Kutlu doğum haftası nedeniyle Peygamberimiz ile ilgili bir yazı yazdıktan sonra ilk eşi Hz. Hatice hakkında yazmak istedim. O, üzerine pek de fazla konuşulmayan kutlu kadın. Hayatı boyunca eşinin yanında hep özne ancak daha fazla “gizli” özne olarak yaşamış. O hep ilklerin kadını ancak annelerimiz konu olduğunda -her nedense- adı ilk akla gelmeyen kutlu annemiz. O son hak dinin ilk mümini, Hz. Muhammed (sav)’in ilk ve en sevdiği eşi, servetini Allah, Peygamber ve İslam yolunda harcayan ilk insan, ilk kadın.

“Müminlerin annesi” olmadan önce Tahire ve Tacire olarak bilinen Mekke’li bir kadın O. Kirlenmiş cahiliye toplumunda tertemiz kalmış; Tahire. Bedevi çölünün güzel kokular saçan çiçeği. Kadının ezildiği o dönemde kervanlarıyla ticaret yapan cesur, dik duran ve güvenilir iş kadını; Tacire.

Hatice(ra) iyiliği ve yardımseverliği, kötülüğe tahammülünün olmayışı, muhtaçları koruması, hayırlar yapması, adaletli oluşu ve zulmü kabullenmemesiyle tanınır.

Asaleti, nezaketi ve zenginliğinin yanı sıra cömert, yaşadığı ataerkil toplumdaki kadınlardan çok farklı, imanı ve kişiliğiyle zirvedeki kutlu kadın. Bilgili, kültürlü ve donanımlı. İki evlilik yapmıştır Hatice(ra); ilk eşi ölmüş, ikincisinden ise boşanmıştır. Kadının değersiz/gereksiz bir eşya yerine konulduğu ve neredeyse hiçbir hakka sahip olmadığı bir zamanda, baskı göreceğini bildiği halde boşanmıştır. Bu, O’nun, yanlış karşısındaki kararlı duruşudur.

Aynı zamanda etrafındaki olaylara duyarlı, araştırmacı bir kişiliğe sahip olan Hatice(ra), Muhammed(sav)’in özelliklerini öğrenir, O’nu izler, dürüstlüğüne ve güvenilirliğine hayran olur. Bir rivayete göre başka birine vereceği ücretin kat kat fazlasını vereceğini iletmesi ve kervanlarının başına geçmesini teklif etmesiyle Peygamberimiz(sav) ile iş ilişkileri başlar.

Emin Belde’nin emin kadınının Muhammed-ul Emîn ile evlilik isteğine ise şaşırmamalı. Yaşadığı toplumu sorgulayan, insanların davranışlarını izleyen bir kadın olması, Muhammed (sav)’in çevresindeki diğer erkeklerden farklı olduğunu görmesini sağlar. Kendisiyle evlenmek isteyen Mekke zenginlerini elinin tersiyle iter, kınayıcıların kınamasından korkmaz ve Muhammed(sav)’e talip olur.

Hz. Hatice(ra)’nın, evlendiğinde 40 yaşında olduğu iddia edilse de 27-28 yaşlarında olduğu rivayeti gerçeğe daha yakındır. Çünkü 40 yaşındaki bir kadının o çok sıcak iklimde ve o günün koşullarında 6 çocuk doğurması zordur. Evlendiklerinde Peygamberimiz(sav) de 25 yaşındadır.

İlk Vahiy ve Hatice

Evliliklerinin 15. yılıdır. Peygamberimiz (sav) içinde oluşan yalnızlık isteği ile, sık sık Mekke yakınlarında Nur dağındaki Hira mağarasına gider, tek başına orada kalır, tefekkür eder. Hatice(ra) orada da eşine destek olur, ilgisini eksik etmez. Gençlerin bile zorlukla tırmanabildiği mağaraya, yaşına, sıcağa, baskı ve sıkıntılara rağmen tırmanır, sevgili eşine yemek ve su taşır. Kuşkusuz bu, çok derin sevgi, saygı ve bağlılığın delilidir.

