Cihad, Allah’ın
dinini tebliğ etmektir ve en büyük farz ibadettir.
Tarih boyunca tüm elçi ve peygamberler, bulundukları kavme Allah’ın varlığını ve
birliğini anlatmış, onları azaba karşı uyarmışlardır. Hiç bir peygamber
cihatında asla kan dökmemiş, zorlama ve baskı uygulamamış, fikri olarak
mücadele etmiştir. Yalnızca Hz. Muhammed (sav) müşriklere karşı savaşmak
zorunda kalmış ve 23 yıllık peygamberlik dönemi boyunca yalnızca 2 ay
savaşmıştır. Yaptığı savaşlar da taarruza
yönelik değil, savunmaya yönelik olmuştur.

 

Hz. Nuh (as)’dan Hz.
Muhammed (sav)’e kadar bütün elçi ve peygamberlerin ortak özelliği,
dönemlerinin Darwinist, materyalist zihniyetleri ile mücadele etmiş olmalarıdır.
Bu mücadelelerinde kan dökmemiş, akılcı taktiklerle vicdanları harekete geçiren
fikri mücadele vermişlerdir. Yine Allah’ın emri ile tarihin en azılı kafiri
olan Firavun gibi azgınlara dahi yumuşak ve güzel sözle tebliğ yapmış ve
kimseye şiddet ve baskı uygulamamışlardır.

 

“İkiniz
Firavun’a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor.”

“Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi
titrer-korkar.” (Taha Suresi, 43-44)

 

Örneğin
Hz. İbrahim putperest bir kavimde yaşıyordu ve kavmi, tıpkı günümüz Darwinistleri
gibi Allah’ı bırakıp uydurma yalanlara tapıyorlardı. (Hz. İbrahim) Hani babasına ve kavmine demişti ki:
“Sizler neye tapıyorsunuz? Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka
ilahlar istiyorsunuz?
(Saffat Suresi, 85-86) Hz. İbrahim inkarcı topluluğu kendinden uzaklaştırdıktan sonra kavminin tapmakta olduğu putların yanına giderek ”…yalnızca büyükleri hariç olmak üzere
onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.
(Enbiya Suresi, 58)

 

Hz. İbrahim’in, putların
sadece birini sağlam bırakmış olmasının da önemli bir hikmeti vardı. Putlara bunu yapanın Hz. İbrahim
olduğunu anlayan kavmi ondan intikam almak için onu arayıp buldular ve
ilahlarına bunu neden yaptığını sordular. Hz. İbrahim ise “Hayır” dedi. “Bu
yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara
soruverin.”

(Enbiya Suresi, 63)
Müşrikler, Hz. İbrahimin bu akılcı tebliği üzerine  putların
konuşmaya güç yetiremeyeceğini ister istemez düşündüler ve anladılar. O güne
kadar bu taş parçalarının hiçbir gücü olamayacağını anlatan Hz. İbrahim’e
inanmayan bu insanlar, onun bu hikmetli planı ile bu gerçeği kavradılar. Ancak Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm
ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler.
.. (Neml Suresi14)

Tüm peygamberler tıpkı
Hz. İbrahim gibi akılcı taktiklerle, dönemlerinin darwinist zihniyetlerine
karşı fikri mücadele vermiş ve asla şiddete ve zorlamaya başvurmamışlardır. Hz.
Nuh da 950 yıl kavmine tebliğ yapmış, ancak bu süreçte asla kan dökülmemiştir.
Hz. Hud, Ad kavmine, Hz. Salih Semud kavmine tebliğ yapmış, düşmanca tavırlarla
karşılaştıkları halde  kan
dökmemişlerdir. Hz. Musa Firavun gibi bir zorbaya yumuşak ve güzel sözle
Allah’ın dinini tebliğ etmiş, Firavun’un baskılarına rağmen onunla savaşmamış,
kan dökmemiştir.

