Türkiye’den sıkıldığım zaman İzmir’e giderim demiş saygı değer Yılmaz Özdil 15 Mart 2009 tarihli yazısında. Biz İzmirliler her zaman kendimizi övmeyi severiz doğru. İstanbul lafı geçti mi toz kondurmayız şehrimize. Her daim güler yüzlü insanların meskeni olmuştur bu eşsiz şehir. Onu anlatan şiirler pek yazılmaz. Çünkü onu anlatacak alfabe henüz icat edilmemiştir. İstanbul’u anlatan şarkılar kadar şarkımız yoktur belki, ancak biz İzmir’i şarkı kıvamında yaşarız. Fakirimiz bile mutlu olmaya bir sebep bulabilir bu şehirde. Bir sahil kıyısında arkadaşlarınla çiğdem ( çekirdek) yersin. Ya da İzmir’i yukarıdan gören bir tepede o eşsiz manzarayı seyretme imkanın vardır gözlerin gördüğü sürece. Biz İzmir’ i pembe görürüz, oysa o rengin dışında kalanları göremeyiz çoğu zaman…Yazlıklara gitmek için yapılan sekiz şeritli otoyoldan, Çeşme, Urla, Seferihisar gibi yazlık yerlerde bulunan meskenlerine hareket etmelerini övgü nedeni sayar yazarımız. Bir dikili ağacı dahi olmayan insanların varlığından söz etmez. Çocuklarımız bırakın tarihi çarşı Kemeraltında kaybolmayı göz göre göre kaybolabilir bir anda yanınızdan. Ne olduğunu anlayamazsınız. Kollarınızdan çeker çığırtkanlar pantolon al diye. O kadar alışırsınız ki ihtiyacınız olduğu zaman o çığırtkanları arar gözünüz. Ne komiktir bulamazsınız. İnternet ortamında dalga geçeriz ucuz pantolon alan kişiler, satan yerler hakkında. Bir etiket uğruna insanlığımızı satarız. Doğrudur Mahsun’la, Ali Şanı ayırt edemeyiz biz. O yüzden şehrin merkezinde küçük Mardinimiz (Kadifekale) bulunur. Aceleye gelemezmişiz doğrudur. Çünkü gideceğimiz özel hastahaneler mevcuttur. Gariban hemşehrimiz devlet hastahanesinde sabah beş buçukta banklarda uyurken gayet rahattır. Sahil şeridimiz otobanla bağlandığı için şehrin geri kalanını görme gibi bir isteğimiz yoktur. Şehrin ortasında utançlık abidesi metro çalışması senelerdir durur. Yollar köy yolunu aratmayacak şekildedir. Güzergahtan gelen her şoför bir küfür savurur cadde ortasına. Küfürler o derece birikmiş olmalı ki trafik hep arapsaçıdır. Lafı fazla döndürmeye gerek yok İzmir çalışmıyor yani çaba yok. Lafım sadece şu an şehrin yönetimini elinde bulunduranlara değil. Ki o yönetime oy veren bir birey olarak yazma gereği duyuyorum bu yazımı. Demek ki yolunda gitmeyen birtakım işler var. İzmirli rahattır politikası bu şehri ilerletmek yerine tam tersine seneler öncesine geri götürmektedir. Bu şehri yıllar önce terk edip gitmiş olan, İzmir’i hala bu şehirden gittikleri zamanki haliyle gören, belli bir mevkiye gelmiş insanlarımız burada neler olup bitiyor haberleri yok. Bu şehir bitmiş, günden güne eriyor. Bana masal anlatılmasın benim gördüğüm, okumakta olduğum masal çok farklı.

