Bir sitem doldu mu kulaklarına? Ben susarken duydun mu beni? Bölme… Beni Susarken bölme!

   Ne sıradan bir gündü. Konuştuğum büyük lafları lokma lokma yediğim gece… Nasıl buldun beni? Ya da nerdeydin daha önce?
   Dur biraz! Yüreğimin iniş çıkışları bu yüzdendi anımsadım. Bir gülüyordum bir bakıyordum… Kimsin sen be? Ben çözmeye çalışıyordum, sen dolaştırıyordun. Herkes uyuyordu…
  Gözlerimi açtığımda karşımda idin, kapattığımda hayatımda. Müdahale edecek değildim. Hatırlar mısın o geceyi? Hani sabaha karşı saat beşti sana aşık olduğumda. Sabah namazlarımızı kıldıktan sonra seni kalbime buyur etmiştim. Besmele gibi dilimdeydi adın. Geceler gündüze kavuşuncaya dek aklımdaydı gözlerin. Sabah ki dersime zar zor yetişmiştim seninle olan meşguliyetimden dolayı. Edebiyat Hocamı anlatmış mıydım? Hani beni derse almamıştı… Sonraki derse girdiğimde en arka sırayı gözüme kestirmiştim. Aslı’ya dedim ki sen şuraya otur beni bölme… Dipçik gibi sağlam hissediyordum kendimi ama dibe vurdum. Uyudum Edebiyatçının dersinde. Ben… Hayatımda ilk defa…
  Sanki hep vardın, hep bendeydin…Uzun uzun düşünüyordum tek nefeste yazıyordum. Seni düşünürken derin soluk alamıyordum. Bu yüzdendir sık sık nefes alışım. Seni doksan cümleye ayırışım… Sanki hep benimdin… O tarif edilmez duyguyu bana yavaş yavaş zerk ettin. Ben o duygunun adına aşk bile diyemedim. O da neydi ki? Sana duyduğumun yanında o da neydi ki? Özüm, ömrüm, iliğim, ipliğim…
  Bir gün aradığımda yoktun. Şaka sandım. Öldüğüne inanırdım da benden gittiğine inanmazdım. Sen gittin, ben hala inanmadım. Kulaklarımı oyaladım bir süre. Korktum sesini duymazsa çıldıracaklar diye. Dudaklarımı gevdim acıdan. “Niye cevap vermiyor?” diye sormasından evvel işkenceye başladım. Gözlerimi kapalı tuttum açtım. Kapattım, açtım. Açtığımda karşımda idin, kapattığımda hayatımda… Her durumda da bendeydin… Olasılıklar benzer olduğuna göre fazla uzağa gitmiş olamazdın benim dışımda bir yere…Kalbimi susturamadım biliyor musun ? Meret “O” diyor, başka bir şey demiyor. Çok uğraştım yüreğimle, bırak susturmayı sesini bile kısamadım.
   Boşuna dönüyordu dünya dedikleri. Allah’ım nefret bile etmez mi bir insan? Oysa bir izin verseydin sana neler söylemeyecektim?
    Epey olmuştu biz öleli. Bir insan ancak bu kadar ölebilirdi… Öyle alışmıştım ki boş gözlerime, o mat rengine… Aynadaki hastalıklı kızı uyardım… Dirileceksin yavaş öl dedim en başından. Sonra ne öğrendim biliyor musun? Öle öle sağ çıkmayı her aşktan!
Dilimi ısırdım beddua eder diye… Çok sevmiş koca bir yüreğin dişinin kovuğu varsa nefretin doldurmuştu orayı senden iki yıl sonra… Düşündüğümde içime battın, düşünmediğimde beni aklımdan ayırdın… Sen her koşulda dibi bulanık bir sevdaydın… Peki, ben bunu niye anlamadım? Zihnim bir fabrika gibi çalışırken gönlüm ıssız sokaklarda volta attı da ondan. Peki, ben yerimi niye bulamadım?  
   Uzun lafın kısası yoktur söylenecek çok şey var. Lakin değmezsin artık eminim… Bıraktığın bu hediyenin adı acı olsun… Canım acıyor diyenlere göstereyim ki yaralarını unuttursun… Sen beni bir kenara savurdun ya, lodoslar da seni poyrazlara satsın… Ben seni ölünce de sevebilirdim ki sen beni niye öldürmeden gittin?

8 YORUMLAR

  1. “Dilimi ısırdım beddua eder diye…”

    Yüreğinize sağlık, çok güzel olmuş ama sonunda yine bedduâ etmişsiniz gibi. :) Yoksa ben mi yanlış yorumladım.

  2. siteye bugün katıldım.Yaşar Kemal in öğrencisiyim.sertifikalı amatör bir yazarım ödüller almış.Senin dilini farklı buldum..Çok hoşuma gitti..incelemeni istediğim bir yazı var..irtibatı koparmayalım.. http://mignak.blogspot.com a girer ve en üstteki uzun yazıyı okursan sevinirim arkadaşım..yazılarının devamını diliyorum başarılar..

Bir Cevap Yazın