Medine Fukarası

 

Doğduğum köy ve çevremizin tarihi ile ilgili araştırmalar yaparken bol bol aşiret ve cemaat sözcükleri ile karşılaştım. Aşiret sözcüğü Arapça bir sözcük ve ‘oymak’ karşılığında kullanılmış. Cemaat sözcüğü ise yine Arapça olmakla beraber aynı din ve soydan olan insan topluluğunun karşılığı olarak kullanılmış.

 

Öyle anlaşılıyor ki bunlar gibi çok sayıda sözcük dilimize İslamiyet’le beraber girmiş ve Türkçenin unutulmasına sebep olmuştur. Oysa Türklerde akraba ve topluluklara ad olan Öz Türkçe sözcükler mevcuttur. En küçük topluluk olan ailelerin birliğine soy( Yine soy yerine Arapça bir sözcük olan sülale sözcüğü de dilimize yerleşmiş), soyların birliğine oba, obaların birliğine oymak, oymakların birliğine boy, boyların birliğine il yani devlet sözcükleri kullanılmıştır.

 

Toplulukların adlandırılmasını devlet Arapça sözcüklerle yapınca tarihçi ve yazarlarımız da aynı sözcükleri kullanmışlar ve kullanmaya da devam etmektedirler.

 

İşte devlet eliyle aşiret sözcüğünün kullanıldığına örnek bir tarihi belge:

‘‘Tarih :11/S /1251 (Hicrî) Dosya No :1592 Gömlek No :61 Fon Kodu :HAT

Kalecik Keskin kazası dahilinde bulunan Haremeyn Aşireti’ne ait Hacıhasanbey Obası diye bilinen köyde Ramazan Bey’in müceddeden bina eylediği camiye Cuma ve bayram namazları kılınabilmesi için izin verilmesi ve hitabetinin Hasan b. Mustafa’ya tevcihi.’’

 

Bu tarihi belgede olduğu gibi çok sayıda belgede ‘Haremeyn’ sözcüğü aşiret yani oymak adı olarak kullanılmış. Oysa Türk oymakları içerisinde Haremeyn oymağı diye bir oymak ismi bulunmamaktadır. Aynı adlandırma kendi köyümüz için de kullanıldığı için araştırmalarımda biraz derine inme gereği duydum ve Haremeyn sözcüğünün Müslümanlarca kutsal sayılan Mekke ve Medine’ye hatta Kudüs’e dayandığını gördüm.

 

İki harem anlamına gelen Haremeyn, sınırları Hazret-i İbrahim ve Hazret-i Muhammed tarafından tespit edilen Mekke ve Medine şehirlerinden her birini ifade etmektir.
Osmanlı kaynakları ile devrin resmi yazışmalarında hemen tamamında Mekke ve Medine yerine Haremeyn tabiri kullanılmış ve sıfat olarak da Haremeynü’ş-Şerifeyn, Haremeyn-i Muhteremeyn, Haremeyn-i Muharremeyn tavsifleri tercih edilmiştir. Bazen bu tabirin içine Kudüs bile girmiştir.

 

Bu tabirin Türkmen ve Yörük oymaklarıyla ilişkisine gelince: Vergileri Haremeyn’e gönderilen bütün oymaklar Osmanlı devleti tarafından bu ad ile isimlendirilmiş.

 

Osmanlı’dan önce kurulan Müslüman devletler; Mekke ve Medine’nin ihtiyaçlarının temin edilmesi, hacıların güvenliklerinin sağlanması, yolculuk sırasında gıda, giyecek, ulaşım için deve ve su tedariki, Haremeyn’in su ihtiyacının karşılanması, Kâbe gibi kutsal mekânların örtülerinin temini, bu mekânların süslenip aydınlatılması, eğitim, sağlık, imaret ve sebil hizmetleri verilmesi, temizlik işlerinin yaptırılması ve hamam tesisi, Haremeyn’de yaşayan fukaranın ihtiyaçlarının giderilmesi, eşraf ve görevlilerin tahsisatlarının karşılanması gibi çok sayıda hizmetin yürütülmesini sağlamışlar.