Bir Ramazan ayında, Yüce Allah, Muhammed(sav)’i peygamberlikle şereflendirir. Cebrail (as), Allah’ın dilemesiyle, Hz. Muhammed(sav)’e görünür ve ona Kur’an’ın “Oku!” ile başlayan ilk âyetlerini bildirir.

Yaşadıklarının verdiği şaşkınlığı ve korkuyu paylaştığı Hatice’si, en fazla ihtiyacı olduğu anda O’na sıcaklığını hissettirerek,: “Endişelenme! Allah seni kötülükle yüz yüze getirmez” der. “O seni daima hayırla karşılaştıracaktır. Çünkü sen her zaman akrabana yardım ediyor, ailene bakıyor, geçimini şeref ve namusunla kazanıyor, insanların doğruluktan ayrılmamalarını sağlamaya çalışıyorsun. Yetimlere sığınak olan sensin. Sözünde sadık, emanete hıyanet etmeyen bir insansın. Hiçbir dayanağı olmayanlar sana koşmakta, muhtaçlara yardım elini sen uzatmaktasın. Herkes senden nezaket ve yardım görmekte.” (Buharî, bedü’l-vahy) sözleriyle O’nu sakinleştirir. Böylece, eşinin titreyen bedenini örtüp sardığı gibi, kalbini de yatıştırır.

Muhammed’inin önünde diz çökerek Kelime-i Şehadet getiren Hz. Hatice(ra), Peygamberin ümmetinin ilk ferdidir şimdi. Bir süre sonra ise Cebrail’den abdest almayı ve namaz kılmayı öğrenen Resûlûllah(sav), evde Hatice’siyle birlikte namaz kılar. Bu iki nefer, ikibin kişilik bir iman ordusudur adeta.

Hatice(ra), Muhammed(sav) ile birlikte aynı zamanda çileye de talip olur. Dönemin zorlu koşulları, dedikodular, çekilen acılar -bileği taşına sürtünür gibi- zaten kişiliği keskin annemizi daha da keskinleştirir. Mekke müşriklerinin zulmüne Resulullah(sav) ile birlikte karşı durur, O’nun yanında İslam’ı tebliğ eder. Müşriklerin Müslümanlara boykot uyguladığı üç yıllık süre içinde kuşatmaya Muhammed’i ile birlikte göğüs gerer.

Yalnızca evinde huzur kaynağı değildir Hatice(ra). O, müşriklerin döktüğü dikenlere adeta kendi vücudunu siper eder, yapılan eziyetler karşısında koruyucu kanatlarıyla eşine kalkan olur.

Hatice(ra) ilmi merak, kâinatı okuma ve hayatı anlamlandırma azmi içindedir; O, her dönem nesne değil öznedir. Resulullah(sav)’e ilk buyruklar olan “Oku” ve “Uyar”ı muhatap alan ve uygulayan ilk kadın öğretmendir aynı zamanda. Bugün yalnızca toplumun sisteminin koyduğu “evlen”, “doğur”, “büyüt”, “pişir”, “yıka”, “temizle” gibi emirlerin muhatabı olan ve arta kalan zamanlarını “harcayan”, arkadaşlarıyla boş sohbetler yapan, geceler boyu dizi film izleyen ve saatlerce üzerine konuşan kimi Müslüman kadınlar için de örnek olmalıdır Hatice(ra)… O, İslam’a hizmet için yaşın, işin ve uğraşların mazeret olmayacağı mesajını verir, Muhammed’i gibi Allah için yaşayarak, O’nun “mümin müminin aynasıdır” hadisinin ne kadar doğru olduğunu kanıtlar.

Unutulmayan Eş

Peygamberimiz (sav), eşleri arasında en çok, sonraları Hz. Aişe(ra)’nın kıskançlığı karşısında, “Cenab-ı Hakk benim kalbime onun muhabbetini vermiştir!” cevabını verdiği Hz. Hatice(ra)’yı sever.  Allah Resulü 25 yıl yalnızca Hz. Hatice(ra) ile mutlu bir hayat yaşar, çok yaygın bir adet olduğu halde onun üzerine ikinci bir kadınla evlenmez. Sevgili eşinin ölümünden sonra da onu hiçbir zaman unutmaz. En ufak bir hatıra, onu sevgi ve rahmetle anmasına vesile olur.

