek ve layığı ile kul olabilmek için kişinin tüm dünyevi hırs ve tutkulardan sıyrılıp, geçici olan dünyayı değil sonsuz güzelliklerin olduğu cenneti ve en önemlisi Rabbimizin yüzünü görmeyi hedeflemesi gerekir. Samimi bir müminin göstereceği tavır budur. Allah’ın dosdoğru yolu dururken şeytanın eğri yollarında ilerlemek çok samimi ve akılcı bir tavır olmaz. Zira biraz dünya biraz ahiret derken karşılaşılan son, insanın telafi edemeyeceği pişmanlıklar yaşamasına sebep olabilir. Geri dönüşü olmayan o büyük an geldiğinde, sinelerin özünde saklı olanı bilen Rabbimize yalan söylemek veya tevil getirmek mümkün olmayacaktır. Vakit varken samimi bir kalple Allah’a yönelmek, tevbe edip salih amellerde bulunmak, Allah’ın da izni ve dilemesiyle bizi bu güç durumdan kurtarabilir.

1 YORUM

Bir Cevap Yazın