 

Mekke şehrindeki harem bölgesi; sınırları Cebrail Aleyhisselâm’ın bildirmesiyle İbrahim Aleyhisselâm tarafından çizilmiş ve yine onun tarafından dikilen taşlarla gösterilmiş olan alan olarak belirtilir. Bu bölge Medine tarafından üç mil, Yemen tarafından yedi mil, Irak tarafından yedi mil, Taif ve Arafat yolu üzerindeki Nemire Vadisinden yedi mil, Cirane yolundan dokuz mil, Cidde tarafından on mil uzaklıktaki sınırların çevrelediği alandır. Medine bölgesindeki haremin genişliği ise on iki mil kadardır. Bir mil 1895 metreye karşılık gelmektedir.

 

Yukarıda belirttiğim gibi Haremeyn olarak adlandırılan bölgenin tüm ihtiyaçlarının karşılanması Yavuz Sultan Selim’in Mısır’ı almasıyla beraber zorunlu olarak Yörük ve Türkmen oymaklarına devredilmiştir.

 

Burada garip bir durum var ki; Haremeyn bölgesindeki fakir fukaranın geçimi de Yörük ve Türkmen oymaklarının üzerine yıkılmıştır. Acaba o dönemde konar-göçer olarak yaşayan Yörük ve Türkmen oymakları nasıl bir yaşam mücadelesi veriyorlardı?..

 

Konu çok geniş olduğu için sadece Kırşehir Kırıkkale, Çankırı, Yozgat, Çorum gibi Orta Anadolu bölgesine göç etmiş olan Haremeyn mensubu oymaklardan kısaca bahsedeceğim. Bölgemize gelip yerleşen Türkmenlerin çoğunlukla geliş yerleri bugün ki Kayseri, Sivas, Maraş, Diyarbakır, Halep, Şam, Rakka, Gaziantep, Hatay gibi illeri kapsamaktadır. Yani Güney Doğu ve Suriye ağırlıklı.

 

Bu bölgede yaşayan Yörük ve Türkmen grupları Dulkadirliler, Boz-Ulus Türkmenleri, Halep Türkmenleri, Yeni İl Türkmenleri, Şam Türkmenleri gibi isimlerle adlandırılmışlar. Boy olarak ise ağırlıklı olarak Bayat, Begdili, Avşar, Kızık, Yaparlı, Karkın, Dodurga, Döger gibi Oğuz boyları içermektedir.

 

Dulkadirliler Elbistan ve Maraş civarında 1337–1522 yılları arasında hüküm sürmüş olan bir Türkmen beyliğidir. Beylik zamanla sınırlarını genişletmiştir. Beyliğe adını vermiş olan Dulkadirli Türkmenleri Oguzlar’ın Bozok koluna mensupturlar. Dulkadirli halkını teşkil eden Bozok Türkmenleri Oguzlar’ın Bayat, Afşar ve Begdili boylarından idiler. Halkın çoğu yerleşik hayata geçmiş ve ziraatla da uğraşmıştır.

 

Boz-Ulus Türkmenleri Akkoyunlular’ın bakiyesi ve büyük kısmı Bayındır boyuna dayanan Türkmenlerden teşekkül etmiştir. Bu Türkmen boyları kış aylarında Mardin’in güneyinde ve Fırat nehri kıyılarında kışlamakta ve yaz aylarında Erzurum, Erzincan arasında yaylamaktaydılar. 15. yüzyıldan itibaren Orta Anadolu, 16. yüzyıldan sonra da Batı Anadolu ve Rumeli’de iskân ettirilmişlerdir.

 

Halep Türkmenlerinin Sivas’ın güneyinde Yeni-İl’i meydana getirdikleri belirtilmektedir. Yeni-İl Sivas’ın güneyindeki Mancılık, Gürün ve Hekimhan arasındaki bölgede yaşayan oymakların adıdır. Uzun Yayla’da yaylayan Halep çevresinde kışlayan konar-göçer Türkmenlerdir.

 

Kırıkkale bölgesinde kalabalık bir nüfusa sahip oba yerleşim alanlarını meydana getiren Pehlivanlıların da Halep Türkmenlerinden olduğu belirtilmektedir.

