Darwinistler, insan zekasının da evrim süreci içinde geliştiğini savunurlar ancak bu tez de evrimcilerin kendi mantığı içerisinde çelişir. Çünkü evrimcilere göre şuursuz atomlar, milyonlarca yıl önce çok az araç-gereç, sınırlı olanak ve yalnızca eldeki malzemeleri kullanarak göz, kulak, burun, doku, tat gibi mekanizmalar geliştirmişlerdir. Ancak yine evrimci teze göre çok daha gelişmiş olan insanlar, halen aynı kalitede görüntü ve ses üreten cihazları, son derece gelişmiş teknolojik imkan, ekip ve bilgi birikimi ile dahi geliştirememişlerdir. Bilim adamları çok daha düşük kalitede gören kamera, duyan mikrofon, koklayan yapay burun, dokunan dedektörler yapmışlar ancak bunlardan zevk alan ruhu üretmeyi başaramamışlardır. Çünkü ruhu ancak Yüce Allah yaratmakta ve tüm bu hisleri algı olarak ona yaşatmaktadır.

İnsanın keşifler yapması, teknoloji icat etmesi, beste yapması, keman çalması, kitap yazması Allah’ın dilemesiyledir.. İnsan, Allah dilerse sevinir, üzülür, zevk alır, heyecanlanır, endişelenir, coşku duyar. Bir müzikten hoşlanması Allah’ın dilemesiyledir. Bir güzelliği takdir etmesi Allah’ın dilemesiyledir. Güzel manzaradan, güzel giysiden, güzel davranıştan, çiçeklerden, hayvanlardan, bir tablodan, çikolatalı pastadan hoşlanması Allah’ın dilemesiyledir. Eğer Allah dilemezse, bu duyguların hiçbirine sahip olamaz.

Bunları yapan madde değildir. İnsanın beynindeki hücreler değildir. İnsanın yediği yiyeceklerin dönüştüğü proteinler değildir. Bunları yapan insanın beyni değildir. Materyalist filozof Karl Vogt’un “karaciğer nasıl öd sıvısı salgılıyorsa, beyin de düşünce salgılar” sözünde nasıl bir mantık aramalı?… Öd sıvısı maddedir ama düşünce madde midir?..


Beyin sevgi duymaz. Beyin müzikten zevk alma yeteneğine sahip değildir. Beyin, küçük bir tavşanın havuç kemirme görüntüsünü izleyerek ona şefkat duymaz. Beyin özlemez. Beyin sadakat duymaz, vefa göstermez. Beyin ilkokula başladığı günü, ilkokul öğretmenini hatırlayıp bundan dolayı heyecan duymaz. Beyinde yalnızca yağ, su, protein ve diğer kimyasallar vardır. Özleyen, seven, sevinen, utanan, hatırlayan beyin değildir. İnsan; ruhuyla sever, sevinir, özler, şefkat duyar. İnsan, Allah’ın Kendi ruhundan bir parça taşıyan ruhunun varlığı ile insandır.


İnsan, ruhun varlığını kabul etse de etmese de, dünyada bedenini bırakacak ve bir ruh olarak ahirette Allah’ın huzurunda yapayalnız sorgulanacaktır. İman edenler, Allah’tan bir ruh olduğuna inananlar, inkar edenler, materyalistler, Darwinistler, yaşamı boyunca Allah’a karşı mücadele içinde olanlar,
” yalnızca nöron yığınınıyız”, “ahiret yoktur, ölüm herşeyi kesip bitirecektir” , “ölüp toprak olacağız” diyenler, kısacası yeryüzünde yaşamış her insan, her ruh, Allah’ın huzurunda yapıp ettiklerinin hesabını verecektir. Her biri, önden gönderdiklerini eksiksiz olarak karşısında bulacaktır. Her biri hakkında, hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar bile haksızlık yapılmayacak, adaletle hüküm verilecektir.

Bir insan, eğer ahiret gerçeği konusunda “acaba” diye bir şüphe duyuyorsa, artık yanlış inançlarını bir yana bırakmalı ve tek Yaratıcı olan Allah’a yönelerek sonsuz ve gerçek yaşamı için elinden geleni yapmalıdır. İnsanın yaşadığı sürece, hatasından geri dönme olanağı her zaman vardır.

Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: “Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti Kendi üzerine yazdı ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Enam Suresi, 54)

Fuat Türker

Bir Cevap Yazın