Ankara’da öğrenciler polisle, polisler geleceğin teminatı öğrenciler ile çatışıyor. Atatürk’ün ülkeyi emanet ettiği gençliğimiz çalışmakla, üretmekle değil de kavga çıkararak hak arama yoluna gidiyorlar. Polislerimiz ise bölücübaşı yandaşlarına davranmadıkları kadar sert davranıyorlar. Geçtiğimiz günlerde Celal Bayar Üniversitesi Rektörü ile bir grup öğrenci arasında çıkan tartışmalar, bugün çıkan olaylar ve yorum yapan vatandaşlarımız, farklı bakış açıları…

Tutukluluk süresini Avrupa Birliği standarlarına çekebilmek amacıyla, (ki bana göre böyle değil) terör örgütü mensupları dahil af kapsamından faydalandırmaya yönelik çalışmalar günlerdir sürdürülüyor. Meyvelerini vermeye başladı bile. Kapsamın nerelere kadar gideceği akıllarda soru işareti bıraksa bile, belli ki zemin hazırlandığı vakit terör örgütü liderinin de bu kapsamdan faydalanacağı aşikar. Ki bölücübaşının da özellikle daha önceleri de yaptığı gibi (bu kez diğerlerinden daha tehditkar olsa da) Mart ayını tarih olarak vermesi ve çözümün bu tarihten önce bulunması gerektiğini söylemesi, artık içeride bulunmaktan sıkıldığının göstergesidir. Her ne kadar ideolojik nedenlerden, bir halkın savunuculuğunu yaptığını iddia eden biri olsa da olaya biyolojik olarak baktığımızda o da sonuçta bir canlı. Ve artık kontrol mekanizmasını dışarıdan yönetebilmek uğraşı içerisinde. Ne yazık ki buna istemeyerek te olsa her parti her oluşum bir şekilde ekmeklerine birazcık ta olsa kendileri de yağ sürüyorlar. Ya da bulundukları konum, içinde bulundukları durum böyle davranmayı gerektiriyor.

Son zamanlarda ülke bölücülük korkusundan daha çok şeriat korkusu üzerinde duruyor. Ve çok tehlikeli bir boyuta doğru gittiğimizin farkında bile değiliz. Eğer ki bu ülkeyi Abd kişi, cemaat veya örgüt kullanarak kutuplaştırmaya çalışıyorsa bu zokayı hepimizin bir şekilde yediğinin göstergesidir bugünlerde yaşananlar. Sokaklarda öğrenciler her ne olursa olsun karşısında duran kişilerin polis olduğunu unutup onlara nefretle saldırıyorlar. Ve üniversitelerde polis görmek istemediklerini ifade ediyorlar. Aslında o göstericiler sokakta dahi polis görmek istemeyen kişiler. Herkes adına konuştuklarını düşünseler de bu kurumun birileri tarafından yönetildiği düşüncesini taşısalarda, aslında güvenlik güçlerinin olmadığı bir Türkiye Cumhuriyeti’nin neler yaşayacağını tahmin bile edemiyorlar, ya da etmek istemiyorlar…

Göstericilerin bir kısmında yöresel olarak tabir edilen puşiler, anadilde eğitim sloganları. Ancak öncelikle zam ve ücretler konusunda sokağa çıkıyorlar ki birtakım hiçbirşeyden haberi olmayan sade vatandaşın da desteğini kazanabilsinler. O öğrencileri aileleri okumaya mı gösterici olmaya mı gönderiyor anlayabilmiş değilim? Ya da birtakım mihrakların piyonu olmakla meşguller. Şimdi televizyonlarda birtakım aydın geçinen insanlarımız çıkacak ve diyecekler ki; “Gençler demokratik haklarını kullanamıyorlar.” Sorarım o aydın kişiliklere zarar vermenin, devletin memuruna saldırmanın neresi demokratik. Öyle ya onlar molotof kokteyli atan şahıslara bile demokratik haklarını kullanıyor diyenlerden.

Televizyon izleyemez duruma geliyoruz. Her kanalda, o kanal kimin sahibiymiş demiyorum bakın kim olursa olsun devlet aleyhine konuşan şahıslar karşıma çıkıyor. Açık oturumlar, haber bültenleri farketmiyor. Ve insanlar yavaş yavaş alıştırılmaya, olanlara duyarsız ot yığınları haline getirilmeye çalışılıyor. Bu ülkenin çağdaş Kemalistleri ise, ülkenin bölünmemesi için neler yapabileceklerini düşünmekten çok şeriatla ve iktidarla uğraşmakla meşgullar. İktidar sahipleri veya gençliğe hitabede dendiği gibi birtakım insanlar gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Fakat siz yine de devletin bekası için vatandaşlarınıza, oy potansiyeliniz olan gençlerinize başkaldırı yapmanın yolunu göstermemli, onları kışkırtmamalısınız. Sizin yapacağınız gençlerinizi, eğitime, bilime ve sanata yönlendirmektir. Sizler öncelikle kendi içinizdeki ayrıkotlarını temizleyerek işe başlamalı, ondan sonra iktidarın içindeki büyük çıbanları temizlemenin derdine düşmelisiniz. Dikkat ederseniz kendini Kemalist olarak ifade eden birtakım kişilere siz diyerek hitap ediyorum. Çünkü ben onlar gibi Kemalistliği sözünde değil, özünde yaşatanlardanım.

Hep bahsettiğimiz o birileri, artık bu ülkenin sahipsiz kaldığını gördükçe içten içe seviniyorlar. Bu arada da bir iki tabela değiştirelim, değiştirtelim diyerek özgürlüğümüz artsın nidaları savuruyorlar. Terör örgütü hiç görülmemiş militanların, bana göre kışkırtacakları cahil vatandaşlarımızın varlığından ve onların terör örgütü başının İmralı’da ölmesi durumunda büyük eylem yapabileceklerinden söz ediyor. Hizbullah örgütü elemanları serbest bırakılıyor, pkk militanları özgürlüğüne kavuşturuluyor. Halk ise susuyor. Birkaç öğrenci polisle çatışmaya girdiğinde bakın ise gençlik ayakta demekle kendilerini kandırıyolar. Birtakım gençler (Bana göre bütün gençliği temsil etmeyenler) ne için saldırıyor, halkımız neyi örnek gösteriyor.

Kırmızı çizgiler, sınırın öteki tarafında çoktan aşıldı ve artık ülkemizde dahi birtek aşılmamış çizgi kalmadı. Irak’ta yapılan Sünni, Şii ayrışması ortalığı kasıp kavururken, etnik savaşlar bana göre hala daha başlamamışken ve eşiğindeyken, daha büyük etnik savaşların yaşanabileceği ülkemiz bu oyuna gelmemiştir. Bugün ise yapılan, insanlarımızı Sünni-Alevi, Laik-Şeriatçı diye ayırarak istediklerini çok kolay elde edebilmenin gayretindeler. Bunun sonucunda kargaşa ortamından rahatça faydalanarak, ülkemizin doğusunda bağımsız bir ülkenin kurulması rahatça gerçekleşecektir. Şu an ne yazık ki bu oyuna düşmüş gözüküyoruz. Çünkü birbirimizi yemekle meşguluz. Abd, Ab ve bütün Türk düşmanlarının istedikleri de bu değil mi?

Bir Cevap Yazın