Diğer şehirlerin yaptıkları stadlara imrenerek bakarız. Kayserili kadar sever miyiz şehrimizi? Bir Kadir Has Stadyumu yapamayacak kadar mı sevmiyoruz bu şehri. Süper Lig takımımız yoktur piyasada. Biz birbirimizi yemekle meşguluzdur tam otuz beş, otuzbeş buçuk uğraşlarıyla. Delikanlılarımız birbirini döver ayrı renk flamalar, atkılar taşıyorlar diye. Nerede kaldı benim ismi Efe konan kardeşlerim. Bir olmayı beceremeyiz anlayacağınız. Şehir ortasında oluşmuş gettolarımız mevcuttur. İzmir’de yaşar, tarihi kaleyi gezmeye cesaret edemeyiz. Senelerce bu şehri yönetenler, elit kesimlerden daha çok oy aldılar. Bir de aynı görüşü taşımak uğruna aç yatarak, sırf beni kollayacak düşüncesi ile hareket eden varoş semtte yaşayanlardan. Şehir merkezini düzenleyerek, ki Türkiye’ye yabancı bir durum değil, diğer semtlerde afedersiniz köpek yaşıyormuş gibi hal ve hatırlarını kimseler sormadı. Hangi parti olursa olsun. Zengin, yardımsever İzmirli hemşehrilerim dahil. O zengin yardımsever, çağdaş İzmir’i büyüklerim şu sıralar herhangi bir balık lokantasında veya restaurantta soğuk biralarını yudumlamakla meşguller. Ha bir de orada burada çağdaş İzmir’i anlatmakla. Ellerini taşın altına koyarak orada burada reklam yapmadan, çene yormadan, şehrin gençlerine, çocuklarına, yaşlılarına yardım eden nadir insanlar sayesinde İzmir hala ayaktadır. İşsizler kentidir İzmir, o yüzdendir belki de bu rahatlık. İnsanımız sabahın altısında komşu şehir Manisa’ya çalışmaya gider. Çünkü iş oradadır. Buradaki İzmirli hazırdaki bakiyeyi tüketmekle meşguldur. Güler yüzlü insan profili yerini tedirgin gözlere bırakmaktadır.

Yerli nüfus giderek yaşlanıyor.Onlarda belki de hayatının son baharlarını zevki sefa içerisinde sürdürmek için etliye sütlüye karışmıyorlar. Ne yazık ki karışmaz iken çocuklarını ve torunlarını bilinçlendirmeye de çalışmıyorlar. Herkes dededen kalan bakiyeyi tüketmekle meşgul. Fakir, göçmüş kesim ise saldırmakla. Haklılar da. Şehrin suç oranını gözden geçirdiğinizde ne kadar haklı olduğumu göreceksiniz. Duyarsızlaşıyor İzmir söylenilenin tam aksine. Taşıdığı Milli Bilinci de kaybediyor aslında bu sorunları ortadan kaldıramadığı için haberi yok. İzmir’i Alsancak ve Kordondan ibaret sayan zihniyetler yüzünden ne yazık ki halimiz bu. Neden suç oranı özellikle genç nüfus üzerinde yoğunlaştı. Çağdaş bir şehir olduğumuz için mi? Bu mudur çağdaşlık? Ailelerin, sevgililerin sokakta rahat dolaşması açısından düşünüyorsak eğer, kesinlikle bu konuda çağdaş olduğumuza katılıyorum. Fakat çağdaşlığın tanımının tam olarak bu olduğunu düşünmüyorum…

Elbette İzmirimizin insanı hala diğer şehirlerimize oranla daha güler yüzlü, onca soruna, kedere rağmen hayata tebessümle bakabiliyor. Gözlerde görebiliyoruz bunu. Fakat ben ve benim gibi İzmir’i sözde değil özde düşünen gençler bahsettiğimiz o güler yüzden mahrum kalmamak, çocuklarına hatta torunlarına o tebessüm kokan günleri yaşatmak adına şehrimizi eleştiriyoruz. Dar kalıplara sıkışıp kalmıyoruz. Şehrimizi kendi yaşam kalite ve standardımıza göre değerlendirmeyip, herkesin derdi, tasası neymiş onu kestirmeye çalışıyoruz. İşte benim şehrimin durumu bu. Büyüklerim yirmi sene önceki kentimizin ne denli güzel, insanlarının ne kadar yardımsever olduğunu söylerdi, hala da öyle. Hala birçoğumuz böyle olduğunu düşünerek, potansiyeli hesaplayarak, korkularımızı olumlu cümlelerle gizlemeye çalışıyoruz.

