Mümin, zorluk ve belaya talip olan ve bundan haz alan kişidir. Bela ve zorluk müminlerin üzerine bir yağmur gibi yağar. Kuran kıssalarını incelersek, yaşamış olan tüm müminlerin son derece sıra dışı olaylarla, durağanlıktan uzak bir yaşam sürdüklerine şahit oluruz.

Örneğin Hz. Meryem tek başına doğum yapmış, Hz. Musa bir bebekken sandıkla suya bırakılmış ve ileride helak olmasına vesile olacağı Firavun’un yanında büyümüş, Hz. İbrahim rüyasına binaen oğlu İsmal’i kurban etmek istemiş, Hz. Zekeriya çok yaşlı, karısı da kısır olmasına rağmen çocuk sahibi olmuş, Hz. Süleyman hayvanlarla konuşup rüzgara emir vermiş, Hz. Yusuf bir köle iken Mısır hazinelerinin başına geçmiş, Hz. Yunus balığın karnında iken tevbesi kabul edilip kurtarılmış, Hz. Muhammed mağarada iken bir örümcek ağı onu düşmandan korumuş, Kehf ehli 300 artı 9 yıl mağarada uyumuş, Hz. Nuh bıkmadan aynı şevkle 950 yıl tebliğ yapmış, Hz. İbrahim ateşe atılmış….

Bütün bu örneklere bakınca, sıcak ve rahat evinde oturup düzenli bir hayat yaşayan, arkadaş toplantılarında siyasi görüşlerini yarıştıran, hemen evlenip çocuk sahibi olan ve bunları yaşama amacı edinen kişilerin hiç bir zorluk yaşamadan kendilerini cennet için yeterli görmeleri Kuran’a ne kadar uygun sizler karar verin.
Herkes kolaylıkla başını örtebilir, namaz kılabilir, oruç tutabilir. Güvenli evlerinde herkes tüm ibadetleri rahatlıkla ve huzur içinde yerine getirebilir. Ancak Allah’ın sünneti gereği zorluk yaşamak bir mümin alametidir. Tarih boyunca müminlerin yaşadığı zorluklar şu anda bizim de başımıza gelmiyorsa orada bir sorun var demektir.
Bela müminin peşini asla bırakmaz. Çünkü mümin, rahata talip olmaz, elini taşın altına koyar, zorluk ister. Zorluklar mümini şevklendirir, gücünü ve Allah’a yakinini artırır.
Adetullah gereği müminler toplumdan dışlanan, iftiraya uğrayan, delilikle ve büyülenmişlikle suçlanan kişilerdir. Kuran’da hiç bunun dışında bir mümin modeline rastladınız mı? Kuran kıssalarına baktığımızda elçi, peygamber ve beraberindeki müminlerin yaşadıkları zorluklar tarih boyunca hep aynı olmuştur. Demekki günümüzde de müminlerin aynı zorlukları yaşaması adetullahın bir gereğidir.
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?… (Bakara Suresi, 214)

Şeytan, kendi çıkarına dokunmayan kişilere bulaşmaz. Şeytanın tek amacı insanları Allah’ın dosdoğru yolundan alıkoymak ve İslam dininin daha çok yayılmasına ve yaşanmasına engel olmaktır. Bir kişi dinini sadece kendi yaşıyor, yaptıklarını yeterli görüyor ve dört duvarın dışına taşırmıyorsa, bir tehlike oluşturmuyor demektir. Şeytanın tehlike olarak gördüğü kişi, İslam dininin karşısında bulunan putları, materyalist felsefeleri yerle bir etmeye çalışan, Kuran’ın özünü yaşayan ve insanlara anlatan, malını, canını Allah’a adayarak O’nun yolunda kullanan, Allah yolunda her zorluğa karşı gözünü karartan kişidir. Şeytan bu kişilerin dosdoğru yolunda pusu kurarak bu etkin icraatlerini etkisiz hale getirmeye çalışır. Bu faaliyetlerini yürütürken de, fırkasına kattığı kişileri kullanır. Ya iftira atarak, ya delilikle suçlayarak, ya da insanlara yanlış bilgiler veriyor diyerek insanları müminlere karşı kışkırtır.

Allah yolunda yaşanan her zorluk Allah’ın bir sınavıdır; ecrimizin ve yakinimizin artmasına vesile olur. Pek çok insanın dediği gibi ‘cennette bir köşe olsun o da bana yeter’ gibi samimiyetsiz bir yaklaşım yerine cennetin de en güzel yerini istemek gerekir. Bu, Allah rızasının en fazlasını kazanmak yönünde samimi bir çaba ile gerçekleşeceği için kişiyi tek düzelikten kurtarır. Allah rızasının en çoğunu kazanma isteği, kişinin sürekli dinç ve uyanık kalmasına vesile olur. Şeytana karşı tetikte olmasını sağlar.

Allah rızasının en çoğunu kazanmayı hedefleyen bir mümin için zaman, en önemli  nimettir. Zamanı öldürmekse şeytanın fırkasına ait bir özelliktir. Bu nedenle dini konularda korku ve ümit arasında olalım ve kendimizi yeterli görmeyelim. Ahiretimize hiç bir faydası olmayan konularla zamanımızı öldürüp zorluklardan kaçmayalım.
Onlar, ‘tümüyle boş’ şeylerden yüz çevirenlerdir; (Mü’minun Suresi, 3)
Unutmayın, ahirette izlediğimiz dizilerden, evlilik programlarından, siyasi görüşümüzden, tuttuğumuz takımdan değil, Kuran’dan sorulacağız. Ve yine unutmayın tek sorumluluğumuz yalnızca namaz kılmak ya da oruç tutmak değildir. Sorumluluklarınızı öğrenmek için bir an önce Kuran okumalı, uygulamalı ve tebliğ etmeye başlamalısınız. Yarın çok geç olabilir!

Ve şüphesiz o (Kur’an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. (Zuhruf Suresi, 44)

Bir Cevap Yazın