Ahh! Bu şarkıyı bir yerlerden hatırlıyorum. “ Aşk dediğin dört duvardır, boyu göklerde. Yıksan altında kalırsın, yıkmasan içerde.” Sesini sonuna değin açmıştım da annem,  sinirlenmişti. Şimdi annem yanımda değil, müzik dinlediğim programın sesini açıyorum; hoparlörlerim cızırdıyor. Ev arkadaşlarım, şarkıma eşlik ediyor. Güneş sarısı bukleleri olan kızın sesi, şarkıya gitmedi; o Badem dinliyor. “ Bir resim daha var mı, senle ben gibi. Ansızın siyahlarla doldurma beni. Yavrum, gülüm halimi gel de kendin gör, uzaktan ona buna sordurma beni.” Eşyalarımızı topluyoruz ağır ağır. Yaz tatiline beş kala, fallar açıyorum kendime. Hani beş hafta mı desem, beş gün mü desem belirsiz. Belki beş dakika gibi hızlı geçer. Mutfaktan bağırıyor bizim kız:

    —“Böreğe bir bak, yanıyor mu ne?”  Yanan falan yok, ortada duman da yok.

     -“Aşk dediğin, dört duvardır, yavrum.”

     -“Ne diyorsun kuzum sen?”

     -“Hiç…” Böreği şöyle bir ters çeviriyorum, akşama tava böreği var, yanına da çay demlenir. Şarkının devamını düşünüyorum, bak yine unuttum. Yıksan altında kalırsın, yıkmasan içerde mi? Hiç âşık olmazsak nerde kalırız? Boşlukta mı? Ben boşlukları severim, en azından keyfime göre doldurabilirim.  “Mevsimler gelir, geçer ben aynı yerde. Çok sürmez canım diye, kandırma beni.”  Mmm… Neydi? Neyse yemek hazır, gerisini tok karnına düşünürüm…

    Bir maden suyu olsa da midemi biraz rahatlatsam. Güneş sarısı bukleleri olan kız çok iyi yemek yapıyor. Fakat hamur işi işte, demek böyle oluyor. Hamuru inceltecek bir oklavamız yok.  Sert,silindir biçimli bir karton ile açtım hamuru ben. Sonrası bu… Damağımız tadını çıkardı, mide durmadan zırlıyor. Şarkıyı düşünüyorum… “Lal lal laa laal…”  Ev arkadaşım, “sende bir haller var , göreceğiz” numaralı bakışını atıyor. Sırıtıyorum, iyi olduğumu zannetsin. Az sonra bulaşık telaşı başlayacak. Bakalım kim bu akşamın fedaisi…

    Uyumak istediğimi sanmıyorum. Uyuz kediler gibi kitap okuyorum bu aralar. Evdekilerden utanmasam, bir sayfayı iki-üç gün arasında paylaştıracağım. Ben böyle değildim, yaşarken oldum. Böyle bir şarkı mı vardı? Akşama dizimiz var. Pembe değil; gri bence. Pembe diziler yalandan oynuyor televizyonlarda. İzleyen o kocaman kitle de hayatı öyle pembe sanıyor.  Grili yayınlar yapsınlar, bak o zaman nasıl herkes kendinden bir şeyler buluyor.

     Saçmaladığımı kabul etmek için yazıyorum.  Lise öğretmenim acımasızca eleştirirken beni, “saçmalamışsın kızım” derdi. O zamanlar yazıyordum, asıl şimdi saçmalıyorum.

    -” Aşk dediğin dört duvardır, boyu göklerde…”

   -” Sana başka bir şarkı bulalım.”

  -“İstemez.”

 -“Neyin var kuzum senin?”

 -“Hiçbir şey istemez…”

      Aşk dediğiniz dört duvar felan değildir. Boyu da göklere değmez. Böyle cümleler, günümüz bestecilerinin, aşk acısı yaşamaya meyilli gençlerine armağan ettikleri melodik acılardır. Dinleyici aşıksa; dört duvar arasına sıkışmış hissediyor kendini. Boyu o kadar uzun ki, ulaşılamaz sanıyor aşık olduğunu. Aşk dediğin dört duvardır canım, fakat üstü kapalı…

      Kahvaltıya sigara böreği saralım diyor bizim kız. Kafayı böreklerle bozuyorken, “börek” kelimesini hisseden mide yeniden zırlıyor. Bir şarkı daha vardı, sadece melodisi aklımda… “Dırınn nıım nımm…” gibi bir şey. Sözleri hatırlamaya çalışan beynim, midemle ağrılı bir dans tutturuyor. Gözlerim kapanıyor işte.. Neyse diyorum, uyanıkken düşünürüm… Yarın ağrılı sözler yazar, sızılı melodiler bulurum. Söz, müzik kalbime ait ama olsun; bestesi benim…

Rüya 25

4 YORUMLAR

  1. Tartismasiz yazilarinizin en buyuk hayraniyim diyebilirim. Bu yazinizda digerleri kadar acik, akisi super, herseyi tam anlamiyla yerli yerinde. Harikaydi, kaleminize saglik.

    Birde son paragrafta bir kac kelimede sanirim yanlis yazim soz konusu, oyle ise duzeltilmesi yazinin kusursuzlugunun bozulmasini onlemis olur :)

Bir Cevap Yazın