Buradan bulundukları şehir dışında yaşayarak İzmiri hala otuz sene önceki gibi gören saygıdeğer hemşehrilerime bir çift lafım var. İzmirli olarak okuduğum bu güzel yazılar karşısında göğsümün kabardığı aşikar. Fakat İzmir ne yazık ki söylediğiniz aynı İzmir değil. Denizi, güneşi, doğası ve İzmir’in yerinde saydığını görerek kahrolan, her daim kalkınması için çabalayan, bu şehri çıkarsız, reklamsız sevenler dışında. Bu saygıdeğer yazar ve sanatçılarımızı da bulundukları konumdan, o güzel, masal kıvamında seneler yaşadıkları şehre davet ediyoruz. Alsancak ve Kordon civarından ayrılmasalar dahi. Hem belki buraya taşınsalar fena mı olur? Övündükleri İzmir’i biraz daha yaşama fırsatları olur. Hem belki de şehir ekonomisine can verirler ne dersiniz…

Not: Umarım yazının objektifliği konusunda en ufak bir tereddütünüz olmaz. Çünkü içinde hiçbir siyasi görüş, düşünce tarzı barındırmamaktadır. Sıradan bir üniversite öğrencisi gözüyle İzmir’in içinde bulunduğu durumu anlatarak, kendi penceremden değerlendirdim sadece. Saygılar…

3 YORUMLAR

  1. KARDEŞİM TEBRİKLER BİR ÇOK NOKTADA HAKLISIN AMA TÜRKİYE GENELİNDE BAKARSAN BELEDİYE OLAYINA ÖRNEK VERDİĞİN KAYSERİ’NİN KISA SÜREDE NEDEN O KADAR GELİŞTİĞİNİ ZATEN TAHMİN EDERSİN.MALESEF EŞİT GELİR DÜZEYİ BULUNMUYOR.METRO OLAYINA DA BAKARSAK 3 DEFA İHALE DEĞİŞTİRDİ.İHALEYİ ALAN İNSANLAR EĞER ADAM GİBİ ÇALIŞIRSA EN KISA SÜREDE BİTECEĞİNE İNANIYORUM….

  2. Öncelikle yorumlarınız için teşekkür ediyorum. Şu hususu göz ardı edemeyeceğim yanlız, elbette ihale konusunda vb nedenlerden dolayı birtakım engeller çıkabilir, fakat bi Eskişehir örneğini verebilirim size bende o zaman. Biliyorsunuz ki Eskişehir yönetimi de iktidarın dışında bir partinin elinde. Ancak yapılan işler gayet ortada. Demek ki neymiş istenildiği zaman yapılabiliyormuş. Örneğin ben İzmir Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Baturun yaptığı işleri çok takdir ederim. Büyükşehir Belediyesi de aynı partinin elinde fakat bu çabayı yeteri kadar göremiyoruz. Kayserinin gelişmesine sebep olarak bahsetmiş olduğunuz mevzuyu da şöyle açıklayabilirim. Görünen köy klavuz istemez Kayserili iş adamlarının şehirleri için elini cebine sokmaya çekinmediklerini çok iyi bildiğinizi düşünüyorum. Biz de ise tam tersi. Lafa gelince çok büyük konuşuyoruz fakat bir takımımızı maddi olarak destekleyerek süper lige kazandıracak cesur bir iş adamımız yok. Sizin söylediğiniz yapılan destekler vs bunlar da çok önemli fakat her şehrin belediyesinin gelir ve giderlerine göre bir kaynağı var ve İzmirin bu tarz işlerden kalkamayacak kadar düşük gelirde kaynağının olduğunu düşünmüyorum. Eğer bu konuda gerçekten haksızlık yapılıyorsa bunun bugüne dek muhakkak çıkmış olması gerekirdi. Eğer çıktıysa da büyük bir olay olarak beynimize kazınırdı ve bu iktidar partisinin eksisi olarak yazılırdı bir kenara. Kaynak yeteri kadar aktarılmıyor gibi bir husus olsa bu çok büyük bir olaydır lafta kalmaz gereği yapılırdı kanaatimce…

Bir Cevap Yazın