Ölüme yaklaşmak değil, ölümün yaklaşması..

Topuk seslerini duymak, kokusunu hissetmek, soluğunu duymaya başlamak..

Hoş geldin ölüm diyebiliyor mu? Niye? Ötedeki bilinmezlik, yanlışların azabı, yapılmayanların acısı.. Korkuyoruz.. Niçin adam gibi yaşadım hayatı, usulca kalkıyorum koltuğumdan diyemiyoruz?

Kanserdi…

Umutları vardı.. Planlar yapmıştı.. Erkendi güçten düşmeye.. Hele ölmeye..

Ö.l.m.e.k.. Soğuk bir nefesle ağızdan çıkıp, kaplıyor etrafı bir anda buz kesen sisi..

Birdenbire değişti hayatı. Söz almamıştı ki ‘bir ömür’ sağlıklı yaşamaya. Kime isyan etsin, kime hesap sorsundu. Sahi ‘bir ömür’ denilen ne kadardı kendisine yazılanı..

Kanser. Güçlü insanların işi. Yada güçlenmesi gerekip öğretici olarak önüne koyulanların. Her zor şey gibi. Büyütüyor.. Sağlamlaştırıyor..

Olgunlaştırıyor.. Nasıl olgunlaştırmasın..? En korkulanla mücadele edip te, savuşturmayı başarmanın ötesinde fazla da güç yok ciddiye alınacak..

Hoş geldin hastalık.. Misafirim ol.. Konuğun vereceği sıkıntı kabulüdür ev sahibinin. Sen de bil ki, misafirin iyisi çok durmadan kalkanıdır. Sende kalk çok yormadan..

Hz. Ömer’in sözü imiş: Deseler ki herkes cennete girecek tek kişi hariç, korkarım ki o ben olayım; deseler ki herkes cehenneme girecek tek kişi hariç, ümit ederim ki o ben olayım..

Hayat dengesi bu olabilir mi..? Ümit ve korku arası gidip gelmek. İkisinde de yerleşip kalmamak. İkisini de vazgeçilmez kılmak. Bir şey yaparken yaşarken başaracağına kesin inanıp, başaramama ihtimalini üzerinden atmamak…

1 YORUM

Bir Cevap Yazın