Tıpkı şu anki evrimcilerin iddia ettikleri gibi Firavun da canlılığın Nil’in
çamurlu sularında başladığını iddia etmekteydi. Hz. Musa, dönemin darwinistleri
ile mücadelede Allah’ın yardımı ile galip gelmişti. Firavun’un büyücülerinin
ilüzyonlarına karşı asasını attığında asa, büyücülerin ilüzyonlarının hepsini
yutan bir yılana dönüşmüştü. Tıpkı günümüz evrimcilerinin sahte çizimler ve
makaleleri ara fosil gibi göstermeye çalışması ve 350 milyon Yaratılışı ispat
eden fosilin tüm sahtekarlıkları yutması gibi…

 

Hz. Süleyman da, güneşe
tapan Sebe kavmini uyarırken kararlı ve akılcı yöntemler kullanmıştır.
Materyalist zihniyetteki insanların etkilendiği zenginlik, ihtişam ve gücünü
Allah yolunda kullanmış ve tebliğinde asla kan dökmemiştir.

 

Hz. Muhammed (sav), neredeyse tamamen bozulmuş ve yozlaşmış bir kavme
gönderilmiştir. O devirde insanlar ahlaki değerlere önem vermiyor, şeytanın
etkisi altında olduklarından her türlü günahı işleyebiliyorlardı. İnsanlar
Allah’a  iman etmiyor, putlara tapıyorlardı.
Tıpkı günümüzdeki evrimcilerin
tesadüf putunu ilah edinmeleri gibi. Dönemin azgın müşrikleri, peygamberimize
ve müminlere tuzaklar kurmuş ve saldırıda bulunmuşlardır. Hz. Muhammed ve
yanındaki müminler de Allah’ın izni ve emri ile müşriklere karşı kendilerini
savunma amaçlı savaşmak durumunda kalmışlardır.

 

…Kim bir nefsi, bir
başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere)
öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine
engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun,
elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından
onlardan birçoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.
(Maide Suresi, 32)

 

Kuran’da tüm peygamber
kıssalarında bildirilen tebliğ yöntemi akılcı taktikler, iman hakikatlerinin
anlatımı ve materyalist felsefelerle mücadele üzerine kurulmuştur. Tüm elçi ve
peygamberler fikri cihad etmiş ve silah kuşanıp kan dökmemişlerdir. Bu
kıssalardan elbette hepimizin alması gereken hisseler vardır. Öncelikle
darwinizmle mücadeleyi önemsiz görmeden, peygamberlerin sünnetine uyarak bu
sahte teoriyi akılcı taktiklerle yok etmemiz gerekir. Çünkü şu an yaşayan
müminlerin mücadele konusu, dönemin putu olan ‘Evrim Teorisi”dir.

 

Müslüman kardeşlerimizin
yaşadıkları zulmün sebebi darwinist-materyalist felsefeler ve yobaz
zihniyetlerdir. Bu zulüm ancak fikri mücadele ile son bulur. Bunun için silah
kuşanmak yerine bilim ve bilgi ile kuşanıp fikri cihad etmek gerekir. Zira 100 milyon kişiyi öldürseniz de, geride aynı zihniyette milyonlarca insan
olduğu unutulmamalıdır. Kafaların içindeki fikirler değişmedikçe o kafaları
koparmak çözüm değildir.

 

Dünya üzerinde yaşanan
zulmün temelini oluşturan bu felsefe ve akımlara karşı tek silahımız ilmimiz
olsun.  İslam’ın ışıl ışıl, sade,
sanata ve bilime önem veren, adaletli, hoşgörülü, akılcı ve herkesi kavrayan
bir din olduğunu tüm dünyaya tebliğ edelim.

Zaman, İttihad-ı İslam zamanıdır.

Zaman, İslam’ın dünyaya hakim olma zamanıdır.

Zaman, fırsat varken ecirleri toplama zamanıdır.

İslam dünyaya zaten hakim olacaktır.

Önemli olan, bu şerefli görevin bir ucundan tutmak, Allah’ın ipine sarılıp
Kuran’la mücadele vermektir. Buna bizim ihtiyacımız vardır.

 

İbrahim Akın

Bir Cevap Yazın