 

Osmanlı’nın iskân politikasına bağlı olarak Orta ve Batı Anadolu’ya göç ettirilen oymaklar Türkmen, Yörük, Tahtacı, Kızılbaş-Alevi gibi vasıflarla adlandırılmıştır. Yaptığımız araştırmalarda Haremeyn aşireti mensubu oymakların yurdun birçok yerine iskân ettiklerini görüyoruz. Sadece Kırşehir Sancağına iskân edilmiş Haremeyn mensubu 36 yerleşim yeri tespit edilmiştir.

 

Doğu ve güneydoğu Anadolu bölgesinde iç içe yaşar duruma gelmiş olan Dulkadirli, Boz-Ulus, Halep Türkmenlerinin bir kısmı Yeni-İl Türkmeni olarak adlandırılmış. Yeni-İl Türkmenlerine aynı zamanda Üsküdar Türkmenleri de denilmiş. Üsküdar Türkmeni denilmesinin sebebi; vergilerinin Valide Sultanların Üsküdar’da yaptırdıkları camilerin vakfına gönderilmesinden dolayıdır.

 

Yeni-İl’e bağlı Türkmen oymaklarının vergilerinin Mekke ve Medine’ye tahsis edilmesiyle bu oymaklara Haremeyn aşireti denilmeye başlanmış. Köyümüz ve akraba bildiğimiz köyler de bu aşiret ismiyle anılmaktadır. Şu belge bu bilgiyi doğrulamaktadır:

‘‘Tarih :29/Ra/1261 (Hicrî) Dosya No :172 Gömlek No :8588 Fon Kodu :C..DH..

Keskin kazasına tabi Abdal ve Kalecik nahiyeleri dahilinde bulunan Karkın ve Delkiköyü ahalileri Haremeyn aşayirine mensubiyet iddiasıyla nüfus tahririne yazılmak istemediklerinden erkek nüfusunun, aşayire dahil olduğu halde yazılması emrine münafi olduğundan bunların da tahrir edilmelerine dair tahrirat. g.tt’’ Ben bu belgeden yanılma payım olmakla beraber itiraza rağmen bu köylerin çift vergiye tabi kılındıkları sonucunu çıkarmaktayım.

 

Cennet hesabıyla kurulan vakıfların gelirlerinin vakıf malları yanında fakir-fukaranın sırtından sağlanması o günlerde de normal sayılıyordu.

 

O günün şartlarında gerek yerleşik hayata geçmiş Türkmen köylüsünün gerek konar-göçer hayata devam eden Yörük ve Türkmenlerin nasıl zor şartlarda yaşam mücadelesi verdiklerini anlamak zor olmasa gerek.

 

Çocukluğumda annemin henüz yumurtlamaya başlamamış piliç diye adlandırdığımız bir tavuğumuzun öldüğünde ağladığını hatırlıyorum. Fakirlik böyle bir şey olsa gerek. Zor şartlarda yaşam mücadelesi veren Anadolu halkının alın teri, Arap’ın midesine akarken Mekke ve Medine’de yaşayan halk, Anadolu’dan gönderilen paralarla iyi bir yaşam sürmektedir. Anadolu halkı çalışmayıp halkın sırtından geçinen ve kolay kolay bir şey beğenmeyen kişilere “Kendisini Medine fukarası zannediyor.” tabirini kullanması boşuna değildir.

 

Sözü evirip çevirip Kırıkkale Milli Piyade Tüfeğine getirmek istiyorum. Kırıkkale’nin doğurup büyüttüğü ve üzerinden nafakasını sağlayacağı varlığının elinden alınıp özel bir şirkete veya şirketlere devredilmek istenmesi Yukarıdakilerin isteği doğrultusunda gerçekleşmektedir. Kırıkkale halkı işsizmiş, yoksulmuş, iş bulamayacakmış, çocuklarının nafakasını sağlayamayacakmış umurlarında bile değil. Zihniyet aynı zihniyet.

 

Osman Öcal

Bir Cevap Yazın