Hz. Hatice(ra), insanlara yakın, soğuk durmayan, ötekileştirmeyen, ayırım yapmayan, köle vasıflı insanları kendi özel misafirleri gibi ağırlayan annemiz. Peygamberimiz (sav)’in ilk vahiy halinde duygusal davranmayıp, onun halini çözmeye çalışan kutlu kadın. Onun vahiy anındaki heyecanına ortak olur, aynı zamanda onu rahatlatacak sözler söyler. Resûlullah’ın yükünü hafifletir, hoşlanmayıp karşı çıkılacak bir şey dilinden dökülmez.

Resûlûllah (sav)’i her görüşünde ilk kez görüyormuş gibi heyecanlanır, “Can Güneşim” gibi güzel sözlerle karşılar. Onun hissettiklerini hisseder, onu tutkuyla sever, şefkatle korur ve onunla aynı mekânı ve yalnızca onu yaşar. Kuşkusuz onun güzellikleri, Peygamber Efendimiz (sav)’de de aynı incelik, fedakârlık ve vefa ile karşılık bulur.

Bir gün kıskançlıkla, “ölen bir kadını böylesine hatırlamanın ne mânâsı var, Allah sana daha hayırlı zevceler verdi” diyen Hz. Aişe(ra)’ya, Resûlullah(sav) şöyle cevap verir: “Hayır, gerçek senin dediğin gibi değildir; kimse bana inanmadığı zaman bana inanan o idi, herkes Allah’a ortak koşarken o Müslümanlığı kabul etmişti, benim hiçbir yardımcım yok iken o bana yardım ediyordu!”

Hatice(ra), Resûlullah(sav)’in ayetin gelişi anındaki heyecanına ortak olur, tekbir getirdiğinde O’nunla tekbir getirir, sevindiğinde O’nunla sevinir, üzüldüğünde O’nunla üzülür. Ancak bir farkla ki Hatice(ra) içi coşkun bir nehir gibi akarken, huzur veren bir dinginlikle, adeta emerek O’nun üzüntüsünü gidermeye çalışır. Hatice’nin bu özelliğini şu sözlerle dile getirir Peygamberimiz(sav):

“Onun gönlünde hiç kimsede olmayan bir özellik vardı. İnsanın gönlündeki hüznü bir vakum gibi çeker alırdı” der ve Hatice’sinin,“kendi âleminin hanımlarının efendisi” olduğunu söyler.

“Kureyş’li hiçbir kadın benim tattığım nimetleri tatmadı. Belki şu dünyada hiçbir kadın benim elde ettiğim şerefe ermedi; dünyada Muhammed Mustafa (asm)’ın zevcesi olmam şeref olarak yetip arttığı gibi ahirette de mü’minlerin annesi olmam en büyük nimettir benim için” der kutlu annemiz.

Hatice(ra); “ben inanırım, kimseler inanmasa da ben inanırım”diyen imanlı annemiz.

Azimli, sabırlı, teslimiyetli, güçlü annemiz…

Her işinde Allah rızasını gözeten annemiz…

Malının mülkünün emanet olduğunun bilincinde, “ben seni tanımadan önce belki bunca malın bir anlamı vardı, ama seni ve İslam’ı tanıdıktan sonra dünya sadece hizmet için vardır, şimdi bu parayı ve anahtarları al ve İslam davası için harca” diyerek servetle imtihanını başarıyla veren annemiz…

Daha Kur’an’ı tanımadan kulluk şuuru ve kararlılığı ile Kur’an ahlakını yaşayan kadın…

Güzel bir ahlâk üzere olan Allah’ın Sevgilisinin, güzel bir ahlâk üzere olan sevgilisi…

Hatice(ra); Muhammed’in Hatice’si…

Fuat Türker

Bir Cevap Yazın