Şu anda kim ne derse desin gündemi meşgul eden olaylardan biri de şüphesiz bu seneki Eurovision birincisi. Farkındaysanız birinci olan şarkı demedim; bizzat birinci olan kişiden bahsettim. Şimdi burada önümüzde iki yol var: ya gerçekten şu insanların artık bir yakasını bırakmamız gerekiyor; herkes rengi neyse turuncu, mor, pembe, siyah kabul edip çenemizi kapayacağız artık. Ya da dünyanın çivisi çıkmış arkadaş modunda takılmaya devam edeceğiz. Bu konuda öyle yapın yok böyle yapın demeyeceğim yoksa ben en nefret ettiğim tavrı göstermiş olurum,  insanların önüne seçenek koyduktan sonra seçenek var ama bunu seçsen daha iyi olur mantığı. Bu aynı 1946 seçimlerindeki açık oy-gizli tasnif olayının türevi olur. Yani Türkiye yakın tarihine hiç gitmeye gerek yok aslında bence Eurovision birincisi ‘Sakallı Conchita Wurst’ (haberlerde aynen bu şekilde geçiyor; garipsendiğinin farkındayım ama altında yatan yaftalamanın da farkındayım.) güzel demiş hoş demiş: “Cinsiyetiniz ve nereli olduğunuz üzerine konuşmak zorunda olmadığımız bir dünya hayali kuruyorum.” İşin denklemi bu kadar basit; konuşmayın kardeşim bırakın yahu. Tamam bırak o sakallı olsun bırak gay olsun bırak lezbiyen olsun bırak hepsini birden olsun isterse bırak ateist olsun ama bi’ bırakın şu insanları artık. Ama bizim Türk milletinin özelliğidir kendi pislikleri çıkınca başka insanların hayatına hiç kaçınmadan tecavüz ederler; fütursuzca saldırırlar. Mesela geçtiğimiz günlerde Mirgün Cabas’ın programında denk geldim; ateist derneği kurulmuş. Kabul etmeliyim ki ilk başta garipsedim; ama ateistler dernek açtı vs diye değil. Demek ki ne kadar yalnız hissetmişler bu insanlar belki de ne kadar sahipsiz hissetmişler ve kendi gibi olanlarla toplanma ihtiyacı hissetmişler. Ama sonra durdum ve düşündüm; hakikaten artık sebepleri ne olursa olsun iyi de yapmışlar güzel de yapmışlar. Bu millet böyle böyle kanırtarak öğrenecek kabullenmeyi; bir bütün olmayı. Bilecek ki “Asıl yar Yaradandır; gerisi yaralayandır.”(Hz.Mevlana)

————————————————–

Geçtiğimiz aylarda gittiğim Anish Kapoor sergisini bilmiyorum vakit bulup gidebildiniz mi ama açık konuşmak gerekirse sıkılmadan bitirdiğim nadir sergilerdendi. Zaten gitme sebebimde sanatçının hala yaşıyor olması yani bizimle aynı yaşam dilimini paylaşıyor olmasıydı ki bu bana gerçekten çok etkileyici geldi. Sergiden çıkarılabilecek genel bir mesaj var mıydı gerçekten bilmiyorum ama her eser apayrı şeyleri temsil ediyordu. Şey diyorum çünkü gitmemiş olanınız varsa baştan size şuna veya buna benziyor diye şartlamak istemiyorum. Ama şu kadarını söyleyeyim; sergide 4 arkadaştık ve her objeyi hepimiz apayrı şeylere benzettik ve yorumladık. Zaten sanatçının şu lafı da bence sergiyi çok kolay özetliyor: “Ben sanatla bilmediğim bir yere gidiyorum. İzleyiciyi de bilmediği bir yer götürmek istiyorum. Muhteşem bir mesajım yok size verebileceğim. Sanatçı olarak özellikle söylemek istediğim bir şey yok.” Yani akışına bırakmış; kim ne anlam çıkarmak isterse. Çünkü bence sanatçı da eserlerine her gün baktığında aynı anlamı çıkarıp aynı duyguyu hissetmeyecektir zaten.

———————————————-

Geçen hafta yine bunalıp esereklendiğim bir zamanda aldım elime çekirdeğimi gittim sahil kıyısına… O anki en büyük hedefim deniz kıyısı süper konumlu boş bir banktı o da oldu. O kadar… Ne kadar iyi geldiğini anlatamam ama size. Beynimin içinde koşuşturan tilkileri kovduğum sadece denize baktığım bir andı. Saatler geçmiş herhalde fark etmedim bir baktım çekirdeğim bitmiş. Neyse dedim hadi biraz da insan içine çıkayım; eh tuzlu tuzlu çekirdekten dilim damağım da yapıştı bir su bulayım bir yerden diye. Amaan yarappi çıkmaz olaydım. O ne karmaşa o ne gürültü o ne yapmacıklık o ne tiyatro be kardeşim. Sağıma baktım bir çift karşılarında da yalnız bir arkadaşları ama belli ki gerçekten gözünün feri gitmiş sıkıntıdan ama hala eğleniyor numarası yapıyor. Önüme baktım şimdi isim vermeyeyim ama bizim şu ünlü popçulardan yanında kız arkadaşı var kızın montunun önünü kapatıyor hayır bir de bir yandan cilveleşmeler. Sora hemen bi’ arkalarına baktım kameralar.Tamam dedim gençler siz de olmuşsunuz. Neyse yola devam ediyorum bu sırada. O da ne kavga eden iki arkadaş. Nasıl mutlu oldum anlatamam size. İşte dedim işte doğallık gerçeklik kusun birbirinize; sahte sahte eğleniyormuş numarası yapacağınıza içinizi boşaltın. Ama öyle bir dünyada yaşıyoruz ki gerçekten dürüstlük dediğiniz şey sözlükte kalmış sadece. Bulunmak istemediği ortamdan izin isteyip kalkan veya içinden geçeni söyleyen de “kaba” olarak geçmiş literatürümüze. Yani bir bıraksa herkes kendini, kabullenen kalsa kabullenmeyen gitse. Denklem bu kadar basit olsa keşke. Zorlaştıran biziz gerçekten yaşamımızı sürdürmeyi.. Aslında bir rahat bıraksak birbirimizi o zaman yokuş yukarı tık nefes olmadan çıkarız; malum manzara tepeden seyredilir.

 

2 YORUMLAR

Bir Cevap Yazın